
Punto Punto, gazetecilikten beslenirken, spor kültürünü şekillendiren olayları neden ve sonuçlarıyla geniş perspektiften ele alır. Futbol, tenis, atletizm, voleybol ve basketbol başta olmak üzere tüm atletik branşların etrafında gelişen hikayeler, gelen kutunda.
Burcu Biçer:
"Biz voleybol ülkesiyiz" cümlesini Tokyo 2020 ve Avrupa Şampiyonası sürecinde reklam sloganı olarak duyduk fakat çetin geçen olimpiyat elemelerinden çıkamamış olsak voleybol ülkesi olmayacak mıydık diye düşünmekte fayda var. İlk olarak Türkiye'deki voleybolun 2000'lerin başından bu yana ortaya koyduğu emeği göz ardı etmemek lazım. Şu an voleybol sadece millî takım başarısına odaklı bir spor Türkiye'de. Voleybol ülkesi olmayı tamamen uluslararası şampiyonlukla ölçmek yanlış, lisanslı sporcu sayısı, lig sayısı, altyapı yatırımlarının ölçeği gibi birçok parametre var. Uluslararası anlamda başarılar, takımlardaki birliktelik ve futbol dünyasının ülkeyi hasret bıraktığı duyarlı rekabet kültürü gibi özellikler voleybol ülkesi olmak için sadece sporculara yüklenen bir sorumluluk bu süreçte. Fakat bir sporun ülkesi olmak o ülkenin medyasını, halkın oyuncu ve izleyici olarak ilgisini hatta maçı anlatan spikerin ifadelerini bile içeren bir durum. Kadın voleybol takımı dünya sıralamasında 4. sırada, erkek voleybol takımı ise 21. sırada yer alıyor. Bu açılardan baktığımızda voleybol ülkesi olduğumuzu söylemek için biraz erken olabilir, ancak katettiğimiz mesafe, takımlarımıza ve sporcularımıza gösterilen ilgi ve uzun süredir sistematik olarak yapılan yatırımlar göz önüne alındığında çok iyi ve aynı zamanda keyif veren bir yolda olduğumuz kesin. Başak Koç’un Türkiye - Polonya maçı anlatımından alıntıyla: “Amerikalıların 1895'te bulduğu, Filipinlilerin smaçı dahîl ettiği, Japonların manşet ve savunma sistemini geliştirdiği, 1936 yılında tüm dünyaya yayılmaya başlayan 1964'te ilk kez olimpiyata dahîl edilen eğlence ve gücün içinde olduğu bir oyuna” Türkiye'nin ise risk almayan, kuvvetli manşetleri ve oyun kurgusunu takım olmayla kuvvetlendirerek güçlü ve saygın bir takım olarak anıldığı bir oyun.
Demet Tümkaya:
Mayıstan beri süren yoğun macera, millî takım için 2 madalya ve 1 çeyrek final ile sonlandı. Gerçek oyunumuzu sahaya yansıtamadığımız zamanlar da oldu, elimizden gelenin daha iyisini yaptığımız da ve bunların hepsi oyunun bir parçası. Bir nesle daha voleybolu tanıtan, sevdiren ve voleybol ülkesini ekranlara kilitleyen tüm takıma, gösterdikleri cesaret ve yaşattıkları gurur için tekrar teşekkürler. Nicelerine!
Mertcan Toğrul:
Türkiye Kadın Millî Voleybol Takımı’nın yakaladığı harika jenerasyon sayesinde Türkiye’de voleybola ilgi fazlasıyla arttı. “Türkiye bir voleybol ülkesi mi?” gibi sorular sorulmaya başlandı. Bana göre bir ülke, o spordaki tüm paydaşlarıyla en üst seviyelerde ise bu deyişi hak eder. Aslında yıllardır Türkiye takımları kulüp seviyesinde Avrupa’da çok önemli işler yapıyorlar. Organizasyon kısmı ise belli ki iyi işliyor. Sponsorların desteği de hatırı sayılır düzeyde. Millî takımın başarısına bakarak alt yapının da belli bir seviyenin üstünde olduğunu söyleyebiliriz. Bence Türkiye’nin bu denklemde bir “voleybol ülkesi” olabilmesi için gereken seyirci ilgisi, olumlu yöndeki ilerlemeye rağmen hâlâ az. Türkiye seyircisi, millî takımın başarılı zamanlarında dönemsel olarak bu spora çok ilgi gösteriyor ve bu gibi zamanlarda bir “voleybol ülkesi” olduğumuz konuşuluyor. Ancak Türkiye’nin tam anlamıyla bir “voleybol ülkesi” olarak anılması için yerel lig müsabakalarına da ilginin artması ve bu ilginin tam teşekküllü bir “market”e dönüşmesi gerekiyor.
Mehmet Şimşek:
Millî takımların karşılaşmalarını izlemek hem seyir zevki veriyor hem de manevî bir bağlılık hissi yaratıyor bende. Eğer “Türkiye voleybol ülkesi” mottosu bu branşın önünü açacaksa, mütevazı sporcuları özgürleştirecekse, yeni kuşaklara yeni yaşamlar sunacaksa ve sporla ilişkisi oldukça az olanları bile maç saatinde ekran karşısına heyecanla geçirecekse doğru bir iletişim aracı olduğunu düşünüyorum. Güçlü ve bağlı takımlar, morali ve öz güveni yüksek sporcular görmek iyi geliyor. O umut ülkeye sirayet ediyor.
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
Punto Punto, gazetecilikten beslenirken, spor kültürünü şekillendiren olayları neden ve sonuçlarıyla geniş perspektiften ele alır. Futbol, tenis, atletizm, voleybol ve basketbol başta olmak üzere tüm atletik branşların etrafında gelişen hikayeler, gelen kutunda.
NEREDE YAYIMLANDI?
Kısa kısa: Valtteri Bottas, La Vuelta, LaMarcus Aldridge, Brezilya- Arjantin maçı
07 Eyl 2021

YAZARLAR

Punto
Punto, gazetecilikten beslenirken, spor kültürünü şekillendiren olayları neden ve sonuçlarıyla geniş perspektiften ele alır. Futbol, tenis, atletizm, voleybol ve basketbol başta olmak üzere tüm atletik branşların etrafında gelişen hikayeler, gelen kutunda.
İLGİLİ OKUMALAR
Dünya Kupası futbolcular kadar spor yazarları için de önemli bir kariyer noktasıdır. Futbolcuları takip etmek, maçları stadyumda izleyip yazmak veya anlatmak büyük anlam taşır. The Athletic yazarı Aslı Pelit için mesleki deneyim ve tatminin yanında bir önemi daha vardı 2026 Dünya Kupası’nın. Turnuvayı yeni anne olmuş bir muhabir olarak takip etti. Bir yandan maçlar hakkında yazarken ve basın toplantılarında soru sorarken diğer yandan da altı buçuk aylık kızı Milo’nun bakımını planlamakla meşguldü. Aslı’dan son bir ayın öyküsünü dinledik…

Dünya Kupası'nda Fransa-İspanya, Arjantin-İngiltere maçlarıyla finalistler belirleniyor. Fransa-İspanya eşleşmesi futbolun gördüğü en üst düzey takımlardan ikisini karşı karşıya getirirken Arjantin-İngiltere köklü bir rekabete yeni bir sayfa ekleyecek.

Arjantin'de Javier Milei hükümeti, nafaka borcu olan ebeveynleri tribünlerden uzaklaştırarak ilk bakışta alkışlanabilecek bir uygulamaya imza attı. Öte yandan aynı hükümet, kadınlara ve çocuklara yönelik sosyal destek mekanizmalarını da tasfiye etmeye devam ediyor. Arjantin'deki yeni uygulama, kadın ve çocuk haklarını gerçekten güçlendiren bir politika olabilir mi, yoksa sağ popülizmin yeni gösterilerinden biri mi?

Trump’ın FIFA Başkanı Infantino’yu arayarak Balogun’un kırmızı kart cezasını askıya aldırması futbol dünyasının tepkisini çekti. Ama aynı zamanda FIFA’nın bu tip liderler karşısında ne kadar zayıf bir karnesi olduğunu da yeniden hatırlattı.
07 Tem 2026

Dünyanın en hızlı büyüyen sporlarından biri olan padel, artık bir sporun ötesinde bir yaşam biçimi. Kariyeri boyunca 230 şampiyonluk kazanan, tam 16 yıl boyunca dünya sıralamasının zirvesini kimseye bırakmayan Fernando Belasteguín de bu dönüşümün en yakın tanıklarından biri. Nano Padel'in davetiyle 3 Temmuz'da Lucca Beach Bodrum'da sporseverlerle buluşacak Arjantinli efsane; padelin hızlı yükselişinin arkasında yatan nedenler, iş dünyasının bu spora ilgisi, zirvede kalmanın psikolojisi ve Türkiye'nin potansiyeline dair sorularımızı yanıtladı.



