Will & Harper: Dost dosttur


34. Akbank Caz Festivali bu sene de etkileyici performanslara ev sahipliği yapacak Türkiye’nin en uzun soluklu ve Avrupa’nın en prestijli caz festivallerinden Akbank Caz Festivali , 28 Eylül - 13 Ekim tarihleri arasında cazın önde gelen isimlerini ağırlamaya hazırlanıyor. Kimler var? Meksikalı davulcu ve dörtlüsü Antonio Sánchez Quartet featuring Seamus Blake, Aydın Esen, Orlando le Fleming , Kanadalı caz trompetçisi ve besteci Daniel Hersog , Milo Fitzpatrick ile Jordan Smart’ın güç birliğinden oluşan Vega Trails , Tamer Temel, Ercüment Orkut ve Cem Aksel’in biraraya geldiği trio TÖZ ile çağdaş müziğin üretken topluluğu Hezarfen Ensemble , 1974’ten bugüne başarılara imza atan Kahil El’Zabar’s Ethnic Heritage Ensemble , Repertuarıyla zamansal ve tarz olarak geniş bir yelpazeye yayılan “Şarkı Projesi” ile Ayşe Tütüncü , Gürültü ve sessizlik arasında özgün bir performans sergileyen Tophane Noise Band ile eşlikçileri Berke Can Özcan ve Rana Uludağ , Farklı nesilleri anlatan son projesiyle Dave Okumu 7 Generations , Caz, funk, füzyon ve hip hop unsurlarını harmanlayan efsane trompetçi Takuya Kuroda , Soul, funk ve R B tınılarıyla Adi Oasis , NK-OK ve Mr DM ’in ortaklığıyla caz, hip-hop, Afrobeat, soul ve electronica’yı harmanlayan Blue Lab Beats , Vokalist Aydın Kahya ile orkestra şefi, piyanist, besteci Rustam Rahmedov . 34. Akbank Caz Festivali ’nde müziğe doymak için biletler Biletix’de! Ayrıca, biletler Akbank kartlarına %10 indirimli.
Daha fazlasını öğren →
DuendeHer hafta müzik, sinema, eğlence ve sanat dünyasından söyleşiler, incelemeler, öneriler, podcast’ler ve keşif notları e-posta kutunda.
Film: Will & Harper
Yönetmen: Josh Greenbaum
Süre: 114 dakika
Yapım yılı: 2024
ABD’nin en ünlü komedyenlerinden, Saturday Night Live (SNL) çıkışlı Will Ferrell, 1994-2001 yılları arasında çalıştığı programdan ayrıldıktan sonra Elf (2003), Anchorman (2004), Step Brothers (2008) ve Daddy’s Home (2017) gibi komedi filmleriyle yıldızlaştı. Pandemi döndeminde yüzümüzü güldüren Netflix yapımı Eurovision Song Contest: The Story of Fire Saga (2020) dışında, Ferrell’in espri anlayışının beni güldürmediğini ve onun tarzı komediyi bir türlü sevmediğimi itiraf etmeliyim.
Öte yandan Will Ferrell, birçokları gibi benim de hiç beklemediğim şekilde 2010’ların sonundan itibaren yapımcı kimliğiyle atağa geçti. İmza attığı projeler ve özellikle sinema ve televizyonda kadın temsiline verdiği destekle vizyonunun, kişiliğinin ve hepsinden önemlisi kalbinin mizah anlayışından katbekat iyi olduğunu kanıtladı. Kadınların yönettiği Booksmart (2018), Hustlers (2019), Am I OK? (2022), Theatre Camp (2023) ve Quiz Lady (2023) gibi filmlerin ve Dead to Me (2019-2022) dizisinin yapımcısı olan Ferrell aynı zamanda Succession (2018-2023) dizisi, The Menu (2022) ve May December (2023) filmlerinin de yapımcısıydı. Will Ferrell’ın yer aldığı ve yapımcılığını üstlendiği son proje ise oldukça kişisel: Onun insani yönünü ve kalbindeki iyiliği tüm çıplaklığıyla ortaya koyan ve yakın dostu Harper Steele ile çıktığı 17 günlük yolculuğu konu alan belgesel Will & Harper.

Will & Harper | Kaynak: Netflix
Harper Steele, 1995-2008 yılları arasında (son dört yılında başyazar olarak) SNL’de çalışmış, mizah anlayışı Will Ferrell ile oldukça örtüşen ve en son Ferrell’ın rol aldığı Eurovision Song Contest: The Story of Fire Saga filmini yazan bir komedi yazarı ve senarist. Pandemi döneminde Will Ferrell ve birçoğu SNL kökenli dostları, Steele’den, cinsiyet geçiş (uyum) sürecine girdiğine dair, “yeni isim daha sonra duyurulacaktır” imzalı bir e-posta alıyorlar. “Bu kararı 40 yıl önce almalıydım ama o zaman yanımda siz yoktunuz” diyor Harper Steele. E-postayı alanlardan Will Ferrell, Harper Steele’in yaşamı boyunca tek başına ABD’nin ücra köşelerindeki kasabalara gidip oralardaki “leş” barlarda “iğrenç” biralar içmeyi ne kadar sevdiğini bildiğini ve artık bir kadın olarak bunu yapamayacağını düşündüğünü fark ediyor ve ona birlikte ABD’yi bir uçtan diğerine kat edecekleri bir yolculuğa çıkmayı ve bu yolculuğun filmini yapmayı teklif ediyor: Harper ve Will batıya gidiyor.

Will & Harper | Kaynak: Netflix
Filmi izlemeye başladığımda iki endişem vardı. İlki Harper Steele’in bir pandalanma* prodüksiyonuna maruz bırakılıyor olmasıydı. Oysa film onun geçmişi ve bugünü arasında değişen hiçbir şey olmadığını, tüm iyi ve kötü yönleriyle hâlâ aynı insan, aynı dost ve aynı yaratıcı yazar olduğunu söylemeye bile gerek duymayacak kadar doğal işliyor. Bir trans bireyin trans olduğu için ne kadar farklı olduğunu güzellemek yerine, bireyin zevklerinin ve kurduğu ilişkilerin sırf bu yüzden (böyle olduğunu düşünen ve zorla düşündürmeye çalışan topluma rağmen) değişmediğini vurgulamaya çalışıyor. İkinci endişem ise kuir bireylerin fiziksel ya da psikolojik güvenliğinin, hatta hayatının tehlike altında olabileceği yerlere bir Hollywood ünlüsünün ve prodüksiyon ekibinin koruyucu kanatları altında giden bir trans bireyin izleyenlere vereceği cesaretin yanıltıcı olabileceğine dairdi. Oysaki filmin kimi yerlerinde o koruyucu kanatların dahi nefrete karşı etkili olamadığını görüp irkiliyor, Harper Steele’in bazı durumlarla yalnız başına yüzleşmek istediğine şahit oluyoruz. Will & Harper, bireysel cesaretin ve kendi ayakları üzerinde durmanın önemini de, arkadaşların ve müttefiklerin desteğinin değerini de gözardı etmemeyi başarıyor.
Film, Harper Steele ve Will Ferrell’ın duygusal anlarının çıplaklığının ve mizah aracılığıyla yaptıkları paylaşımların dengesini iyi kuruyor. Öte yandan SNL’in yapımcısı Loren Michaels ve eski SNL komedyenleri Tina Fey, Will Forte, Tim Meadows, Seth Meyers, Paula Pell, Molly Shannon ve Kristen Wiig gibi isimleri de işin içine katıyor. Özellikle Kristen Wiig’in projeye dahil edilme şekli oldukça yaratıcı. Wiig’in film için yazdığı ve “Harper ve Will batıya gidiyor; iki eski arkadaş ve bir çift yepyeni göğüs” dizesiyle başlayan şarkı “Harper and Will Go West” ise fazlaca kullandıkça anlamsızlaşan “Love is love.” sloganını daha anlamlı ve filme daha uyumlu bir forma sokarak “Friend is a friend.” diyor: Dost dosttur.
*Efe Re, Rast Magazine’deki “Günolanmak ve pandalanmak” başlıklı yazısında, Lubuncaya yerleşmiş bu terimi “kuir bir bireyin sanki nesli tükenen ve ender bulunan bir canlıymış gibi el üstünde tutulup, özgün tarzı ve nadide kimliğiyle ön plana çıkarılması, pohpohlanması, hayran olunması” olarak tanımlıyor.
Nerede izleyebilirsin? Will & Harper, 27 Eylül’de Netflix kataloğuna eklendi.
Benzer işler:
- Transamerica (2005, Duncan Tucker)
- Benim Çocuğum (2013, Can Candan)
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
DuendeHer hafta müzik, sinema, eğlence ve sanat dünyasından söyleşiler, incelemeler, öneriler, podcast’ler ve keşif notları e-posta kutunda.
İLGİLİ BAŞLIKLAR
NEREDE YAYIMLANDI?
HBO ve BluTv’de yayınlanacak komedi The Franchise’ın yapımcı, yönetmen ve oyuncularıyla sohbet, Netflix’ten yol belgeseli Will & Harper…
04 Eki 2024

YAZARLAR

Emre Eminoğlu
Sinema, kültür, sanat yazarı. 2021’den beri sinema editörlüğünü üstlendiği Aposto başta olmak üzere çeşitli dijital ve basılı yayınlarda sinema yazıları yazmaya, röportajlar yapmaya ve podcast'ler üretmeye devam ediyor. SİYAD ve FIPRESCI üyesi, Golden Globes seçmeni.

Duende
Her hafta müzik, sinema, eğlence ve sanat dünyasından söyleşiler, incelemeler, öneriler, podcast’ler ve keşif notları e-posta kutunda.
İLGİLİ OKUMALAR
Saraybosna Film Festivali’nin 32. yılında yarışmanın öne çıkanlarına, Balkan sinemasının yakın geçmişle ilişkisine ve festivalin en iyi filmlerine yakından bakıyoruz.

Olivia Wilde’ın "The Invite"ı, boşanmanın eşiğindeki bir çiftin evlerine misafir olan başka bir çift üzerinden arzuyu, evliliği, kadınlık deneyimlerini ve birlikte yaşamanın performatif hâllerini didikliyor. Tek mekana sıkışan film, seksin bir ilişkinin nedeni değil semptomu olduğunu söylerken asıl soruyu sonu bırakıyor: Bir ilişkiyi ayakta tutan şey arzu mu, alışkanlık mı, yoksa ilişkinin içinde kendin olabilmek midir?

Datça’nın doğası ve Akdeniz ruhunu cazla buluşturan DatJazz’ın ilk yılında festivaldeydik. Yunan ve Fransız kültürü arasında büyüyen genç sanatçı Melina ile buluştuk ve geleneksel ile moderni buluşturan Doğu Akdeniz müziği üzerine konuştuk.

Otobiyografik kurgu, memoir ve “dolaysızlık” estetiği çağdaş edebiyatın merkezine yerleşirken kurgu, hayal gücü ve başka dünyalar kurma iddiası giderek geri çekiliyor. Édouard Louis’den Karl Ove Knausgård’a uzanan bu yeni gerçekçilik, edebiyatı bir “otantiklik piyasası”na dönüştürürken okuru başka dünyaları tahayyül etmeye değil ona yalnızca empatiyle yaklaşmaya çağırıyor. Politik ve kültürel olarak alternatifsiz bırakılmış dünyanın edebiyattaki semptomları.

Kazdağları’nın ekolojik kırılganlığı ile Mehmetalan Köyü’nün Tahtacı kültürü, sözlü hafızası, mitoloji ve tarih anlatılarıyla ilişki kuran Doğaya Sanat programı ekoloji, yerel kültür ve sanat arasındaki bağı; araştırma, karşılaşma, birlikte düşünme ve üretme pratiği üzerinden ele alıyor. Programın kurucuları Barış Atağ, Oğuzhan Taflı ve program direktörü Derya Yücel ile bu uzun soluklu ilişkinin nasıl kurulduğunu konuştuk.




