Yapay zekanın gözyaşı döküp dökemeyeceğini sorgulamak mı, yoksa buna gülmek mi daha normal?

QuandoHer salı ve cuma girişimcilik ve teknoloji ekosistemlerinden öne çıkan gelişmeler, paradigma değişimleri, inovasyon trendleri ve dijital dönüşüm e-posta kutunda.
Babamın ara ara anlattığı ve her seferinde çok güldüğüm bir gençlik anısı var. Bir gün, üç arkadaş sarhoş bir şekilde küçük, yani sadece maddi hasarlı bir trafik kazasına karışırlar. Arabayı kullanan babamla, ön sağ koltukta oturan arkadaşı, kazanın şokuyla hemen ayılırlar. Direksiyon başında sarhoş yakalanmamak için de polis gelmeden olay yerini terk ederler. Hatta eve gidip uyurlar bile.
Neden sonra uyandıklarında, olay sırasında arka koltukta sızmış bir şekilde unuttukları arkadaşları akıllarına gelir. İki arkadaş telaşla, arabada unuttukları arkadaşlarını aramaya çıkarlar. Olay yerine vardıklarında araba çoktan çekilmiştir. İkinci olarak baktıkları yer unutulan arkadaşın terzi dükkanıdır. Nitekim arkadaşlarını orada bulurlar. Bizimkileri görür görmez “Beni sap gibi bıraktınız orada” diyerek hüngür şakır ağlamaya başlayan arka koltukta unutulan arkadaş, belli ki polisle de bir macera yaşamıştır.
Çocukluğumdan beri ne zaman bir yetişkinin ağlaması üzerine düşünsem, bu hikaye aklıma düşer. Arabada unutulan arkadaş Ziya Amca, bugün artık yaşamadığı için babam bu komik hikayeyi anlatırken de kahkahayla karışık pıt pıt birkaç damla yaş döküyor artık.
İşte size yapay zekanın asla deneyimlemeyeceği bir şey. Ne ağlayabilir ne de arkadaşlarından özür bekleyebilir. Ancak soru şu: Bu onun potansiyelini ve bugün yapabileceklerini değiştirir mi?
Numan Kurtulmuş’un ‘iddialı’ yapay zeka söylemi
Sosyal medyada gündemi yakından takip edenler, konuyu nereye bağlayacağımı anlamıştır. TBMM Başkanı Numan Kurtulmuş’un Ankara’da düzenlenen Verimlilik ve Teknoloji Fuarı’nda yaptığı konuşmaya getireceğim konuyu. O konuşmanın bir bölümü epey dalga konusu oldu. Kurtulmuş konuşmaya, "Yapay zekaya her türlü şeyi öğretebiliyoruz da yapay zeka gözyaşının değerini biliyor mu? Yapay zeka bir özür dilemenin ne anlama geldiğini anlayabiliyor mu? Yapay zeka, sevincin kederden nasıl ayrılabileceğini bize anlatabilir mi?" diyerek giriyor, hatta eli biraz daha yükselerek yapay zekanın şeytani bir oyunun parçası ve insansızlaştırma sürecinin bir aracı olduğunu iddia ediyor.
Bağlam çöküşüne rağmen Kurtulmuş’u anlayabilir miyiz?
Açıkçası "şeytani bir oyun" gibi sözlerle el yükseltmese, Numan Kurtulmuş’un girdiği tartışmayı felsefi bağlamda anlayabilirim. Zaten yapay zekanın bilinç kazanması, genel yapay zeka (AGI) konuları ve bunun etrafındaki karşılıklı tartışma nicedir dünyanın gündeminde.
Yani Numan Kurtulmuş’un söyledikleri, hakemli bir bilimsel yayında, referanslarıyla birlikte de dile getirilebilir ve kimse bunu “cahillik ve teknoloji karşıtlığı” olarak görmez. Fakat burada tuhaf olan bağlam. Neden bir meclis başkanı, bir teknoloji fuarında, mizah konusu olmaya çok açık olan bu geniş bağlama girer? Burada bir bağlam çöküşünün yaşandığı açık ve bu nedenle yapay zekanın ağzından Numan Kurtulmuş’a cevap yazdıranları yahut bunu mavra konusu yapanları da anlayabiliyorum.
Buna karşılık yapay zekanın duyguları deneyimleme ya da asla deneyimlememe ihtimaliyle ilgili devasa bir literatür olduğu da açık.
Yapay zekayı ‘normal bir teknoloji’ olarak düşünmek
Bu olayla eşzamanlı olarak okuduğum bir bilimsel makaleden söz açmak istiyorum. Princeton Üniversitesi’nden Arvind Narayanan ve Sayash Kapoor tarafından kaleme alınmış. Makalenin aslına MIT Technology Review’dan James O’Donnel’ın referansıyla ulaştığım için onun da hakkını vermeliyim.
Araştırmacıların tezi, benim nicedir çeşitli yazı ve konuşmalarda anlatmaya çalıştığım fikirlerle oldukça paralel. Özetle diyorlar ki: “Yapay zekayı artık normal bir teknoloji olarak düşünmemiz gerekiyor.”
Burada normalle kastettikleri şey, onları dünyada üretken yapay zekayla ilgili dönen tartışmanın iki uç cephesinden ayırıyor. Bir tarafta Numan Kurtulmuş gibi distopik düşünenler, diğer taraftaysa yapay zekanın sanayi devriminden ziyade rönesansa benzeyeceğini iddia eden OpenAI CEO’su Sam Altman gibi ütopik düşünenler var. Narayanan ve Kapoor’un perspektifi burada üçüncü ve daha makul bir pencere açıyor.
'Normal bir teknoloji' derken kastedilen
Araştırmacılar Narayanan ve Kapoor’un normal bir teknoloji kavramsallaştırmaları üç konuyu kapsıyor: Mevcut yapay zekanın doğru tanımlanması, yapay zekanın öngörülebilir geleceği üzerine bir tahmin ve ona nasıl davranacağımıza dair bir reçete.
Onların vizyonuna göre yapay zeka, her şeyden önce insan kontrolünde kalabilecek ve kalması gereken bir araç. Sonrasında dönüştürücü toplumsal ve ekonomik etkilerin neden beklenenden yavaş olacağını hatta onlarca yıla yayılacağını anlatıyorlar. İkinci olarak, gelişmiş yapay zekanın (süper zeki kavramsallaştırmasına karşı çıkıyorlar) olduğu dünyada insanlar ile yapay zeka arasındaki işbirliği olasılıklarını ayrıntılandırıyorlar. Son olarak da yapay zekayı kazalar, silahsızlanma yarışı, kötüye kullanım ve uyumsuzluk açısından analiz ediyorlar.
Bu analizin sonucunda, risklerini azaltmak için onu normal bir teknoloji olarak görmenin, insan benzeri distopik bir teknoloji olarak görmekten daha makul olduğu fikrine ulaşıyorlar.
Yapay zeka aslen eşitsizliği derinleştiriyor
Narayanan ve Kapoor’a göre genel yapay zeka (AGI) veya süper zeka kavramsallaştırmaları, yani distopik fikirler ve bunlar üzerinden yapılacak sert politik müdahaleler, yapay zekanın normal bir teknoloji olarak yükseleceği ortamda işleri daha da kötüleştirebilir.
Bu durum eşitsizliği daha da artırabilir ve kapitalizmin yol açtığı sorunları derinleştirebilir. Narayanan, yapay zekanın nasıl kullanıldığına bağlı olarak; eşitsizliğe yol açabileceğine, emek piyasalarına, özgür basına zarar verebileceğine ve demokratik gerilemeye yardımcı olabileceğine, yani özetle kapitalizmi güçlendirme olasılığına daha fazla odaklanmak gerektiğini söylüyor.
Oysa distopik vizyon, yeni ve beklenmedik sorunlar yaratma olasılığına daha fazla odaklı. Bunun yerine mevcut sorunları daha da kötüleştirme ihtimali olan “normal bir teknoloji” olarak düşünmek daha mantıklı bir yaklaşım.
Peki ne yapmak gerekiyor?
Burada normal teknoloji derken yapay zekayı da internet gibi, elektrik gibi bir altyapı teknolojisi olarak düşünmek kastediliyor. Bugün nasıl, elektriksiz veya internetsiz bir dünyayı tahayyül edemiyorsak yapay zeka için de artık aynısı geçerli. Bu nedenle ona sürekli distopik misyonlar biçmek yılgınlığa, ütopik misyonlar biçmek de ihmalkarlığa yol açabilir.
Narayanan ve Kapoor’a göre bunlar yerine yapılması gereken, demokratik kurumları güçlendirmek, hükümetlerde teknik uzmanlığı artırmak ve yapay zeka okuryazarlığı seferberliği başlatmak. Yapay zekayı tanımlamaya çalışmak yerine benimsemeye çalışma aşamasına çoktandır geçilmesi gerekiyor.
Retorik sorular yerine gerçek sorular
Numan Kurtulmuş’un retorik sorularını bu bağlamda değerlendirdiğimiz zaman ise “hükümetlerde teknik uzmanlığı artırmak” kısmının bizde henüz emekleme aşamasında bile olmadığını düşünmek mümkün. Bu açıklama, konuyla ilgili sorumluluk alması gerekenlerin yapacağı bir açıklama değil çünkü.
Yapay zekanın bilinç kazanıp kazanmadığını sorgulamak felsefi bir tartışma olabilir ama Numan Kurtulmuş orada bu konulara meraklı bir felsefe tutkunu olarak değil, bir meclis başkanı olarak bulunuyor ve konuşuyor. Onunla dalga geçenlerin bir kısmı da bundan ziyade “teknoloji düşmanlığı ve cahillik” parantezi açıyorlar ki, yukarıda bahsettiğimiz üzere bu da anlaşılabilir ama doğru bir perspektif değil.
Bu konuda daha gerçekçi olmak zorundayız. Yapay zekanın muazzam bir potansiyeli ve onunla doğru orantılı olarak sorunları derinleştirme riski var. Hele ki bu teknolojilerin mucidi ve üreticisi olan değil, çoğunlukla tüketicisi olan bir ülkede yaşıyor veya siyaset yapıyorsanız bu daha hayati bir soru.
Yapay zekanın “şeytani bir oyun” olarak değil, normal bir teknoloji olarak yükseldiği bir dünyada bile çok geri kalmış olabiliriz. Asıl soru ve sorun burada. Retorik sorular yerine gerçek sorulara odaklanmakta fayda var.
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
QuandoHer salı ve cuma girişimcilik ve teknoloji ekosistemlerinden öne çıkan gelişmeler, paradigma değişimleri, inovasyon trendleri ve dijital dönüşüm e-posta kutunda.
İLGİLİ BAŞLIKLAR
YAZARLAR

Ümit Alan
Yazar ve iletişim uzmanı. Basın ve Yayıncılık ana bilim dalında yüksek lisans yaptı. 2000 yılından itibaren yazılarıyla basında yer almaya başladı. 2009 yılında düzenli medya eleştirisi yazıları yazmaya başladı. Yazılarının konsepti 2016’dan itibaren yeni medya ve dijital medya okur yazarlığına genişledi. Televizyonda "Heberler" (2010-2013) isimli hiciv programının senaryo yazarları arasında yer aldı. "Saray’dan Saray’a Türkiye’de Gazetecilik Masalı" (Can Yayınları, 2015) isimli bir eleştirel basın tarihi incelemesi kitabı var. Socrates Podcasts çatısı altında Can Öz ile birlikte "Yeni Medya 451"i hazırlıyor. Aposto ekibiyle birlikte ise "Ümit Alan ile Medya Tarihi" podcast serisini hazırladı. Aynı zamanda 2003 yılından bu yana iletişim sektöründe danışmanlık ve reklam yazarlığı yapıyor. Profesyonel konuşmacı olarak etkinliklere katılıyor.

Quando
Her salı ve cuma girişimcilik ve teknoloji ekosistemlerinden öne çıkan gelişmeler, paradigma değişimleri, inovasyon trendleri ve dijital dönüşüm e-posta kutunda.
İLGİLİ OKUMALAR
Emojiler, ilk bakışta internet ekosisteminin evrensel bir dili gibi görünse de hangi emojiyi kullandığınız, sizinle ilgili sandığınızdan çok daha fazla şey söylüyor. Bazen bir emoji, doğum tarihinizi yazmanıza gerek kalmadan hangi kuşağa ait olduğunuzu rahatlıkla ele verebiliyor.

Haziran ayında İstanbul’daki Türkiye Yapay Zeka Zirvesi’nde açıklanan 2026-2030 Türkiye Yapay Zeka Eylem Planı, Resmî Gazete’de yayımlanmasıyla kamu kurumları için resmî bir yol haritasına dönüştü. Plan, yetkinliklerin yaygınlaştırılmasından işlem gücü yatırımlarına uzanan 16 adımlık bir çerçeve sunuyor ancak sınırlı eğitim hedefleri, özel sektöre yönelik teşvik ihtiyacı, yönetişim ve çevre alanındaki boşluklar, planın geliştirilebilecek yönlerine işaret ediyor.

Google, yapay zeka alanında bugüne dek her zaman sessiz, istikrarlı, kendini kanıtlamış ve olgun bir şirket imajı çizdi. Fakat Ağustos ayı başlarında şirket, yapay zeka yönetiminde bugüne kadar yaptığı en köklü değişikliklerden birine gitti. Eski şirket çalışanları tarafından yapılan açıklamalar, bu yönetim değişikliğinin ardında şirketin yapay zeka alanında hangi yöne ilerlemesi gerektiğine dair önemli bir fikir ayrılığı olabileceğine işaret etti.

Son günlerde yapay zeka modellerinin yaygın kullanıma açılmak için yeterince güvenli olup olmadıklarını anlamak üzere yapılan testler, başlı başına bir güvenlik riskine dönüşüyor. Şirketler tarafından bir prestij göstergesi gibi sunulan kaçış vakaları, test ortamları ve prosedürlerinin de en az modeller kadar hızlı güçlendirilmesi gerektiğini ortaya koyuyor.

Yapay zeka üretimiyle insan üretimini birbirinden ayırmak giderek zorlaşırken Spotify’dan Anthropic’e teknoloji şirketleri, etiketler ve filigranlarla kökeni yeniden görünür kılmaya çalışıyor. Ancak bu önlemler kolayca aşılabiliyor; üstelik bir içeriğin yapay zeka ürünü olduğunu öğrenmek ona biçtiğimiz değeri de değiştiriyor. Belki de asıl mesele artık sahte içeriğe kanıp kanmayacağımız değil, otantikliği nasıl tanımlayacağımız olacak.




