“Yaratılan’ın” yaratımı: Çağan Irmak’la yeni dizisi üzerine

Çağan Irmak’la, Frankenstein romanının bir yorumlaması olan Netflix mini-dizisi “Yaratılan” üzerine konuştuk.
“Yaratılan’ın” yaratımı: Çağan Irmak’la yeni dizisi üzerine

Duende

Duende

Her hafta müzik, sinema, eğlence ve sanat dünyasından söyleşiler, incelemeler, öneriler, podcast’ler ve keşif notları e-posta kutunda.

Çağan Irmak deyince birçokları için sıfır noktası televizyondur. Bazıları için Şaşıfelek Çıkmazı’na (1996-2001) kadar uzanır bu; bazıları için Asmalı Konak (2002-2003) ya da Çemberimde Gül Oya’ya (2004-2005). Benim içinse Çağan-Irmak-sıfır-noktası Çilekli Pasta (2000) olmuştu. Henüz on beş yaşında bile değilken izlediğim bu romantik televizyon filmi, beni sadece Çağan Irmak’ın sinemasıyla tanıştırmakla kalmamış; televizyonda dizi, sinemada film izlendiğini düşündüğüm bir dönemde benim için televizyon ve sinema arasındaki sınırları belirsizleştiren ilk yapım olmuştu. 

Çilekli Pasta ile televizyon filmi formatını Türkiye’de deneyen öncülerden olan Çağan Irmak, birkaç yıl sonra bizi korku serisi Kâbuslar Evi (2006-2007) aracılığıyla antoloji dizi konseptiyle tanıştırdı. Belki de bu yüzden onun ismini duyduğumda, kitleleri sinemaya çekerek kolektif duygulara hitap eden bir yönetmen ve senarist olmanın yanı sıra televizyonda yeni formlar ve yeni janrlar denemeye açık, riskler almaktan korkmayan bir yaratıcı olduğu geliyor.

Çağan Irmak’la Maçka’da buluştuk. | Fotoğraf: Deniz Sabuncu

Hep aynı filmi çekiyor olmak biraz sıkıcı bir süreç olurdu. Fantastik sinemayı çok seviyorum ama mesela denemediğim, ait hissetmediğim formlar da var. Seyirci olarak polisiyeyi sevsem de polisiyeye kendimi yakın hissetmiyorum. Kendimi yakın hissettiğim formları ve janrları denemeyi seviyorum.” diyor Çağan Irmak. Netflix için çektiği 8 bölümlük mini-dizi Yaratılan, Mary Shelley’nin gotik romanı Frankenstein’ın geç Osmanlı döneminde geçen bir yorumlaması. Yeni bir format, yeni bir platform ve yeni bir janr... Maçka’da Boğaz manzaralı bir terasta bir araya geldiğimizde yaklaşık yirmi yıl içinde değişen üretim biçimlerinden açıyorum konuyu. Sinema, televizyon ve dijital platformlar için üretmenin farkları üzerine konuşuyoruz:

“Çok uzun bir yolculuk bu sürece gelmek. Bizim mesleğimizde bazı kırılma noktaları var. Sinema varken televizyonun ortaya çıkması, televizyon ve sinema varken dijital mecranın ortaya çıkması; bunlar hep kırılma noktaları. Bu süreç anlatımı da etkiliyor mu, ben daha çok ona kafa yoruyorum. Bir yönetmenin anlatım biçimini etkiliyor mu? Evet, bazen etkiliyor. İşin dinamiği değişiyor, seyirciye sunum biçimleri değişiyor. Bunlara fazla muhafazakâr olmadan, her yönüyle açık olmak gerektiğini düşünüyorum. Mesela önceleri hoca-çırak ilişkisi varken şimdi o hoca-çırak ilişkisi yerini başka bir dinamiğe bıraktı. Sette ben genç insanlardan yeni şeyler öğrenirken buluyorum kendimi - ki böyle olması gerekiyor, bu çok doğal bir şey. Bu yüzden de bütün bu yolculuğa yabancı biri olmamaya çalışıyorum. Karşılaştırdığımız zaman teknik anlamda çok başka bir yere gelmek konusunda dijital mecralar artık bir dünya standardı tutturulmasını istiyor, çok da iyi bir şey bu. Bu, teknik iyileştirmeyi tetikledi. Özgür olmak ya da olmamak konusu var bir de. Bir şeyi anlatırken bu her dönem kabuk değişiliyor. Her dönemin kendine özgü özgürlükleri ve özgürlük kısıtlayıcıları var. Bu süreç kırılmaya başlanıyor ama çok da ileriye gitmiş değiliz bu anlamda. Çünkü her süreç kendi yasağını ve kendi özgürlüğünü de beraberinde getiriyor.”

Yasaklar ve özgürlükler deyince, bugün Türkiye ve dünyadaki tüm kutuplaşmaların, kısıtlanan özgürlüklerin ve dayatılan yasakların temelinde (politik görüşten dinî inanca, etnik kökenden cinsel kimliğe birçok açıdan) farklı olana yönelik korku ve farklı fikirlere olan tahammülsüzlüğün olduğu geliyor aklıma. Frankenstein romanının da özünü bu oluşturuyor mu zaten? Bu bağlamda romanın kuir teori üzerinden de okunabileceğini düşündüğümü söylüyorum. Yönetmen ise “Ben öyle bakmadım.” diyor ve ekliyor: “Ben romanın daha çok devrimci tarafıyla ilgileniyorum. Daha çok ilgimi çeken birini yaratmak ve yaratılmış bir karakterin insanın kötülüğü karşısında aslında bebek gibi doğup da kötü olmaya dönüşmesiydi.

Yaratılan | Kaynak: Netflix Türkiye

Bir yorumlama olarak Yaratılan

Yönetmen, Frankenstein romanını ilk kez okuduğunda yaklaşık 15 yaşındaymış, inceltilmiş bir kopyasından okumuş. Yıllar sonra o kopyayı bulup incelediğinde, ta o zaman bazı cümlelerin altını çizdiğini görmüş. “Yaratılan’a bir edebiyat uyarlaması değil de bir edebiyat yorumlaması diyebiliriz.” diyor. “Sekiz bölümlük bir hikâyeye dönüştürmek yepyeni yan hikâyeler gerektiriyor. Ben kitabın yalnızca iskeletini aldım, ruhunu aldım. Eklediğimiz yan hikâyelerin tümü de bir bütüne hitap etti aslında.”

Dizi romanın hikâyesini Osmanlı İmparatorluğu’nun son dönemlerine, Bursa ve İstanbul’a taşıyor. İzlerken en başarılı olduğu yanlarından birinin de Avrupa’da geçen tanıdık hikâyenin Anadolu’da eğreti durmamasını sağlaması ve dönemin ruhunu inandırıcı bir şekilde yansıtması olduğunu düşünüyorum. Göz kamaştırıcı set ve kostüm tasarımları için, eski Bursa ve eski İstanbul’u yeniden yaratırken çıkış noktası olarak nasıl kaynaklardan faydalandıkları en merak ettiğim noktalardan biri:

“Tüm görsel kaynaklardan faydalandık. Bir tarih danışmanımız vardı. Çoğunluğun görmediği, henüz internet arşivlerine düşmemiş birçok fotoğraf gösterdi bize. Bize ezberletilen Osmanlı estetiğinin çok dışındaydı gösterdiği fotoğraflar. Baktığınızda 1800’lerin sonunda Beyoğlu’nda Latin alfabesiyle [Batılı markaların] reklamlarını görebiliyorsunuz. Osmanlı öyle bir yerdi aynı zamanda. Geçmişle ilgili bazı şeyler kafamızda bazen yanlış bir miras olarak kalabiliyor. Ben burada çok yaşayan ve çok gerçek bir Osmanlı’dan yola çıkmak istedim ve o yüzden fotoğraflar ve o dönemde yapılmış bir külliyat çok işimize yaradı.

Taner Ölmez ve Erkan Kolçak Köstendil | Kaynak: Netflix Türkiye

Dizinin başrollerinde Taner Ölmez ve Erkan Kolçak Köstendil yer alıyor. Fakat hem asıl hikâyedeki karakterlerin izdüşümü niteliğindeki hem de eklenen yan hikâyelere hizmet eden birçok karakteri canlandıran doğru isimlerin bulunmasının kolay olmadığını tahmin ediyorum. Oyuncu seçimi konusunda şunları söylüyor Çağan Irmak: “[Oyuncu seçimine] başından beri hep dâhildim. Senaryo yazım sürecinde bazı şeyler çok kolay aklınıza geliyor ama bunun kesin ve net bir cevabı yok. Bazı şeyleri bırakıyorsunuz. Plastiği de estetiği de farklı oyuncular gerekiyordu; yüzü değişecek, makyajı, kostümü değişecek. Senaryo yazım sürecinde genellikle kimseyi kafamda tutmadım. Onu daha sonraki araştırma sürecine bıraktım.

Televizyonda riskler alan, yeni format ve janrlar deneyen bir vizyondan da; Mustafa Hakkında Herşey (2004), Ulak (2008) ve Karanlıktakiler’in (2009) karanlığından da; Babam ve Oğlum (2005) ve Unutursam Fısılda’nın (2014) güçlü duygularından da nasibini almış bir mini-dizi olarak, tam bir Çağan Irmak işi seni bekliyor Yaratılan’da. Seni bugüne kadar sinemada ya da televizyonda gördüğün Frankenstein’lardan farklı bir yapımın beklediğini de ayrıca eklemeliyim - ki yaratıcısı da bunu onaylıyor: “Sinema uyarlamaları dediniz ya; aslında kitap gerçek anlamda sadece iki kez uyarlandı: Biri Kenneth Branagh’ın Frankenstein (1984) filmi, biri de Yaratılan. Daha önceki uyarlamalar tamamen bir korku estetiği içinde Mary Shelley’nin romanının ruhuna çok da yakın olmayan uyarlamalardı.

Yaratılan | Kaynak: Netflix Türkiye

Edebiyattan sinemaya taşınan hikâyelerden bu kadar bahsettikten sonra; sadece bir yönetmen ve senarist olarak değil, bir okur ve izleyici olarak hangi edebiyat eserini ekranda ya da perdede izlemek isterdi. Merak ediyorum. “O kadar çok keşfedilmemiş yazarları olan bir ülkede yaşıyoruz ki!” diyor. “Ama İnce Memed’in hâlâ bir film ya da diziye uyarlanmamış olması çok üzücü gerçekten. İnce Memed’i yapmak ya da yapılmışını izlemek isterdim. Aslında Hollywood yaptı ama çok kötü bir örnekti.  (Memed My Hawk (1984, Peter Ustinov)) Hiç beğenilmemişti. İnce Memed asla güncelliğini kaybetmeyecek bir roman. O çatışma hayatımızda hep var. İktidar sahibi ve ona karşı çıkan, toplumun yarattığı bir asi… Bu çok güzel bir hikâye, Türkiye’de hâlâ yapılmamış olması çok garip geliyor bana.

Çağan Irmak | Fotoğraf: Deniz Sabuncu

Peki diyorum son olarak; sırada ne var? (Yanıtın beni oldukça şaşırtacağından, beklenmedik bir yerden geleceğinden henüz haberim yok.)

“Sırada şu var: Bir kitap yazdım. O çıktı piyasaya, onun tepkilerini bekliyorum. İlk kez okurla baş başa kaldığım bir an yaşıyorum. Daha önce kalabalık salonlardaydım. Daha önce görüntülerimi kendim vermiştim; burada görüntüleri onlara bıraktığım, sadece edebiyata sığındığım bir yazım süreci oldu. Bu benim için bir ilk; kitap yazmak senaryo yazmakla karşılaştırılabilecek bir şey değil. Onun tepkilerini merak ediyorum. Orada da aynı şeyler var; farklı kimlikler, inanışlar, cinsel kimlikler… Bunların hepsinin bir kasabada toplanmış hâli var. 53 yaşındayım artık ve bunun bir ilk heyecan olarak hayatıma gelişi çok temiz, taze oldu. Bundan sonra ne olacağını bilmiyorum ama.”

Nerede izleyebilirsin? Yaratılan, bugün Netflix kataloğuna ekleniyor.

Hikâyeyi paylaşmak için:

Kaydet

Okuma listesine ekle

Paylaş

Duende

Duende

Her hafta müzik, sinema, eğlence ve sanat dünyasından söyleşiler, incelemeler, öneriler, podcast’ler ve keşif notları e-posta kutunda.

NEREDE YAYIMLANDI?

DuendeDuende

BÜLTEN SAYISI

📽️ Çağan Irmak’ın Frankenstein hikâyesi, Scorsese’nin son şahanesi

Netflix’te yayınlanan Yaratılan’ın yönetmeni Çağan Irmak ile röportaj, Martin Scorsese’nin Killers of the Flower Moon filmine dair notlar.

20 Eki 2023

Yaratılan | Kaynak: Netflix Türkiye

YAZARLAR

Emre Eminoğlu

Sinema, kültür, sanat yazarı. 2021’den beri sinema editörlüğünü üstlendiği Aposto başta olmak üzere çeşitli dijital ve basılı yayınlarda sinema yazıları yazmaya, röportajlar yapmaya ve podcast'ler üretmeye devam ediyor. SİYAD ve FIPRESCI üyesi, Golden Globes seçmeni.

Duende

Her hafta müzik, sinema, eğlence ve sanat dünyasından söyleşiler, incelemeler, öneriler, podcast’ler ve keşif notları e-posta kutunda.

İLGİLİ OKUMALAR

DuendeDuende

HİKAYE

Renata Salecl'ten 'Kabalık Çağı': Nezaketsizlik bu çağın yeni normali mi?

Renata Salecl, birçok kitabında neden sonuç bağlamında gündeminde tuttuğu neoliberalizm değişmezini, yeni kitabı "Kabalık Çağı"nda da pergelin sabit ayağı olarak kullanıyor. Bireyselden toplumsala yeni liberal düzenin yarattığı sosyal erozyonu incelerken deyim yerindeyse çuvaldızı hem dayatılmış neoliberal düzene hem de onun heveslisi, faili, sürdürücüsü ve kurbanı durumundaki günümüzün şaşkın bireyine batırıyor.

Soner Can

·

14 Eyl 2026

Renata Salecl'ten 'Kabalık Çağı': Nezaketsizlik bu çağın yeni normali mi?
DuendeDuende

HİKAYE

Makinelere karşı değil onunla aynı sahnede: Jojo Mayer ile ME/MACHINE üzerine

Virtüöz davulcu Jojo Mayer, “ME/MACHINE” projesi ile geçen Cuma akşamı Terminal Kadıköy’ün içinde bulunan Komünite’de sahne aldı ve akustik davul ile yapay zekayı aynı sahnede gerçek zamanlı bir diyaloğa soktuğu canlı bir performans sundu. Mayer ile insan-makine etkileşimli benzersiz müzik deneyimi konuştuk. Sanatçı, teknolojiden korkmak yerine onu müziğine nasıl adapte ettiğini anlattı.

Eda Solmaz

·

14 Eyl 2026

Makinelere karşı değil onunla aynı sahnede: Jojo Mayer ile ME/MACHINE üzerine
DuendeDuende

HİKAYE

Furious: Öfkenin kadından kadına aktarılan kanatları

Dying for Sex’te (2025) yaralı, öfkeli ve arzularıyla var olabilen bir kadın yaratan Elizabeth Meriwether, Furious’ta da kadın öfkesinin başka bir yüzüne bakıyor. Dizinin üç kadın karakterinin öfkeleri aynı yerden doğmuyor, aynı biçimde dışarı vurulmuyor ve onları aynı yola götürmüyor. Fakat üçü de kendilerinden önce başka kadınların taşıdığı öfkeden bir parça devralıyor. İlk sezon sona erdiğinde geriye tek bir kadının intikamından çok daha fazlası kalıyor: Kuşaktan kuşağa, bedenden bedene dolaşan ve kendisine başka başka yollar arayan bir kadın öfkesi.

Tuba Büdüş

·

14 Eyl 2026

Furious: Öfkenin kadından kadına aktarılan kanatları
DuendeDuende

HİKAYE

Bibliyoterapi'de bu hafta: Sadakatsizlikle başa çıkmaya çalışanlar için kitap reçetesi

Sadakatsizliğe uğramak insanın eğitimiyle, yaşıyla, güzelliğiyle, zekasıyla ya da ne kadar “iyi bir partner” olduğuyla açıklanabilecek bir şey değil. Yine de insan böyle bir şey yaşadığında çoğu zaman suçu kendisinde arıyor. Oysa bu soruların çoğunun sebebi kontrolümüz dışında gelişen bir olayı yeniden kontrol edilebilir hâle getirme çalışmamız. "Sadakatsizlikle nasıl başa çıkarım?" diye düşünenler için üç kitap.

Aslı Perker

·

11 Eyl 2026

Bibliyoterapi'de bu hafta: Sadakatsizlikle başa çıkmaya çalışanlar için kitap reçetesi
DuendeDuende

HİKAYE

'The Unknown': Bir bedeni aynı insan yapan nedir?

"Anatomy of a Fall"un Oscar ödüllü senaristi Arthur Harari, yeni filmi "The Unknown"da beden değiştirme motifini fotoğraf, kent hafızası ve kimlik üzerine tekinsiz bir bilmeceye dönüştürüyor.

Emre Eminoğlu

·

11 Eyl 2026

'The Unknown': Bir bedeni aynı insan yapan nedir?