Yaşamın sesini dinliyor musunuz?

Gürültü kirliliği ve sağlığımıza etkisi
Yaşamın sesini dinliyor musunuz?

Dünyahali - Aralık 2024
BMW i ile birlikte

Döngüsel Ekonomi ve Sürdürülebilir Gelecek Günümüzde, sınırlı kaynaklarımız olmasına rağmen tüketim alışkanlıklarımız ve hızımız artmaya devam ediyor. Her yıl tonlarca atık; toprağımızı, havamızı ve sularımızı kirleterek doğada yüzyıllarca iz bırakan hasarlara sebep oluyor. “Al, kullan, at” alışkanlığını geride bırakmak,döngüsel ekonomi modelinin başlıca hedeflerinden. Atıkları yeniden değerlendirip tüketimden doğan çevresel etkileri ve karbon salımını azaltmasıyla öne çıkan bu ekonomik model, sürdürülebilir bir geleceğin temellerini oluşturuyor. Döngüsel ekonomide atıklar bir sorun değil, birer fırsat olarak değerlendiriliyor. Kullanıldıktan sonra yeniden hayat bulan ürünler, insanlara da umut veriyor. Doğadan ilham alan bu anlayış, tüketicilere daha anlamlı bir yaşam sürme fırsatı tanıyor. Üretim aşamasından tüketime kadar olan her adımda benimsenilebilecek olan bu model, çevresel etkilerinin yanı sıra tüketicilere de bir bağlılık duygusu aşılıyor. Sürdürülebilir ürünler kullanmak, daha yeşil bir dünya için atılan adımlarda müşterilerin de kendilerine bir yer bulduğunu hissettiren etkenler arasında. Ürünlerin geri dönüştürülmüş malzemelerle üretilmiş olması veya sonrasında tekrardan dönüştürülebilir bir yapıda olması, kullanıcıya sadece bir ürün değil, aynı zamanda bir hikaye ve amaç sunuyor. Bu hikaye ve amaç, insanlara tercihlerinin her adımında çevreye duyarlı bir şekilde üretildiğini bilmenin huzurunu yaşatıyor. Bu bilinç, müşteri ve markalar arasındaki güven ve bağlılığın artmasına yardımcı oluyor. BMW Group, “RE:THINK, RE:DUCE, RE:USE, RE:CYLCE” felsefesi ile üretim ve tasarım süreçlerini döngüsel ekonomi anlayışına paralel bir şekilde şekillendiriyor. BMWi Vision Circular konsepti ile %100 geri dönüştürülmüş malzeme kullanımı ve %100 geri dönüştürülebilirlik hedefleniyor. Bu vizyon ile BMW, 2040 yılı için sürdürülebilirlik ve lüks anlayışına odaklanan, tamamen elektrikli kompakt bir otomobilin hatlarını belirleyerek döngüsel ekonomiyi yalnızca bir hedef değil bir standart haline getiriyor. BMW, bu dönüşümle çevreye duyarlılığın bir tercih değil, yaşam biçimi olduğunu hatırlatarak kullanıcılarına sürdürülebilir bir dünyanın parçası olma şansını sunuyor.

Daha fazlasını öğren

Dünyahali

Dünyahali

Dünyahali bültenine hoşgeldiniz! Burada sadece iklim krizinden değil; havadan sudan da konuşuyoruz. Yuvamız dünyamızdan bahsediyoruz. O zaman, haydi başlıyoruz!

Prof. Dr. Mine Durusu Tanrıöver

Son birkaç aydır fiziksel dayanıklılığımı zorlayacak şekilde çalışıyorum. Fiziksel tükenmişlik zihinsel tükenmişliği ve duygudurum kırılganlıklarını da beraberinde getiriyor elbette. Fiziksel sınırlarıma yaklaşıp Maslow’un ihtiyaçlar piramidinde ‘fizyolojik gereksinimler’ düzeyinde yaşadığımda kaygım artıyor, uyku düzenim bozuluyor, yaratıcı performansım düşüyor, sosyal bağlarım zayıflıyor. Bu şekilde devam ettiği takdirde beni son hız dibe vurduracak olan bu tabloda neyse ki son birkaç yıldır alarm çanları çalmaya başladığı anda durup yaşamın sesini dinlemeyi öğrendim: 

Öncelikle bedenimdeki fiziksel sinyalleri fark ediyorum. 

  • Beden tarama dediğimiz bir yöntemle siz de dikkatinizi tüm bedeninizde sırasıyla gezdirerek gün içerisindeki koşuşturmacada belki de duymayı reddettiğiniz sinyalleri fark etmeye başlayabilirsiniz. Üstelik de bunu ofisinizde, evinizde oturarak bile yapabilirsiniz. 

Sonrasında gözlerimi kapayıp derin bir nefes alıp hislerime odaklanıyorum. Öfke, üzüntü, keder, yas, sıkışmışlık, kaygı. Neyse ki baktığımda huzur, mutluluk, doyum ve şükür de var sıklıkla. İçerisi karnaval yeri gibi hareketli, ya da bazen de buz gibi donuk. Hepsi normal, hepsi insan olma hali. 

En son neye ihtiyacım olduğunu soruyorum kendime ve inanır mısınız bazen o an aslında acıkmış olduğumu ya da kaygılı olduğumu ya da sadece uykuya ihtiyacım olduğunu fark ediyorum. Zihnimizdeki gürültüyü susturmadan içerdeki yaşamın sesini duymak çoğu zaman mümkün olmuyor. 

Yaşamın sesi sadece içimizde değil elbette. Doğanın içinde yüzünüzü çevirdiğiniz her yerde yaşamın sesini duyuyorsunuz. Kuşlar sadece ötmüyor mesela, birbirlerine yanıt verecek şekilde atıştıklarını fark ediyorsunuz. Ya da sonbaharda yapraklarını köklerinin üstüne seren ağaçlar biraz dinlenmeye ihtiyaçları olduklarını haykırıyorlar sessizce. Çatıya vuran yağmur damlalarının sesi yaşamın kaynağının su olduğunu hatırlatıyor toprağa bereket olup yağarken. Yaşamın sesleri bizi kopardığımız bağlarımızı onarmaya, ekranlarımızdaki değil etrafımızdaki gerçek yaşamla senkronize olmaya davet ediyor aslında. Ama maalesef çoğumuz doğanın seslerinin antropojenik (insan kaynaklı) seslerle maskelendiği ya da doğadan çok uzakta olduğumuz alanlarda yaşıyoruz. 

  • Son yıllarda gürültü kirliliğinin hava kirliliğinden sonra gelen en önemli çevresel hastalık ve ölüm nedeni olduğu, hatta bazı şehirlerde öne bile geçtiği belirtiliyor. 

Gürültüye maruz kalmanın beyinde yapısal değişikliklere yol açtığı, inflamasyonu tetiklediği ve sinir hücrelerinin ölümüne neden olduğu rapor ediliyor. Bu değişikliklerin sonucunda da çınlama, işitme bozuklukları, kaygı, depresyon, bilişsel ve motor işlevlerde bozulma gibi durumlar ortaya çıkıyor. Gürültü nedeniyle uykunun bozulması, hormonal dengenin değişmesi ve stres gibi faktörler kalp damar hastalıkları, obezite ve diyabet riskinde artışla ilişkilendiriliyor. Örneğin, Barcelona’da yapılan bir çalışmada gece gürültüye maruz kalmanın bedenin yenilenme süreçlerini bozduğu söylenirken, trafik gürültüsünün hipertansiyon, kalp damar hastalıkları ve inme ile ilişkili olduğu gösterilmiş. Toplam hastalık yükünün %36’sı gürültü ile, %19’u ise hava kirliliği ile ilişkilendirilmiş. Gürültünün Avrupa’da her yıl 16 binden fazla erken ölüm ve 72 bin hastaneye yatışla ilgili olduğu, 13 milyon insanda uyku bozukluğuna yol açtığı bildirilmiş. Diğer taraftan okulda trafik gürültüsüne maruz kalan çocukların hafıza, dikkat ve bilişsel işlevlerinin daha yavaş geliştiği gösterilmiş. Öte yandan kuş sesi gibi doğal seslerin kaygı ve stresi azalttığını, trafik sesi gibi insan kaynaklı seslerin ise doğal seslerin olumlu etkilerini maskeleyebileceğini gösteren çalışmalar mevcut. Bu ve bunun gibi pek çok çalışma doğa seslerinin otonom sinir sistemini sakinleştirip yatıştırdığını, stres hormonlarını azalttığını ve bütüncül iyilik ve sağlık halini artırdığını gösteriyor. 

Bu bilgiler şehirlerimizi ve yaşam alanlarımızı planlayan insanlara o alanlarda yaşayacak ve çalışacak insanların ruh, beden ve sosyal sağlığını korumak ve iyileştirmek adına büyük görevler yüklüyor. Orhan Veli’nin hafiften bir rüzgar eserken gözleri kapalı dinlediği İstanbul’un artık var olmadığı gibi, pek çok başka şehrimiz de benzer şekilde yoğun ses kirliliğinden nasibini almış durumda. 

Yaşamın seslerinin maskelenmediği alanlarda yaşamak ve kendi yaşam sesimizi hep duyabilmek dileğiyle.

Hikâyeyi paylaşmak için:

Kaydet

Okuma listesine ekle

Paylaş

Dünyahali

Dünyahali

Dünyahali bültenine hoşgeldiniz! Burada sadece iklim krizinden değil; havadan sudan da konuşuyoruz. Yuvamız dünyamızdan bahsediyoruz. O zaman, haydi başlıyoruz!

İLGİLİ BAŞLIKLAR

NEREDE YAYIMLANDI?

DünyahaliDünyahali

BÜLTEN SAYISI

143: Yaşamın Sesini Dinliyor Musunuz?

Gürültü kirliliği, klimataryen beslenme, zehirsiz sofralar, iklim değişimine dayanıklı gıda ürünleri, kitap önerisi ve çok daha fazlası...

13 Ara 2024

BMW i ile birlikte
143: Yaşamın Sesini Dinliyor Musunuz?

YAZARLAR

Dünyahali

Dünyahali bültenine hoşgeldiniz! Burada sadece iklim krizinden değil; havadan sudan da konuşuyoruz. Yuvamız dünyamızdan bahsediyoruz. O zaman, haydi başlıyoruz!

İLGİLİ OKUMALAR

DünyahaliDünyahali

HİKAYE

Fısıldayan ağaçlar

Ağaçların Görünmez İletişim Ağı ve Doğanın Dili

01 Tem 2026

Fısıldayan ağaçlar
DünyahaliDünyahali

HİKAYE

Merceği Ormanın Kalbine İndirmek

Warner Bros. Discovery Pazarlama Direktörü Beste Toksoy Balcı ile Röportaj

01 Tem 2026

Merceği Ormanın Kalbine İndirmek
DünyahaliDünyahali

HİKAYE

Fıstık Ağacı

Bir Coğrafyanın Hafızası: Fıstık Ağaçları

01 Tem 2026

Fıstık Ağacı