Yetilerimiz artık yetmezken: Yapay zeka çağında ‘öğrenme yılgınlığı’yla nasıl baş ederiz?

Artık bir konuyu gerçekten öğrenmek isteğinizde bu isteğin önünde neredeyse engel kalmadı. Öğrenmek aşırı kolaylaştı ama paradoksal olarak bu bir yılgınlık da yarattı. Üstelik bu yetenek paniği bireysel bir sıkıntı da değil. Dünya Ekonomik Forumu'nun verileri ABD'de bilgi eskimesinin ekonomiye yıllık maliyetinin 1,1 trilyon dolara ulaştığını söylüyor. Peki ne yapmalı?
Yetilerimiz artık yetmezken: Yapay zeka çağında ‘öğrenme yılgınlığı’yla nasıl baş ederiz?

Quando

Quando

Her salı ve cuma girişimcilik ve teknoloji ekosistemlerinden öne çıkan gelişmeler, paradigma değişimleri, inovasyon trendleri ve dijital dönüşüm e-posta kutunda.

Birkaç hafta önce konuk olduğum “Ariadne'nin İpi” isimli podcast programından sonra, aynı zamanda eski bir iş arkadaşım da olan, sevdiğim bir kardeşimden şaşırtıcı bir mesaj aldım. Şaşırtıcı diyorum, çünkü kendisi çalışkanlığıyla aklımda yer etmiş, hatta iş akışına aşırı odaklı olmasından ötürü yer yer “robot” diye takıldığımız biriydi. Bir gün onun da yorulacağına hiç ihtimal vermezdim ama tam olarak şöyle diyordu:  

“Tüm hayatımı sürekli yeni yetiler kazanıp bazı kazandıklarımı geride bırakarak geçiriyorum. Senin bahsettiğin yerden başlarsam anadil seviyesinde İngilizce, orta düzeyde Almanca öğrendim. Buna yıllarımı verdim. Şu an iş hayatında bana bir faydası olmuyor. Mesleki birçok şey öğrendim ve paradigma değiştiği için oradaki bilgiler ve ona göre geliştirdiğim yetiler anlamsız hâle geldi. Bu da bende bir öğrenme yılgınlığı yarattı.

Yapay zeka ile birlikte şunu düşünmeye başladım: Yapay Zeka Çağı başlamamışken bile birçok yetim ve onları geliştirmek için getirdiğim birçok çaba heba oldu. Şimdi yapay zeka çağında hangi edindiğim çabanın yok olacağını kestiremiyorum ve bu benim öğrenme iştahımı, çabalama güdümü zayıflatıyor. Ama öğrenme iştahı düşünce de insan hiç ilerleyemiyor. Diyelim ki ilerledim; büyük ihtimalle gene çöpe gidecek.”

Arkadaşımın açmazını tetikleyen ve bana aktarmasına neden olan o podcast kaydında, Türkiye’de nitelikli eğitim diye bildiğimiz şeyin ağırlıklı olarak yabancı dil eğitimini merkezine aldığını söylüyor ve ekliyordum: Yapay zeka çağında bunun böyle devam etmesi mümkün değil! 

Buradan yabancı dil eğitimine karşı olduğum anlaşılmasın. Yabancı dil öğrenimini sadece pragmatik sebeplerle değil, kültürel nedenlerle de önemsiyorum. Fakat yapay zeka çağında yabancı dil eğitimini tüm eğitimin merkezine koymanın sürdürülebilir olmayacağını düşünüyorum. Bunu, 9 yaşındaki kızımın, onca ödevin, sorumluluğun arasında hiç kimse kendisinden istemediği hâlde çevrimiçi derslerle Korece öğrenmeye çalışmasını gözlemleyerek söylüyorum. 

Artık bir konuyu gerçekten öğrenmek isteğinizde onun önünde neredeyse engel kalmadı. Öğrenmek aşırı kolaylaştı ama paradoksal olarak bu bir yılgınlık da yarattı. Arkadaşımın açmazını ona özel olmadığını veriler de doğruluyor. 

  • Dünya Ekonomik Forumu (WEF) ve McKinsey verileri, becerilerin yarı ömrünün dramatik bir hızla kısaldığını gösteriyor. Geçmişte bir uzmanlık alanı onlarca yıl boyunca bir kariyer sağlarken, günümüzde genel becerilerin ömrü 5 yılın altına, teknoloji odaklı alanlarda ise 2-2,5 yıla kadar gerilemiş durumda.

Bu yetenek paniğini bireysel bir sıkıntı olarak göremeyiz. Çünkü makroekonomik sonuçları var. Dünya Ekonomik Forumu’nun ABD özelinde yaptığı araştırma, bu paniğin ya da bilgi eskimesinin ekonomiye yıllık maliyetinin 1,1 trilyon dolara ulaştığını söylüyor. Örneğin BT profesyonellerinin %74’ünün, teknolojik yeniliklerin hızına yetişemediği için akut hâle gelmiş bir anksiyete bildirdiğine ilişkin bir Pluralsight verisi var

Nasıl olmasın ki zaten? Bencileyin yazı hayvanları da bayılır böyle öngörülere: Yok bilmem kaç yılına kadar şu kadar iş kaybolacak, beceri setleri tamamen değişecek, yok şu, yok bu. Hepsini bir kenara bırakıp yapılacaklara bakalım

Değişim değeri mi, kullanım değeri mi? 

Önce “Bazı yetilerimin iş hayatında bana faydası olmuyor artık” içgörüsünden başlayalım. Burada şu bizim meşhur ak sakallıya danışmakta fayda var. Karl Marx’a göre bir yetinin iki değeri var. Birincisi; kullanım değeri. Örneğin Fransızca bilmek bana aracısız Proust okutur. Dahası bir kültüre erişimimi sağlar. 

İkincisi; değişim değeri ki, yapay zeka çağının krizi de tam burada başlıyor. Çeviri otomatikleştiğinde dil bilmenin değişim değeri düşer, artık bir piyasası kalmaz ama kullanım değeri değişmez. Kültür, dilin içinde gelişen bir şey nihayetinde. Fazladan bildiğimiz bir kaç dil de farklı kültürlere doğrudan temas etmek demek. Bu yetiyi eğer değişim değeri üzerinden değil, kullanım değeri üzerinden düşünmeye başlarsak bu bize başka kapılar açabilir. 

Bugün 9 yaşındaki kızım, Kore kültürüne merak sardığı için Korece öğrenmeye azmediyor olabilir. Şu an bunu sadece kullanım değeri üzerinden düşünüyor ama ileride belki de Korelilerle iş yapacak ve bu bir değişim değeri kazanacak. Bu elbette her yeti için geçerli değil. O zaman yetileri de farklı farklı düşünmek gerek belki. 

Halter stratejisiyle yeti yönetimi

Uluslararası çok satan Siyah Kuğu kitabıyla (Türkçede: Varlık Yayınları, 2008) bilinen Nassim Taleb’in yatırım riskleri için geliştirdiği meşhur Halter stratejisini (Barbell), yetilerimize paralel düşünmekte fayda var. 

  • Halter stratejisi yüksek riskli ve risksiz hisse senetleri ve tahvillerin uç noktalarına odaklanarak riskleri dengeler. Bu stratejide orta riskli varlıklar ise göz ardı edilir.  

Burada risksiz, yani dayanıklı yetiler; empati, analitik düşünme, etik karar alma, müzakere yani insan ilişkileri, liderlik, hikaye anlatımı (yazımı), eleştirel düşünce, soru sormayı bilme gibi düşünebilir. 

Bunların ömrü uzundur. Ağaç analojisi üzerinden gidersek bu yetiler kökleri temsileder. Diğer uçta ise kolayca harcanabilir yetenekler var. Örneğin; birkaç sene öncesine kadar belirli “prompt” (istem) kalıplarını bilmek önemliydi. Hatta “prompt mühendisliği” işine büyük prim verildi. O dönemde ben de birkaç yazı yazdığımı hatırlıyorum. Ancak görüldü ki, yavaş yavaş “prompt” işi de doğal dile doğru evriliyor. Tam zamanında, hızlıca ve ucuza öğrenirsek işe yarar ama zamanında kurtulmayı da bilmek gerek. Ağaç analojisi üzerinden gidersek bunlar yapraklara karşılık gelir. 

Bu stratejide kaçınılması gereken kısım öldürücü orta. Yani dar teknik uzmanlıklar. Edinilmesi yıllar alan ama 3-4 yılda geçersizleşen işler. Halter stratejisi işte bunlardan kaçınmayı gerektiriyor. 

Yetinin ömrünü öngörebilmek

Öyleyse günümüzde yeni yetiler edinmek kadar, hangi yetinin ömrünün ne kadar olabileceğini öngörebilmek de önemli hâle geliyor. Bir işte çok derinlemesine uzmanlaşmanın, ona ömrünü adamanın yüceltildiği dönem geride kalıyor. O işte uzmanlaşırken çapraz becerileri de edinip esnekliği korumak gerekiyor. 

Bu yazıyı içgörüsü üzerine kurduğumuz eski iş arkadaşımın yılgınlıktan kurtulması için yeni bir beceri setine ihtiyaç var. O da unlearning yani öğrendiğini unutma becerisi. Yabancı dil için geçerli değil tabii ama diğer bazı yetiler için hayati. Üstelik bu pasif bir unutma eylemi de değil. Bilinçli, kararlı ve sistematik bir unutma süreci. Ancak bu şekilde zihinde yeni ve güncel bilgilere yer açabiliyoruz. Evet geçmişte bu yetiye büyük yatırım yapmıştık, belki bununla bir ömür geçireceğimizi düşünmüştük ama artık bizzat bu düşünce biçimi önümüzde bir engel. 

Öğrendiğini unutabilme hızı kritik

Bunu aşmak için ilk okuduğumda hayli şaşırdığım bir yöntem var. Örneğin bedenleşmiş biliş (embodied cognition) ve fiziksel yapılandırmanın öğrendiğini unutma süreciyle yakından ilişkisi varmış. Bu noktada “tebdil-i mekanda ferahlık vardır” şeklindeki atasözümüz verilerle doğrulanmış. Yeni mekansal düzenlemeler (örneğin çalışma masasının yerini değiştirmek, işyerinin iç dekorasyonunu değiştirmek gibi) hızlı ve kalıcı bir “öğrendiğini unutma performansı” sağlayabilir. 

Bir başka yöntem ise Bernard Weiner’in atıf teorisine dayanan “Atıfları Yeniden Yapılandırma” yöntemi. Bu da başarısızlıkları kontrol edilemeyen faktörlere atfetmekten kaçınmaya dayanıyor. Örneğin “Galiba yeteneksizim” veya “Yapay zeka zaten her şeyi yok edecek” diye kontrol dışı kaynaklara atıflarda bulunmak yerine, “Yanlış bir öğrenme stratejisi uyguladım” veya “Yeterli çabayı yanlış beceriye yönlendirdim” demek bile çok şeyi değiştirebilir. 

Mevcut eğitim sistemiyle yılgınlık kaçınılmaz

Bu yazının temel konusu olmadığı için tam giremeyeceğiz ama öğrenme yılgınlığıyla gerçekten mücadele edebilmek için eğitim sisteminde eksiksiz bir reform şart. 

Örneğin çok yeni tarihli bir habere göre Çin’deki üniversiteler yapay zeka reformu kapsamında 12 bin bölümü kaldırmış. Bu değişim kapsamında sadece 2021-2025 arasında 10 bin 200 yeni lisans programı açılmış. Evde hazırlanan standart ödev ve raporların anlamsızlaştığı, mekanik ve ezbere dayalı bilgi aktarımının geçersizleştiği, doğrudan yanıt odaklı sınav yapma sisteminin işe yaramadığı dönemde kuşkusuz eğitim de çok kapsamlı bir reformdan geçmeli. 

  • Nihayetinde soruların cevaplardan daha önemli olduğu bir dönemin eğitimi de cevapların her şeyi belirlediği sınav sistemleriyle devam edemez. 

Sözlü sınavların sistemdeki ağırlığının artırılması tartışmaya açılabilir. Yazılı sınavlarda sonuç yanlış bile olsa öğretmenlere “Gidiş yolundan puan veremez misiniz?” diye ricacı olduğumuz günleri hatırlayalım. İşte yapay zeka çağında bu gerçek olabilir. Çünkü sonuca zaten yapay zeka ile varırken, süreci inşa etmek ve anlam mimarisi daha önemli hâle geliyor. 

Velhasıl pek çok deneye ihtiyaç var. Çünkü yeni dönemin eğitimi muhtemelen deneyimsel metodolojilere dayanacak. Bunlar başlı başına ayrı bir uzmanlığın ve başka bir yazının konusu. 

Bu bireysel bir süreç değil

Görüldüğü üzere, öğrenme yılgınlığıyla mücadele sadece bireysel bir süreç değil. Öncelikle bunu bireysel bir zayıflık olarak görmekten vazgeçmeliyiz. Bu bir paradigma değişimi. Bireysel zayıflık olarak değerlendirince sorunu da çözümü de kendimizde arıyoruz.

  • LinkedIn platformunda çok rastlıyorum; “iş hayatında ayakta kalmak için mutlaka bilmeniz gereken üç program, beş prompt, bilmem kaç yetkinlik” gibi tavsiye silsileleri var. Bunları bilmezseniz hapı yuttunuz gibi bir hava yaratılıyor. Asıl yılgınlık yaratan bu bireysel eksiklik pompalaması bana kalırsa. 

Panikle bu tip yeniliklere saldırmak yerine özerklik duygumuzu koruyarak öncelikle köklü becerilere (sezgisel liderlik, etik yargı, empati, eleştirel düşünce, bütüncül bakış gibi) odaklanmak gerekiyor. Öğrenmenin yanı sıra öğrendiğini unutmak ve bazen öğrenmeme cesaretini göstermek psikolojik dayanıklılık için kritik bir beceri artık. Neyi gerçekten öğrenmemiz gerektiğini ancak bu beceriyle bulabiliriz çünkü.

Hikâyeyi paylaşmak için:

Kaydet

Okuma listesine ekle

Paylaş

Quando

Quando

Her salı ve cuma girişimcilik ve teknoloji ekosistemlerinden öne çıkan gelişmeler, paradigma değişimleri, inovasyon trendleri ve dijital dönüşüm e-posta kutunda.

YAZARLAR

Ümit Alan

Yazar ve iletişim uzmanı. Basın ve Yayıncılık ana bilim dalında yüksek lisans yaptı. 2000 yılından itibaren yazılarıyla basında yer almaya başladı. 2009 yılında düzenli medya eleştirisi yazıları yazmaya başladı. Yazılarının konsepti 2016’dan itibaren yeni medya ve dijital medya okur yazarlığına genişledi. Televizyonda "Heberler" (2010-2013) isimli hiciv programının senaryo yazarları arasında yer aldı. "Saray’dan Saray’a Türkiye’de Gazetecilik Masalı" (Can Yayınları, 2015) isimli bir eleştirel basın tarihi incelemesi kitabı var. Socrates Podcasts çatısı altında Can Öz ile birlikte "Yeni Medya 451"i hazırlıyor. Aposto ekibiyle birlikte ise "Ümit Alan ile Medya Tarihi" podcast serisini hazırladı. Aynı zamanda 2003 yılından bu yana iletişim sektöründe danışmanlık ve reklam yazarlığı yapıyor. Profesyonel konuşmacı olarak etkinliklere katılıyor.

Quando

Her salı ve cuma girişimcilik ve teknoloji ekosistemlerinden öne çıkan gelişmeler, paradigma değişimleri, inovasyon trendleri ve dijital dönüşüm e-posta kutunda.

İLGİLİ OKUMALAR

QuandoQuando

HİKAYE

AI’da davranış tasarımı: Rekabet IQ’dan EQ’ya mı kayıyor?

Kullanıcılar ChatGPT, Claude ve Gemini’a aynı soruları sorduklarında çoğu zaman benzer doğrulukta yanıtlara ulaşsa da deneyim aynı hissettirmiyor. Dil modelleri arasındaki performans farkı daraldıkça rekabetin odağı, IQ'dan duygusal zekaya (EQ) ve davranış tasarımına kayıyor.

Doğa Yurduneri

·

02 Ağu 2026

AI’da davranış tasarımı: Rekabet IQ’dan EQ’ya mı kayıyor?
QuandoQuando

HİKAYE

Yayıncılığın çifte krizi: Google’a veda ihtimali masada, özgün insan içeriği kaosu kapıda

Google’ın yapay zeka özetleri yayıncıların arama trafiğini azaltırken, yapay zeka dedektörleri de insan eliyle yazılan metinleri yanlışlıkla makine üretimi olarak işaretleyebiliyor. İnternetin yayıncı, arama motoru ve okur arasındaki eski dengesi çözülürken yeni dönemin temel sorusu şu: Bir metnin kim tarafından ve nasıl üretildiğine dair güven nasıl tekrar inşa edilecek?

Ümit Alan

·

31 Tem 2026

Yayıncılığın çifte krizi: Google’a veda ihtimali masada, özgün insan içeriği kaosu kapıda
QuandoQuando

HİKAYE

Sam Altman’dan tarih çizgisine yeni bir işaret: 'Tekillik eşiği' ne demek?

Sam Altman, yakın zamanda katıldığı bir podcast programında yapay zeka yarışında bilimkurgu romanlarına konu olacak bir aşamaya gelindiğini duyurdu. Fakat OpenAI CEO’su, "Artık teknolojik tekilliğin (singularity) içindeyiz" dediğinde aslında yalnızca yapay zekanın geldiği noktayı tarif etmiyor, onlarca yıldır laboratuvar tartışmalarında ve gelecek tahminlerinde bahsi geçen bir kavramı da bugünün gündemine taşıyordu.

Doğa Yurduneri

·

28 Tem 2026

Sam Altman’dan tarih çizgisine yeni bir işaret: 'Tekillik eşiği' ne demek?
QuandoQuando

HİKAYE

Yavaş teknoloji akımı: Akıllı telefon çağının yarattığı dikkat krizine çare olabilir mi?

Sosyal medya ve akıllı telefonların olmadığı bir dünyayı hiç tanımamış olan genç nesiller, bugün kablolu kulaklıklar, retro oyun konsolları, CD’ler ve analog kameralara büyük bir rağbet gösteriyor. Dikkat süresini tekeline almayacak ürün ve hizmetler peşinde koşan bu kuşak, “yavaş teknoloji” olarak anılan bir akımı sessiz sedasız yükseltiyor.

Doğa Yurduneri

·

27 Tem 2026

Yavaş teknoloji akımı: Akıllı telefon çağının yarattığı dikkat krizine çare olabilir mi?
QuandoQuando

HİKAYE

Zaten aşklar hep yalan dolan: Çin’in ‘yapay zeka sevgili yasağı’ tüm dünyaya yayılabilir mi?

Çin geçen hafta, medyaya “Çin’den yapay zeka aşklarına yasak” tarzı başlıklarla yansıyan bir düzenlemeyi uygulamaya koydu. Düzenlemenin hedefi gayet net: Kişinin kişilik özelliklerini, düşünce kalıplarını ve iletişim tarzını taklit ederek sürekli duygusal etkileşim sağlayan hizmetler. Peki yasanın arkasındaki gerekçe neydi, dünyanın geri kalanının bu yasağı takip etmesi olası mı ve tabii artık bir halk sağlığı sorununa dönüşen "yalnızlık salgını"nın önüne bu şekilde geçilebilir mi?

Ümit Alan

·

25 Tem 2026

Zaten aşklar hep yalan dolan: Çin’in ‘yapay zeka sevgili yasağı’ tüm dünyaya yayılabilir mi?