Yetilerimiz artık yetmezken: Yapay zeka çağında ‘öğrenme yılgınlığı’yla nasıl baş ederiz?

QuandoHer salı ve cuma girişimcilik ve teknoloji ekosistemlerinden öne çıkan gelişmeler, paradigma değişimleri, inovasyon trendleri ve dijital dönüşüm e-posta kutunda.
Birkaç hafta önce konuk olduğum “Ariadne'nin İpi” isimli podcast programından sonra, aynı zamanda eski bir iş arkadaşım da olan, sevdiğim bir kardeşimden şaşırtıcı bir mesaj aldım. Şaşırtıcı diyorum, çünkü kendisi çalışkanlığıyla aklımda yer etmiş, hatta iş akışına aşırı odaklı olmasından ötürü yer yer “robot” diye takıldığımız biriydi. Bir gün onun da yorulacağına hiç ihtimal vermezdim ama tam olarak şöyle diyordu:
“Tüm hayatımı sürekli yeni yetiler kazanıp bazı kazandıklarımı geride bırakarak geçiriyorum. Senin bahsettiğin yerden başlarsam anadil seviyesinde İngilizce, orta düzeyde Almanca öğrendim. Buna yıllarımı verdim. Şu an iş hayatında bana bir faydası olmuyor. Mesleki birçok şey öğrendim ve paradigma değiştiği için oradaki bilgiler ve ona göre geliştirdiğim yetiler anlamsız hâle geldi. Bu da bende bir öğrenme yılgınlığı yarattı.
Yapay zeka ile birlikte şunu düşünmeye başladım: Yapay Zeka Çağı başlamamışken bile birçok yetim ve onları geliştirmek için getirdiğim birçok çaba heba oldu. Şimdi yapay zeka çağında hangi edindiğim çabanın yok olacağını kestiremiyorum ve bu benim öğrenme iştahımı, çabalama güdümü zayıflatıyor. Ama öğrenme iştahı düşünce de insan hiç ilerleyemiyor. Diyelim ki ilerledim; büyük ihtimalle gene çöpe gidecek.”
Arkadaşımın açmazını tetikleyen ve bana aktarmasına neden olan o podcast kaydında, Türkiye’de nitelikli eğitim diye bildiğimiz şeyin ağırlıklı olarak yabancı dil eğitimini merkezine aldığını söylüyor ve ekliyordum: Yapay zeka çağında bunun böyle devam etmesi mümkün değil!
Buradan yabancı dil eğitimine karşı olduğum anlaşılmasın. Yabancı dil öğrenimini sadece pragmatik sebeplerle değil, kültürel nedenlerle de önemsiyorum. Fakat yapay zeka çağında yabancı dil eğitimini tüm eğitimin merkezine koymanın sürdürülebilir olmayacağını düşünüyorum. Bunu, 9 yaşındaki kızımın, onca ödevin, sorumluluğun arasında hiç kimse kendisinden istemediği hâlde çevrimiçi derslerle Korece öğrenmeye çalışmasını gözlemleyerek söylüyorum.
Artık bir konuyu gerçekten öğrenmek isteğinizde onun önünde neredeyse engel kalmadı. Öğrenmek aşırı kolaylaştı ama paradoksal olarak bu bir yılgınlık da yarattı. Arkadaşımın açmazını ona özel olmadığını veriler de doğruluyor.
- Dünya Ekonomik Forumu (WEF) ve McKinsey verileri, becerilerin yarı ömrünün dramatik bir hızla kısaldığını gösteriyor. Geçmişte bir uzmanlık alanı onlarca yıl boyunca bir kariyer sağlarken, günümüzde genel becerilerin ömrü 5 yılın altına, teknoloji odaklı alanlarda ise 2-2,5 yıla kadar gerilemiş durumda.
Bu yetenek paniğini bireysel bir sıkıntı olarak göremeyiz. Çünkü makroekonomik sonuçları var. Dünya Ekonomik Forumu’nun ABD özelinde yaptığı araştırma, bu paniğin ya da bilgi eskimesinin ekonomiye yıllık maliyetinin 1,1 trilyon dolara ulaştığını söylüyor. Örneğin BT profesyonellerinin %74’ünün, teknolojik yeniliklerin hızına yetişemediği için akut hâle gelmiş bir anksiyete bildirdiğine ilişkin bir Pluralsight verisi var.
Nasıl olmasın ki zaten? Bencileyin yazı hayvanları da bayılır böyle öngörülere: Yok bilmem kaç yılına kadar şu kadar iş kaybolacak, beceri setleri tamamen değişecek, yok şu, yok bu. Hepsini bir kenara bırakıp yapılacaklara bakalım.
Değişim değeri mi, kullanım değeri mi?
Önce “Bazı yetilerimin iş hayatında bana faydası olmuyor artık” içgörüsünden başlayalım. Burada şu bizim meşhur ak sakallıya danışmakta fayda var. Karl Marx’a göre bir yetinin iki değeri var. Birincisi; kullanım değeri. Örneğin Fransızca bilmek bana aracısız Proust okutur. Dahası bir kültüre erişimimi sağlar.
İkincisi; değişim değeri ki, yapay zeka çağının krizi de tam burada başlıyor. Çeviri otomatikleştiğinde dil bilmenin değişim değeri düşer, artık bir piyasası kalmaz ama kullanım değeri değişmez. Kültür, dilin içinde gelişen bir şey nihayetinde. Fazladan bildiğimiz bir kaç dil de farklı kültürlere doğrudan temas etmek demek. Bu yetiyi eğer değişim değeri üzerinden değil, kullanım değeri üzerinden düşünmeye başlarsak bu bize başka kapılar açabilir.
Bugün 9 yaşındaki kızım, Kore kültürüne merak sardığı için Korece öğrenmeye azmediyor olabilir. Şu an bunu sadece kullanım değeri üzerinden düşünüyor ama ileride belki de Korelilerle iş yapacak ve bu bir değişim değeri kazanacak. Bu elbette her yeti için geçerli değil. O zaman yetileri de farklı farklı düşünmek gerek belki.
Halter stratejisiyle yeti yönetimi
Uluslararası çok satan Siyah Kuğu kitabıyla (Türkçede: Varlık Yayınları, 2008) bilinen Nassim Taleb’in yatırım riskleri için geliştirdiği meşhur Halter stratejisini (Barbell), yetilerimize paralel düşünmekte fayda var.
- Halter stratejisi yüksek riskli ve risksiz hisse senetleri ve tahvillerin uç noktalarına odaklanarak riskleri dengeler. Bu stratejide orta riskli varlıklar ise göz ardı edilir.
Burada risksiz, yani dayanıklı yetiler; empati, analitik düşünme, etik karar alma, müzakere yani insan ilişkileri, liderlik, hikaye anlatımı (yazımı), eleştirel düşünce, soru sormayı bilme gibi düşünebilir.
Bunların ömrü uzundur. Ağaç analojisi üzerinden gidersek bu yetiler kökleri temsileder. Diğer uçta ise kolayca harcanabilir yetenekler var. Örneğin; birkaç sene öncesine kadar belirli “prompt” (istem) kalıplarını bilmek önemliydi. Hatta “prompt mühendisliği” işine büyük prim verildi. O dönemde ben de birkaç yazı yazdığımı hatırlıyorum. Ancak görüldü ki, yavaş yavaş “prompt” işi de doğal dile doğru evriliyor. Tam zamanında, hızlıca ve ucuza öğrenirsek işe yarar ama zamanında kurtulmayı da bilmek gerek. Ağaç analojisi üzerinden gidersek bunlar yapraklara karşılık gelir.
Bu stratejide kaçınılması gereken kısım öldürücü orta. Yani dar teknik uzmanlıklar. Edinilmesi yıllar alan ama 3-4 yılda geçersizleşen işler. Halter stratejisi işte bunlardan kaçınmayı gerektiriyor.
Yetinin ömrünü öngörebilmek
Öyleyse günümüzde yeni yetiler edinmek kadar, hangi yetinin ömrünün ne kadar olabileceğini öngörebilmek de önemli hâle geliyor. Bir işte çok derinlemesine uzmanlaşmanın, ona ömrünü adamanın yüceltildiği dönem geride kalıyor. O işte uzmanlaşırken çapraz becerileri de edinip esnekliği korumak gerekiyor.
Bu yazıyı içgörüsü üzerine kurduğumuz eski iş arkadaşımın yılgınlıktan kurtulması için yeni bir beceri setine ihtiyaç var. O da unlearning yani öğrendiğini unutma becerisi. Yabancı dil için geçerli değil tabii ama diğer bazı yetiler için hayati. Üstelik bu pasif bir unutma eylemi de değil. Bilinçli, kararlı ve sistematik bir unutma süreci. Ancak bu şekilde zihinde yeni ve güncel bilgilere yer açabiliyoruz. Evet geçmişte bu yetiye büyük yatırım yapmıştık, belki bununla bir ömür geçireceğimizi düşünmüştük ama artık bizzat bu düşünce biçimi önümüzde bir engel.
Öğrendiğini unutabilme hızı kritik
Bunu aşmak için ilk okuduğumda hayli şaşırdığım bir yöntem var. Örneğin bedenleşmiş biliş (embodied cognition) ve fiziksel yapılandırmanın öğrendiğini unutma süreciyle yakından ilişkisi varmış. Bu noktada “tebdil-i mekanda ferahlık vardır” şeklindeki atasözümüz verilerle doğrulanmış. Yeni mekansal düzenlemeler (örneğin çalışma masasının yerini değiştirmek, işyerinin iç dekorasyonunu değiştirmek gibi) hızlı ve kalıcı bir “öğrendiğini unutma performansı” sağlayabilir.
Bir başka yöntem ise Bernard Weiner’in atıf teorisine dayanan “Atıfları Yeniden Yapılandırma” yöntemi. Bu da başarısızlıkları kontrol edilemeyen faktörlere atfetmekten kaçınmaya dayanıyor. Örneğin “Galiba yeteneksizim” veya “Yapay zeka zaten her şeyi yok edecek” diye kontrol dışı kaynaklara atıflarda bulunmak yerine, “Yanlış bir öğrenme stratejisi uyguladım” veya “Yeterli çabayı yanlış beceriye yönlendirdim” demek bile çok şeyi değiştirebilir.
Mevcut eğitim sistemiyle yılgınlık kaçınılmaz
Bu yazının temel konusu olmadığı için tam giremeyeceğiz ama öğrenme yılgınlığıyla gerçekten mücadele edebilmek için eğitim sisteminde eksiksiz bir reform şart.
Örneğin çok yeni tarihli bir habere göre Çin’deki üniversiteler yapay zeka reformu kapsamında 12 bin bölümü kaldırmış. Bu değişim kapsamında sadece 2021-2025 arasında 10 bin 200 yeni lisans programı açılmış. Evde hazırlanan standart ödev ve raporların anlamsızlaştığı, mekanik ve ezbere dayalı bilgi aktarımının geçersizleştiği, doğrudan yanıt odaklı sınav yapma sisteminin işe yaramadığı dönemde kuşkusuz eğitim de çok kapsamlı bir reformdan geçmeli.
- Nihayetinde soruların cevaplardan daha önemli olduğu bir dönemin eğitimi de cevapların her şeyi belirlediği sınav sistemleriyle devam edemez.
Sözlü sınavların sistemdeki ağırlığının artırılması tartışmaya açılabilir. Yazılı sınavlarda sonuç yanlış bile olsa öğretmenlere “Gidiş yolundan puan veremez misiniz?” diye ricacı olduğumuz günleri hatırlayalım. İşte yapay zeka çağında bu gerçek olabilir. Çünkü sonuca zaten yapay zeka ile varırken, süreci inşa etmek ve anlam mimarisi daha önemli hâle geliyor.
Velhasıl pek çok deneye ihtiyaç var. Çünkü yeni dönemin eğitimi muhtemelen deneyimsel metodolojilere dayanacak. Bunlar başlı başına ayrı bir uzmanlığın ve başka bir yazının konusu.
Bu bireysel bir süreç değil
Görüldüğü üzere, öğrenme yılgınlığıyla mücadele sadece bireysel bir süreç değil. Öncelikle bunu bireysel bir zayıflık olarak görmekten vazgeçmeliyiz. Bu bir paradigma değişimi. Bireysel zayıflık olarak değerlendirince sorunu da çözümü de kendimizde arıyoruz.
- LinkedIn platformunda çok rastlıyorum; “iş hayatında ayakta kalmak için mutlaka bilmeniz gereken üç program, beş prompt, bilmem kaç yetkinlik” gibi tavsiye silsileleri var. Bunları bilmezseniz hapı yuttunuz gibi bir hava yaratılıyor. Asıl yılgınlık yaratan bu bireysel eksiklik pompalaması bana kalırsa.
Panikle bu tip yeniliklere saldırmak yerine özerklik duygumuzu koruyarak öncelikle köklü becerilere (sezgisel liderlik, etik yargı, empati, eleştirel düşünce, bütüncül bakış gibi) odaklanmak gerekiyor. Öğrenmenin yanı sıra öğrendiğini unutmak ve bazen öğrenmeme cesaretini göstermek psikolojik dayanıklılık için kritik bir beceri artık. Neyi gerçekten öğrenmemiz gerektiğini ancak bu beceriyle bulabiliriz çünkü.
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
QuandoHer salı ve cuma girişimcilik ve teknoloji ekosistemlerinden öne çıkan gelişmeler, paradigma değişimleri, inovasyon trendleri ve dijital dönüşüm e-posta kutunda.
YAZARLAR

Ümit Alan
Yazar ve iletişim uzmanı. Basın ve Yayıncılık ana bilim dalında yüksek lisans yaptı. 2000 yılından itibaren yazılarıyla basında yer almaya başladı. 2009 yılında düzenli medya eleştirisi yazıları yazmaya başladı. Yazılarının konsepti 2016’dan itibaren yeni medya ve dijital medya okur yazarlığına genişledi. Televizyonda "Heberler" (2010-2013) isimli hiciv programının senaryo yazarları arasında yer aldı. "Saray’dan Saray’a Türkiye’de Gazetecilik Masalı" (Can Yayınları, 2015) isimli bir eleştirel basın tarihi incelemesi kitabı var. Socrates Podcasts çatısı altında Can Öz ile birlikte "Yeni Medya 451"i hazırlıyor. Aposto ekibiyle birlikte ise "Ümit Alan ile Medya Tarihi" podcast serisini hazırladı. Aynı zamanda 2003 yılından bu yana iletişim sektöründe danışmanlık ve reklam yazarlığı yapıyor. Profesyonel konuşmacı olarak etkinliklere katılıyor.

Quando
Her salı ve cuma girişimcilik ve teknoloji ekosistemlerinden öne çıkan gelişmeler, paradigma değişimleri, inovasyon trendleri ve dijital dönüşüm e-posta kutunda.
İLGİLİ OKUMALAR
Tüketici elektroniği pazarında kullanıcıları ekrana maruz bırakan ürün sayısı her geçen gün artıyor. Ekran, pazarda doyum noktasına ulaşırken teknoloji şirketleri, ardı ardına ekransız ürün geliştirme furyasına katılıyor. Meta’nın Brain2Qwerty isimli yapay zeka teknolojisi ise ekran bağımlılığı sorununa çok daha inovatif bir çözüm sunuyor.

Influencerlık kendi döngüsünü geleneksel reklama dönüştürerek tamamladı. Pazar hâlâ büyüyor belki ama güven günden güne azalıyor. Tüketiciler ise bu kurgusal samimiyet ve aşırı tüketime karşı zırhlarını kuşanırken dijital kapitalizm illüzyonunun kalesini keşfetmekte gecikmedi elbette. Onun da adı yalnızlık. İşte tam bu noktada “yalnızlık influencer’lığı (loneliness / solitude influencer) adı verilen yeni bir içerik üreticisi profili yükselişe geçti.

Son birkaç yılda teknoloji arenası, pek çok işin yapay zekaya devredilmeye çalışıldığı bir atmosfere sahne oldu. Maliyet tasarrufu ve verimlilik artışı vaatleriyle gelen yapay zeka, birkaç yıl boyunca toplu işten çıkarmaların da ana gerekçelerinden biriydi. Yapay zekanın hâlâ gideri kadar gelir üretemediği 2026 yılında ise CEO’lar, işten çıkardıkları çalışanların, harcadıkları token’dan daha fazla maliyet yarattığını fark ettikleri bir eşiğe geldi.

Son yıllarda Amazon, Google ve OpenAI gibi pek çok şirket, kendi yapay zeka çiplerini duyurdu. Daha önce sektördeki yaygın eğilim, NVIDIA’nın rüştünü ispatlamış çiplerine güvenmek iken öncü şirketler, yakın zamanda ardı ardına bu eğilimin dışına çıkmaya başladı. Bu furya, oldukça kritik bir soruyu da gündeme taşıdı: Neden tüm teknoloji şirketleri, kendi yapay zeka çiplerini geliştiriyor?

Modern reklam hukuku, mesajın içeriğinin doğru olup olmadığına odaklanır. Ancak yapay zeka, artık mesajı ileten kişinin gerçekten var olup olmadığını da hukukun konusu hâline getiriyor. Ticaret Bakanlığı'nın 1 Ağustos'ta yürürlüğe girecek yönetmelik değişikliği de dijital kopyaların reklamlarda kullanılmasına kısıtlamalar getiriyor ve bunu yaparken dolandırıcılık içeriklerini esas alıyor. Peki ya amaç dolandırıcılık olmadığında?




