40 Türk şirketi Şam’da: Türkiye Suriye pazarına hangi sektörlerle giriyor?

EXANTEFinans dünyasındaki tüm önemli gelişmeler ve makro-iktisadi meseleler, derinlemesine bir perspektif ve sebep-sonuç ilişkileriyle her pazartesi ve cuma e-posta kutunda.
Suriye’de Aralık 2024’te yaşanan yönetim değişikliğinin ardından hızla büyüyen Türkiye-Suriye ekonomik ilişkileri, yeni bir aşamaya geçmeye hazırlanıyor. Türk şirketleri bugüne kadar savaşta üretim kapasitesinin önemli bölümünü kaybeden Suriye’ye gıda, makine, elektrik ekipmanı, yapı malzemesi gibi temel ürünler ihraç etti. Şimdi bu ticaretin bir bölümünü Suriye içindeki üretime taşıyacak banka ve sanayi altyapısının kurulması gündemde.
Ticaret Bakanı Ömer Bolat, Türkiye İhracatçılar Meclisi Başkanı Mustafa Gültepe, 40 Türk şirketi ve 200 kişilik heyet, 26 Ağustos’ta düzenlenen Türkiye-Suriye Ticaret Heyeti programı için Şam’a gitti. Türk şirketleri program boyunca Suriyeli alıcılarla ikili görüşmeler yaparken Bakan Bolat, Suriye’nin ekonomi, yatırım ve gümrük idareleriyle ayrı ayrı toplantılar yaptı.
Heyete katılan şirketlerin büyük bölümü çelik, boru, alüminyum, elektrik ekipmanı, makine, yapı malzemesi, kimyevi ürün, gıda, tarımsal girdi ve lojistik alanlarında faaliyet gösteren şirketler. Şam’daki ikili görüşmelerde de bu alanlarda potansiyel dağıtımcılar ve sipariş bağlantıları kurulmaya çalışıldı.
Bakanlıklar arasındaki görüşmelerde ise Türk bankalarının Suriye’de faaliyete başlaması ile Kamune ve Serakib’de kurulması planlanan iki sanayi bölgesi ele alındı. Ziraat Bankası ülkede şube veya bağlı banka, Aktif Bank ise temsilcilik açmak için hazırlık yürütüyor. Kamune’de fabrika parselleri ile yol, elektrik, su ve iletişim altyapısı, Serakib’de serbest bölge ile bir kuru liman kurulması planlanıyor.
Bakan Bolat, Şam’daki görüşmeler sırasında bu ilişkiyi “Ticaret arttıkça yatırımı gerektiriyor. Yatırım arttıkça ticaret artıyor” sözleriyle özetledi. Peki 40 şirketin Şam’a gitmesi Türkiye’nin Suriye ilişkileri için ne ifade ediyor?
Türkiye-Suriye ticareti hangi aşamada?
Öncelikle seneler içinde gelişen ihracat yapısının bir özetini verelim. Türkiye ile Suriye arasındaki ticaret hacmi 2024 yılında 2,6 milyar dolar seviyesindeydi. İlgili dönemde Türkiye’nin Suriye’ye ihracatı 2,2 milyar dolar olurken Suriye’den yaptığı ithalat 438 milyon dolarda kaldı. 2025’te ise Türkiye’nin ihracatı %59 artarak 3,5 milyar dolara çıktı, Suriye’den yapılan ithalat ise 235 milyon dolara geriledi. Böylece toplam ticaret hacmi 3,7 milyar dolara ulaşırken hacmin %94’ü Türkiye’den Suriye’ye yapılan satışlardan oluştu.
İki hükümet ticaret hacmini 2027 sonuna kadar 5 milyar dolara, orta vadede 10 milyar dolara çıkarmayı hedefliyor. Ancak orta vadeli hedefin yakalanması için 2025 yılında kaydedilen hacmin 6,3 milyar dolar daha büyümesi ve toplam ticaretin neredeyse 3 katına çıkarılması gerekiyor. Suriye-Türkiye arasındaki ticaret kompozisyonuna bakarsak bu büyümenin önemli bölümünü yine Türk şirketlerinin satışları tarafından karşılanacak. Yani mevcut ticaret yapısı korunduğu takdirde Türkiye’nin Suriye’ye ihracatının 9 milyar doların üzerine çıkması gerekiyor.
Bu büyüklükte bir ihracat artışı, birbirinden kopuk satışlarla sağlanamaz. Suriye’nin yeniden imarı ve üretim kapasitesinin kurulması sırasında sürekli ihtiyaç duyacağı yapı malzemeleri, makine, elektrik ekipmanı, kimyevi ürünler, gıda ve tarımsal girdilerde uzun süreli bir tedarik ilişkisi kurulması gerekiyor. Şam’a giden heyetin sektörel bileşimi de Türkiye’nin ilk aşamada hangi talebe cevap vermeye hazırlandığını açıklıyor.
Kamuya açıklanan 30 firmalık bölümün 17’si metal, yapı malzemesi, elektrik, lojistik ve sanayi hizmetlerinde, 10’u gıda ve tarımsal girdilerde faaliyet gösteriyor. Otomotiv, ilaç ve yazılım sektörlerinden ise üç şirket bulunuyor. Heyetteki şirketler Suriye’nin günlük tüketim ihtiyacını, yeniden imar sürecinde kullanılacak malzemeleri ve yeniden kurulacak fabrikaların makine ile ara malı talebini karşılayabilecek alanlarda faaliyet gösteren şirketler. Bu şirketlerin Şam’daki ilk işi yerel alıcı bulmak ve dağıtım bağlantısı kurmak. Türkiye’nin Suriye’de bugün ulaştığı aşama bu nedenle tedarik ve pazar kurma dönemi.
Şam’daki ticaret heyeti toplantısının ardından şirketler Halep’teki Şeyh Neccar Sanayi Şehri’ni ziyaret ederek bölgedeki sanayi tesislerini de inceleme fırsatı buldu. Ziyaret sırasında halen çalışan fabrikaların üretim kapasitesi, altyapı ihtiyaçları ve Türk şirketleriyle kurulabilecek ticari ortaklıklar incelendi. Türkiye sınırına yakın olan ve karayolu ile demiryolu bağlantılarına sahip bölgede son verilere göre bin 543 tesis üretim yaparken 704 tesisin inşası ise sürüyor. Sadece Şeyh Neccar Sanayi Şehri doğrudan ve dolaylı olarak 70 bin kişiye istihdam sağlıyor. Üretimdeki tesislerin %40’ı tekstilde faaliyet gösterirken kimya, metal işleme, makine ve gıda üretimi gibi alanlarda faaliyet gösteren tesisler de mevcut.
Heyetin incelediği üretim hatlarından biri, Şeyh Neccar’da faaliyet gösteren Al Faisal Spinning’e ait. 14 bin metrekarelik üretim alanına sahip fabrika, elektrik ve yakıtın kesintisiz sağlanması halinde günde 10 tonun üzerinde sentetik ve karışımlı iplik üretebiliyor. Bu iplikler kumaş, örme ve perde üretiminde ara malı olarak kullanılıyor.
Heyetin ziyaret ettiği Şeyh Neccar’da mevcut üretim kapasitesinin yanında yeni yatırım alanları da hazırlanıyor. Suriye Ekonomi ve Sanayi Bakanlığı, kentin imar planı içinde bulunan 1,5 milyon metrekarelik alanın geliştirilerek altyapılı yeni sanayi parsellerine dönüştürülmesi için sözleşme yapıldığını açıkladı. Bölgedeki fabrika sayısının artması, Türk şirketleri için kurulacak yeni tesislerin tedarik ihtiyacıyla birlikte daha geniş bir pazar yaratacak.
Türk bankaları neden Suriye’ye girmek istiyor?
Türkiye ile Suriye arasındaki ticaretin önemli bölümü halihazırda nakit, döviz büroları ve sınırlı muhabir banka bağlantıları üzerinden yürütülüyor. Bu yöntem küçük ve kısa vadeli siparişlerin yürümesini sağlıyor olsa da siparişler büyüdüğünde veya iş mal satışından fabrika, enerji, ulaşım projesi inşa etme aşamasına geçtiğinde ise uzun vadeli kredi ve düzenli para transferi imkanı gerekiyor.
Bankacılık kanalındaki eksiklik böylece Türk şirketlerinin Suriye’de üstlenebileceği işi sınırlıyor. İhracatçı mevcut düzen içinde mal satabiliyor olsa da Suriyeli alıcının büyük bir makine siparişini finanse etmesi veya Türk şirketinin ülkede üretim tesisi kurması güçleşiyor. Şam’daki bankacılık görüşmeleri bu nedenle günlük para transferinin yanında ticaretten yatırıma geçişi sürecinin kritik bir halkası.
Bu nedenle görüşmelerde Türk bankalarının Suriye'ye aktif bir şekilde giriş yapması konusu da görüşüldü. Ziraat Bankası Suriye’de şube veya bağlı banka kurmak, Aktif Bank ise temsilcilik açmak için girişimlerini sürdürüyor. İki ülkenin merkez bankaları ile bankacılık düzenleyicileri arasındaki teknik hazırlıklar Nisan ayında hızlandı. Bakan Bolat da Şam’daki toplantıda Türk bankalarının Suriye’de faaliyete başlaması konusunda yakın zamanda olumlu gelişmeler beklediklerini söyledi.
Ziraat Bankası şube veya bağlı banka, Aktif Bank ise temsilcilik açma hazırlıklarını tamamladığında Türk şirketleri bölgedeki yatırımlarını daha kolay finanse edebilecek. Fakat finansmanın sağlanması fabrikaların kurulması için yeterli değil. Üretime geçecek şirketlerin elektrik, su, yol, depolama ve gümrük hizmetleri bulunan sanayi parsellerine de ihtiyacı var.
Suriye’de üretim kapasitesi nasıl büyütülecek?
Bakan Bolat, Suriye Yatırım ve Kalkınma Ajansı Başkanı Ahmed Ravad Ramazan ile yaptığı görüşmede Türk şirketlerinin yatırım planlarıyla birlikte Kamune ve Serakib’de kurulması planlanan sanayi bölgelerini de ele aldı. Ramazan’ın yönettiği ajansın arazi tahsisi, izinler ve ilgili kamu kurumlarıyla yürütülecek işlemlerde Türk yatırımcılara aracılık etmesi planlanıyor.
Kamune projesi kapsamında Halep’in kuzeybatısında yeni bir sanayi bölgesi kurulması planlanıyor. Suriye Ekonomi ve Sanayi Bakanlığı ile İsra Holding arasında Şubat 2026’da imzalanan mutabakat çerçevesinde bölgede yol, elektrik, su ve iletişim altyapısının hazırlanması ve sanayi tesisleri için üretim alanları oluşturulması öngörülüyor.
Serakib’de ise sanayi alanı, serbest bölge ve kuru limanın birlikte kurulması planlanıyor. M4 ve M5 karayollarının kesiştiği noktada yer alan 1,1 milyon metrekarelik bölgenin TOBB ve Gümrük Turizm İşletmeleri’nin de ortak olduğu BOMACO tarafından yap-işlet-devret modeliyle geliştirilmesi için Mayıs ayında mutabakat zaptı imzalandı.
Şam programı sırasında sanayi bölgeleriyle ilgili en somut adım ise Bab el-Hava’da atıldı. Bab el-Hava Sanayi Kenti İdaresi ile İsra Holding arasında mevcut bölgenin geliştirilmesi ve genişletilmesi için bir yıllık sözleşme yapıldı. Toplam 36 hektarlık proje kapsamında 242 bin metrekareden fazla altyapılı sanayi parseli ile toplam 2 bin sanayi tesisi kurulması planlanıyor.
Sanayi bölgelerinde yapılacak üretimin Suriye içine ve çevre ülkelere taşınabilmesi için sınır ve gümrük kapasitesi de genişletiliyor. Yapılan görüşmelerde Bab el-Hava-Cilvegözü Sınır Kapısı’nın geliştirilmesi, transit TIR’lar için ayrı alan ve şeritler kurulması ve sınırda yükün boşaltılarak başka araca aktarılması yerine doğrudan araç geçişine başlanması konusu da görüşüldü. Görüşmelerde yeniden ihracata yönelik üretim işlemleri ile serbest bölge imkanlarının birlikte kullanılması da gündeme geldi.
Kamune ile Serakib aynı plan içinde farklı görevler üstleniyor. Kamune’de fabrikalar ve üretim hatları kurulacak. Serakib, bu fabrikaların Türkiye’den alacağı girdilerle üreteceği malları Suriye içine ve Körfez ülkelerine taşıyacak depolama, gümrük ve karayolu bağlantısını sağlayacak. Türkiye’nin kurmaya hazırlandığı yapı böylece satıştan üretime, üretimden bölgesel dağıtıma doğru tek bir zincire dönüşecek.
Türkiye’nin Suriye’deki ekonomik planı şimdilik bu sırayla ilerliyor. Artan ticaret hacminin ardından bugünkü aşama tedarik ve pazar kurma faaliyetlerinden oluşuyor. Bankalar ile iki sanayi bölgesinde somut takvimlerin başlamasının ardından, Türk şirketlerinin ihracatçı olarak girdikleri Suriye’de üretici ve ortak yatırımcı haline gelecekleri aşamanın da tamamlanması bekleniyor.
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
EXANTEFinans dünyasındaki tüm önemli gelişmeler ve makro-iktisadi meseleler, derinlemesine bir perspektif ve sebep-sonuç ilişkileriyle her pazartesi ve cuma e-posta kutunda.
İLGİLİ BAŞLIKLAR
YAZARLAR

Emircan Yaman
Piyasalar ve Finans Editörü

EXANTE
Finans dünyasındaki tüm önemli gelişmeler ve makro-iktisadi meseleler, derinlemesine bir perspektif ve sebep-sonuç ilişkileriyle her pazartesi ve cuma e-posta kutunda.
İLGİLİ OKUMALAR
Bu hafta hem yurt içi hem de yurt dışı piyasalarda yoğun bir veri takvimi izlenecek. Yurt içinde Pazartesi günü açıklanacak ikinci çeyrek büyüme ve Temmuz ayı işgücü verileri ile Perşembe günü açıklanacak Ağustos ayı enflasyonu ön plana çıkarken, yurt dışında Salı günü Avro Bölgesi'nde açıklanacak Ağustos ayı enflasyonu ile Cuma günü ABD'de açıklanacak Ağustos ayı istihdam verileri takip edilecek.
31 Ağu 2026

Verim eğrisi kontrolü (YCC), merkez bankalarına belirli vadelerde faizi doğrudan sabitleme gücü veriyor ancak bu güç, taahhüt sorgulanmaya başladığında hızla bir tuzağa dönüşebiliyor. ABD’den Japonya’ya, İngiltere’den Avustralya’ya uzanan örnekler YCC’nin asıl sınavının girişte değil çıkışta verildiğini, başarının ise büyük ölçüde zamanlama, kademelilik ve iletişime bağlı olduğunu gösteriyor.

TCMB’nin haftalık repo ihalelerine beklenenden erken dönmesi teknik olarak bir normalleşme adımıydı ancak piyasa aynı karardan Eylül’de faiz indirimi, Ekim’e kadar bekleme ve erken gevşeme olmak üzere üç farklı sonuç çıkardı. Merkez bankacılığında iletişim doğrudan bir politika aracıysa belki de asıl soru kararın kendisinden çok piyasanın neden TCMB’nin hangi gelişmeye nasıl karşılık vereceğini hâlâ ortak bir çerçeveden okuyamadığıdır.

Gelirlerin fiyatlara yetişemediği bir yerde enflasyon verisinin gündelik hayattaki yansıması bir karşılanabilirlik sorununa dönüşüyor. Enerjiden gübreye, tarladan rafa uzanan maliyet zinciri gıdanın hane bütçesindeki yükünü artırırken TÜİK’in 2025 verilerine göre Türkiye’de fertlerin %35,1’i iki günde bir et, tavuk ya da balık içeren bir yemeğin masrafını karşılayamıyor. Yani mesele aslında "karşılanabilirlik".

Arjantin Devlet Başkanı Javier Milei'nin kamuda radikal kesintilerin ve kemer sıkma politikalarının simgesi olarak siyasi şovlarında kullandığı “motosierra” (elektrikli testere) politikaları halktan giderek daha çok tepki çekiyor. Şirket iflasları artarken enflasyon ve hayat pahalılığı nedeniyle halkın borç yükü rekor seviyeye ulaşıyor. Vatandaşlar gıda, ilaç ve temel giderler için kredi çekmek zorunda kalıyor. Hükümet ise borçlanmayı "özel bir mesele" olarak nitelendirerek yapısal reformları savunmaya devam ediyor.




