43. İstanbul Film Festivali: Festival Günlüğü #3

Wim Wenders söyleşisinden festival ödüllerine, Ulusal Yarışma filmlerinden Genç Ustalar’a, festivalin son günlerinden izlenimler.
43. İstanbul Film Festivali: Festival Günlüğü #3

Duende

Duende

Her hafta müzik, sinema, eğlence ve sanat dünyasından söyleşiler, incelemeler, öneriler, podcast’ler ve keşif notları e-posta kutunda.

Genç Ustalar

Genç Ustalar, festivali takip etmeye başladığım üniversite yıllarımdan beri en sevdiğim bölüm. Neden? Çünkü beni yeni yönetmenlerle tanıştırıyor, daha önce hiçbir film izlemediğim ülke ve coğrafyalardan filmlerle buluşturuyor. Genç Ustalar, bu yıl üçüncü kez yarışmalıydı ve bölümdeki filmler 25 yaş altı öğrencilerden oluşan Genç Jüri tarafından değerlendiriliyordu. Festival bölümleri arasındaki dengeyi sağlayabilmek için ne yazık ki Genç Ustalar’dan sadece üçüne zaman ayırabildim. 

İflah olmaz bir Nordik sinema ve Nordik mizah hayranı olarak aralarında favorim, Norveç’ten The Hypnosis / Hypnosen oldu. Ernst De Geer’in ilk uzun metrajlı filmi, Kristoffer Borgli ve Ruben Östlund’un çizgisindeki mizah anlayışı ve modern yaşamın kalıplaşmış değerleriyle dalga geçen olaylarıyla ilgimi çekti. Filmde sigarayı bırakmak için göründüğü hipnoterapistin söylediklerinin etkisinde fazla kalan bir genç kadının sosyal çekincelerinin ve terbiyesinin yok oluşunu izliyoruz. Aynı anda rahatsız edici ve komik olmayı başarabilen film, Tell No One About Tonight şarkısını çalma listeme eklettiği için de kalbimi kazandı.

The Hypnosis | Kaynak: İKSV

Hayatımda izlediğim ilk Moğolistan filmi olan, Lkhagvadulam Purev-Ochir imzalı City of Wind / Ser ser salhi, geçen yılın En İyi Uluslararası Film Oscar yarışında adı geçen yapımlardan biriydi ve uzun süredir radarımdaydı. 17 yaşındaki şaman Zé’nin bir yanda ruhani liderlik, inanç ve gelenekler, diğer yanda hayatı ve cinselliği keşif, büyüme sancıları ve gelecek kaygıları arasında sıkışıp kaldığı bu büyüme hikayesi, sadece yabancı olduğumuz bir kültürle muhattap etmekle kalmıyor, parlak bir yönetmeni müjdeliyor. The Hypnosis ile birlikte değerlendirildiğinde, geleneksel ya da modern fark etmeksizin, toplumun beklentilerinin ve dayattığı değerlerin dışına çıkarak özgürleşme yolları aramanın günümüz sinemasının dertlerinden biri olduğunu söylemek mümkün. 

City of Wind | Kaynak: İKSV

Fransa’nın sevdiğim oyuncularından Nahuel Pérez Biscayart’ın başrollerinden birinde yer aldığı, Erwan Le Duc imzalı No Love Lost / La fille de so père ise basit öyküsü, çalışmayan mizahı, çocuksu mesajı ve tümden dağınıklığıyla maalesef festivalde izlediğim en kötü filmlerden biriydi.

Ulusal Yarışma

Festivalde 10 filmin Altın Lale için yarıştığı Ulusal Yarışma’daki 10 filmden 8’ini izleme fırsatı buldum. Benim için her daim önemli olan o kişisel bağı kurabilmem, sinemadaki yenilikçi yaklaşımları, oyunncu performansları ve/veya farklı teknik dallardaki kusursuzluklarıyla dördünün yeri benim için apayrı oldu. En İyi Yönetmen seçilen Selman Nacar’la Tereddüt Çizgisi hakkındaki söyleşimizi bu hafta, Altın Lale’yi kazanan Yurt’un yönetmeni Nehir Tuna ile söyleşimizi ise önümüzdeki haftalarda okuyabilirsin. 

Bildiğin Gibi Değil | Kaynak: İKSV

Geçen yıllarda Borç (2018) filmiyle Altın Lale’ye uzanmış Vuslat Saraçoğlu’nun yeni filmi Bildiğin Gibi Değil, festivalin birden fazla ödül kazanan üç filminden biriydi. Babalarının ölümünün ardından doğdukları Tokat’ta biraraya gelen (ya da gelmek zorunda kalan), düşünceleri ve hayat tarzları birbirinden hayli farklı üç kardeşin arasındaki çatışmaları konu alan film, katman katman ortaya çıkan aile sırları ve üç oyuncusunun (Hazal Türesan, Serdar Orçin ve Alican Yücesoy) uyumuyla etkileyiciydi. 

Ozan Yoleri’nin ilk uzun metrajlı filmi Başlangıçlar ise Fransa’daki sanat restorasyonu dalındaki doktorasını yarıda bırakarak İstanbul’a dönen bir genç kadının arada kalmışlığını konu alıyor. Filmin, karakterinin arada kalmışlığını hem üzerinde çalıştığı eserin simgeselliği hem de çevresindeki insanlarla ilişkileri üzerinden de destekleyen bir senaryosu var. Üstelik belli bir sınıfa ve belli bir hayat tarzına ait dertleri merkezine alsa da, seçkideki Beraber, Büyük Kuşatma ve Suyun Üstü gibi filmlerin aksine izleyiciye yeterli bir empati kurdurma becerisine sahip olduğunu düşündüm.

Başlangıçlar | Kaynak: İKSV

Ulusal Yarışma seçkisinde dikkatimi çeken bir eğilim, Türkiye sinemasının bu yıl taşra filmlerinin hâkimiyetinden biraz çıkmış olması oldu. İzleme fırsatı bulamadığım Son Hasat dışında seçkinin tamamı kentli hikayelerinden oluşuyordu. 

Bu türde Babamın Kanatları (2016) ve Küçük Şeyler (2019) gibi başarılı örneklere imza atmış Kıvanç Sezer’in yeni filmi 8x8 de bunlardan biriydi. Yurt dışı eğitimi nedeniyle uzun süreliğine ayrı düşmeden önce son bir hafta sonu geçirmek için şehir dışındaki bir villada tatil yapmak isteyen genç çiftin sürpriz bir gelişmeyle üç kişilik bir satranç oyununa dönüşen yüzleşmesi, benim için sadece ortalama bir tek mekan filmi olmakla yetindi.

Engin Ertan, Efe Çakarel, Kerem Ayan, Wim Wenders ve Kōji Yakusho | Fotoğraf: Salih Üstündağ

Wim Wenders ve Kōji Yakusho İstanbul’da

43. İstanbul Film Festivali’nin alametifarikası, yaşayan en büyük yönetmenlerden Wim Wenders ve Japonya’da geçen Perfect Days filminde birlikte çalıştığı efsanevi oyuncu Kōji Yakusho’nun İstanbullularla buluşmasıydı. İkili, festival direktörü Kerem Ayan ve MUBI kurucusu Efe Çakarel’in de katıldığı bir basın toplantısında bir araya geldi; takip eden günlerde Wenders Anselm filminin, Yakusho ise Perfect Days filminin gösterimlerinin ardından Onur Ödülü ile ödüllendirildi, Wim Wenders festival izleyicisine açık bir söyleşi de yaptı.

Wim Wenders ve Kōji Yakusho | Fotoğraf: Salih Üstündağ

İlk kez İstanbul’a gelen Wim Wenders sözlerine “78 yıldır bu anı bekliyorum.” diye başladı, “Neden bu kadar uzun sürdü bilmiyorum, bu affedilemez.Perfect Days’in neredeyse karakterlerinden birine dönüşen umumi tuvaletler, Wenders ve Yakusho ikilisinin basın toplantısında da çokça gündeme geliyor. Söz konusu tasarım harikası tuvaletlerin 2020 Tokyo Olimpiyatları için hazırlanan Tokyo Toilet Project’in meyvesi olduğunu fakat pandemi nedeniyle Olimpiyatlar için gelecek ziyaretçilerden çok Tokyo halkına yaradığını anlıyorum. Yakusho, Japon kültürünün aklıma Miyazaki filmlerini getiren bir parçasından bahsediyor sonra: Tuvaletleri yeterince iyi temizlersen sana mutluluk ve şans getireceğine inanılan tuvalet ruhlarından... Wenders, Perfect Days’den önce aklında Tokyo Toilet Project’e dair bir belgesel yapmak olduğunu, fakat bunun sonradan kurmaca bir filme evrildiğini söylüyor. Yönetmenin pandemi sonrası Berlin ve Tokyo’da gözlemlediği farklılıklar da not aldığım cümlelerden:

Pandemi sonrası Berlin’de ortak menfaat duygusu yok oldu fakat Tokyo’da tam tersinin olduğunu gördüm. Halk, kapanmadan sonra ortak menfaati eskisinden de çok kucakladı.

Söyleşide ayrıca Japonya’da yönetmenlerin oyunculara karakterin adıyla seslendiğini öğreniyorum - Wenders hâlâ bazen Yakusho’dan Hiroyama-san diye söz ediyor. Efe Çakarel’in, MUBI tarafından dağıtıldığı 20’yi aşkın ülkede en çok Türkiye’de izlendiği bilgisini verdiği Perfect Days’i sen de MUBI’de bulabilirsin.

43. İstanbul Film Festivali ödül töreni | Fotoğraf: Salih Üstündağ

Festival ödülleri

Uluslararası Yarışma:
Altın Lale En İyi Film: Forever-Forever (yön. Anna Buryachkova)
Jüri Özel Ödülü: Sweet Dreams (yön. Ena Sendijarević)
FIPRESCI Ödülü: Forever-Forever (yön. Anna Buryachkova)

Genç Ustalar:
Genç Usta Ödülü: Hoard (yön. Luna Carmoon)

Ulusal Kısa Film Yarışması:
En İyi Kısa Film: Eksi Bir (yön. Ömer Ferhat Özmen)
Mansiyon: Zarafet ve Şiddet Arasında (yön. Şirin Bahar Demirel)
FIPRESCI Ödülü: Beyaz Dağın Çocukları (yön. Yalçın Çiftçi)

Ulusal Belgesel Yarışması:
En İyi Belgesel: Dargeçit (yön. Berke Baş)
Mansiyon: Domates Biber Depresyon (yön. Aybüke Avcı)

Nehir Tuna ve Yurt ekibi | Fotoğraf: Salih Üstündağ

Ulusal Yarışma:
Altın Lale En İyi Film: Yurt (yön. Nehir Tuna)
Jüri Özel Ödülü: Bildiğin Gibi Değil (yön. Vuslat Saraçoğlu)
En İyi Yönetmen: Selman Nacar (Tereddüt Çizgisi)
En İyi Senaryo: Vuslat Saraçoğlu (Bildiğin Gibi Değil)
En İyi Kadın Oyuncu: Tülin Özen (Tereddüt Çizgisi)
En İyi Erkek Oyuncu: Alican Yücesoy ve Serdar Orçin (Bildiğin Gibi Değil)
En İyi Görüntü Yönetmeni: Florent Herry (Yurt)
En İyi Kurgu: Naim Kanat (Bildiğin Gibi Değil)
En İyi Sanat Yönetmeni: Nadide Argun van Uden (Beraber)
En İyi Özgün Müzik: Doğan Duru (Son Hasat)
Seyfi Teoman En İyi İlk Film Ödülü: Büyük Kuşatma (yön. Sinan Kesova), Seyfi Teoman En İyi İlk Film Ödülü Mansiyon: Başlangıçlar (yön. Ozan Yoleri)
FIPRESCI Ödülü: Tereddüt Çizgisi (yön. Selman Nacar)


Hikâyeyi paylaşmak için:

Kaydet

Okuma listesine ekle

Paylaş

Duende

Duende

Her hafta müzik, sinema, eğlence ve sanat dünyasından söyleşiler, incelemeler, öneriler, podcast’ler ve keşif notları e-posta kutunda.

NEREDE YAYIMLANDI?

DuendeDuende

BÜLTEN SAYISI

⚖️ Tereddüt Çizgisi röportajı, Festival ödülleri

Ödüllü yönetmeni Selman Nacar ile "Tereddüt Çizgisi" üzerine söyleşi, 43. İstanbul Film Festivali’nin son günleri ve ödül töreninden notlar.

03 May 2024

Tereddüt Çizgisi | Kaynak: İKSV

YAZARLAR

Emre Eminoğlu

Sinema, kültür, sanat yazarı. 2021’den beri sinema editörlüğünü üstlendiği Aposto başta olmak üzere çeşitli dijital ve basılı yayınlarda sinema yazıları yazmaya, röportajlar yapmaya ve podcast'ler üretmeye devam ediyor. SİYAD ve FIPRESCI üyesi, Golden Globes seçmeni.

Duende

Her hafta müzik, sinema, eğlence ve sanat dünyasından söyleşiler, incelemeler, öneriler, podcast’ler ve keşif notları e-posta kutunda.

İLGİLİ OKUMALAR

DuendeDuende

HİKAYE

Ötekilerin Arkeolojisi: İsmail Gezgin ile kadim çağlardan bugüne zamanın labirentlerinde

Yazar, akademisyen ve arkeolog İsmail Gezgin ile belli başlı kitaplarının ışığında kadim zamanları, yakın geçmişi ve bugünü konuştuk. Sıra kitabı "Ötekilerin Arkeolojisi"ni irdelemeye gelince, İsmail Gezgin "Yoksulluk bir uygarlık icadıdır" diyor ve "modern zamanlar"ı yargılayıp mahkum ediyor.

Soner Can

·

24 Tem 2026

Ötekilerin Arkeolojisi: İsmail Gezgin ile kadim çağlardan bugüne zamanın labirentlerinde
DuendeDuende

HİKAYE

Yıldız Tozu | Isabelle Huppert'in düşünce laboratuvarı

Oynadığı filmlerin türleri değişir, çalıştığı yönetmenler değişir, sinemasal anlayışlar değişir; lakin “Isabelle Huppert sineması” hep aynı sorunun etrafında döner: İnsan, kendi arzusu, iktidarı, korkusu ve özgürlüğüyle baş başa kaldığında kim olur? Bu yüzden onun filmografisi, son yarım yüzyılın ahlak, arzu, güç, sınıf ve özgürlük üzerine kurulmuş, muazzam bir sinemasal düşünce laboratuvarıdır.

Mehmet Sindel

·

24 Tem 2026

Yıldız Tozu | Isabelle Huppert'in düşünce laboratuvarı
DuendeDuende

HİKAYE

The Odyssey: Dönecek ev yok

Christopher Nolan uzun süredir merakla beklenen Odysseia uyarlaması "The Odyssey"de hikayeyi sözcüklerden ziyade aksiyonla anlatıyor. Dolayısıyla kitapta çok daha kurnaz, kibirli ve hatta yer yer zalim bir karakter olan Odysseus, filmde içsel çatışma ve çelişkiden yoksun bir kahramana dönüşüyor.

Aslı Ildır

·

22 Tem 2026

The Odyssey: Dönecek ev yok
DuendeDuende

HİKAYE

Esir alınan yaratıcılık: Müzisyenler sosyal medyada görünür olmak zorunda mı?

Günümüzde bir müzisyen aynı anda içerik üreticisi, pazarlama ve sosyal medya uzmanı da olmak zorundaymış gibi davranılıyor. James Blake, müzisyenlerin şarkılarını duyurmak için görünür olma çabasıyla ilgili sesini yükseltti ve Türkiye'den Ceylan Ertem ve Jehan Barbur gibi isimler de onu destekledi. Peki sanatçılar, sosyal medyada yeterince görünür değillerse yok mu sayılıyorlar?

Eda Solmaz

·

20 Tem 2026

Esir alınan yaratıcılık: Müzisyenler sosyal medyada görünür olmak zorunda mı?
DuendeDuende

HİKAYE

2026 sinemasında yolun yarısı: Yıl sonunda hangi filmleri hatırlayacağız?

Beyazperdede yılın ilk yarısına Phil Lord ve Christopher Miller imzalı "Project Hail Mary" ve korku sinemasının yükselişi damga vurdu. 2026'nın ilk altı ayını geride bırakırken gişede ve festivallerde öne çıkan filmleri ve bazı keşifleri yeniden hatırlıyoruz.

Emre Eminoğlu

·

17 Tem 2026

2026 sinemasında yolun yarısı: Yıl sonunda hangi filmleri hatırlayacağız?