

ENKA Sanat’ta bu sezon #ÇokŞeyVar İstanbul şubat, mart ve nisan aylarına yayılan; tiyatroyu, müziği ve dansı aynı anda buluşturacak dopdolu bir programa hazır, peki sen hazır mısın? ENKA Sanat’ın birbirinden değerli sanatçıları aynı sahnede bir araya getirecek yeni sezon programının ilk 5 etkinliğini seninle paylaşmaktan mutluluk duyuyoruz. Programın devamına dair detaylar için gelecek hafta e-posta kutuna düşecek Duende Bültenini beklemede kal. ENKA Oditoryumu’nda gerçekleştirilecek programdan; Sesin Resmi , 15 Şubat : Kieran Hurley'nin yazdığı Mert Öner'in yönettiği, Esra Bezen Bilgin ve Yağız Can Konyalı'nın oynadığı Sesin Resmi ; yazmaya olan inancını kaybetmiş oyun yazarı bir kadın ve hayatın şiddetinden kendini resim çizerek korumaya çalışan genç bir erkeğin şehrin tepelerinde karşılaşmasını konu alıyor. Bir Dot Tiyatrosu yapımı olan oyun, “ başkasının sesi olmak, başkasının hikâyesini anlatmak, sizi hikâyenin sahibi yapar mı? ” sorusunu sahneye taşıyor. İki Kişilik Hırgür , 22 Şubat : Usta yönetmen Işıl Kasapoğlu’nun çevirip yönettiği İki Kişilik Hırgür ; 2. Dünya Savaşı sonrasında yaşanan toplumsal erozyonu, şiddetin ve umutsuzluğun bireyler üzerindeki yıkıcı etkilerini kendi küçük dünyalarına kapanan bir adamla bir kadın üzerinden aktarıyor. Absürt tiyatronun önde gelen temsilcilerinden Eugène Ionesco imzası taşıyan tek perdelik oyuna davetlisin. Yüz Yılın Evi , 1 Mart : Edinburgh Fringe Festivali’ndeki performansıyla The Times ve Guardian gibi önemli gazetelerin seçkilerinde yer alan Yüz Yılın Evi , seni yarı otobiyografik, gerçekle kurgunun iç içe geçtiği bir dünyaya çağırıyor. Yeşim Özsoy’un kişisel tarihinden yola çıkarak oluşturduğu hikâyeler, sahnede video ve müzikle birleşerek sanatçının 1919 doğumlu anneannesinin - şu anda var olmayan - 1959 senesinde yıkılmış olan eski bir konak, geçmiş ve çocukluğuyla ilgili anlattığı hikâyeleri sahneye taşıyor. Istırap Korosu , 15 Mart : İstanbul’un seslerini, genç ve yaşlı kadınların içlerinden geçirdiklerini, oradan oraya savrulan gençlerin kırgın ve öfkeli hâllerini sahneye taşıyan Murat Mahmutyazıcıoğlu’nun bir apartman hikâyesi; karakterlerin kâh kimselere sezdirmeden çektikleri kâh yeri göğü inleterek ilan ettikleri “ıstırapları”, oyunu açılıştan finale hareketli kılan ritmik bir akışla aktarılıyor. Bu ‘sessiz’ ve ‘huzurlu’ apartmana davetlisin. ENKA Sanat’ın yeni sezon programıyla ilgili detaylara ve biletlere buradan ulaşabilirsin.
Daha fazlasını öğren →
DuendeHer hafta müzik, sinema, eğlence ve sanat dünyasından söyleşiler, incelemeler, öneriler, podcast’ler ve keşif notları e-posta kutunda.
Emre Eminoğlu
Film: Bergman Island
Yönetmen: Mia Hansen-Løve
Süre: 112 dakika
Jenerik: Avrupa sinemasının yalın, duru ve sakin filmleriyle tanınan nitelikli yönetmenlerinden Mia Hansen-Løve, sinema aşkından beslendiği ve biraz da kişisel sularda yüzdüğü yeni filminin ilk gösterimini Cannes Film Festivali'nde yapmıştı. Bergman Adası, adını sinema tarihinin eşsiz yönetmenlerinden Ingmar Bergman'ın birçok filmini çektiği ve hayatının büyük bir kısmını geçirdiği Fårö Adası'ndan alıyor. Film, bir çiftin adaya yaptığı iş amaçlı ziyaretin hikâyesini içlerinden birinin burada yazmakta olduğu filmle iç içe geçiriyor ve iki ayrı çift üzerinden benzer iki ilişkiyi ele alıyor.
Neden izleyelim? Sinemacı bir çift... Biri Farö Adası'ndaki festivalin özel konuğu, diğeri Bergman'ın dünyasından ilham almayı umarak yeni filmini yazmaya çalışıyor. Anlıyorsun, filmdeki kadın 15 yılını Olivier Assayas'la bir birlikteliğe vermiş yönetmenin fazlaca yakın bir yansıması. Tıpkı filmin içinde yer alan filmdeki kadının, filmdeki kadının fazlaca yakın bir yansıması olduğu gibi. Film; her ilişkide olması muhtemel tartışmaları, ego çatışmalarını, küçük kaçamakları ve büyük günahları, yakınlaşma ve uzaklaşmaları, beklenti farklılıklarını ve hayal kırıklıklarını dolduruyor izleyicisinin sepetine. Biraz da doğru zamanlamanın önemini vurguluyor, "İlk karşılaşmaları çok erken, ikincisiyse çok geç olmuştu." cümlesiyle. Yine de yanlış zamanlarda doğru insanlarla gerçekleşen karşılaşmaların doğru zamanda yineleneceğine dair umut yeşertiyor. Filmin adını dahi Bergman'dan alıyor olmasıysa seni korkutmasın. Bergman Adası'na yolculuğun tadını çıkarabilmek ve filmdeki ilişkilerde kendi ilişkinden, ilişkilerinden bir şeyler bulabilmek için yönetmenin sinemasına aşina olmak bir ön koşul değil. Fakat aşina olanların, gülümseten detaylar sayesinde fazladan tat alacağını da söylemek gerek.
Nerede izleyebilirsin? Bergman Adası, bugün Başka Sinema salonlarında gösterime giriyor.
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
DuendeHer hafta müzik, sinema, eğlence ve sanat dünyasından söyleşiler, incelemeler, öneriler, podcast’ler ve keşif notları e-posta kutunda.
İLGİLİ BAŞLIKLAR
NEREDE YAYIMLANDI?
Berlin Film Festivali'nin başlamasını kutluyor, Evdeki Saat konserine adım atıyor ve merakla beklediğimiz Paralel Anneler'in gösterimine katılıyoruz.
11 Şub 2022

YAZARLAR

Duende
Her hafta müzik, sinema, eğlence ve sanat dünyasından söyleşiler, incelemeler, öneriler, podcast’ler ve keşif notları e-posta kutunda.
İLGİLİ OKUMALAR
“Brat summer”ın dans pistindeki isyanının üzerinden iki yıl geçti. 2026 yazında Z kuşağının pop yıldızları bu kez ayrılıkları, ölümü, kaygıyı ve dünyanın sonunu anlatıyor. Olivia Rodrigo’dan Phoebe Bridgers’a, Gracie Abrams’tan Charli xcx’e uzanan “sad girl summer”, yalnızca pop müziğin yeni trendi değil, savaşlar, iklim krizi ve gelecek kaygısıyla büyüyen bir kuşağın da ruh hâli.

Sema Kaygusuz’un "Saf Canavar"ı uzak bir geleceğin distopyasını değil, bugünün büyütülmüş ve ürkütücü ölçüde tanıdık bir suretini anlatıyor. İnsan olmanın sınırlarından hafızaya, rüyalardan yapay zekaya, insanmerkezciliğin kibrinden edebiyatın iyileştirici gücüne uzanan sohbetimizde Kaygusuz’la, kendi ifadesiyle “şimdinin kabusu, geleceğin enkazı” üzerine konuştuk.

Aşırı zenginlikten aşırı yoksulluğa, açgözlülükten fanatizme, mükemmeliyetçilikten bitmek bilmeyen arzularımıza... Psikanalist ve yazar Adam Phillips, "Aşırılık Üzerine Beş Kısa Sohbet"te çağımızı kuşatan aşırılıkların izini sürüyor. Belki de mesele çok fazla istememiz değil: “Kendimiz için çok fazlayız; açlıklarımızda ve arzularımızda, kederlerimizde ve bağlılıklarımızda, sevgilerimizde ve nefretlerimizde fazlayız.”

Şiddet, yok sayılma, erken yaşta evlilikler, engellenen kariyerler ve erken ölümler... Arabeskin kadınları, onları sürekli geride bırakmaya çalışan bir sistem içinde kendi kulvarlarını açtı, popüler kültürün damarlarına sızdı. Cansever’den Bergen’e, Dilber Ay’dan Esengül’e uzanan bu hikayeler, arabeskin acısını yalnızca şarkılarıyla değil, hayatlarıyla da sırtlanan; ölümleriyle dahi bu dünyanın onlara reva gördüğü vedanın tatsızlığını görünür kılan kadınları anlatıyor.

Yapay zekanın bizim yerimizi almasından korkuyoruz ama belki de asıl sorun insanın çoktan bir makineye dönüşmesindedir. Verimlilik, hız ve üretim insanın değerinin ölçüsüyse bu yarışı elbette makine kazanacak. Peki insanın değeri ne kadar ürettiğinde değil de sevmekte, düşünmekte, yaratmakta, ilişki kurmakta ve bütün bunları yaparken dönüşebilmekteyse? Yapay zekanın dünyayı ele geçirmesinden korkanlar için üç kitaplık bir reçete.



