Cadı Üçlemesi 15+: Cezaevinden Mektuplar

Yönetmen Ceylan Özgün Özçelik'le yeni filmi üzerine.
Cadı Üçlemesi 15+: Cezaevinden Mektuplar

24 Haziran - HaHa Kafe - Duende
HaHa Kafe ile birlikte

İstanbul’un zengin çay-kahve kültürünü HaHa Kafe ’de deneyimliyoruz Bugünün bültenine tam da Duende okurunun sevdikleriyle vakit geçirirken ayrı; kulağında kulaklığıyla kendi başına zaman geçirirken ayrı keyif alacağı bir mekânı konuk ediyoruz. Türk çayını ve kahvesini tüm dünyayla paylaşmak amacıyla bu yılın başında kapılarını açan ve yakında İstanbul’da farklı şubelerde hizmet vermeye hazırlanan HaHa Kafe , herkesi kahvesini, fırınından günlük olarak çıkan taptaze tatlılarını ve Premium Tirebolu Türk Çayı HaHa Tea 'yi denemek için Nişantaşı’na davet ediyor. HaHa Tea: Geleneksel Türk çayının bergamot aromasını hakkıyla damaklara taşıyan HaHa Tea, Türkiye’nin kadim çay kültürünü tüm dünyaya tanıtmanın gururunu paylaşıyor. Yüzyıllar önce Tirebolu’nun verimli topraklarında yetiştirilip demlenen çayın eşsiz rengi özenle korunarak HaHa Tea ambalajlarına doluyor. 1555 yılında İstanbul’da açıldığı bilinen dünyanın ilk kahve dükkânının mirasını günümüze taşımayı hedefleyen mekân, İstanbul’un zengin çay-kahve kültürünü ve günlük yaşamı bir potada eritiyor. Doyasıya yaşamaya ve gülmeye cesareti olanların uğrak noktası HaHa Kafe , vapurdayken martıların sesini duyduğumuzda, bir sokak kedisinin başını okşadığımızda ya da sokakta hiç tanımadığımız biriyle selamlaştığımızda hissettiğimiz sıcaklığı bize bir fincanın içinde sunuyor. HaHa Tea’yi deneyimlemek ve Nişantaşı’nda keyifli anların tadını çıkarmak üzere HaHa Kafe ’ye davetlisiniz.

Daha fazlasını öğren

Duende

Duende

Her hafta müzik, sinema, eğlence ve sanat dünyasından söyleşiler, incelemeler, öneriler, podcast’ler ve keşif notları e-posta kutunda.

Ceylan Özgün Özçelik'in 2019 yılında Cadı Üçlemesi 13+ adlı, tek plan çekilen tekinsiz ve gerilimi yüksek kısa filmle başlayan üçlemesi, yine aynı derecede vurucu ve etkileyici bir deneysel belgeselle devam ediyor: Evlilikleri boyunca fiziksel ve psikolojik şiddete maruz kalmış iki kadının trajik hikâyesini merkeze alan Cadı Üçlemesi 15+, bürokratik engeller nedeniyle öznesi olan iki kadının görüntülerini ya da seslerini kullanamasa da oyuncular Gülçin Kültür Şahin ile Hare Sürel'in seslendirdiği mektuplarıyla onların dünyasının kapılarını açıyor. İlk gösterimi 41. İstanbul Film Festivali'nde yapılan, yarından itibaren Mubi'de izleyebileceğiniz Cadı Üçlemesi 15+'nın geçtiğimiz gün Kadıköy Sineması'nda gerçekleşen özel gösteriminin ardından, yönetmen Ceylan Özgün Özçelik sorularımı yanıtladı:

Cadı Üçlemesi 15+, önüne konan bürokratik engellere rağmen gücünden hiçbir şey yitirmemiş, aksine alışılmadık bir belgesel formatına evrilip daha güçlü olmuş belki de. Bu filmi öznelerini görebildiğimiz, duyabildiğimiz bir şekilde yapabilseydin, ortaya çıkacak sonuçla ilgili niyetin ve fikrin nasıl bir film olmasıydı?

Cezaevinde kamerayla çekime izin verilseydi; görüş odalarında, baş başa, yakın plan çekim yapmak istiyordum. Niyetim Aylin ve Havva’nın cezaevindeki yaşamlarını kaydetmek değildi. Görüş odasındaki masada oturacaklardı, kamera sadece yüzlerinde olacaktı, kameraya bakacaklardı. Direkt seyirciye sesleneceklerdi, göz teması kuracaklardı. Kurguda iç içe geçirdiğimiz imgeler dünyasında; onları, duygularını görebilecektik. On gözlü köprüsünde Aylin’in gözleri, Samandağ sahilinde Havva’nın yüzü belirecekti. Mekânlar, onların yüzüyle birleştiğinde farklı anlamlar taşıyacaktı şüphesiz. İki kadını, anlattıklarından bağımsız, amiyane tabiriyle “konuşan kafalar” olarak göreceğimiz bir yapıyı hiç düşünmedim. Bize cezaevlerinden seslenirken dışarıda olabildikleri, anlattıkları yerlerde dolaşabildikleri bir dünya kurmak istedim. Kâbus-mekânlarda yaşananları paylaştıkları zaman Aylin ve Havva’nın yüzlerini görmeyecektik. Kamera onların bakış açısına geçecekti. Kadınların gözlerinin içine bakan seyirci, bu kez onların gözünden sokaklarda yürüyecekti. Böylece daha dinamik bir seyir deneyiminden söz edebilecektik.

Yönetmen Ceylan Özgün Özçelik ve yapımcı Armağan Lale, Cadı Üçlemesi 15+'nın Kadıköy Sineması'ndaki özel gösteriminde


İki kadının yaşamının geçtiği yerlerde aldığınız görüntülerde seni en çok etkileyen neresi oldu?

İlk kez bu belgesel sayesinde gördüğüm çok yer var ama ikisi bir başka: Zemini, dokusu, kemeriyle bilinmez bir zamana sürükleyen Sultangazi Kent Ormanı ve içine çekildiğim Belen. Amanos Dağları’ndaki Belen’in rüzgâr türbinleri, engebeli sokakları, renkli evleri ve çatıları resmen çarpıyor. Hayranlık uyandıran bir gerilimi var ilçenin. Görüntü yönetmenimiz Gözde Koyuncu’yla buraya duyduğumuz hayranlıktan rahatsız olduk. Çünkü Belen, Havva’nın kâbus-mekânıydı ve onun gözünden çekim yapmalıydık. Kameranın karış karış nefret etmesi gereken Belen’i kendi “güzel” hislerimizle kaydettiğimizi fark edip çekimi bir süre durdurduk. Garip bir süreçti. 

Hare ve Gülçin projeye nasıl dâhil oldu? Mektuplarını seslendirdikleri kadınlarla görüşme, gerçek seslerini duyma fırsatları oldu mu? 

Bunu rasyonel bir yerden açıklayamam ama Aylin’in sesi beni Hare’ye, Havva’nın sesi Gülçin’e götürdü. Herhangi bir ortaklıkları ya da benzerlikleri olduğu için değil, öyle hissettiğim için. Sesleri kaydettiğimiz dönem salgının en yoğun günleriydi. Yeteneklerine duyduğum saygının yanı sıra proje özelinde; bir süredir tanıştığımız, birlikte zaman geçirdiğimiz, birbirimizi anladığımız, birbirimize güvendiğimiz oyuncularla çalışmak istedim. Aklıma düşse de Aylin ve Havva’ya kendilerini kimin seslendirmesini istediklerini sormadım, daha doğrusu soramadım. Tanışıklığımın olmadığı oyuncularla bir bağ kurabilmem, sonra da onların Aylin ve Havva’yla bağ kurabilmelerini sağlayabilmem için gereken zaman yoktu. Sadece zaman da değil, gereken koşulların hiçbiri yoktu. Pandemide görüşlerin durdurulmasına karar verildiği için oyuncuların Aylin ve Havva’yla bir araya gelmesi mümkün değildi. Seslerini duymalarını sağlayabilirdim. Ancak Hare ve Gülçin’le gerçek sesleri duymamalarının daha sağlıklı olacağını, aksi halde ana eksenden çıkabileceğimizi düşündük. Önemli olan seslerinin benzemesi değildi. 

Cadı Üçlemesi 15+ (2022, Ceylan Özgün Özçelik)


Cadı Üçlemesi 13+ bir kısa filmdi, Cadı Üçlemesi 15+ uzun metraj bir belgesel. Ben özellikle 15+‘daki çoğunlukla müzik ve kamerayla yaratılmış o karanlık, tekinsiz ve gerilimli anlarda 13+‘nın izlerini yakaladım. Üçlemenin son halkasında bizi tematik ve biçimsel olarak nasıl bir film bekliyor?

Üçlemedeki filmler; tür, form, öykü, mekân, karakter açısından birbirinden bağımsız. Onları birleştiren şey temaları. 18+, fantastik bir kara komedi. Tek bir gecede, bir evde geçiyor. Oyuncu kadrosu tamamen kadınlardan ve kız çocuklarından oluşuyor. Müzikal ögeler ve dans sahneleri var. 2016’dan beri her projemde birlikte çalıştığımız Ekin Fil müziklerin büyük bir kısmını yaptı bile! 

Hikâyeyi paylaşmak için:

Kaydet

Okuma listesine ekle

Paylaş

Duende

Duende

Her hafta müzik, sinema, eğlence ve sanat dünyasından söyleşiler, incelemeler, öneriler, podcast’ler ve keşif notları e-posta kutunda.

NEREDE YAYIMLANDI?

DuendeDuende

BÜLTEN SAYISI

PREMIUM'A ÖZEL

John Mclaughlin ve Angel Olsen'ın içe dönüş yolları, Cadı Üçlemesi 15+

Caz rock ve caz füzyon müziklerinin öncülerinden John McLaughlin, Ceylan Özgün Özçelik'in son filmi Cadı Üçlemesi 15+, Angel Olsen'ın yas güncesi albümü Big Time ve dahası. Duende Keşif bu hafta da dopdolu, keşfetmeye gelir misin?

24 Haz 2022

HaHa Kafe ile birlikte
Fotoğraf: Andrea Palmucci

YAZARLAR

Emre Eminoğlu

Sinema, kültür, sanat yazarı. 2021’den beri sinema editörlüğünü üstlendiği Aposto başta olmak üzere çeşitli dijital ve basılı yayınlarda sinema yazıları yazmaya, röportajlar yapmaya ve podcast'ler üretmeye devam ediyor. SİYAD ve FIPRESCI üyesi, Golden Globes seçmeni.

Duende

Her hafta müzik, sinema, eğlence ve sanat dünyasından söyleşiler, incelemeler, öneriler, podcast’ler ve keşif notları e-posta kutunda.

İLGİLİ OKUMALAR

DuendeDuende

HİKAYE

Sad girl summer: Pop yıldızları neden hüzünlendi?

“Brat summer”ın dans pistindeki isyanının üzerinden iki yıl geçti. 2026 yazında Z kuşağının pop yıldızları bu kez ayrılıkları, ölümü, kaygıyı ve dünyanın sonunu anlatıyor. Olivia Rodrigo’dan Phoebe Bridgers’a, Gracie Abrams’tan Charli xcx’e uzanan “sad girl summer”, yalnızca pop müziğin yeni trendi değil, savaşlar, iklim krizi ve gelecek kaygısıyla büyüyen bir kuşağın da ruh hâli.

Eda Solmaz

·

17 Ağu 2026

Sad girl summer: Pop yıldızları neden hüzünlendi?
DuendeDuende

HİKAYE

Sema Kaygusuz: 'Edebiyat başlı başına hezeyan alanıdır, derdin cisimleşmiş hâlidir'

Sema Kaygusuz’un "Saf Canavar"ı uzak bir geleceğin distopyasını değil, bugünün büyütülmüş ve ürkütücü ölçüde tanıdık bir suretini anlatıyor. İnsan olmanın sınırlarından hafızaya, rüyalardan yapay zekaya, insanmerkezciliğin kibrinden edebiyatın iyileştirici gücüne uzanan sohbetimizde Kaygusuz’la, kendi ifadesiyle “şimdinin kabusu, geleceğin enkazı” üzerine konuştuk.

Nis Tuğba Çelik

·

17 Ağu 2026

Sema Kaygusuz: 'Edebiyat başlı başına hezeyan alanıdır, derdin cisimleşmiş hâlidir'
DuendeDuende

HİKAYE

Adam Phillips'in milenyum insanı eleştirisi: Kendimiz için çok fazlayız

Aşırı zenginlikten aşırı yoksulluğa, açgözlülükten fanatizme, mükemmeliyetçilikten bitmek bilmeyen arzularımıza... Psikanalist ve yazar Adam Phillips, "Aşırılık Üzerine Beş Kısa Sohbet"te çağımızı kuşatan aşırılıkların izini sürüyor. Belki de mesele çok fazla istememiz değil: “Kendimiz için çok fazlayız; açlıklarımızda ve arzularımızda, kederlerimizde ve bağlılıklarımızda, sevgilerimizde ve nefretlerimizde fazlayız.”

Soner Can

·

17 Ağu 2026

Adam Phillips'in milenyum insanı eleştirisi: Kendimiz için çok fazlayız
DuendeDuende

HİKAYE

Yakarsa dünyayı kadınlar yakar: Arabeskin kadınları yalnız trajedileriyle hatırlanmaya mı layık?

Şiddet, yok sayılma, erken yaşta evlilikler, engellenen kariyerler ve erken ölümler... Arabeskin kadınları, onları sürekli geride bırakmaya çalışan bir sistem içinde kendi kulvarlarını açtı, popüler kültürün damarlarına sızdı. Cansever’den Bergen’e, Dilber Ay’dan Esengül’e uzanan bu hikayeler, arabeskin acısını yalnızca şarkılarıyla değil, hayatlarıyla da sırtlanan; ölümleriyle dahi bu dünyanın onlara reva gördüğü vedanın tatsızlığını görünür kılan kadınları anlatıyor.

Ayça Örer

·

16 Ağu 2026

Yakarsa dünyayı kadınlar yakar: Arabeskin kadınları yalnız trajedileriyle hatırlanmaya mı layık?
DuendeDuende

HİKAYE

Bibliyoterapi'de bu hafta: Yapay zekadan korkanlar için kitap reçetesi

Yapay zekanın bizim yerimizi almasından korkuyoruz ama belki de asıl sorun insanın çoktan bir makineye dönüşmesindedir. Verimlilik, hız ve üretim insanın değerinin ölçüsüyse bu yarışı elbette makine kazanacak. Peki insanın değeri ne kadar ürettiğinde değil de sevmekte, düşünmekte, yaratmakta, ilişki kurmakta ve bütün bunları yaparken dönüşebilmekteyse? Yapay zekanın dünyayı ele geçirmesinden korkanlar için üç kitaplık bir reçete.

Aslı Perker

·

14 Ağu 2026

Bibliyoterapi'de bu hafta: Yapay zekadan korkanlar için kitap reçetesi