Anda besteler: Show of Hands Festivali #4

Mikrofonlarda Ramin Sadighi ve Kerim Selçuk; masada İstanbul'un Tahran orijinli yepyeni ve eşsiz festivali Show of Hands Festivali'nin dünü, bugünü ve geleceği.
Anda besteler: Show of Hands Festivali #4

19 Mart - LAMY - İstanbul
LAMY ile birlikte

Vazgeçilmez bir yazı enstrümanı: LAMY Yazmaya duyduğumuz tutkuyu kâğıda taşımanın izindeyiz. Öyle ki düşündüğümüz, hayal ettiğimiz ve geliştirdiğimiz her bir fikri kâğıda dökerken vazgeçilmez bir enstrüman bizimle: LAMY . Anlatılacak çok hikâye, hepsinin aktarılması içinse LAMY ve onun akıp giderken keyif veren mürekkebi var. Nedir? 1930’dan bu yana yazma deneyimini tutkuya dönüştüren yüksek kaliteli LAMY kalemler , Almanya’da başladığı yolculuğuna günümüzde tüm dünyaca tanınan ve önde gelen bir marka olarak devam ediyor. Neden LAMY? Çağdaş, kullanışlı ve sunduğu uzun ömürlü deneyimle öne çıkan LAMY kalemler; göz kamaştırıcı renk seçenekleri, zamanın ötesinde sade ve şık tasarımıyla yazma sürecinin başrol oyuncusu. 1966’da üretilen LAMY 2000 modeli kusursuz bir tasarım dili ortaya koyarak markanın bugüne kadar gelen tüm ürünlerinin tarzında belirleyici bir rol model oldu. Estetik ve işlevselliği bir arada sunan LAMY kalemleri incelemek için burayı ziyaret edebilir; ihtiyacın olan bakım önerileri, mürekkep, uç ve yedek ürünleri de yine orada bulabilirsin.

Daha fazlasını öğren

Duende

Duende

Her hafta müzik, sinema, eğlence ve sanat dünyasından söyleşiler, incelemeler, öneriler, podcast’ler ve keşif notları e-posta kutunda.

Samimiyet. Teklikte birliktelik. Bir arada büyümek, değişmek, dönüşmek ancak vazgeçmemek. Bir zamanlar'ı güncel kılmak. Müzisyenle dinleyiciyi kavuşturmak. Bunlar, SOH Festival Direktörü Ramin Sadighi ve SOH'in paydaşlarından A.K. Müzik idari ortağı ve müzik yapımcısı Kerim Selçuk'la sohbetimden öne çıkan bazı satır başları. Devamı aşağıda.


Zamanı biraz geriye, 2017'ye sarmak ve Ramin'e festival fikrinin nasıl serpildiğini sorarak başlamak istiyorum. Belki cevabında plak şirketin Hermes'e ve onun geniş müzik kataloğuna da değinmek istersin.

Ramin Sadighi: Show of Hands'i Hermes'in yavrularından biri sayabiliriz. Son 22 yılda ürettiğimiz müziklerin önemli bir kısmı doğaçlamayla yakından ilişkiliydi ya da fikirler kendiliğinden yaratılmıştı. Yani, müzik endüstrisinde doğaçlama yapmak özü, 2o yıldan uzun bir süredir idare ettiğim plak şirketiyle iç içe geçmişti. Tabii bunun paralelinde tekil olarak düzenlediğimiz birçok etkinlik de olmuştu. Ancak Show of Hands'ten önce kompakt bir dizi etkinlik fikri ajandamda hiç yoktu.

SOH'in kariyerimde eksikliğini çektiğim bir şey olduğunu fark ettim. Burada bir işi değil, uğraşmaktan keyif aldığım bir meşguliyeti kast ediyorum. Geçmiş yıllarda [Hermes etrafında] yarattığımız topluluğumuzu başkalarıyla paylaşmanın tam da zamanı olduğunu düşündüm.

Show of Hands Festivalinin ilk edisyonundan bir konser, Tahran, 2017. | Fotoğraf: Armaghan Boustan

Doğaçlamanın festivalin etrafında kurgulandığı merkez temaya nasıl dönüştüğünü de merak ediyorum.

R. S.Öncelikle doğaçlama kavramı benim için müzik yapımının en kutsal parçası. Zira hiçbir zaman doğaçlamanın rastgele bir yaratım olduğuna inanmadım. Doğaçlama, günlerce ya da haftalarca oturarak müzik üretmenin aksine kısıtlı bir süre içinde beste yapmak; sanki bir iş siparişi almışsın ancak bunu hemen şimdi yapman gerekmiş gibi bir şey. Bir müzisyenden bir dolu tecrübe, bilgi ve içgörü istiyor doğaçlama. Bu benim için çok kıymetli ve kutsal. 

Doğaçlama aynı zamanda hemen oracıkta bir an oluşturmak zorunluluğu demek. Bahsettiğim yaratıcı değil; doğaçlamayla yapılan müziğin yarattığı anlık durumların diğerleriyle paylaşıldığı duygusal bir üretim süreci. Bu [müzisyen ve dinleyiciler arasında] karşılıklı bir alışveriş demek. Evinizde kapalı kapılar ardında doğaçlama yapamazsınız. Dışarıdaki bir kuşun sesiyle, komşunuzun bebeğinin ağlamasıyla ya da insanların verdikleri hisle; ne olursa olsun esinlenmek zorundasınız. Diğer taraftan, bu etkileşimin yeşerebilmesi küçük bir komünitenin varlığına da bağlı. Ve o komüniteyi inşa etmek benim için çok önemli. Bir komünite yaratma ya da onun var oluşunu kutlama şansına sahip olmayı da SOH'in organizasyonu aracılığıyla alabileceğim nihai keyif olarak görüyorum.

Festivalin yaylı ve "pluck" (telleri çekerek çalınan)  enstrümanları sahneye taşıyan 2. solo edisyonunun poster tasarımı. | Kaynak: sohfest.com

SOH Festivali'nin ilk üç edisyonu ya tekil bir enstrümana ya da bir enstrüman ailesine odaklandı. 2017'de piyano, 2018'de yaylılar ve çekme enstrümanlar, 2019'da ise tahta üflemelilerdi. Diğer taraftan, festivalin gelecek edisyonunun belirlenmesinin de ilginç bir hikâyesi var: Festivalin son gününün son konserine katılan gizemli bir misafirle nasıl oluyorsa yeni bir temanın doğuşu gerçekleşiyor. Festivalin gelecek edisyonlarını keşfeden bu anlık metot, SOH'in doğaçlama müzik performanslarında da yansımalarını bulabileceğimiz bir şey mi?

R. S.: Rastgelelikle doğaçlamayı ayrıştırmak benim için çok önemli. Doğaçlama yapmak planınız olmadığı anlamına gelmez. Evet, festival doğaçlamaya odaklı. Ancak onu [festivali] idare edebilmeniz için zihninizde yaratmanız gereken bir manifestoya, bir amaca ya da takvimlendirmeye ihtiyacınız var. Hâlihazırdaki edisyonumuzu sahneye koyar koymaz bir sonrakini düşünmeye başlıyoruz bile. Gelecek sene ne yapacağımızı biliyoruz ama neler yaşayacağımıza dair hiçbir fikrimiz olmuyor. Bunlar birbirinden farklı yaklaşımlar.

Esasında doğaçlamanın güzel tarafı da bu. Yaşamda da planlarınız vardır, ancak şimdinin içinde yaratılan şartlara nasıl tepkiler vereceğinizi görmek için olay yerinde olmanız gerekir. Bu anlamda, festivalimizin planları var ve olacak. Yavaş yavaş da planlarımızın gelecek edisyonlarda nasıl uygulanacağını ortaya çıkaracağız. Ama yine tekrar etmeliyim, bu bir kara kutu. Bir kara kutu için plan yapıyoruz ve o kutudan ne fırlayacağını yalnızca Tanrı biliyor.

Kerim Selçuk: Solo performans, samimiyetin çok temel ve basit bir formudur. Müzisyen ve seyircisinden ibaret olduğu için de yalnızdır, müzisyene yaratmayı gerektirir. Eskiden tuba üfleyen birisiydim. Böylesi enstrümanların çoğu diğer müzisyenlerle dahi paylaşacak sahne bulamıyor. Piyano gibi harmonik olduğu için solo çalınan bir enstrüman böyle bir sorundan mustarip değil. Ancak saksafon, bas klarnet ya da kemanla solo performans şansına hiç sahip olamıyorsun. O yüzden bu enstrümanların solo performansları çok temel ve kalpten oluyor.

Ramin Sadighi ve Kerim Selçuk. | Fotoğraf: Deniz Sabuncu

Festivalin "Solo Improvisation" teması, çeşitli enstrüman ailelerden farklı enstrümanları bir araya getirerek önceki edisyonlardan ayrılıyor. Bir enstrümana ya da enstrüman ailesini merkeze almak yerine, neden "Solo Improvisation" temasına odaklanmayı tercih ettiniz?

R. S.: Çeşitli renklerden ve enstrümanlardan oluşan, konseptimizi tanıtacak bir 0. edisyon'la hareket etmenin iyi olabileceğini düşündük. Konsept de iyice yerleştiğinde esas fikrimizi, yani her bir edisyonu tematik yapmak için bir enstrüman ya da konsept ailesine sahip olmayı paylaşmaya daha kolay cesaret edebiliriz. 

Festivalin İstanbul'daki ilk edisyonunun tüm konserleri Arter'in Karbon sahnesinde gerçekleşecek. | Fotoğraf: FluFoto

İstanbul festivalin 4. edisyonunun neden ve nasıl yeni durağı oldu? Şehir hangi yönlerden ilginizi cezbetti?

K.S.: İstanbul'da doğaçlama yapmadan yaşayamazsınız. Sokakta yürürken bile başınıza bir şey düşmemesi için doğaçlama yapmak zorundasınızdır. Bilirsiniz, yaşanır bunlar. Gerçekten bir doğaçlama şehridir İstanbul. Bu yüzden SOH'in İstanbul'da düzenlenmesi fikri çok iyi bir eşleşme bana göre. 

R. S.: Herhangi bir fenomen hakkında iki türlü yaklaşımınız olabilir: Bazen, eyleme geçmeden önce her şeyi düşünebilir, bir manifesto yazabilir ve "Evet. İşte bu, şunu yapmak için manifestom." diyebilirsiniz. Bazen ise, yaklaşımınızın yalnızca ani bir fikir olduğunu kolayca kabul edebilirsiniz. Festivalin İstanbul'a transferi aniden gerçekleşti benim için, hiçbir plan yoktu. İstanbul'u şahsen çok seviyorum.

Sizce bir şehrin kalbinin ortasında bir yerde doğaçlama olması, orada SOH gibi bir festival düzenlemek için sebep olabilir mi?  

R. S.: Çok iyi bir gizli sebep olabilir. Kerim'le bu bağlantı hakkında saatlerce konuşabilirim.

K.S.: Bu [doğaçlama] hayatımızda olan bir şey. Doğaçlamayı bir yere not etmiyorsun, onu hâlihazırda içinde taşıyorsun. Yaptığın, alışık olduğun bir şey bu.

Caz efsanesi John Abercrombie'nin hayatını ve müziğini odağına alan "Open Land: Meeting John Abercrombie" (2017), festivalin film gösterimleri arasında.

Aranızda tartıştığınız SOH Festivali'ni İstanbul'da düzenlemek fikri somut bir organizasyona nasıl evrildi?

K.S.: Birkaç yerle masaya oturduk ama istediğimiz geri bildirimi alamadık. Ardından bu fikri yıllardır tanıdığım, şu anda Arter'in yöneticisi olan ve uzun zamanlar İKSV'de yöneticilik yapmış Melih Fereli'ye götürdüm. Melih Bey her zaman çok nazik, hoş, entelektüel, harika bir adam olmuştur. [Bu fikri ona götürdüğümde] "Harika bir fikir. Hadi yapalım. Tabii buna tek başıma karar veremem. Fikri komiteye sunmam gerecek ama kabul edeceklerine eminim." dedi ve Arter kolaylıkla ev sahibimiz oldu.

Festivalin programını nasıl tasarladığınızı da merak ediyorum. Hangi kriterleri göz önünde bulundurdunuz? Belki tartışma panellerinin tüm festival programındaki yerine de ayrıca değinmek istersiniz.

R. S.: Muhtemelen tartışma panelleri en az katılımın gerçekleşeceği etkinlikler olacak ama bu benim için sorun değil. Paneller bir yerde bir şekilde paylaşılacak meseleleri ve konu başlıklarını içeriyor. Zira hepimiz bu sorunlarla mücadele ediyoruz. Tartışma panellerinin konu başlıklarına gelirsek müzik piyasasının bir parçası olarak bizim dahi karşılaştığımız en hayati konuların altını çizmeye ve geleceğin nasıl olması gerektiğine dair düşüncelerimizi ve öz gözlemlerimizi paylaşmaya çalışıyorum.

Festival takviminin tüm ayarlarını; filmleri, sanatçıları, panelleri ve atölyeleri nasıl belirlediğimiz konusu ise... Biraz komik aslında ama tüm bunların şans eseri gerçekleştiğini söylemek durumundayım. Mevcut festival programında yer alan müzisyenlerin belki iki katı kadarının olduğu, fikrimizle eşleşen insanların yer aldığı 15-16 kişilik kısa bir listemiz vardı.

O bahsettiğimiz komünite yaklaşımı çok önemli yine. Beni anlayacağına dair hiçbir umudum olmayan bir sanatçıya yaklaşmıyorum. [Kimle iletişime geçtiğim] içgüdüsel bir şey benim için. 30 yıldır bu işle yaşayan birisi olarak hissedebiliyorum. Başının arkasında yer alan hayvani bir güdü gibi bu; "Bu kişi yakınlaşmaya uygun mı? Fikrimi kavrayabiliyor mu?", sezinleyebiliyorum. 

Fotoğraf: Deniz Sabuncu

Normalde böyle ifade edilmemeli belki bu. Çünkü insanlar bunun hiç de profesyonel olmadığına inanabilir. Ancak Show of Hands Festivali, tüm detaylarıyla, gerçekten de aniden hayat buldu. Seslice düşünüp, seslice paylaşıp, seslice harekete geçiyorsun yalnızca. Ve bazen duvara takılıyor, bazen de duvardan geçip gidiyorsun.

Mutlaka gidilmeli dediğiniz festival etkinlikleri var mı? Ya da tavsiyeleriniz? Duymaktan memnuniyet duyarım. 

R. S.: Konserler için yorum yapmayacağım çünkü her bir performansın keyfine varmak için bir geri sayımdayım. O yüzden herhangi bir konseri bir diğerinin önünde ya da bir diğerinden daha çok tavsiye etmiyorum. Tavsiyemi paylaşabileceğim tek bölüm tartışma panelleri. Çünkü paneller; bir dinleyici, bir iş insanı ya da gazetici gibi rollerden bağımsız olarak müziğin içinde olan herkesin için çok önemli meselelere eğiliyor.

K.S.: Ben atölyelere çok önem veriyorum. [Atölyeleri düzenleyecek] sanatçıların hepsi çok önemli isimler ve hepsi hayatlarının bu noktasına kadar toparladıkları ne varsa paylaşmaya hazırlar. Umuyorum ki herkes; öğrenciler, müzisyenler, her kimse, atölyelere katılır. Konserlere gelirsek. 8 konser için 4 bilet var çünkü biletler çift faturalı. Yani bir biletle iki konser görebilirsiniz. Ben hepsine giderdim. Benim tavisyem ve tercihim bu olurdu diyelim.

Hikâyeyi paylaşmak için:

Kaydet

Okuma listesine ekle

Paylaş

Duende

Duende

Her hafta müzik, sinema, eğlence ve sanat dünyasından söyleşiler, incelemeler, öneriler, podcast’ler ve keşif notları e-posta kutunda.

NEREDE YAYIMLANDI?

DuendeDuende

BÜLTEN SAYISI

✋ Doğaçlamanın İstanbul Hattı: Show of Hands Festival #4

İlk üç edisyonu Tahran'da düzenlenen "doğaçlamanın festivali" Show of Hands, 4. edisyonu için İstanbul çıkarmasında; Koray Soylu, Festival direktörü Ramin Sadighi ve müzik yapımcısı Kerim Selçuk'la derinlikli bir sohbetin ortasında.

10 Nis 2023

LAMY ile birlikte
Fotoğraf: Deniz Sabuncu

YAZARLAR

Koray Soylu

Editor @ Aposto

Duende

Her hafta müzik, sinema, eğlence ve sanat dünyasından söyleşiler, incelemeler, öneriler, podcast’ler ve keşif notları e-posta kutunda.

İLGİLİ OKUMALAR

DuendeDuende

HİKAYE

2026 sinemasında yolun yarısı: Yıl sonunda hangi filmleri hatırlayacağız?

Beyazperdede yılın ilk yarısına Phil Lord ve Christopher Miller imzalı "Project Hail Mary" ve korku sinemasının yükselişi damga vurdu. 2026'nın ilk altı ayını geride bırakırken gişede ve festivallerde öne çıkan filmleri ve bazı keşifleri yeniden hatırlıyoruz.

Emre Eminoğlu

·

17 Tem 2026

2026 sinemasında yolun yarısı: Yıl sonunda hangi filmleri hatırlayacağız?
DuendeDuende

HİKAYE

Bibliyoterapi'de bu hafta: Kendini hayatın akışına bırakmak isteyenler için kitaplar

"Bir şey olmak zorunda mıyız? Hayır, ama amaçsızca nehirde akarken karşımıza çıkacak her şeye hazırlıklı olacak kadar da olgun muyuz?" Bibliyoterapi'de hayat amacı peşine düşmeden yalnızca var olarak hayatta kalan karakterlere odaklanan üç kitaplık bir reçete var bu hafta.

Aslı Perker

·

17 Tem 2026

Bibliyoterapi'de bu hafta: Kendini hayatın akışına bırakmak isteyenler için kitaplar
DuendeDuende

HİKAYE

Sıcak günlere eşlikçi kitaplar: Bu yaz ne okumalı?

Kitapların mevsimleri vardır. Ya da mevsimlerin kitapları. Yağmurlu bir sonbahar günü elimiz istemsizce hüzünlü kitaplara gider. Selim İleri’nin "Her Gece Bodrum"uyla yazlıktan döneriz, günlerimiz yavaş yavaş "Aylak Adam"ın gri gökyüzüyle boyanır. Peki yazın sıcak günlerinde ne okuruz? Bir kitabı yaz kitabı yapan nedir? Hangi kitaplar denizden gelen esintiyle yaprakları çevrilsin ister?

Şeyma Ye

·

13 Tem 2026

Sıcak günlere eşlikçi kitaplar: Bu yaz ne okumalı?
DuendeDuende

HİKAYE

Pink Martini'den Storm Large: 'Türkiye’de çok güçlü bir müzikal hafıza var'

Pink Martini, 22 Temmuz’da bir kez daha Harbiye Cemil Topuzlu Açıkhava Tiyatrosu’nda sahne alacak. “Üsküdar’a Gider İken” ve “Aşkım Bahardı” şarkılarına albümlerinde yer veren ve Türkiye ile güçlü bağları olan gruptan Storm Large ile biraraya geldik.

Eda Solmaz

·

13 Tem 2026

Pink Martini'den Storm Large: 'Türkiye’de çok güçlü bir müzikal hafıza var'
DuendeDuende

HİKAYE

Bir hayatla yeniden tanışmak: Betül Bakırcı'nın gözünden Agop Arad arşivi

Sanat tarihçi İnci Aydın’ın hazırladığı uzun soluklu bir araştırmaya dayanan, "Renklerin Diyojen’i: Ressam Agop Arad" isimli kitap, Aras Yayıncılık tarafından Mayıs ayında yayımlandı. Kitabın editörlerinden Betül Bakırcı ile 1940’lı yılların kültürel ve politik ikliminde Agop Arad’ın hayat yolculuğu; ressam, grafiker ve gazeteci kimlikleri ve bugün onun arşiviyle karşılaşmanın anlamı üzerine konuştuk.

13 Tem 2026

Bir hayatla yeniden tanışmak: Betül Bakırcı'nın gözünden Agop Arad arşivi