Aynı İpte Asılı: Tanıdık hislerle dolu bir gençlik filmi

DuendeHer hafta müzik, sinema, eğlence ve sanat dünyasından söyleşiler, incelemeler, öneriler, podcast’ler ve keşif notları e-posta kutunda.
Film: Aynı İpte Asılı
Yönetmen: Barış Demirdelen
Süre: 112 dakika
Yapım yılı: 2024
Film zevkine güvendiğim bir dosttan bir yeni mesajım var: “Emre, bu filmi izlemeni isterim. Ne düşünürsün merak ettim.” Mesajın ekinde MUBI’nin Instagram paylaşımı var: “Aynı İpte Asılı: Beklenmedik bir misafir, kopmuş aile bağları, sona ermek üzere olan dostluklar.”
Film hakkında hiçbir şey duymamış, belki de festivallerde ya da vizyonda karşıma çıkmadan doğrudan dijital platformlarda yayınlandığı için beklentisizce görmezden gelmiştim. Mesaj doğru bir anda bana ulaşmıştı; hemen MUBI’yi açtım: “Barış Demirdelen ilk filminde, genç olmanın, yakın ilişkiler kurmanın ve hayatta bir denge tutturabilmenin zorluklarına içten bir bakış atıyor. Aynı İpte Asılı, birbirlerinden tamamen uzaklaşmadan önce bir yalnızlık sarmalının içine düşen Ali, Büşra, Efe ve Güray’ın hikayesi.” Benlik duruyordu gerçekten; başlattım.
Aynı İpte Asılı’nın açılış sahnesi, tanıdık rahatsızlıklarla dolu bir sarhoş muhabbeti sahnesi: Kimsenin kendinde olmadığı bir anda gelen davetsiz bir misafirin yarattığı huzursuzluk, başkalarının kavgasına seyirci olmanın sebep olduğu tuhaflık, gecenin planlandığı gibi gitmeyişinin yarattığı hayal kırıklığı ve senden bir şeyler saklandığını ya da sana yalan söylendiğini sezdiğin anlarla büyüyen şüphe... İstemeden ağızdan çıkanlar, edilen büyük laflar, gereksiz müdahaleler ve sonuç vermeyen sakinleştirme çabaları.... Uzun planlar ve hareketli bir kamerayla çekilmiş bu rahatsız edici açılış sahnesinin ardından uyanılan pişmanlık ve gerginlik dolu bir sabah.
Ali, Büşra ve Efe’nin ailelerinin beklentilerine ve değerlerine çok zıt hayatlar yaşarken duygusal ya da ekonomik sebeplerle onlardan kopamaması ortak noktaları. Güray ise bu kaosun ortasında sağlam bir direk ya da kayıtsız bir gözlemci gibi dururken aslında hepsinden kırılgan daha kırılgan biri. Birer birey olarak da bir arkadaş grubu olarak da hayatlarını sürdürmekte zorlanan dört gencin bir gecesine ve bir gününe tanık olduğumuz film, arkadaşlık ilişkilerinin ne kadar kırılgan ama ne kadar değerli olduğunu hatırlatıyor. Sarhoş muhabbetleriyle üstü örtülmeye çalışılan ve asla konuşulmayanlar, birikip patlayıveriyor.

Aynı İpte Asılı | Kaynak: MUBI
Konu hayata tutunmaya çalışan gençler ya da sıradan ve gündelik yaşamımıza ayna tutmak olunca, geçen senenin en sevdiğim yerli yapımlarından Sanki Her Şey Biraz Felaket’in aklıma gelmemesi mümkün değil. İster istemez bir karşılaştırma yapmamak da... Aynı İpte Asılı’nın süresi yarım saati aşan açılış sahnesini izlerken hissettiğim gerginlik ve rahatsızlık o kadar büyüktü ki, nihayet filmin adı belirip birkaç saniyelik bir soluk aldığım o molada şöyle düşündüm: “Sanki Her Şey Biraz Felaket bir korku filmi olsaydı, bu olurdu.” Sanki Her Şey Biraz Felaket ülkede yaşananların, toplumsal, politik ve ekonomik krizlerin gençler üzerinde yarattığı buhranı incelerken bunu hem kendine özgü bir mizah anlayışıyla yapıyor hem de karakterleri ile izleyicisi arasına bir mesafe koymayı tercih ediyordu. Aynı İpte Asılı benzer buhranların çok daha içsel kaynaklarıyla ilgileniyor. Dört gencin yaşadıkları hayatı neden bu şekilde yaşadıklarının kaynağında tabii ki yine aynı toplumsal, politik ve ekonomik krizler var. Oysaki film, karakterlerinin iç dünyasındaki ya da ikili ilişkilerindeki gerilimlerle daha çok ilgileniyor, onları sanki kontrollü bir deney ortamında (bir apartman dairesinde) gözlemlemeyi seçiyor. Ve izleyicisini olabildiğince bu deneyin içine çekmek istiyor.
Aynı İpte Asılı, hayatı yaşayacakları yerde hayatta kalmaya çalışarak yıpranan, her gün aynada ya da etrafımızda gördüğümüz karakterlere sahip olduğu için tanıdık ve samimi bir film. Ama aynı sebeplerle rahatsız edici de...
Nerede izleyebilirsin? Aynı İpte Asılı geçen hafta MUBI kataloğuna eklendi.
Benzer işler:
- Büyük İstanbul Depresyonu (2020, Zeynep Dilan Süren)
- Sanki Her Şey Biraz Felaket (2023, Umut Subaşı)
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
DuendeHer hafta müzik, sinema, eğlence ve sanat dünyasından söyleşiler, incelemeler, öneriler, podcast’ler ve keşif notları e-posta kutunda.
İLGİLİ BAŞLIKLAR
NEREDE YAYIMLANDI?
76. Primetime Emmy adaylarına dair bir değerlendirme, Barış Demirdelen’in ilk uzun metrajlı filmi Aynı İpte Asılı
19 Tem 2024

YAZARLAR

Emre Eminoğlu
Sinema, kültür, sanat yazarı ve editör. 2021’den beri sinema editörlüğünü üstlendiği Aposto başta olmak üzere çeşitli dijital ve basılı yayınlarda sinema yazıları yazmaya, röportajlar yapmaya ve podcast'ler üretmeye devam ediyor.

Duende
Her hafta müzik, sinema, eğlence ve sanat dünyasından söyleşiler, incelemeler, öneriler, podcast’ler ve keşif notları e-posta kutunda.
İLGİLİ OKUMALAR
Christopher Nolan uzun süredir merakla beklenen Odysseia uyarlaması "The Odyssey"de hikayeyi sözcüklerden ziyade aksiyonla anlatıyor. Dolayısıyla kitapta çok daha kurnaz, kibirli ve hatta yer yer zalim bir karakter olan Odysseus, filmde içsel çatışma ve çelişkiden yoksun bir kahramana dönüşüyor.

Günümüzde bir müzisyen aynı anda içerik üreticisi, pazarlama ve sosyal medya uzmanı da olmak zorundaymış gibi davranılıyor. James Blake, müzisyenlerin şarkılarını duyurmak için görünür olma çabasıyla ilgili sesini yükseltti ve Türkiye'den Ceylan Ertem ve Jehan Barbur gibi isimler de onu destekledi. Peki sanatçılar, sosyal medyada yeterince görünür değillerse yok mu sayılıyorlar?

Beyazperdede yılın ilk yarısına Phil Lord ve Christopher Miller imzalı "Project Hail Mary" ve korku sinemasının yükselişi damga vurdu. 2026'nın ilk altı ayını geride bırakırken gişede ve festivallerde öne çıkan filmleri ve bazı keşifleri yeniden hatırlıyoruz.

"Bir şey olmak zorunda mıyız? Hayır, ama amaçsızca nehirde akarken karşımıza çıkacak her şeye hazırlıklı olacak kadar da olgun muyuz?" Bibliyoterapi'de hayat amacı peşine düşmeden yalnızca var olarak hayatta kalan karakterlere odaklanan üç kitaplık bir reçete var bu hafta.

Kitapların mevsimleri vardır. Ya da mevsimlerin kitapları. Yağmurlu bir sonbahar günü elimiz istemsizce hüzünlü kitaplara gider. Selim İleri’nin "Her Gece Bodrum"uyla yazlıktan döneriz, günlerimiz yavaş yavaş "Aylak Adam"ın gri gökyüzüyle boyanır. Peki yazın sıcak günlerinde ne okuruz? Bir kitabı yaz kitabı yapan nedir? Hangi kitaplar denizden gelen esintiyle yaprakları çevrilsin ister?




