'Backrooms': Korku sinemasının YouTube arşivlerinden çıkan yeni dili

Yeni kuşak auteur’lerin bir kısmı artık film okullarından değil, YouTube’un karanlık arşivlerinden çıkıyor. "Backrooms" da tam olarak böyle bir yerden doğuyor: İnternetin tekinsiz koridorlarından, "creepypasta" forumlarından, izleyicinin ipuçlarını takip ederek anlatıya katıldığı "ARG’lerden", buluntu görüntülerden, analog horror serilerinden ve tek başınayken izlenen rahatsız edici YouTube videolarından...
'Backrooms': Korku sinemasının YouTube arşivlerinden çıkan yeni dili

Duende

Duende

Her hafta müzik, sinema, eğlence ve sanat dünyasından söyleşiler, incelemeler, öneriler, podcast’ler ve keşif notları e-posta kutunda.

"Bir zamanlar korku sineması stüdyolarda doğuyordu. Bugün ise YouTube’da doğuyor."

Bu cümle birkaç yıl önce abartılı gelebilirdi. Ama yirmili yaşlarının başındaki bir yönetmenin, internette ürettiği düşük bütçeli bir korku evreniyle sinema salonlarını dolduran küresel bir fenomene dönüşmesi yalnızca bir başarı hikayesi değil. Aynı zamanda kültürel bir kırılma anı. Çünkü Backrooms yalnızca bir film değil; internet mitolojisinden doğan, bir kuşağın bilinçaltına temas eden yeni bir korku dili. Belki de en önemlisi, geleceğe dair inancını kaybetmeye başlamış bir çağın kendi korkusunu anlatma biçimi.

Bugün sinema yapmak hiç olmadığı kadar zor. Film çekmek pahalı, fon bulmak güç, bağımsız sinemaya açılan alan giderek daralıyor. Stüdyolar çoğu zaman daha güvenli formüllere çekiliyor: Devam filmleri, uyarlamalar, yeniden çevrimler… Risk alma alanı küçülürken yeni seslerin duyulması da zorlaşıyor.

  • Tam da böyle bir dönemde, internetten doğan bir evrenin düşük bütçeyle bu ölçekte bir başarı yakalaması yalnızca ekonomik değil, sembolik olarak da önemli. Çünkü burada yükselen tek bir film değil; yeni bir üretim modeli, yeni bir estetik ve yeni bir kültür.

Yeni kuşak auteur’lerin bir kısmı artık film okullarından değil, YouTube’un karanlık arşivlerinden çıkıyor. Backrooms da tam olarak böyle bir yerden doğuyor: Sinemadan değil, internetin tekinsiz koridorlarından, "creepypasta" forumlarından, hikayenin farklı platformlara yayıldığı ve izleyicinin ipuçlarını takip ederek anlatıya katıldığı "ARG’lerden", buluntu görüntülerden, analog horror serilerinden ve tek başına izlenen rahatsız edici YouTube videolarından...

Bu anlamda Backrooms’un ataları yalnızca sinema tarihindeki büyük korku ustaları değil, internet folkloru. SCP Foundation gibi doğaüstü varlıkları, nesneleri ve mekanları sahte bilimsel raporlar halinde arşivleyen kolektif internet evrenlerinden, Local58 gibi bozuk televizyon yayınları, acil durum anonsları ve VHS estetiğiyle analog horror’ın dilini kuran erken örneklerden besleniyor. Tam da bu iki damarın kesiştiği yerde; anonim, parçalı, kolektif ve dijital bir korku mitolojisinin içinden doğuyor. 

  • Bu yüzden Backrooms’u yalnızca bir korku filmi olarak okumak eksik kalıyor. O, internet tarihinden sinemaya taşınan en görünür büyük mitlerden biri.

David Lynch’in dünyasında sıradan mekanların altında her zaman görünmeyen bir çatlak vardır. Bir lokanta, bir banliyö evi, bir otel koridoru… Her şey normal görünür, ama gerçeklik çoktan yerinden oynamıştır.

Daha genç kuşaktan Panos Cosmatos’ta ise kayıp olan, çocukluğun medya evrenidir: Video dükkanları, VHS kasetler, sentetik gelecek hayalleri, televizyon ekranlarından sızan yapay ışıklar… Cosmatos geçmişi yeniden üretmez, geçmişin hissini, hatta geçmişin hayaletini üretir. Bu yüzden de çağdaş tür sinemasının içinde kendine özgü, kültleşmeye açık bir damar açar.

Backrooms sanki bu iki hattın internet çağında yeniden doğduğu yer. Ama önemli bir farkla: Lynch, sinemanın içinden; Cosmatos, medya tarihinin içinden konuşur. Backrooms ise internet tarihinin içinden konuşuyor. VHS kullanmış insanların değil, VHS efektleriyle büyüyenlerin hafızasından besleniyor. Gerçek bir geçmişin değil, internet tarafından üretilmiş bir geçmişin nostaljisi.

  • Tam da bu yüzden Kane Parsons’un temsil ettiği estetik daha derin bir soru açıyor: Hayatında hiç VHS kaseti kullanmamış bir kuşak neden VHS görüntülerini özlüyor? Hiç video dükkanına gitmemiş bir hafıza neden video dükkanlarının hayaletlerine çekiliyor? Hiç deneyimlenmemiş bir alışveriş merkezi boşluğu neden liminal space görüntülerinde açıklayamadığımız bir melankoliye dönüşüyor?

Asıl çarpıcı olan yalnızca yirmili yaşlarının başındaki bir yönetmenin YouTube’dan çıkması değil, bu dilin A24 gibi çağdaş bağımsız sinemanın en etkili markalarından biri tarafından sahiplenilmesi. Bu sahiplenme, internetin kenarlarında doğan bir görsel hafızanın artık sinemanın merkezine doğru yaklaştığını gösteriyor.

Çünkü söz konusu olan yalnızca yeni bir korku estetiğinin yükselişi değil, nostaljinin de biçim değiştirmesi. Nostalji artık yalnızca kişisel değil; kolektif, hatta sentetik. İnternet bize hiç yaşamadığımız geçmişleri miras bırakıyor. Ve sonunda gerçekten sahip olmadığımız şeylerin bile yasını tutmaya başlıyoruz.

Derrida’dan gelen, Mark Fisher’ın ise çağdaş kültürü okumak için yeniden işlevlendirdiği hauntology kavramı tam da burada anlam kazanıyor. Derrida’da hayalet, ne tam olarak var olan ne de tamamen yok sayılabilen bir varlık biçimiydi. Fisher’da ise bu fikir, özellikle gerçeğe dönüşmeyecek geleceklerin kültürel hayaletlerine dönüşür. Hauntology bu anlamda yalnızca geçmişe duyulan bir özlem değil, bir zamanlar mümkün görünen ama artık yaşanamayacak gibi duran geleceklerin musallatlığıdır.

  • Bir zamanlar geleceğin daha iyi olacağına inanılıyordu. Her kuşak bir öncekinden daha iyi yaşayacaktı. Teknoloji refah getirecek, ilerleme kaçınılmaz olacaktı. Bugün ise gelecek, bir vaat olmaktan çok bir tehdit gibi görünüyor.

Ekonomik kriz, iklim kaygısı, barınma sorunu, borç, yalnızlık, sürekli çalışma baskısı, belirsizlik… Geniş bir kuşak geleceği artık bir umut olarak değil, bir sıkışmışlık olarak deneyimliyor. Backrooms’un koridorları tam da bu yüzden korkutucu. Çünkü liminal space dediğimiz şey, bir yere tam olarak ait olmayan, sadece içinden geçip gitmek için var olan ara mekandır: Koridorlar, bekleme odaları, otel lobileri, boş alışveriş merkezleri, okul katları. Normalde fark etmeden geçtiğimiz bu yerlerde fazla uzun kaldığımızda, mekanın kendisi huzursuzluğa dönüşür.

Backrooms’ta korku buradan doğuyor. Ortada klasik anlamda bir canavar yok. Açıklama yok. Son yok. Sadece devam eden bir sıkışmışlık var. Bir koridor, bir koridor daha. Bir floresan ışığı, sonra bir dönüş. Ve tekrar aynı şey. Bu yüzden liminal mekanlar yalnızca tekinsiz değil, çağımızın duygusal mimarisi.

Çağımızın duygusal dili korku mu?

Bugün insanların yeniden korkuya dönmesinin nedeni de belki burada yatıyor. Korku, çağımızın duygusal dili hâline geldi. Gerçekçi dramlar dünyayı anlatıyor, korku ise dünyayı hissettiriyor.

  • Bir ekonomi raporu güvencesizliği açıklayabilir ama çıkışı olmayan bir koridor onu hissettirir. Bir haber iklim krizini anlatabilir ama terk edilmiş bir alışveriş merkezi dünyanın sonunu sezdirir. Bir makale yalnızlığı tarif edebilir ama sonsuz bir ofis katı yalnızlığı bedensel bir deneyime dönüştürür.

Tam da bu yüzden korku, çağımızın duygusal belgeseline dönüşüyor. Backrooms’un birçok insan tarafından varoluşsal korkuyla ilişkilendirilmesi de bundan. Çünkü burada korkulan şey yalnızca ölüm değil; önemsizlik, anlamsızlık, çıkışsızlık ve hiçbir yere ait olamama hissi.

Paul Schrader’ın First Reformed’ında ya da Lars von Trier’in Melancholia’sında olduğu gibi, asıl korku bir şeyin peşinizden gelmesi değil, artık hiçbir şeyin sizi beklemiyor olması. Dünyanın anlam üretmeyi bırakması. Geleceğin bir ihtimal olmaktan çıkıp sessiz bir boşluğa dönüşmesi.

Backrooms’un koridorları bu yüzden fiziksel mekanlardan çok zihinsel durumlara benziyor. Ekonomik krizlerin, iklim kaygısının ve gelecek fikrinin giderek çözüldüğü bir çağda, yeni kuşağın bilinçaltı artık boş mekanlar, sonsuz tekrarlar ve anlamsızlık hissi tarafından şekilleniyor olabilir.

Backrooms’un gücü de tam burada yatıyor. Yeni bir korku türü icat etmekten çok, yeni bir bilinç hâlini görünür kılıyor. YouTube videolarıyla büyümüş, internet folkloruyla şekillenmiş, geçmişi yaşamamış olsa bile onun nostaljisini taşıyan ve geleceğe dair derin bir belirsizlik hisseden bir kuşağın bilinç hâlini.

Backrooms’u yalnızca bir film olarak okumak yetersiz kalıyor. O daha çok bir semptom. Bir dönemin ruh hâlinin dışavurumu. Belki de ilk kez internet kültürü, kendi bilinçaltını sinema salonlarına taşıyacak kadar güçlü hâle geliyor.

20. yüzyılın hayaletleri perdelerden, ekranlardan ve bozuk kasetlerden çıkmıştı. 21. yüzyılın hayaletleri ise YouTube’un karanlık arşivlerinde, kayıp linklerde ve algoritmaların kör noktalarında dolaşıyor.

Hikâyeyi paylaşmak için:

Kaydet

Okuma listesine ekle

Paylaş

Duende

Duende

Her hafta müzik, sinema, eğlence ve sanat dünyasından söyleşiler, incelemeler, öneriler, podcast’ler ve keşif notları e-posta kutunda.

İLGİLİ BAŞLIKLAR

YAZARLAR

Lara Kamhi

İstanbul merkezli bir medya sanatçısı, film yönetmeni, yazar ve küratördür. 2010’dan bu yana işleri Türkiye’de ve uluslararası alanda sergilenmiş; deneysel filmleri çeşitli festivallerde yer almıştır. Paris’te Sorbonne Üniversitesi’nde tiyatro, Paris Amerikan Üniversitesi’nde film çalışmaları eğitimi aldıktan sonra İstanbul Bilgi Üniversitesi Film ve Televizyon Bölümü’nden Yüksek Onur derecesiyle mezun olmuş; ardından University College London Slade School of Fine Art’ta Fine Art Media alanında Onur derecesiyle yüksek lisansını tamamlamış ve Julian Sullivan Başarı Ödülü’ne değer görülmüştür. Sanatsal üretiminin yanı sıra yazarlık pratiğini de sürdüren Kamhi, sinema ve medya sanatları üzerine eleştirel metinler kaleme almaktadır. Yıllar içinde farklı mecralarda yayımlanan yazılarında görsel algı, sinematik deneyim ve çağdaş anlatı biçimlerine odaklanır. Disiplinlerarası işbirliklerini ön plana çıkaran bağımsız sanat girişimi Prizma Expanded’ın kurucusu ve küratörüdür. Bu platform aracılığıyla sinema, video ve performans alanlarını bir araya getiren projeler üretmiş; sergiler ve gösterim programları düzenlemiştir. Akademik ve bağımsız alanlarda yürüttüğü çalışmalarıyla Türkiye’de deneysel sinema ve medya sanatları alanında kendine özgü bir konum edinmiştir.

Duende

Her hafta müzik, sinema, eğlence ve sanat dünyasından söyleşiler, incelemeler, öneriler, podcast’ler ve keşif notları e-posta kutunda.

İLGİLİ OKUMALAR

DuendeDuende
∙

HİKAYE

Aristo'nun 'Altın Orta'sından Z kuşağının isyankarlığına: Enes Özel'le 'Normal' üzerine

M. Enes Özel, bir hayli aktif kullandığı Instagram hesabında kendisini "Psikiyatri uzmanı. Kalan her şeyin amatörü, talihli ucube, falsolu kul" olarak takdim ediyor. Özel ile yeni kitabı "Normal" ve farklı kuşakların normali algılama biçimleri üzerine konuştuk.

Soner Can

·

04 Kas 2026

Aristo'nun 'Altın Orta'sından Z kuşağının isyankarlığına: Enes Özel'le 'Normal' üzerine
DuendeDuende
∙

HİKAYE

Gözünü bile kırpmadan: 'You Can See Everything'in aynalı labirenti

Nathan Fielder ve Lance Oppenheim imzalı Elizabeth Holmes belgeseli "You Can See Everything", son yılların en tuhaf ve katmanlı filmlerinden biri. Filmde herkesin, Nathan dahil, farklı yansımalarını görüyoruz; hem kendilerini gördükleri gibi, hem herkesin onları gördüğü gibi, hem de bizim onları gördüğümüz gibi. Bu ayna labirentinde herkes, herkesi, izleyiciye oynuyor. Ve izliyor.

Aslı Ildır

·

03 Kas 2026

Gözünü bile kırpmadan: 'You Can See Everything'in aynalı labirenti
DuendeDuende
∙

HİKAYE

Altın Portakal'ın ardından: Türkiye sineması nereye gidiyor?

24-31 Ekim tarihleri arasında düzenlenen 63. Antalya Altın Portakal Film Festivali, yarışma seçkisi ve Film Forum etrafındaki tartışmalarla Türkiye sinemasının bugününü, geleceğini ve festivalin prestij iddiasını sorgulamaya açtı.

Emre Eminoğlu

·

02 Kas 2026

Altın Portakal'ın ardından: Türkiye sineması nereye gidiyor?
DuendeDuende
∙

HİKAYE

Norm: The Tale of Norm Macdonald: Şakanın sonunu beklerken

"Norm: The Tale of Norm Macdonald" bazen tanıdık görüntülerin rahatlığına fazla güveniyor, bazı güç soruların üzerinde daha uzun durabilecekken yeni bir şakaya geçiyor. Yine de Norm’la vakit geçirme duygusunu yakalıyor.

Ömer Şentürk

·

02 Kas 2026

Norm: The Tale of Norm Macdonald: Şakanın sonunu beklerken
DuendeDuende
∙

HİKAYE

Sinopale’nin kurucuları, küratörleri ve sanatçılarıyla bienalin kentte yarattığı değişim üzerine

İlki 2006'da düzenlenen Sinopale, yirmi yılda Türkiye’nin en uzun soluklu bağımsız sanat oluşumlarından birine dönüştü. Bienalin kurucuları, küratörleri ve sanatçılarıyla 10. edisyon vesilesiyle biraraya gelerek Sinopale’nin kentle kurduğu ilişkiyi ve yerel bilginin çağdaş sanatla buluşma biçimlerini konuştuk.

Melike Bayık

·

02 Kas 2026

Sinopale’nin kurucuları, küratörleri ve sanatçılarıyla bienalin kentte yarattığı değişim üzerine