Beslenme Tercihlerimiz, Bizim ve Dünyamızın Sağlığı


Dünyahali, Yuvam Dünya ve Boğaziçi Üniversitesi İklim Değişikliği ve Politikaları Araştırma Merkezi iş birliğinde, BMWi’nin desteğiyle yayınlanmaktadır. BMWi sürdürülebilir mobilite için kapsamlı çözümler sunar .
Daha fazlasını öğren →
DünyahaliDünyahali bültenine hoşgeldiniz! Burada sadece iklim krizinden değil; havadan sudan da konuşuyoruz. Yuvamız dünyamızdan bahsediyoruz. O zaman, haydi başlıyoruz!
Prof. Dr. Mine Durusu Tanrıöver
Bilinçli ve farkında seçimler yaparak, daha az hayvansal gıda tüketerek hem sağlığımızı yıkıcı şekilde etkileyecek riskleri hem de karbon ayak izimizi ve iklim üzerindeki etkimizi azaltabiliriz.
Toprağın Bilgeliğinde bir önceki hafta, obezite ve yetersiz beslenmenin iklim krizi ile ilişkisini incelemiştik. Yüksek kalorili ve hayvansal protein içeriği yüksek bir beslenme tarzının bizi bir çok kronik hastalık açısından çok riskli hale getireceği bilimsel olarak kanıtlanmış bir gerçek. Ve maalesef neyi ne kadar yediğimiz sadece bizim değil, yuvamız Dünya’mızın sağlığı ile de yakından ilişkili.
Gıda sistemleri çevresel yıkımın en büyük nedenlerinden birisidir.
İnsanlığın artan kalori ihtiyacını karşılamak için daha fazla ormanlık ve doğal alan tarıma açılmakta, hem tarımsal faaliyetlerle ilişkili sera gazı üretimi artarken hem de toprağın karbon bağlama kapasitesi azaltılmaktadır. Bu aynı zamanda biyoçeşitlilikte azalma ve toprağın organik tabakasında yıkım demektir. Gıdasal üretim içerisinde kırmızı et üretimi sera gazı salımı açısından en büyük payı oluşturmaktadır. Günümüzde dünyamızdaki yaşanabilir alanların yaklaşık yarısı tarım ve hayvancılık için kullanılmaktadır. Bu alanın yüzde 77’sinde hayvancılık yapılmaktadır, ancak bu küresel kalori tüketiminin sadece yüzde 18’ini karşılamaktadır. Yani gıdasal üretime ayrılmış dünya topraklarının dörtte üçünü kaplayan ve gıda üretiminde en büyük karbon ayak izine sahip olan hayvancılık endüstrisi, insanlığın ancak beşte birine gıda sunmaktadır.
Proteinden zengin gıdaların karbon ayak izlerine bakıldığında, dana eti kaynaklı 100 gram protein üretmenin bedeli ortalama 25 kg karbondioksit iken peynir için 8,4 kg, tavuk için 4,3 kg, çiftlik balığı için 3,5 kg, baklagiller için 0,65 kg karbondioksite düşmektedir. Ayrıca üretim teknikleri göz önüne alınarak yapılan hesaplamalarda da daha az et tüketmenin hemen hemen her zaman daha sürdürülebilir et tüketmekten de az karbon ayak izine sahip olduğu hesaplanmıştır. Ancak gene de kırmızı et tüketmek isterseniz, daha doğal ortamlarda daha sorumlu üretim yapan üreticileri tercih etmeniz fark yaratacaktır.
Bu arada akılda tutulmalıdır ki, endüstriyel hayvancılık için kullanılan alan öncesinde bir orman ya da mera idiyse, oluşan sera gazı salımının yanında, sera gazlarının toprak tarafından tutulma kapasitesi de azalacağından aslında yıkıcı etki katlanacaktır. Herkesin vegan ya da vejeteryan olması beklenilemez. Ancak, bilinçli ve farkında seçimler yaparak, daha az hayvansal gıda tüketerek hem sağlığımızı yıkıcı şekilde etkileyecek riskleri hem de karbon ayak izimizi ve iklim üzerindeki etkimizi azaltabiliriz. Üstüne üstlük yapacağımız seçimlerle üreticileri de daha sorumlu, doğaya daha saygılı, daha düşük karbon ayak izi olan gıdalar üretmeye yönlendirebiliriz. Çünkü biz ne talep edersek, sistem er ya da geç o yöne evrilecektir.

Peki bu noktada, sağlığımızı sera gazı salımlarını azaltmak için nasıl bir motivasyon aracı haline getirebiliriz?
Örneğin, kalın bağırsak kanserinden korunmak için beslenme alışkanlıklarımızı değiştirerek aynı zamanda karbon ayak izimizi de azaltabiliriz. Amerika Birleşik Devletleri verisine göre 50 yaşından genç kişilerde ortaya çıkan kolorektal kanser insidansında 1988 ve 2015 yılları arasında yüzde 63 artış saptanmıştır. Bilim insanları bu artışı son elli yıldır beslenme alışkanlıklarımızda olan değişikliğe bağlamaktadır, yani daha fazla kırmızı ve işlenmiş et tüketimi, rafine tahıl ve işlenmiş şekerden zengin bir diyete. ‘Batılı diyeti’ olarak adlandırılan bu diyet stilinin yanında, sigara kullanımı, şekerli içecekler tüketmek ve fazla kilolu ve obez olmanın da kolorektal kanser için risk faktörü olabileceği gösterilmiştir. Bunun tersine, tam tahıllı bir diyet tüketmek ve fiziksel aktiviteyi artırmak kolorektal kanser riskini azaltmaktadır. Kırmızı et ve işlenmiş kırmızı etin hem ölüm riski hem de çevresel etki anlamında göreceli olarak en büyük etkiye sahip olduğu hesaplanmıştır. Sağlıklı bir beslenme tarzının, dünyanın sağlığına da katkı sağlayacağı aşikardır.
Üretim ekonomisinin acilen sağlıklı, ulaşılabilir, karşılanabilir ve de karbon ayak izi düşük bir diyet çerçevesinde buluşması gerekiyor.
Biz de tüketici olarak nereye paramızı harcadığımızla sistemi bu yönde değişmeye zorlayabiliriz. Elbette ki, bilgilendirilmiş seçimler yapabilmek için tükettiğimiz tüm gıdaların karbon ayak izlerini biliyor olmamız da gerekiyor. ‘Buzdolaplarımızı enerji verimliliği açısından etiketliyorsak yediklerimizi neden etiketlemeyelim ki?’ diye soruyor Joseph Poore yazısında ve harika bir çerçeve sunuyor. Ve ekliyor, ‘Dünya genelinde bitki temelli bir beslenmeye geçmekle neredeyse Afrika kıtası büyüklüğünde bir alanın ekosistemini kurtarabiliriz.’
Hem kendimizin ve ailemizin hem de dünyamızın sağlığını koruyacak bilinçli seçimler yapmak elimizde! Ve hemen bugün yiyeceğiniz ilk yemekte tabağınıza koyduklarınıza bu gözle bakabilirsiniz.
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
DünyahaliDünyahali bültenine hoşgeldiniz! Burada sadece iklim krizinden değil; havadan sudan da konuşuyoruz. Yuvamız dünyamızdan bahsediyoruz. O zaman, haydi başlıyoruz!
İLGİLİ BAŞLIKLAR
NEREDE YAYIMLANDI?
Orman Yangınları, Enerji Verimliliği, Aşırı Sıcaklar & Kitaplar
17 Haz 2022

YAZARLAR

Dünyahali
Dünyahali bültenine hoşgeldiniz! Burada sadece iklim krizinden değil; havadan sudan da konuşuyoruz. Yuvamız dünyamızdan bahsediyoruz. O zaman, haydi başlıyoruz!
İLGİLİ OKUMALAR
Warner Bros. Discovery Pazarlama Direktörü Beste Toksoy Balcı ile Röportaj
01 Tem 2026







