Bir lokmaya sığan koca dünya: Derviş Lokması

Anadolu mutfak kültürü üzerine konuşulduğunda saray mutfağı hep ayrı tutulur. "Halk ne yer?" sorusunun ise net bir cevabı yoktur. Derviş Lokması kitabı tasavvufta yemek kültürüne odaklanırken tekke mutfağında nelerin piştiğini irdeliyor.
Bir lokmaya sığan koca dünya: Derviş Lokması

apéro

apéro

İştah ve ufuk açan yemek yayını. Her çarşamba ve cumartesi önlüğünü giyer.

Kitabın adı: Derviş Lokması

Türü: Tasavvuf 

Yazar: Güldane Gündüzöz

Anadolu mutfak kültürü üzerine konuşulduğunda saray mutfağı hep ayrı tutulur. Bu mutfaktaki ürünlerin kayıt altına alındığını biliyoruz: Hangi gıda nereden getirilir, ne kadar para harcanmıştır hepsi bellidir. "Halk ne yer?" sorusunun ise net bir cevabı yoktur. Bu soruya ancak halk ve saray mutfağı dışında yer alan tekkelerin mutfakları sayesinde bir nebze de olsa cevap bulunabiliyor. Mart 2023 tarihinde yayımlanan Derviş Lokması kitabı tasavvufta yemek kültürüne odaklanırken tekke mutfağında nelerin piştiğini irdeliyor.

Din, ritüeller ve semboller üzerine kurulu bir düşünce sistemi. Hayatın her anını düzenlemeye çalışan bu sistemlerin yukarıda bahsedildiği gibi yeme-içmeyi düzenlemesi de kaçınılmaz. Yasak ve makbul kavramları ile çerçeve çizen, kanaat etme ve rızık kavramları ile perhizler uygulanmasını bekleyen yapılar bunlar.

İlk günah cennet bahçesinde bir elma olarak sembolize ediliyor. Tablo: Hugo van der Goes.


İlk ısırık, ilk günah

Yasaklanmış bir eylemin sonucunda cennetten kovulan insanlığın inanç yolculuğunda her din kendi yasakları, onayları ve sembolleri ile süreci devam ettiriyor. Bağdaştırıcı bir din olarak kabul edilen İslam da diğer dinlerdeki semboller ve ritüelleri bünyesinde sentezliyor. Belirli çeşit ve az miktarda gıda tüketen Muhammed Peygamber’in yemek davranışlarını içselleştirme ve bu davranışlarının helal ve rızık boyutunda irdelenmesinin yanı sıra tasavvuf felsefesinde gıdanın metafizik boyutuna ait yorumları görülüyor.

Gıdanın insana sadece fiziksel fayda sağlayan değil aynı zamanda hareket-sükûnet ve sekinet prizmasında metafiziksel anlamda da fayda sağlaması bekleniyor. Bu felsefi okuma doğal olarak tüm kitap boyunca devam edip özellikle tekke mutfağının temel felsefesinin anlatıldığı birinci bölümde yoğunlaşıyor. İnanç sistemleri, ritüeller, tarikat ayrımları gibi önemli dipnotlar ise meraklı okuyucusunu bekliyor.

Ritüel ve semboller en çok gıda ürünleri üzerinden aktarılıyorsa bu sembollerin ana noktasının mutfak olması da kaçınılmaz oluyor. Tekkelerin neden mutfağa ayrı bir değer atfettiğinin sorusunun cevabı biraz da bu işleyişte saklı. Bu işleyişi temellendirmek için de yeniden yemek kitaplarına, kaynaklara dönmeye ihtiyaç var.

Çözülemeyen sır: 1473 yılında saraya karides ve istiridye alımı

Tekke mutfaklarının araştırılması sırasında bir gastronomik nirengi noktasına ihtiyaç oluyor. İslam’ın emir ve yasakları çerçevesinde oluşturulan yemek kitapları, imarethane mutfak kayıtları, saray mutfak alım defterleri, nizamnameler, seyahatnameler uzun bir dönemin mutfak kültürünü tasavvuf felsefesi çerçevesinde yorumlayabilmek için gerekli. Giriş bölümünde özellikle 42. ve 49. sayfalarda listelenmiş Arapça yemek kitaplarının bir hazine gibi araştırmacıları beklediğini belirtmek istiyorum. Türk mutfak kültürü üzerine yazılmış 19. ve 20. yüzyıl yemek kitaplarını da içeren bu kapsamlı bölümde bazı temel makalelerin dikkate alınmadığı görülüyor. Bu makalelerin bölümü daha da zenginleştireceği kuşkusuz. 

Bu temel kaynaklara ilaveten tekkelere mahsus velayetname ve sımatiyeler de okuyucuya aktarılıyor. Tümden gelen bu araştırmanın tartışmaya açık ilk noktası 1473 yılında Topkapı Sarayı’na alınan karides ve istiridye. Kimi araştırmacıların Fatih’in gelişkin damak tadı olarak yorumladıkları bu ürünler, burada "yabancı misafire alınmış olduğu düşünülen" yorumu ile aktarılıyor ve konuyu bambaşka bir yere çekiyor. 

İkinci sorunlu husus ise İslami Gastronomi tanımı. Din temelli gastronomi tanımlamalarında yiyeceklerin fonksiyonlarının metafizik bağlamından tekrar koparılıp sadece yenilir ya da yenilemez olarak sınıflandırılması yiyeceklerin kültürel, coğrafi ve diyetetik gibi birçok özelliğinin göz ardı edilmesine yol açıyor. Daha önce apéro Kitaplık’ta yer alan Making Levantine Cuisine kitabında ortaya sürülen ve henüz Türkçeleştirilmemiş "foodways" kavramının din temelli gastronomi tartışmalarında daha sağlıklı bir alan yaratacağı iddia edilebilir.

Hem dinen makulllüğü hem de 15. yüzyılda saraya alınmasının sebebi hâlâ tartışılan istiridye. Kaynak: BBC GoodFood


Simgeler ile bezenmiş sade bir mutfak

Tekkelerin en önemli amaçları İslamiyet’in az olduğu bölgelerde dini yaymak. Ayrıca stratejik konumlara sahip olarak yolun, bölgenin denetlenmesini sağlamak ve o alanı iskan ederek güvenli kılmak gibi yan unsurlar da var. Hükümdar tarafından bağışlanan bu alanların vergiden muaf tutulması karşılığı, misafirlere yiyecek sağlama zorunluluğu aslında iaşe konusunda bulunmuş parlak bir fikir. Tekkeler bu muafiyet ile etraflarındaki tarım alanlarını işleterek, hayvancılık yaparak hatta bağcılık ve arıcılık gibi faaliyetlerde bulunarak "kendisine ve bölgesine yeter" hâle geliyorlar. 

İster Bektaşî ister Mevlevî tekkesi olsun mutfaklar tekkenin felsefe ve hiyerarşisinde büyük önem arz ediyor. Somatlar, Ateşbaz-ı Velî gibi tanınan aşçılar, Bektaşî geleneklerinde önemli bir rol oynayan kazan ve baba çorba aslında yemeğin Anadolu coğrafyasında ne kadar önemli yer tuttuğunu okuyucuya bir kez daha gösteriyor. 

Gülbank ve sımatiyelerin su, yemek üzerine olması; tekkelerin et, bal, hurma kahve ve süte yükledikleri büyük anlamlar; yemeklerin hazırlanma ve servislerinde geliştirilen ritüeller aslında uzunca bir süre tekkelerin sakinleri ve misafirleri için temelinde bir adab-ı muaşeret geliştirdiğini ortaya koyuyor. Okurlar için bu bölümlerde tekkelerin birbirlerinden yemek, simge ve ritüelleri ile farklılaşmalarını görmek şaşırtıcı gelebilir. Bektaşîlik ile bağlantılı Yeniçeri Ocağı’nın yemek ve yiyecek temalı hususları da kitapta yer alıyor.

Eski bir Türk geleneği olan Çanak Yağması’na katılan yeniçerileri gösteren minyatür. Kaynak: istanbultarihi.ist


Saklı bir tarif defteri ve sonuç

Tekke mutfağının farklı kollardaki simgeleri, mutfaklarının durumu ve zaman içinde değişimlerini anlatan bu eser Aziz Mahmut Hüdayî Tekkesi’ne ait Mecmua-i Fevaid eserinde yer alan 52 adet yemek tarifinin 47'sinin sunulması ile tamamlanıyor. Bu tariflerde külbastı, börek gibi yiyeceklerde ölçü verilmezken tatlılarda çok daha hassas ölçülerin verildiği dikkatli okurun gözünden kaçmaz diye düşünüyorum. Tariflerde bolca yer alan balık yemekleri gösteriyor ki tekke bir su yoluna yakın olmanın avantajını oldukça fazla kullanıyor. 

Daha önce Bektaşî Mutfağı üzerine detaylı bir çalışma da yapan Güldane Gündüzöz’ün bu kitabı önemli bir boşluğu dolduracak bir eser. Bu kitaptan yola çıkarak helal gıda, spiritüel beslenme, aralıklı oruç gibi günümüzde sıkça tartışılan konularda yeni bağlantılar kurmak mümkün gözüküyor.

Hikâyeyi paylaşmak için:

Kaydet

Okuma listesine ekle

Paylaş

apéro

apéro

İştah ve ufuk açan yemek yayını. Her çarşamba ve cumartesi önlüğünü giyer.

YAZARLAR

Onur Daylan

Yazar ve rakı eğitmeni. 12 yıl boyunca reklam pazarlama yöneticiliği yaptıktan sonra yemek kültürü yazarlığına yöneldi. İçki ve gastronomi kültürü üzerine yarı akademik sunumların ardından, Gourmand Ödüllü "Meyhane İhtisas Kitabı"nın yazarlarından biri oldu. 2022’den beri bir rakı markasının saha eğitmeni.

apéro

İştah ve ufuk açan yemek yayını. Her çarşamba ve cumartesi önlüğünü giyer.

İLGİLİ OKUMALAR

apéroapéro

HİKAYE

Ethem Efendi Kahvaltı'da: Bir öğünden fazlası

Türkiye'de kahvaltı hiçbir zaman yalnızca günün ilk öğünü olmadı. Ailelerin, dostlukların ve gündelik hayatın etrafında şekillenen bu kültür, Erenköy'deki Mehmet Ali Paşa Köşkü'nde bulunan Ethem Efendi Kahvaltı'yla geçmişi ve bugünü aynı sofrada buluşturuyor.

11 Tem 2026

Ethem Efendi Kahvaltı'da: Bir öğünden fazlası
apéroapéro

HİKAYE

Londra'da Türk mutfağının yeni dönemi

Londra’da Türk mutfağı artık yalnızca kebapçılar ve mahalle restoranlarından ibaret değil. Şehrin merkezinde açılan yeni nesil restoranlar, sokak lezzetlerini yeniden yorumlayan girişimler ve farklı kitlelerle kurulan yeni ilişkiler, mutfağın görünürlüğünü ve algısını değiştiriyor. Soho’dan Dalston’a uzanan bu rota, Türk mutfağının Londra gastronomi sahnesindeki yerini takip ediyor.

04 Tem 2026

Londra'da Türk mutfağının yeni dönemi
apéroapéro

HİKAYE

Hona: Ahıska'dan kalanlar

Beyoğlu’nun, ahşap dokulu ve minimalist atmosferiyle öne çıkan Uzak Doğu etkili restoranı Hona'dayız. Hona, şef Ansar Kemaloğlu’nun ailesinin sürgün edildiği köyün adı. Özbekistan’da geçen çocukluk yılları, Uzak Doğu mutfaklarıyla kurulan erken temas, Türk mutfağına yöneliş ve Uygur mutfağında başlayan profesyonel deneyim, bugün Hona’yı şekillendiren fikrin temelini oluşturuyor.

Reyhan Ülker

·

27 Haz 2026

Hona: Ahıska'dan kalanlar
apéroapéro

HİKAYE

Ege’den Boğaz’a, Bodrum’dan Çeşme’ye: Denizin kıyısında beş sofra

Ege kıyıları ve İstanbul Boğazı boyunca uzanan beş restorana konuk olduk. Her biri denizle kurulan ilişkiyi farklı yorumlarla ele alıyor. Kimi mevsime teslim olup günlük avın peşinden gidiyor, kimi ocakbaşını esintili bir Bodrum akşamına taşıyor, kimi ise köklü aile hikayelerini aynı bahçede yaşatıyor. Ortak noktaları ise ürünün kendisine duyulan güven ve ortak kurulan sofralar.

20 Haz 2026

Ege’den Boğaz’a, Bodrum’dan Çeşme’ye: Denizin kıyısında beş sofra
apéroapéro

HİKAYE

Narenciye punch: Alkolsüz ve isli

Punch denince akla genellikle alkollü içecekler gelse de bu tarif, narenciye, çay ve baharat notalarının öne çıktığı alkolsüz bir yorum sunuyor. İsli karakteriyle öne çıkan Lapsang Souchong çayı, limon ve portakal kabuklarından hazırlanan oleo-saccharum ile birleşirken; tonik ve soda suyu karışıma ferahlatıcı bir canlılık kazandırıyor. Önceden hazırlanan soğuk demleme çay sayesinde derin aromalara sahip bu punch, kalabalık davetler için ideal.

20 Haz 2026

Narenciye punch: Alkolsüz ve isli