Bilginin toprağı: Bilgi neden tarımın merkezinde?


Coffee Department’ın yepyeni harmanlarıyla tanışın Nitelikli kahve dünyasının sevilen markası Coffee Department , kahveseverleri özenle hazırladığı yepyeni nitelikli harman serisiyle buluşturuyor. Bugüne kadar single origin çekirdeklerdeki uzmanlığıyla bilinen marka, farklı tat profillerini ustalıkla bir araya getirdiği Uber Markt ve Fruta Fresca harmanlarıyla günlük kahve rutininize yepyeni bir soluk getiriyor. İsminden aldığı ilhamla taze meyve aromalarını fincana taşıyan Fruta Fresca Blend, meyvemsi karakteri, parlak asiditesi ve canlı yapısıyla ferahlatıcı bir soğuk demleme arayanlar için ideal bir alternatif oluşturuyor. Özenle kurgulanan serinin diğer seçeneği Uber Markt Blend ise güçlü gövdesi, zengin ve kompleks profiliyle ön plana çıkıyor. Bu özel harman, hem espresso hem de filtre demlemelerde klasik ve pürüzsüz bir lezzet arayanların beklentilerini tam anlamıyla karşılıyor. Günün her saatine uyum sağlayan bu iki özel harmanı detaylıca incelemek ve damak tadınıza en uygun aromayı keşfetmek için burayı ziyaret edebilirsiniz.
Daha fazlasını öğren →
Yazı: Candan Türkkan
Türkiye'de gıdayı nasıl iyileştirebiliriz sorusuna daha önceki yazılarda üretimi yakına çekerek ve tarımı zanaatleştirerek diye cevap vermiştim. Üretimi yakına çekmekle, aslında kentler ve kırsal alanlar arasındaki mekansal ve ekonomik ayrışmaya ve farklılaşmaya; bunların yeniden yapılandırılmasının gerekliliğine işaret etmiştim.
Tarımın zanaatleşmesiyle de sanayi tipi, yani büyük alanlarda tektip hayvansal veya bitkisel üretimin yapıldığı, maliyetlerin minimizasyonuna ve verimin maksimizasyonuna odaklanan üretim anlayışından; insanın doğayla ilişkisini merkezine alan, doğanın kendi üretkenliğine dayanan, farklı türlerin birlikte yaşamasına önem veren ve insanı da bu beraber yaşamanın idarecisi olarak kurgulayan bir üretime geçişi kastetmiştim.
Yaptığım görüşmeler ise bu tartışmaların öncesinde ele alınması gereken başka bir mesele olduğunu düşündürdü: Tarımsal bilgi nasıl üretiliyor, nasıl aktarılıyor ve kim tarafından üretiliyor? Bu yazıda, bu soruların peşinden giderek tarımsal deneyim ve bilgi aktarımını tartışmak istiyorum.
Sihirli değnek sorusu
Veri toplamak için yaptığım görüşmeleri genelde hep aynı soruyla bitiriyorum. Asistanlarım bu soruya “sihirli değnek sorusu” diyorlar. Cevabını kendi aramızda da sıkça tartışıyoruz. Soru şöyle:
“Elinize sihirli bir değnek vereceğiz. Bu sihirli değnekle, Türkiye tarımında, kırında herhangi bir yere dokunabilir, herhangi bir şeyi değiştirebilirsiniz. Ama sadece 1 yere dokunma ve sadece 1 şeyi değiştirme hakkınız var. Nereye dokunur, neyi değiştirirdiniz? Yani, sizce Türkiye tarımının, kırının en köklü sorunu nedir? Öyle ki onu çözersek, birçok şey zincirleme değişir ve iyileşir?”
İlk sormaya başladığım dönemde bu soruya çok farklı yanıtlar gelmesini bekliyordum ama zaman içinde cevapların birkaç temel meselede kümelendiğini gördüm: Eğitim, siyasi irade ve altyapı. Eğitimle farklı şeyler kastedilse de genelde cevaplar birkaç alt başlıkta kümeleniyor: Köy okulları tekrar açılmalı, taşımalı sistem kaldırılmalı ve çocuklar kendi köylerindeki okullarda eğitim alabilmeli (ki aileler de köylerde ve tarımda kalmayı tercih edebilsin) ve Köy Enstitüleri tekrar açılmalı.
Bu sihirli dokunuşları biraz daha açmalarını istediğimde de görüşmecilerin aslında benzer noktaları sorun olarak işaret ettiklerini fark ettim: Tarımdan yeterli gelirin yaratılamaması, okulların ve diğer kamu hizmetlerinin yetersizliği ve çiftçilerin ve köylülerin eğitimsizliği. Burada eğitimsizlikle kastedilen de okuma yazma ya da matematik bilmemek değil; dünyaya meraklı olmamak, yeni deneyimlere, yeni bilgiye, en önemlisi öğrenmenin kendisine kapalı olmak. İşte bu yazıda tam bu meseleyi ele almak istiyorum.
The Harvesters, Pieter Bruegel The Elder.
Bilgi neden tarımın merkezinde?
Tarım için istikrar oldukça önemli. Suyun varlığı da yokluğu da toprağın verimi de hava sıcaklıklarındaki artış ve azalış da güneşli günlerin, karlı gecelerin sayıları da istikrarlı olmalı ki bu etmenler gözlemlenebilsin ve yapılan gözlemlerden öğrenilenler üretim ve tüketimle ilgili kararları belirleyebilsin. Zira geleneksel tarım tam da böyle bir davranış yönetimi üzerine kurulu: Yaşanılan bölgenin coğrafi ve iklimsel özelliklerinin yüzlerce yıldır gözlemlenmesiyle şekillenmiş kendine has, oldukça yerel bir takvime ve bu takvime dayanarak verilen kararlardan doğan deneyimlerden öğrenilenlerin yol gösterdiği uygulamalara dayanıyor. Bu bağlamda da önemli olan atadan olabildiğince yol yordam öğrenmek ve öğrenilenden şaşmamak.
- Toprağın ne zaman ekime hazır olacağı, yeni filizlere donun ne zaman vurabileceği, dolu yağmasının ne ara daha muhtemel olduğu veya beklenen yaz yağmurlarının ne zaman geleceği istikrarlı olduğu sürece öğretilerle üretim yapılabiliyor. Tabii işlerin ters gitmesi de olası. Erken gelen soğuk, bitmeyen yağmurların getirdiği sel, uzayan bir yaz kuraklığı öğretilerin dışına düşerek üretim örüntülerini bozuyorlar ve hayat kaybına neden oluyorlar.
Biriktirilen gözlemlere ve deneyimlere dayalı karar almak ve öğretilerden olabildiğince sapmamak aslında icat yapmamak anlamına gelmiyor. Hatta tam tersi: Öngörülebilir olmayan durumlara uyum sağlamak için olanı değiştirmek, olmayanı arayıp bulmak ve başka kararlar almak gerekiyor. Ancak burada öncelik başkalarının yaptıklarını gözlemlemek ve olabildiğince onların yaptıklarından öğrenmek; aslında biriktirilen deneyimin kaynağını değiştirmek.
Bilinenin tamamen dışına çıkmak pek söz konusu değil. Zira beklenmedik karşısında bilinen çalışmazsa en azından neden çalışmadığı az çok tahmin edilebiliyor ve eğer fırsat olursa daha sonra süreç iyileştirilebiliyor. Eğer fırsat olursa diyorum çünkü tarımda hatalar çoğunlukla açlığı, hastalığı ve ölümü beraberinde getiriyor. Öyle olunca bir şeyleri topyekun farklı yapmak pek tercih edilmiyor. Neyin neye neden olacağını öngörmenin zor olması bir yana, topyekun değişim sonuçları ölümcül bir kumar oynamak demek olabiliyor.

Haystacks, End Of Summer, Claude Monet.
Bilginin üretildiği yer değişince ne değişti?
Konvansiyonel tarım olarak adlandırdığımız kimyasal girdilerin yoğun olarak kullanıldığı üretim biçimindeyse bilgi ve deneyimle ilişkilenme farklı biçimde oluyor. Konvansiyonel tarım, geleneksel tarımın aksine coğrafi ve iklim şartlarıyla beraber çalışmayı değil verimin maksimize edilebildiği ideal laboratuvar şartlarını tarlada tekrar yaratmayı amaçlıyor. O nedenle de coğrafi ve iklimsel şartları gözlemlemeyi ve onlara göre alınan kararların sonuçlarından doğan deneyimleri biriktirmekten ziyade, şartlar ve sonuçlar arasında neden-sonuç ilişkileri kurup hedeflenen sonuçlar için gerekli şartları üretmeye odaklanıyor. Toprağın test edilerek yapısının ve eksiklerinin tespit edilmesi, tohumların ıslah edilmesi, hem zararlılarla mücadeleyi hem de işlemeyi kolaylaştırmak için tektip bitki yetiştirilmesinin teşvik edilmesi, su ve gübre kullanımının arttırılarak büyümenin hızlandırılması gibi pratikler işte tam da böyle neden-sonuç ilişkilerine dayanıyor.
Tabii bu demek değil ki konvansiyonel tarım için gözlem ve deneyim önemsiz. Tam aksi! Konvansiyonel tarımı besleyen zirai ve fenni bilimler sistemik gözlem ve deneyimlere, neden-sonuç ilişkilerinin standardize edilmiş ölçüm teknikleriyle belirginleştirilmesine ve kanıtlanarak, tekrarlanarak doğrulanmasına dayanıyor. Ancak, tüm bunlar, geleneksel tarımın aksine, köyün içinde, çiftçinin elinde değil de laboratuvarlarda, test tarlalarında veya çiftliklerinde yapılıyorlar.
İşin aslı, geleneksel tarımdan farklı olarak konvansiyonel tarımda bilgi üretimi kırsal hayatın dışında üniversite gibi farklı yapılar ve bilim insanlarından oluşan sosyal çevreler içerisinde yapılıyor. Çiftçiler ve köylüler bu bilgi üretim sürecine dahil olabilirler tabii ancak elzem değiller. Hatta daha ziyade üretilen bilginin onlara aktarılması bir zaruret. Ama bunun nasıl yapılacağı, üzerinde mutabık kalınmış bir konu değil.(1)

An Extensive Landscape With Travellers Before A Windmill, Jan Brueghel The Younger.
Bilginin yeni sahipleri
Türkiye’de de bu mesele Cumhuriyetin ilk on yıllarından itibaren önemsenmiş ancak yukarıda da değindiğim gibi tam anlamıyla çözümlenememiş. Mesela Cumhuriyet’in kuruluş yıllarında yaklaşım çok daha “aydınlatmacı”. Tarım, sadece ekonomik bir faaliyet değil, aynı zamanda yeni bir ulus inşa etmenin ve modernleşmenin temel taşı olarak görüldüğünden çiftçi ve köylünün her anlamda eğitilmesi yukarıdan aşağıya örgütlenmiş, doğrudan devletin bekası ve bağımsızlığı ile ilişkilendirilen milli bir ödev olarak kurgulanmış.
- Yaklaşım böyle olunca, devlet öğretici, köylü ve çiftçi de bilimsel bilgiden yoksun ve çağdaş teknolojileri kullanma yetisi olmayan, ancak bilgisizliklerinin de pek farkında olmayan “öğreniciler” olarak konumlanmış. Bu bağlamda ziraat mühendisleri ve teknisyenler, sadece bilgi aktaran kişiler değil, köye modernizmi götüren ve tarımsal yayım çalışmaları ile köylü ile devlet arasında güvene dayalı bir köprü kurmayı amaçlayan idealist elçiler olarak belirginleşmiş.(2)
1950’lerde ise konvansiyonel tarıma tam anlamıyla geçiş yapılmasıyla bilgiye yaklaşım değişiyor bittabi. Bu dönemde bilgi daha ziyade verimliliği artırmaya odaklı teknik bir paket haline gelmiş. Erken Cumhuriyetin bilimin mutlak üstünlüğünü savunan ama yerel bilgiyi ve bilgi üretim süreçlerini de tamamen dışlamayan yapısının aksine, 1950-1980 arası dönem, geleneksel yöntemleri “verimsiz”, modern tarım teknikleriyse kalkınmanın gerekliliği olarak kurgulamış. Paralel olarak ziraat “mühendisleri” de artık köylüyle işbirliği yapan paydaşlar değil, doğruyu bilen ve yanlışı düzelten teknokratlar olarak sivrilmiş ve tarımsal bilgi, endüstriyel üretimin bir girdisine dönüşmüş.
1980'lerde küresel pazarlara eklemlenilmesiyle hem bilginin üretimi hem de yayımı özel sektörün, özellikle de tohum ve ilaç şirketlerine bırakıldı veya kaldı. Ancak önceki dönemlerden farklı olarak 80 sonrası dönemde çiftçiler ve artık neredeyse hiç kalmamış olan köylüler ne devletin koruduğu üreticiler ne de aydınlatılması gereken vatandaşlar.

Sommertag In Der Campagna, Josef Eberz.
Tarımsal üretimle uğraşan herkes artık piyasa koşullarında ayakta kalması gereken bir "girişimci" veya "müşteri". Bilgi de tarım şirketlerinin pazarlama stratejilerinin bir parçası. Kamu yararı gözeterek yapılan tarımsal yayım faaliyetleri tamamen ortan kalktığı gibi çiftçinin yeniden tanımlanmasıyla geleneksel bilgiyi her şeye rağmen tekrar üreten sosyal ve maddi ağlar da zayıfladı. Artık bilgi üretimi de yayımı da rekabet ve kâr odaklı danışmanlık hizmetlerinin bir parçası.(3)
Bugünlerdeyse tarımsal bilginin dijitalleşmesini konuşuyoruz. Dijitalleşme, ölçülebilecek olabildiğince çok faktörden olabildiğince çok veri elde edip, bu verilerin analiz edilmesini içeriyor. Tarımın bu şekilde verileştirilmesi, çiftçileri iyice silikleşirken, bilgi üreticileri olarak mühendisler ve bilim insanlarını değil sensörleri, uyduları, algoritmaları konumluyor.(4)
Ancak üretilen bilginin çiftçiye aktarılması zarureti ortadan tam anlamıyla kalmış değil. Bunun nedeni, çiftçilerin yanlış müdahale ve pratiklerle veri üretim sürecini engellemesi, bozması veya yanlış veri üretimine neden olması gibi çekinceler. Zira tarımsal bilginin yayımını da bu çekinceler yönlendiriyor artık. Yani, bugünlerde çiftçiler de eğer kaldılarsa köylüler de bilgi üretenler değil, bilgi üretimine engel olması muhtemel faktörler olarak kurgulanıyorlar. Tabii kendi topraklarıyla ilgili karar verirlerken de kendi deneyimlerine, gözlemlerine ve tabii atalarından öğrendikleri geleneksel bilgilere değil, telefonlarındaki uygulamalardan kendilerine gönderilen uyarılara riayet etmeleri bekleniyor.(5)

Wheat, John Linnell.
Bilgiyi yeniden toplumsallaştırmak
Bu çok katmanlı tarih bize bir yandan tarımsal üretim biçimleriyle tarımsal bilgi üretim biçimleri arasındaki ilişkiyi, bir yandan da bu ilişki içerisinde çiftçilerin nasıl konumlandığını göstermesi açısından önemli. Geleneksel tarımdan konvansiyonele geçiş, bilgi üretiminde çiftçilerin ve köylülerin hâkim konumlarını kaybetmelerindeki ilk kritik adım. Bununla beraber, geleneksel tarımla ilişkili bilgi üretme ve aktarma biçimleri kaybolmuş değil.
Çiftçiler atalarından kendilerine aktarılanları öyle kolay kolay bir kenara da koymuyorlar. Bu bilgiler, değişen iklime, inişleri çıkışları bitmeyen ekonomik düzene ters düşse bile. Kendi sosyal çevreleri dışından gelen bilgiyi kabul etmek konusunda da genelde oldukça dirençliler. İkna edilmeleri için kuvvetli yönlendirmeler gerekiyor genelde; bilimin nesnellikten beslenen otoritesi çoğunlukla yetersiz veya geçersiz kalıyor. Geleneksel bilgi üretim mekanizmalarının da ağırlıklı olarak dayandığı bilgi üretenin ve/ya bilgi verenin kimliği çok daha önemli mesela. Benzer şekilde, verilen bilgi ile alınan kararların olumlu sonuçlar vermesi ya da en azından olumsuz sonuçlar vermemesi de direncin kırılabilmesinde önemli rol oynuyor. Ancak dönüşüm yavaş ve uygulanabilecek tek ve net bir reçete yok.
Bu noktada bir adım geri atmayı önereceğim: Belki de yapmamız gereken bilgi vermekten ziyade kırda, köyde, çiftliklerde, üretimin kendisinde üreticiler tarafından bilgi üretimini desteklemek. Bu bağlamda da öncelikle yazının başında bahsettiğim, çiftçilere yönelik sıkça yapılan dünyaya meraklı olmadıkları, yeni deneyimlere, yeni bilgiye, en önemlisi öğrenmenin kendisine kapalı olduklarına yönelik tespiti ya da önyargıyı ırgalamalıyız. Akabinde de tabii bilgi üretimini ve yayımını tekrar toplumsallaştırmamız gerekiyor. Üstelik bu toplumsallaştırma bilimsel metotlara ve kaidelere ters düşmemeli. Bunun için de okumayanların çiftçi olduğu bir sosyal yapıdan uzaklaşmamış, kırda eğitime çok daha fazla önem ve öncelik vererek bilimle uğraşmayı bilen ve hatta bilim insanı olan çiftçiler yetiştirmemiz gerekiyor.
Yine aynı şekilde bitireyim yazıyı: Söylediklerim çok ütopik gelebilir, zira önceki yazılarda bahsettiklerimden bir adım daha öteye giderek bir zihniyet değişiminin gerekliliğini öne sürüyorum. Bilgi üretiminin sosyal dinamikleri, bize tarımın sadece bir ekonomi meselesi değil, bir kültür ve iktidar meselesi olduğunu hatırlatıyor. Tam da buradan hareketle, çiftçiyi bilgi üretim sürecinin pasif bir alıcısı değil, aktif bir öznesi yapan bir yaklaşımla kurgulanmış bir eğitim modelinin kırda önceliklendirilmesi gerekiyor. Toprağın yeni hikayesini, verilerle tecrübeyi harmanlayabilen bu özgür zihinlerin yazması Türkiye’de gıdanın iyileştirilmesi için en elzem dönüşümlerden biri olacaktır.
Kaynakça
(1) Bijker, W. E., Hughes, T. P., & Pinch, T. (1987). The Social construction of technological systems: New directions in the sociology and history of technology. Cambridge: MIT Press.
(2) Dönemin ve Türkiye’de tarımsal yayım çalışmalarının oldukça nüanslı bir analizi için Yüzüncüyıl, Kübra Sultan. Rethinking Agricultural Communication in the Context of Power/Knowledge: Socialization of Digital Agriculture in Geyve. 2023. Galatasaray Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, Doktora Tezi.
(3) Labarthe, P. & Laurent, C. (2013). Privatization Of Agricultural Extension Services in the EU: Towards a Lack of Adequate Knowledge for Small-Scale Farms?. Food Policy, Elsevier, 38(C), 240-252.
(4) Bronson, K., Knezevic, I. (2016). Big Data in food and agriculture. Big Data & Society, 3(1), 205395171664817.
Crawford, K., Miltner K. & Gray M.L. (2014). Critiquing Big Data: Politics, ethics, epistemology. International Journal of Communication, 1663–1672.
(5) Eastwood, C., Ayre, M., Nettle, R., & Dela Rue, B. (2019). Making sense in the cloud: Farm advisory services in a smart farming future. NJAS: Wageningen Journal of Life Sciences, 90–91(1), 1–10.
Fraser, A. (2019). Land Grab/Data Grab: Precision Agriculture and its New Horizons. The Journal of Peasant Studies, 46(5), 893-912
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
İLGİLİ BAŞLIKLAR
NEREDE YAYIMLANDI?
Türkiye'de gıdayı iyileştirmek yalnızca üretimi ya da teknolojiyi değil, bilginin nasıl üretildiğini de yeniden düşünmeyi gerektiriyor. Bugün apéro'da tarımsal bilginin dönüşümünü ve çiftçinin bu süreçteki rolünü tartışıyoruz.
25 Tem 2026

YAZARLAR

apéro
İştah ve ufuk açan yemek yayını. Her çarşamba ve cumartesi önlüğünü giyer.
İLGİLİ OKUMALAR
Fine dining dünyasının baskıları, aile mirasları, kapanmayan yaralar ve kırılgan dostluklar... The Bear final sezonunda yeni hikayeler anlatmak yerine yıllardır taşıdığı yüklerle aynı masaya oturuyor. Dizinin Mikey'nin gölgesi, restoran kültürü, Carmy'nin liderlik krizi, Richie'nin dönüşümü etrafında beş sezondur ördüğü temalar, son sezonda birer birer çözülüyor.
18 Tem 2026

Türkiye'de kahvaltı hiçbir zaman yalnızca günün ilk öğünü olmadı. Ailelerin, dostlukların ve gündelik hayatın etrafında şekillenen bu kültür, Erenköy'deki Mehmet Ali Paşa Köşkü'nde bulunan Ethem Efendi Kahvaltı'yla geçmişi ve bugünü aynı sofrada buluşturuyor.
11 Tem 2026

Londra’da Türk mutfağı artık yalnızca kebapçılar ve mahalle restoranlarından ibaret değil. Şehrin merkezinde açılan yeni nesil restoranlar, sokak lezzetlerini yeniden yorumlayan girişimler ve farklı kitlelerle kurulan yeni ilişkiler, mutfağın görünürlüğünü ve algısını değiştiriyor. Soho’dan Dalston’a uzanan bu rota, Türk mutfağının Londra gastronomi sahnesindeki yerini takip ediyor.
04 Tem 2026

Beyoğlu’nun, ahşap dokulu ve minimalist atmosferiyle öne çıkan Uzak Doğu etkili restoranı Hona'dayız. Hona, şef Ansar Kemaloğlu’nun ailesinin sürgün edildiği köyün adı. Özbekistan’da geçen çocukluk yılları, Uzak Doğu mutfaklarıyla kurulan erken temas, Türk mutfağına yöneliş ve Uygur mutfağında başlayan profesyonel deneyim, bugün Hona’yı şekillendiren fikrin temelini oluşturuyor.

Ege kıyıları ve İstanbul Boğazı boyunca uzanan beş restorana konuk olduk. Her biri denizle kurulan ilişkiyi farklı yorumlarla ele alıyor. Kimi mevsime teslim olup günlük avın peşinden gidiyor, kimi ocakbaşını esintili bir Bodrum akşamına taşıyor, kimi ise köklü aile hikayelerini aynı bahçede yaşatıyor. Ortak noktaları ise ürünün kendisine duyulan güven ve ortak kurulan sofralar.
20 Haz 2026




