Nouveau’dan ibaret olmayan Beaujolais: Bağda bir gün

Dışarıdan bakıldığında şarap kültürü ve turizmiyle, hatta biraz romantize edilmiş bir Fransız şarap imgesiyle özdeşleşen Beaujolais’nin, içeriden bakıldığında nasıl bir emek, iklim ve aile ekonomisi üzerine kurulduğunu Ceren Aral Desnos, bir beyaz yakalı olarak deneyimlediği bir günlük bağbozumu üzerinden anlatıyor.
Nouveau’dan ibaret olmayan Beaujolais: Bağda bir gün

19 Eylül - WMF - Apero
WMF ile birlikte

Nesiller boyu kalıcı zarafet: WMF sofra estetiği Sofraların asıl keyfi, etrafında paylaşılan hikâyelerde gizli. WMF , 140 yılı aşkın ustalığını "Nesiller Boyu Kalıcı Zarafet" kampanyasıyla masalara taşıyor. Geçtiğimiz günlerde Urla’da gerçekleşen Apéro "Hasat, Mutfak, Sofra" buluşmasında bu zarafete biz de ortak olduk. Doğadan toplanan taze Ege otlarıyla hazırlanan o özel lezzetlere, masada yine WMF'in şık tasarımları eşlik etti. Zamansız tasarım, estetik ve dayanıklılık ile Alman metal işçiliğinin kalitesine olan inancı kadar, iyi tasarımın da eskimediği görüşünü yansıtan WMF Çatal Kaşık ve Bıçak (ÇKB) setleri; Cromargan® 18/10 paslanmaz çelikten malzemeleri sayesinde, tekrar tekrar bulaşık makinesinde yıkansa bile ilk günkü parlaklığını kaybetmiyor ve çizilmelere karşı dayanıklı. 6 ve 12 kişilik alternatifleri ve farklı stillere uyan modelleriyle aynı kaliteyi masaya getiren WMF ÇKB setleri, hem gündelik sofralara hem de özel akşamlara yakışan uzun soluklu bir tercih oluyor. Nesiller boyu kalıcı bu zarafeti detaylıca incelemek için burayı ziyaret edebilirsiniz.

Daha fazlasını öğren

apéro

apéro

İştah ve ufuk açan yemek yayını. Her çarşamba ve cumartesi önlüğünü giyer.

Fotoğraflar: Ceren Aral Desnos

Fransız şaraplarına biraz olsun ilgi duyuyorsanız Beaujolais Nouveau’yu duymamış olmanız oldukça düşük bir ihtimal. Beaujolais Nouveau, Fransa’nın meşhur şarap bölgesi Beaujolais’de o yılın bağbozumundan gelen ilk haber. Bağbozumundan sadece birkaç ay sonra piyasaya çıkan bir vin primeur, yani genç şarap. Beaujolais Nouveau, her yıl kasım ayının üçüncü perşembesi, bölgenin Bordeaux’nun gölgesinden sıyrılıp, şarap dünyasının odağına yerleştiği bir gece ile kutlanıyor. Üçüncü perşembe geleneğinin Avrupa’daki yeni şarap kutlamaları ve bağcılık yılının sonunu işaret eden Aziz Martin Günü çevresindeki eski geleneklerle de bağlantısı bulunuyor.

Beaujolais Nouveau bölgenin dünyaya açılan kapısı olsa da Beaujolais şarabı yalnızca Nouveau’dan ibaret değil. Hatta Beaujolais Nouveau, başlı başına bir appellation değil. Bu şarap yalnızca Beaujolais ve Beaujolais-Villages appellation’ları altında üretilebiliyor; bölgenin on cru’sü Nouveau üretmiyor. Bugün Nouveau, Beaujolais bağlarının toplam üretiminin %20’sinden fazlasını oluşturuyor. Yani bölgenin dünya çapında en tanınan şarabı olsa da Beaujolais’nin tamamını temsil etmiyor. Beaujolais-Villages ise Nouveau olarak satılan şarapların önemli bir bölümünü karşılıyor.

Bordeaux’nun yaklaşık 95 bin hektarlık bağ alanına karşılık Beaujolais’de yaklaşık 12 bin hektar bağ alanı bulunuyor. Beaujolais, Beaujolais-Villages ve kuzeyden güneye uzanan 10 cru—Saint-Amour, Juliénas, Chénas, Moulin-à-Vent, Fleurie, Chiroubles, Morgon, Régnié, Côte de Brouilly ve Brouilly olmak üzere bölgede toplam 12 apellasyon var.

Beaujolais, güneyde Mâcon’un hemen altından başlayıp kuzeyde Lyon’un kuzeyine kadar uzanan bir bağ kuşağı. Bölgenin güneyinde daha çok Beaujolais ve Beaujolais-Villages appellation’ları yer alırken, kuzeyde on cru yoğunlaşıyor. Bu kuzey-güney ayrımı toprak, topoğrafya ve şarapların karakteri açısından da önemli bir fark yaratıyor.

Bölgenin bu kadar küçük bir coğrafyada bu denli farklı şaraplar verebilmesinin nedenlerinden biri de toprak çeşitliliği. Beaujolais’de yapılan kapsamlı toprak araştırmaları, 12 appellation boyunca 300’den fazla farklı toprak profili ortaya koydu. Güneyde killi ve yer yer kireçli topraklar daha yaygınken kuzeyde granitik kökenli, kumlu topraklar öne çıkıyor. Yamaçların yönü, yükselti ve drenaj da buna eklenince aynı üzüm çeşidinin farklı parsellerde bambaşka karakterler kazanması mümkün oluyor.

Gamay’nin başka başka yüzleri

Beaujolais için Gamay üzümünün başkenti diyebiliriz. Bölgedeki bağların %95’den fazlasında koyu renkli kabuğuna rağmen beyaz şıra verdiği için noir à jus blanc olarak bilinen Gamay yetişiyor. Aynı Gamay farklı topraklarda içimi kolay, yumuşak şaraplardan son derece yapılı, karmaşık ve yıllanabilen cru’lere kadar şaşırtıcı ölçüde farklı sonuçlar verebiliyor.

  • Moulin-à-Vent, Beaujolais’nin en prestijli cru’sü olarak öne çıkıyor. Beaujolais’nin Efendisi, Seigneur du Beaujolais olarak anılan Moulin-à-Vent, bölgenin en iddialı ve uzun yıllanabilen şaraplarından biri. 

Beaujolais’nin bir diğer simgesi ise eteklerinden dik yamaçlarına kadar bağlarla kaplı olan Mont Brouilly. Eteklerden Brouilly, yamaçlardan ise Côte de Brouilly cru’leri doğuyor. Tüm bu üzümler Notre-Dame-des-Raisins Şapeli’ne emanet. Onları hastalıklardan ve kötü hava koşullarından koruması için 19. yüzyılda inşa edilen şapel, bölgenin en özel tarihî anıtlarından biri.

Şapelin hikayesi de bölgedeki bağcılığın karşı karşıya kaldığı risklerin ne kadar eski olduğunu gösteriyor. Mont Brouilly’de 1850’lerin başında yaşanan oïdium salgını ve diğer bağ hastalıkları bağlara büyük zarar verince, onları koruması için bir şapel yapılmasına karar verildi. İlk taşı 1854’te konan Notre-Dame-des-Raisins, 1857’de tamamlandı. Bugün manzaraya tarihî bir unsur olarak eşlik eden bu küçük şapel, aslında bağcılığın doğa koşullarına karşı verdiği mücadelenin somut bir parçası.

  • Mont Brouilly sadece şarap için değil, bisiklet sporu için de özel bir yer. Zira, Tour de France da dahil olmak üzere, büyük bisiklet yarışlarının geçtiği bir parkur. Dünyanın en ünlü bisiklet sporcularının bağların arasından, Şapele doğru tırmanışını seyretmek bölgenin en güzel ritüellerinden biri. Bir şişe Côte de Brouilly açtığınızda, o dimdik yamaçları kaplayan bağların arasında pedal çeviren bisikletçileri de gözünüzün önüne getirebilirsiniz.

Beaujolais, Bordeaux’ya oranla daha küçük bir şarap bölgesi. Buna rağmen bu coğrafyada 300'den fazla şato ve malikane bulunuyor. Farklı yüzyıllardan kalma bu yapılar, bağlarla iç içe uzanan eşine az rastlanır pitoresk bir manzara oluşturuyor. Bu yapıların varlığı da bölgenin bağcılık tarihinden bağımsız değil. 

Beaujolais’nin adı, bölgeyi Orta Çağ’da yöneten Beaujeu lordlarından geliyor. Özellikle 17. yüzyıldan itibaren Lyon’la kurulan ticari ilişkiler bağcılığın gelişmesinde önemli rol oynamış; Beaujolais zamanla Lyon’un tavernalarının ve bugün şehrin simgesi hâline gelen bouchonlarının başlıca şarap tedarikçilerinden biri olmuş. 19. yüzyılda demiryolunun gelişmesiyle bölgenin şarapları daha geniş pazarlara ulaşmaya başlamış. Bugün bağların arasında görülen şato ve malikanelerin bir bölümü, bu uzun bağcılık ve toprak sahipliği tarihinin izlerini taşıyor.

Bu nedenle Beaujolais’de bir araba yolculuğu; Beaujolais-Villages’dan başlayıp Moulin-à-Vent, Fleurie, Chénas, Morgon, Saint-Amour, Brouilly ve Côte de Brouilly gibi cru’lere uzanan bir château-hopping deneyimine dönüşüyor. Bu da onu şarap turizminin, Bordeaux’nun turistik görünürlüğünden uzak, belki de tam bu nedenle daha sahici kalabilmiş en güzel cevherlerinden biri yapıyor.

Bağların içinde bir hayat

Yaklaşık 15 yıldır Paris’te yaşayan bir İstanbullu olarak Beaujolais bölgesinin kişisel tarihimdeki yeri ise keşfedilecek bir şarap destinasyonu olmaktan çok öte. Burada evlendim, pandemiyi burada geçirdim ve büyük oğlumun ilk adımlarına, Mont Brouilly’deki evimizin bağlarında şahit oldum. İnsan bir kez bağların içinde yaşadı mı üzümlerle de farklı bir bağ kuruyor. Ben de yaz ve kış tatillerinde, yüzyıllardır eşimin ailesine ait olan evimize vardığımızda, ilk iş hep bağlara koşup onları kontrol ettim. Hep bir gün bağbozumuna katılmanın hayalini kurdum. Ancak hasat eylül ayına denk geldiğinden, yıllarca hazırlıkları camdan izlemekle yetinmek zorunda kaldım. Zira bağbozumu başladığında ben çoktan Paris’te açılan okullara, beyaz yakalı hayatıma teslim olmuş oluyordum.

İşleri değiştiren küresel ısınma oldu. Kavurucu sıcaklar nedeniyle her yıl biraz daha erkene alınan hasat artık Ağustos sonuna kadar gelmişti. 

  • Bu değişim Beaujolais’deki bir bağla sınırlı değil. Asmanın gelişim döngüsünde sıcaklık en belirleyici unsurlardan biri ve son yıllarda Fransa’daki bağlarda daha erken olgunlaşma ve daha erken hasat tarihleri gözleniyor. Fransa ve İsviçre’de 1600-2007 arasındaki hasat kayıtlarını inceleyen bir çalışma, sıcaklıkların yükselmesinin hasat tarihlerini belirgin biçimde öne çektiğini ortaya koyuyor. Son yıllarda yapılan çalışmalar da sıcaklık artışının asmanın gelişim evrelerini öne çektiğini ve bağcıların çalışma takvimlerini değiştirmek zorunda kaldığını gösteriyor.

Böylece, bir sabah kendimi sabahın yedisinde mevsimlik işçi olarak etraf köylerden, Lyon’dan ve Polonya’dan çalışmaya gelen gençlerin arasında buldum. Sabah Mont Brouilly dağlarının eteklerinde Cercié bağlarında başlayan mesaimiz, çalıştığımız bağların sahibi olan Pegaz ailesinin kadınlarının hazırladığı ev yapımı harika bir öğle yemeğini takiben öğleden sonra Mont Brouilly’nın dimdik yamaçlarında devam etti.

Mont Brouilly’nin yükseklerinde, masmavi bir gökyüzünün altında uzanan yemyeşil vadiye tepeden bakan Domaine Baron de L’Ecluse bağlarına vardığımızda manzara nefes kesiciydi. Fakat aynı güzellik sinsice canımızı yakmaya başlamıştı bile. Dimdik yamaçlarda bağbozumu yapmak düzlükte çalışmaya hiç benzemiyor. Bedenlerimiz eğime karşı mücadele ederken sırtlarımız öğleden sonra güneşinin altında yanıyor. Sabah mesaisinde sızlayan belimize rağmen birbirimize şakalar yaparken artık birbirimizle konuşmadığımızı fark ediyorum. Tek amacımız asmalar çırılçıplak kalana kadar hızla çalışıp işimizi bitirmek. 

Bir üzüm tanesinin değeri

Bağlarda, doğayla iç içe ve fiziksel sınırlarınızı zorlayarak geçirdiğiniz böyle bir günün sonunda şarapla kurduğunuz ilişki de ister istemez değişiyor. Menüde incelediğiniz isimlerin ya da bazen yalnızca etiketini beğenerek seçtiğiniz bir şişenin ardında ne büyük bir emek, hatta nasıl bir mücadele bulunduğunu fark ediyorsunuz.

“Tek bir üzüm tanesi bile ziyan olmasın, lütfen!”

Sabah mesaisinde sıradan bir uyarı gibi gelen bu sözler günün sonunda benim için bambaşka bir anlam kazanıyor. Bütün bir yılın işçiliği, emeği, mücadelesi bir kovada toplandığında, elbette her bir üzüm tanesi gözünüzde en kıymetli şey hâline geliyor.

Diğer işçilerle beraber ben de üzümlerle dolup taşan kovamı Polonyalı jarlot’umuzun sırtındaki dev küfeye boşaltmaya giderken, asmada tek bir salkım bile bırakmadığımdan emin olmak için sırayı bir kez daha gözden geçiriyorum. Küçük bir not: Jarlot, Beaujolais bağbozumu jargonunda, işçilerin kovalarındaki üzümleri sırtındaki büyük küfede toplayarak parselin ucundaki römorka taşıyan kişiye verilen ad.

“Bravo arkadaşlar, bugünlük bu kadar!”

Tesadüf bu ya, paydos anonsu tam da son kovamı boşalttığım anda geliyor. Olduğum yere çöküp önümde vadiye kadar sıra sıra uzanan çıplak kalmış asma sıralarını izliyorum. Beyaz yakalı hayatımda hiç tatmadığım türden bir başarı duygusu kaplıyor içimi. Sızlayan kemiklerimden tuhaf bir haz alıyorum. 

Bağbozumundan sonra

Şarap bize uzaktan elit bir dünyaya ait gibi görünse de bağcılık, Fransa’daki en zorlu ve çetrefilli tarımsal işlerden biri. İklim krizi ise zaten güç olan bu işi bağcılar için başlı başına bir mücadeleye dönüştürmüş durumda. Kavurucu sıcaklar ve kuraklık sonrası gelen sert dolu yağışları bazı yıllarda hasadın yarısının kaybedilmesine yol açabiliyor.

Üstelik mesele yalnızca hasat tarihinin erkene gelmesi değil. Daha sıcak koşullar, kuraklık ve aşırı hava olayları bağcının aynı anda verimi, üzümün olgunluğunu ve asmanın sağlığını yönetmesini gerektiriyor. Bir yıl erken hasat başlarken başka bir yıl dolu, don ya da aşırı yağış verimi tehdit edebiliyor. Bu nedenle bağcılıkta iklim değişikliği, tek bir kötü sezonun ötesinde, her yıl yeniden hesap yapılmasını gerektiren bir belirsizlik yaratıyor.

Mücadele, şarabın piyasaya çıkmasıyla da sona ermiyor. Şarap tüketiminin son yıllarda hem dünya genelinde hem Fransa’da gerilemesi, özellikle küçük aile işletmelerini ciddi biçimde zorluyor. Böylece küçük bir aile işletmesinin karşı karşıya olduğu mesele yalnızca bağda ne kadar üzüm yetiştirebildiğiyle sınırlı kalmıyor. Üretim maliyetleri, mevsimlik iş gücüne erişim, iklim kaynaklı verim kayıpları ve değişen tüketici alışkanlıkları aynı anda yönetilmek zorunda. 

Yine de Domaine Baron de L’Ecluse bağlarının sahibi, Pégaz ailesinin beşinci kuşak temsilcisi Jean-François için başka bir hayat mümkün değil. Oenoloji eğitiminin ardından Avustralya, Yeni Zelanda ve Şili’de şarap üretimi üzerine çalışan Jean-François Pegaz, daha sonra aile işletmesine dönerek bağların yönetimini üstlendi. Dünyanın farklı şarap bölgelerinde edindiği deneyimi, bugün ailesinin Mont Brouilly’deki bağlarında sürdürüyor.

Yorgunluktan bir adım atacak hâlim kalmamış olsa da, benim için de. Birbirimize verdiğimiz sıcak bir gülümsemeyle “Seneye görüşürüz” deyip ayrılıyoruz.

Hikâyeyi paylaşmak için:

Kaydet

Okuma listesine ekle

Paylaş

apéro

apéro

İştah ve ufuk açan yemek yayını. Her çarşamba ve cumartesi önlüğünü giyer.

NEREDE YAYIMLANDI?

apéroapéro

BÜLTEN SAYISI

🍇 Beaujolais bağlarında bir gün

Ceren Aral Desnos, şarap dünyasının romantik görüntüsünün ardındaki emeğin peşinde, bir günlük bağbozumunda beyaz yakalı hayatından çıkıp Beaujolais bağlarına giriyor. Zorlu hasadı, iklim değişikliğini ve aile bağcılığını anlatıyor.

19 Eyl 2026

WMF ile birlikte
Beaujolais bağlarında bir gün. Fotoğraf: Ceren Aral Desnos.

YAZARLAR

Ceren Aral Desnos

Avukat. Getir France’ın ilk çalışanlarından biri ve Hukuk Direktörü olarak çalıştı. Bugün Paris’te, Station F’te yaşayan bir teknoloji girişimcisi; çok kültürlü çocuklar için AI tabanlı Akademino’yu geliştiriyor.

apéro

İştah ve ufuk açan yemek yayını. Her çarşamba ve cumartesi önlüğünü giyer.

İLGİLİ OKUMALAR

apéroapéro

HİKAYE

Bedenin modası, beslenmenin trendi: Peki şimdi ne yiyeceğiz?

Beslenme trendleri ortaya çıkarken bilimsel bilgi; medya, beden idealleri, sosyal normlar ve gıda endüstrisi tarafından seçiliyor, sadeleştiriliyor ve ürünleştiriliyor. Böylece bilim, gündelik yaşamın ve tüketim alışkanlıklarının parçası hâline gelirken sağlıklı beden, “doğru” beslenme ve kendimize iyi bakmak da sürekli yeniden tanımlanıyor.

Reyhan Ülker

·

12 Eyl 2026

Bedenin modası, beslenmenin trendi: Peki şimdi ne yiyeceğiz?
apéroapéro

HİKAYE

Sifnos'un yolu: Bir ada nasıl gastronomi destinasyonuna dönüşür?

Yunanistan’ın küçük Kiklad adalarından Sifnos, yerel ürünleri, geleneksel yemekleri ve son 15 yılda açılan şef restoranlarıyla ülkenin öne çıkan gastronomi duraklarından birine dönüştü. Adada nohut, peynir, kapari, kekik balı ve balık gibi ürünler hem geleneksel tavernaların hem de yeni nesil restoranların menülerinde yer buluyor. Seramikçilik gibi yüzyıllardır süren zanaatlar yemek kültürünün bir parçası olmaya devam ederken farklı ülkelerden şeflerle yapılan işbirlikleri de Sifnos mutfağını yeni tatlara ve tekniklere açıyor.

Emre Onar

·

05 Eyl 2026

Sifnos'un yolu: Bir ada nasıl gastronomi destinasyonuna dönüşür?
apéroapéro

HİKAYE

Doğaya dönüşün ilk dalgası: Foraging'in yeniden keşfi

Bir zamanlar bir hayatta kalma becerisi olan foraging, bugün fine dining'in, wellness kültürünün ve sosyal medyanın ilgi alanında. Bu geri dönüş, insanın doğadan yeniden beslenmesinden çok, doğayla kopmuş ilişkisinin farkına varmasıyla ilgili olabilir.

Reyhan Ülker

·

29 Ağu 2026

Doğaya dönüşün ilk dalgası: Foraging'in yeniden keşfi
apéroapéro

HİKAYE

Bordeaux’dan sonra: Şarabın görünmeyen coğrafyasında

Bordeaux’nun kurduğu şarap dünyası zamanla apelasyonlar, ödüller ve prestij üzerinden ortak bir ölçüte dönüştü. Fakat Asya’nın şarapla ilişkisi bunlardan çok daha eski. Çin’in Jiahu çömleklerinde ya da Japonya’nın Koshu bağlarında yazılan hikaye, şarabın tek bir coğrafyanın tanımlayabileceği kadar dar bir geçmişe sahip olmadığını gösteriyor. Bugün bu birikim, Batı’dan gelecek bir onaydan çok kendi referansları üzerinden yeni bir şarap kültürüne dönüşüyor.

22 Ağu 2026

Bordeaux’dan sonra: Şarabın görünmeyen coğrafyasında
apéroapéro

HİKAYE

apéro 20: Masanın yeni hâli

Bir kısmı henüz kapılarını yeni açtı, bir kısmı yıllardır hayatımızda. Ortak noktaları ise aynı: Her biri Türkiye'nin yeme-içme sahnesine yeni bir fikir, yeni bir soluk ya da yeni bir yön öneriyorlar. Son dönemin en çok konuşulan 20 adresi bu seçkide.

Reyhan Ülker

·

15 Ağu 2026

apéro 20: Masanın yeni hâli