Bir MICHELIN Anatomisi

MICHELIN Rehberi'nin mütevazı bir başlangıçtan küresel etki yaratmaya kadarki yolculuğunu ele alıyoruz. Rehber mutfak ortamını yeniden tanımlamaya hâlâ devam ediyor mu sorusu baş köşede dururken tüm nedenler ve nasıllar yanıtlanıyor.
Bir MICHELIN Anatomisi

8 Kasım - VEGGY - apéro
VEGGY ile birlikte

VEGGY : Etsiz pazartesiye ne dersiniz? VEGGY Etsiz Tofu Kebap Küçük hareketlerin dünya için büyük değişimler sağlayacağı bilinciyle hareket eden VEGGY , herkesi “etsiz pazartesi” çağrısına kulak vermeye davet ediyor. “Etsiz pazartesi”lerde bir tam gün boyunca hayvansal kaynaklı etten uzak duruluyor. VEGGY’nin lezzetli ve çeşitli bitkisel bazlı et ürünleriyle bunu hayata geçirmek o kadar kolay ki; neden olmasın? Nedir? Bitki bazlı et ürünleriyle vücudun ihtiyacı olan proteinleri, çeşitli mineral ve vitaminleri sunan VEGGY , besin değeri yüksek , tatmin edici bir gıda çeşitliliğine sahip. Sarı bezelye, pirinç ve buğdaydan elde edilen bitki bazlı proteinler, bitkisel yağlar, doğal renklendiriciler ve bitkisel aromalar içeren VEGGY ürünleri arasında lezzette oldukça iddialı kıyma , köfte , burger kebap , nugget ve şinitzel yer alıyor. Dahası: VEGGY , vegan menülere sahip Big Chefs, SushiCo, Populist, BurgerLab, BTA, YUZU, Coni Co, DoyDos Burger gibi restoranların yanı sıra Starbucks’ta da hayvansal kaynaklı ete alternatif, kendi ürünlerinden oluşan bir lezzet deneyimi sunuyor. Nerede bulabilirsiniz? Ürünlerinde ambalaj atığını en aza indirmek konusunda önemli aşamalar kaydeden; lezzetli , sağlıklı ve sürdürülebilir gıda markası VEGGY ’e Migros, Metro Türkiye, Getir, Yemeksepeti, CarrefourSA, Özdilek, İsteGelsin, Macrocenter gibi satış noktalarından ulaşabilirsiniz.

Daha fazlasını öğren

apéro

apéro

İştah ve ufuk açan yemek yayını. Her çarşamba ve cumartesi önlüğünü giyer.

MICHELIN, dünyanın en eski ve en saygın restoran rehberlerinin başında geliyor. İnsanları seyahat etmeye ve arabalarını kullanmaya teşvik eden bir lastik şirketinin kılavuzu olarak ortaya çıkan bu rehber, 1900’lere kadar uzanan uzun geçmişiyle hâlâ “kaliteli yemek” dünyasının en etkili kuruluşlarından biri olarak kabul ediliyor. MICHELIN, restoranları gizli ve titiz bir süreçte ziyaret eden ve denetleyen isimsiz müfettişler çalıştırıyor. Bu müfettişler gastronomi alanında tecrübeli, meraklı, başarılı ve kendini bu işe adamış kişilerden seçilerek sisteme dâhil ediliyor. Müfettişler mekâna gizli müşteri olarak girip kriterlere göre değerlendirmelerini yapıp ayrılıyor. Restoranlara verilen MICHELIN Yıldızı değerlendirmesi için beş ana kriter söz konusu: Ürün kalitesi, lezzet ve mutfak becerisi, şefin kişiliği, paranın karşılığını verme ve tutarlılık.

Yıldızlar nesiller boyu şeflerin hayallerini beslerken onlara sahip restoranlar hakkında her zaman ilk bahsedilen konu oldu. Son yıllarda gastronomi dünyasında yenilikçilik ve küreselliğin öne çıkmasıyla The World's 50 Best Restaurants listesi başta olmak üzere farklı restoran değerlendirme sistemleri arasındaki mukayesenin yarattığı rekabetle bir şirket olarak MICHELIN, agresif bir şekilde gelir elde etmenin, coğrafi erişimini genişletmenin ve MICHELIN yıldızlı restoran tanımının ne olduğu fikrini modernleştirmenin yeni yollarını arıyor.

İstanbul yıldızlar altında

MICHELIN’in İstanbul’da ilk yılını doldurup yanına İzmir ve Bodrum’u da aldığı ikinci seçkisinin açıklanmasına sayılı vakit kala hakkında yapılan tartışmalar, görüş beyanları, beklentiler ve tahminler gündemin en popüler konularından biri hâline geldi. Ülke genelinde yeme içme dünyasının farklı alanlarından bir araya geldiğimiz isimlerle gerçekleştirdiğimiz konuşmalardan anladık ki çoğunluğun görüşü yıldızların kazandırdığı statü ve ülkenin prestijine katkı sağladığı ve ülke adına büyük bir kazanç potansiyeli getirdiği yönünde. Ancak aynı zamanda MICHELIN’in öncelikleri, değerlendirme kriterleri ve yarattığı etki hakkındaki çekinceler hâlâ söz konusu.

Rehberlerin ya da listelerin ne anlama geldiğine dair çok daha kapsamlı sorular ortaya çıkıyor. Yıldız arayışı mükemmelliği mi yoksa aynılığı mı doğuruyor? Ülke tanıtım ajansları, turizm endüstrisi ve gıda markalarıyla yapılan anlaşmalar MICHELIN’in ilgisinin ve sunduğu prestijin en azından kısmen satın alınabilir olduğunu mu gösteriyor? MICHELIN evrenini genişletirken yıldızlar parlaklığını koruyabiliyor mu? Ulaştığı her coğrafyanın turizm ve gastronomi sahnesinde sadece olumlu etki mi yaratıyor? Rehberin çeşitlilik ve kapsayıcılık yönü gerçekten de tartışıldığı kadar problematik mi?

Tüm bu soruları The World's 50 Best Restaurants kuruluşunun Bölge Başkanı Cemre Torun, Markus Prime Ribs Society ve Markus Tavern’in kurucu ortaklarından Emirhan Paralı, Karaca Grup Yönetim Kurulu Üyesi ve restoran yatırımcısı Emre Karaca ve gurme ve iş insanı Haluk Özyavuz eşliğinde tartışmaya açtık.

Palamut, Neolokal


İlk adım: Kurumsallaşma

Hikâyenin başına gidiyoruz: Kurulduğu yıllarda ücretsiz yemeği, her türlü sponsorluk ve reklamı reddeden MICHELIN, rehberler ve restoran sektörü başta olmak üzere yeme içme dünyasının tüm aktörleriyle uzun süre arasına bir güvenlik duvarı koydu. Bu yaklaşımı sebebiyle kazandığı denetim sürecine yönelik güven ona özel bir statü kazandırdı. Bu pahalı girişimin yılda yüzbinlerce basılan ciltli kılavuzun satışıyla finanse edildiği vakitlerde hem tüketiciler hem de şefler MICHELIN’in tüm kararlarını tarafsız bir şekilde aldığı konusunda hemfikirdi.

Ta ki 2010 yılına kadar. Rehberin yıllar içinde kârlı olmamasından dolayı finansal gücü zayıflayan şirket, geleceğini güvence altına almak ve performansını artırmak üzere önde gelen strateji ve danışmanlık şirketi Accenture'la çalışmaya başladı. Restoran endüstrisinin elit ve mesafeli eleştirmeni MICHELIN adım adım gastronomi ve turizm dünyasının finansal ortağına dönüşüyordu. Çeşitli gıda markaları, uluslararası içki dağıtım şirketleri, otel zincirleri ve turizm ajansları gibi sponsorlardan kabul etmeye başladığı paralarla rehbere her geçen gün bir yeni rota daha ekleniyordu. MICHELIN’in ABD, Tayland, Güney Kore, Hong Kong ve Singapur gibi destinasyonlarla Avrupa dışına açılması tamamı gidilen bölgelerin yerel turizm otoritelerinin mali desteğiyle hazırlanıp yayımlanıyordu. Dünya gıda devleri artık Yükselen Yıldız Şef, Yılın Sommelieri ve Yılın Pasta Şefi gibi MICHELIN ödüllerine sponsor oluyordu. Bireysel restoranların yıldız satın alamayacağı gerçeği sürse de MICHELIN artık turizm kurulları ve otel sahipleri tarafından satın alınabilir hâle gelmişti.

"Genişlemenin MICHELIN’in itibarı üzerindeki etkisi sorgulanabilir ancak gittiği bölgelerde gastronomi ve turizm üzerinden ekonomiye sunduğu katkıya olumsuz eleştiride bulunmak zor.”

Küreselleşmeye giden yolda

Gerek marka gerek ülke turizm ajanslarıyla sağladığı işbirlikler neticesinde MICHELIN artık kapsama alanı her geçen yıl biraz daha genişleyen bir rehberdi. Peki bu durum MICHELIN’in kendisi ve takipçileri için ne anlama geliyordu? Küreselleşmenin sistem ve kriterler nezdindeki etkileri büyük resme nasıl yansıyordu?

1970’lerde MICHELIN yıldızlı bir restorana gitmenin “ağırlığı” olduğunu söyleyen Haluk Özyavuz, restoranların rezervasyonlardan öte öne sürdüğü ritüellerine ve bu ritüellere sadık kalınmadığı takdirde restorandan içeri dahi alınmadığına vurgu yapıyor. Bugünün koşullarında değişen yeme içme alışkanlıkları ve restorancılık gelenekleriyle MICHELIN’in de artık ticari bir kuruluş olarak varlığını sürdürebilmek için kendini dönüştürmek durumunda olduğunu belirtiyor: “Bunu bizzat deneyimleyen biri olarak söyleyebilirim ki 50 sene önceki MICHELIN ile bugünkü MICHELIN arasında büyük fark var. Rehber, Avrupa dışında Japonya’da malzeme ve teruara uyanan saygıyla yıldız konusunda cömert davranarak ilk büyük kırılımını yaşadı. Değişen sistem ya da kriterler bir kenara 40-50 sene önce bu kadar gastro turist yoktu. Farklı lokasyonlarda ziyaret edilen her üç MICHELIN yıldızlı restoran doğru demek değil ancak bu restoranların bütün yıl kapanan rezervasyonlarıyla elde ettiği gelirler ortada. Dolayısıyla genişlemenin MICHELIN’in itibarı üzerindeki etkisi sorgulanabilir ancak gittiği bölgelerde gastronomi ve turizm üzerinden ekonomiye sunduğu katkıya olumsuz eleştiride bulunmak zor.”

Lakerda, Mikla


"Geçen sene dağıtılan yıldızlar büyük oranda tartışmaya açık. Hak ederek aldığına inandığım çok iyi restoranlar olsa da genel olarak listenin yarattığı intiba fazla aceleye geldiği yönünde.”

Bir güven ve itibar meselesi

Varlığını sürdürülebilmek için ihtiyaç duyduğu finansal kaynakları bulma yolunda MICHELIN’in önündeki en büyük zorluk, markaya gücünü veren yüksek standartlar ve bu standartları karşılayan yeterli sayıda restoranın bulunmadığı pazarlara açılma zorunluluğunu dengelemek olduğu söylenebilir. Bu zorluğu aşmanın yollarını arayan MICHELIN çözümü yeni ödüller eklemekte buluyor. Çevresel sürdürülebilirlikleriyle öne çıkan restoranlara yeşil yıldız takdim ederken lezzet ve deneyim tarafında iyi değer sunan restoranlar Bib Gourmand’da yer alma hakkı kazanıyorlar. Bunlara ek olarak 2017'den itibaren MICHELIN plakası olarak da anılan en yeni MICHELIN statüsü “Tavsiye Edilen”le iyi kabul edilen ancak bir yıldız için yeterli görülmeyen restoranlar da kategorize edilmeye başlandı. 

Yıllar yılı sürdürdüğü standartlar, arkasında durduğu değerlendirme kriterleriyle bugün küresel çapta yayılımını sürdürürken itibar ve güven kaybının önüne geçmek üzere sistemini geliştiren MICHELIN, bu yolda ne kadar başarılı? Rehber ne kadar genişlerse güvenilirliğinin de o kadar azaldığını düşünen Haluk, geçen yıl açıklanan İstanbul’un ilk seçkisinde bunun yansımalarını gördüğümüzü söylüyor: “Bana göre geçen sene dağıtılan yıldızlar büyük oranda tartışmaya açık. Hak ederek aldığına inandığım çok iyi restoranlar olsa da genel olarak listenin yarattığı intiba fazla aceleye geldiği yönünde.”

"Derecelendirme sistemleri ve listeler kuşkusuz restoran dünyasını canlı tutmaya ve hareket getirmeye yarıyor. Ancak hiçbiri nihai otorite değil."

The World’s 50 Best Bölge Başkanı Cemre Torun bugün MICHELIN ya da başka bir değerlendirme sisteminin dünya çapında “nihai” otorite olarak görülemeyeceğini belirtiyor. Cemre bunun nedeninin sonuçlardan ziyade sonuçların nasıl yorumlandığıyla ilgili olduğunu söylüyor. Derecelendirme sistemleriyle ilgili zaman zaman yanlış bilgilere dayalı yorumlar görülebiliyor. Öncelikle sistemin neyi nasıl değerlendirdiğini göz önünde bulundurarak yorum yapmak gerek. En basitinden, Cemre’ye göre geçen sene İstanbul’da rehbere girmesi gereken ama girmeyen birçok restoran var ve bunun sebebi hak etmemeleri değil müfettişlerin o noktalara gitmemeleri. 

Cemre, yıldızların değerlendirilmesi konusunu da tartışmaya açıyor: “Örneğin Kopenhag’da yakın zamana kadar Geranium’un üç yıldızı varken Noma’nın iki yıldızı vardı. Bu değerlendirmelerden hangi sonucu çıkarmalıyız? Geranium Noma’dan daha iyi bir restoran mı demek? Ya da Noma’yı dünyadaki diğer iki yıldızlarla karşılaştırarak mı değerlendirmeliyiz? Noma sonunda üç yıldızı aldığı vakit de iyileşti ve şimdi daha iyi bir restoran oldu manasına mı geliyor?” Cemre’nin değerlendirmesine göre elbette bu soruların hiçbirini böyle yorumlamak doğru olmaz. Onun görüşünde derecelendirme sistemleri ve listeler kuşkusuz restoran dünyasını canlı tutmaya ve hareket getirmeye yarıyor. Ancak hiçbiri nihai otorite değil. Ayrıca yorum yaparken de doğru bilgilerle, doğru yorumlar yapmak gerekiyor.

MICHELIN gibi bir rehberin yer aldığı şehre turist katkısında bulunacağının aşikâr olduğuna değinen Emirhan Paralı, bu yönüyle MICHELIN’in ülke mutfağının tanıtımı açısından çok önemli katkılar verdiğini daha ilk yılı itibarıyla söyleyebileceğimizi vurguluyor. Yıldızların verildiği mekânlar konusunda da Haluk ve Cemre’yle benzer görüşe sahip. Emirhan herkesin beklentisinin, rehberin objektif kriterlerle, gerçek anlamda mükemmelliği ve yeniliği yansıtacak şekilde hazırlanması yönünde olduğunu dile getiriyor: “MICHELIN’in Türkiye'deki etkisinin sadece mevcut başarıları değil aynı zamanda gelecekteki potansiyelleri de göz önünde bulundurarak değerlendirilmesi gerektiğini düşünüyorum.” 

Uskumru, TURK Fatih Tutak


İyi yemeğin peşinde

21. yüzyılda değişen ihtiyaçlar ve tercihlere göre her kitleye özgü farklı alternatifler sunan rehberlerin sayısı günbegün artıyor. Her liste kendi yarattığı sistemler ve değerlendirme kriterleriyle yeme içme dünyasında trend belirleme, kapsadığı işletmelere tanınırlık kazandırma ya da yeni lokasyonlar ortaya çıkarma gibi etki alanlarına sahip. MICHELIN’in etki alanının geçmişe kıyasla daraldığına dikkat çeken Cemre, bölgelere göre değişen kitleyle rehberlerin çeşitlendiğini söylüyor. 

Bir zamanlar MICHELIN dünya çapında kaliteli yemek konusunda çok daha etkin konumdayken bugün kaliteli ve iyi yemek isteyenlere yol gösteren birçok farklı yayın, uzman ve rehber olması da bunun bir örneği. Cemre bu kategoride bölgelere göre New York için New York Times’ın, Londra için The Guardian'da Jay Rayner'in değerlendirmelerinin ciddiye alındığını ifade ederken Türkiye’de henüz fazla bilinmese de dünya çapında Word of Mouth ya da Local Tongue gibi siteler, uygulamalar, rehberlerin de giderek daha çok ses getirdiğinin altını çiziyor. 

Diğer yandan İstanbul yeme içme sahnesinde farklı konseptlerde sunduğu işlerle sektörün ihtiyaçlarını doğru analiz edip karşılama yolunda emin adımlar atan Emirhan, gittiği her seyahatte iyi yemek yeme arzusunda olan bir isim. Seyahat etmeden evvel gitmeyi planladığı şehrin yerel halkının vakit geçirmekten keyif aldığı yerleri öğrenmek istediğini belirten Emirhan, kendi listesini hazırlarken tercih ettiği kaynakları Amigo, Le Fooding, Condé Nast ve İstanbul için kendi tavsiyelerinin de yer aldığı Chefs Guide olarak özetlerken Instagram’ın da iyi bir liste yaratma için oldukça yardımcı olduğuna değiniyor. Bireysel tercihlerinde MICHELIN’in öneri sıralamasında önlerde yer almama nedenini “Turistlere yönelik platformlardan uzak durarak şehrin gizli kalmış noktalarını keşfetmeyi tercih ediyorum,” olarak özetliyor.

Sıklıkla dünya çapındaki MICHELIN yıldızlı restoranları ziyaret eden restoran yatırımcısı Emre Karaca, iyi yemekle ilişkisini gittiği her restoranı kendi hazırladığı değerlendirme tablosu üzerinden notlayacak kadar ilerleten biri olarak biliniyor. MICHELIN dereceli restoranların bir şehir veya bölgedeki yerel ekonomi, yeme içme sektörü, emlak piyasası gibi farklı alanlar üzerindeki etkileri yadsınamaz. Emre, gurme destinasyonların edinilen yıldızlarla birçok açıdan sağladığı gelişimin en önemli etkisini San Sebastian’da gördüğünü ifade ediyor. San Sebastian, milyonlarca turistin önemli bir kısmının bölgeye özellikle gastronomi deneyimi için geldiği bir şehir. Bu durumun hem şehrin ekonomik kalkınmasına hem de gastronomi alanında entelektüel sermayenin artmasına ciddi oranda olumlu etkisi olduğu görüşünde: “Konuyu bir de Türkiye gibi ülkeler özelinde ele aldığımızda bir diğer önemli katkısı restoranların standartlarının ve normların yükselmesi. MICHELIN yıldızı almış bir restoran standartlarını yükseltip daha da iyiyi hedefliyor; ya daha fazla yıldız almak istiyor ya da yıldızını kaybetmemek için çabalıyor.”

Mantı, Yeni Lokanta


“MICHELIN’in onayı yatırımcılar için bir güven işareti oluşturarak yeme içme sektörüne olan ilgiyi ve yatırımları artıracak. Bu durum, Türkiye’nin dünya çapında bir gastronomi destinasyonu olarak konumunu sağlamlaştırıp restoran sektörünün sadece bugününü değil geleceğini de şekillendirecek bir ivme kazandıracak.”

MICHELIN’in Türkiye sahnesi

Türkiye'deki bir restoranın MICHELIN yıldızı kazanmasıyla ülkenin küresel mutfak haritasına yerleşme imkânı doğuyor. Yıldızın hem işletmeye hem de ülke mutfak ortamına önemli bir tanınma, prestij katma ve ülke mutfağının uluslararası itibarına sunduğu katkı konusunda hemen hemen herkes hemfikir. Rehberin kriterlerini karşılayan yemeklerin öne çıkmasıyla ülke mutfağına dair geleneksel stereotiplerin ötesine geçilerek Türkiye mutfağının çeşitli yerel lezzetleri merak kazanıp ülke gastronomisinin çok kültürlü yönlerinin takdir edilmesini teşvik etme olanağı doğuyor. MICHELIN’in daha şimdiden Türkiye gastronomisine kattığı değeri vurgulayan Haluk, rehberin ülkeye geleceği duyurulduğu günlerde yeme içme dünyasından hatırı sayılır bir kesmin MICHELIN’e karşı tavır sergilemesini doğru bulmadığını belirtiyor: “40-50 sene öncesinin MICHELIN yıldız değerlendirmeleri farklıydı, bugün daha farklı. Yemekler çok daha basit. Ancak kabul etmek zorundayız ki öyle veya böyle MICHELIN denildiği zaman uluslararası düzeyde herkes ayağa kalkıp önünü ilikliyor. Yeme içme sektörü bu durumdan hem prestij hem de para kazanıyor.”

Türkiye gastronomisinin uluslararası platformda daha fazla tanınmayı hak ettiğine inanan ve bu alanda büyük bir potansiyel gören Emre, Türkiye’nin dünya çapında yıldız olabilecek şeflere ev sahipliği yaptığını belirtiyor. Bu potansiyelin tam olarak temsil edilmesi için yeterli sayıda restoranın olmadığı düşüncesiyle gastronomi turizminin, fine dining tarzı restoranlara yatırımlar arttıkça gelişeceğine ve karşılıklı olarak bu yatırımların da büyüme ile destekleneceğine inandığını paylaşıyor. Farklı disiplinlerden ve kültürlerden ilham alarak, yaratıcı ve yenilikçi fikirlerin peşinde olduğunu belirten Emre, mükemmel bir yemek deneyiminin sadece lezzetli yemeklerden ibaret olmadığını aynı zamanda bir hikâyeyi, bir kültürü ve bir tutkuyu da yansıtması gerektiğini düşünüyor.

Bu sebeple MICHELIN rehberinin bölgesel yayılmasının ülke genelinde yerel restoranların uluslararası standartlarda hizmet vermeye ve mükemmellik peşinde ilerlemeye teşvik edeceğine yönelik görüşünü paylaşan Emre, MICHELIN’in Türkiye gastronomisine katkılarından bahsediyor: “Yıldız almayı hedefleyen birçok restoran kalitesini arttırıyor ve bu da genel olarak yeme-içme sektörüne yansırken bir yandan da ekonomik büyümeye katkı sağlıyor. Ayrıca küresel tanınırlığa desteği de büyük; MICHELIN ve diğer gastronomi derecelendirmeleri sayesinde önemli gazeteci ve yazarlar gelip bu merkezleri ziyaret edip haklarında yazıyorlar. Kitlelere erişimi yüksek bu insanlar sayesinde ülkenin bu alandaki farkındalığı artıyor. Gelmişken bu restoranları ziyaret edeyimden ziyade bu restoranlar için geldim diyen turistlerin sayısının artabilmesi için çok daha fazla MICHELIN yıldızlı restorana sahip olmamız önemli.”

Trakya Kıvırcık, Mürver


"Rehberin özünde bulunan ‘seçkinlik’ önceliğinin şefler üzerinde yarattığı yoğun baskı nedeniyle yarattığı çelişki konusunda çoğunlukla hemfikirim.” 

Bir “yerel” handikapı

MICHELIN’in gittiği coğrafyalarda sadece iyi yemeklerin temsil edilmesine odaklanması, sokak yemekleri satan, menülerini yerel mutfaklar çerçevesinde tasarlayan ya da ağırlıklı olarak Avrupa ya da Batı merkezli menülerle övünmeyen pek çok bilindik restoranın esamesi okunmuyor desek haksız sayılmayız. MICHELIN yerel yemek kültürünü gerçekten umursuyor mu yoksa görüşü kendi iyi yemek anlayışıyla uyumlanabilenler mi sınırlı sorusu rehberin çeşitlilik ve kapsayıcılık yönünde ele alınması gereken temel soru. Beraberin doğan bir diğer soruysa MICHELIN müfettişlerinin gerçekte kim olduğu, yemek konusundaki geçmişleri ve perde arkasında yeterli çeşitlilikte profilin olup olmadığı yönünde. MICHELIN’in ülke mutfağına, prestij ve itibara sunacağı katkıları tartışırken eski moda olarak nitelendirilebilecek ve çeşitlilik içermediği hususu geniş çevrelerce kabul edilen rehberin kaliteli yemek standartlarına dayandırılması gerçeği büyük bir çelişki yaratıyor.

Bu eleştirileri kabul etmekle beraber konuyu daha optimist bir perspektiften ele alan Emirhan son yıllarda rehberin Hong Kong'daki bir dim sum zincirine ve Singapur'da da bir sokak yemeği satıcısına yıldızlar vererek çeşitliliğe doğru adımlar attığını belirtiyor: “Özellikle Türkiye gibi MICHELIN listesine yeni eklenen ülkeler için bu yaklaşım kültürel mutfakların uluslararası platformlarda yer bulması açısından büyük bir fırsat. Yine de rehberin özünde bulunan ‘seçkinlik’ önceliğinin şefler üzerinde yarattığı yoğun baskı nedeniyle yarattığı çelişki konusunda çoğunlukla hemfikirim.” 

MICHELIN’e İstanbul’dan sonra İzmir ve Bodrum gibi önemli turistik bölgelerin dâhil edilmesiyle Türkiyedeki genişlemesinin yarattığı heyecana değinen Emre, Türkiye’den farklı şehirlerin rehbere girmesiyle artan tanınırlığın hem ulusal hem de uluslararası düzeyde söz konusu mutfakların potansiyeline katkıda bulunacağı görüşünde. Öyle ki çeşitlilik ve kapsayıcılık tartışmasına MICHELIN’in Türkiye’de restoran sektörüne sağlayacağı imkânlar üzerinden geleceğe dair farklı bir bakış ortaya koyuyor. Bu süreçte, lokaller kadar dünya çapında tanınan şeflerimizin de uluslararası alanda rekabet etme fırsatı bulacağını öngören Emre, Türkiye’nin restoran sektörü için gelecek vaat eden bu gelişme, yalnızca yerel işletmelerimizin kalitesini yükseltmekle kalmayacağını aynı zamanda uluslararası yatırımcıların dikkatini çekip gastronomi turizminde önemli bir artış sağlayacağını dile getiriyor: “MICHELIN’in onayı yatırımcılar için bir güven işareti oluşturarak yeme içme sektörüne olan ilgiyi ve yatırımları artıracak. Bu durum, Türkiye’nin dünya çapında bir gastronomi destinasyonu olarak konumunu sağlamlaştırıp restoran sektörünün sadece bugününü değil geleceğini de şekillendirecek bir ivme kazandıracak.”

Bamya, Sofyalı 9


"Restoranlar ziyaretçilerini ağırlarken yerel topluluklarla uyum içinde çalışmaya ve sosyal sorumluluk ilkeleri doğrultusunda pozitif bir etki yaratmaya özen göstermeli."

MICHELIN’in görünmeyen yüzü: Soylulaştırma

MICHELIN Rehberi ve soylulaştırma iki ayrı olgu gibi görünse de restoran endüstrisi ve kentsel gelişim üzerinde birbiriyle bağlantılı etkilere sahip. Kentsel gelişimin karmaşık ve sıklıkla tartışmalı bir süreci olarak ele alınan soylulaştırma, tipik olarak bir mahallenin daha düşük gelirli veya işçi sınıfı bölgesinden daha lüks ve varlıklı bir mahalleye dönüştürülmesini kapsıyor. Bu dönüşüme genellikle artan mülk değerleri, yüksek kiralar ve yerel nüfusun demografik özelliklerindeki değişiklikler eşlik ediyor. Daha varlıklı müşteri kitlesine hitap eden MICHELIN yıldızlı restoranlar, potansiyel olarak yatırımları ve yüksek gelirli sakinleri çekerek bölgenin çekiciliğine katkıda bulunabilir. Mülk değerleri arttıkça mahallenin yatırımcılar ve geliştiriciler tarafından daha çekici hâle gelmesiyle beraber artan yaşam maliyetlerini karşılayamayan düşük gelirli sakinlerin ve küçük, yerel mülkiyetli işletmelerin yerinden edilmesine yol açması bir endişe yaratabilir. Ya da bir başka yönüyle soylulaştırma, kaliteli yemek deneyimlerine erişimde yaratacağı eşitsizliklerle de kendini gösterebilir. 

Emre, bu tartışmayı herkesin yararını önceliklendiren çözüm odaklı bir yerden ele alıyor: “Muhtemel olumsuz etkilerin farkında olup restoranlar ziyaretçilerini ağırlarken yerel topluluklarla uyum içinde çalışmaya ve sosyal sorumluluk ilkeleri doğrultusunda pozitif bir etki yaratmaya özen göstermeli. Ayrıca, sürdürülebilir gastronomi anlayışıyla yerel üreticilerle iş birlikleri yaparak ve bölgesel lezzetleri ön plana çıkararak turizmin yerel ekonomi üzerindeki olumlu etkilerini en üst seviyeye çıkarmayı amaçlamalı.” Emre’ye göre MICHELIN yıldızının getirdiği ilginin yaşadığımız şehrin zengin kültürünü ve lezzetlerini keşfetmek için bir fırsat olduğunu fark etmeliyiz.

Kalamar, Salon Cuma


Bir yıldız uğruna

MICHELIN’in kaliteli yemek dünyasındaki etkisi tartışılmaz olsa da onun daha geniş toplumsal ve ekonomik etkisini dikkate almak ve dokunduğu bölgelerdeki hem faydaları hem de potansiyel zorlukları kabul etmek önemli. Fransız ekolüyle yetişen eski nesil şeflerin yerine yeni kuşakların mutfaklara girmesiyle topyekün sorgulanan mutfak kültürü ve hiyerarşisi MICHELIN’in bulunduğu ülkere kazandırdığı itibarı kendi özelinde sürdürme yükümlülüğünü sekteye uğrattı. 1999'da döneminin en iyilerinden sayılan ünlü şef Marco Pierre White'ın üç yıldızından onları korumanın getirdiği baskı ve monotonluğu gerekçe göstermenin ötesinde müfettişlerin otoritesini sorgulayarak vazgeçmesi ve daha sonuçlar dahi açıklanmamışken restoranının üç yıldızdan ikiye düştüğüne inanan şef Bernard Loiseau'nun 2003'teki intiharı gibi örneklerle şefler ve MICHELIN ilişkisindeki uç vakalar peşpeşe gündeme geliyordu.

Loiseau'nun intiharını takiben artık 21. yüzyıla gelindiğinde şefler MICHELIN’e açıkça karşı çıkıyor; MICHELIN’in kaz ciğeri, havyar, kristal cam eşyalar ve keten el havluları gibi lüks süslemelerini reddediyorlardı. Pek çok şef ve restoran dünyanın dört bir yanındaki MICHELIN yıldızlı restoranlar arasında ürkütücü bir aynılık gördüğünü dile getiriyordu. Alınan yıldızları koruma ya da yanına bir yenisini ekleme telaşıyla kriterlere körü körüne bağlanma neticesinde yalnızca rehberin ödüllendirdiğini söylediği mükemmel malzemeler ve tekniklerde değil, sunumda yakalanan kusursuz tutarlılığı sürdürmek üzere değişmeyen menülere kadar bir kısır döngü yaratılıyordu. Artan itirazlar ve hararetlenen tartışmalar neticesinde MICHELIN tabir-i caizse inadını kırıp çok daha çeşitli menülere odaklanmaya yöneldi. Her detayın incelikle işlenip derinine konuşulduğu masalarda kaliteli yemek yemenin insani maliyeti hakkında yarattığı soru işaretleriyse hiçbir dönemin ana konusu olma özelliğini ne yazık ki edinemedi. 

Olumlu ya da olumsuz tüm etkileriyle varlığını ve itibarını uzun yıllardır sürdüren MICHELIN Rehberi’nin gastronomi dünyasındaki etkisi bugün de tüm iniş çıkışlarına rağmen baki. Genel olarak MICHELIN’in mutfak dünyasındaki rolü olumlu olduğu kadar zorlayıcı sonuçlarıyla da çok yönlü. Bu özellikleri itibarıyla hakkında getirilen tüm eleştirilere rağmen MICHELIN’in sürekli gelişen kaliteli yemek dünyasında süregelen bir tartışma ve yansıma konusu olduğu gerçeği değişmiyor.

Hikâyeyi paylaşmak için:

Kaydet

Okuma listesine ekle

Paylaş

apéro

apéro

İştah ve ufuk açan yemek yayını. Her çarşamba ve cumartesi önlüğünü giyer.

NEREDE YAYIMLANDI?

apéroapéro

BÜLTEN SAYISI

🔔 apéro gazete #27 MICHELIN Rehberi’ne saatler kala

Küreselleşen MICHELIN'in yereldeki yıldızları parlaklığını koruyabiliyor mu? Ulaştığı her coğrafyanın turizm ve gastronomi sahnesinde sadece olumlu etki mi yaratıyor? Cemre Torun, Emirhan Paralı, Emre Karaca ve Haluk Özyavuz anlatıyor.

09 Kas 2023

VEGGY ile birlikte
apéro gazete

YAZARLAR

Reyhan Ülker

İstanbul Bilgi Üniversitesi Gastronomi ve Mutfak Sanatları bölümü mezunu Reyhan, üniversite hayatı boyunca Mikla ve Ruhun Doysun başta olmak üzere şef Mehmet Gürs’ün çeşitli projelerinde yer aldı. Kopenhag'ta bulunan Noma’da tamamladığı staj programının ardından odağını "yemek hikayeleri"ne çevirmeye karar verdi. 2022 yılı Kasım ayından beri Aposto’da yemek editörlüğü yapıyor.

apéro

İştah ve ufuk açan yemek yayını. Her çarşamba ve cumartesi önlüğünü giyer.

İLGİLİ OKUMALAR

apéroapéro

HİKAYE

Ethem Efendi Kahvaltı'da: Bir öğünden fazlası

Türkiye'de kahvaltı hiçbir zaman yalnızca günün ilk öğünü olmadı. Ailelerin, dostlukların ve gündelik hayatın etrafında şekillenen bu kültür, Erenköy'deki Mehmet Ali Paşa Köşkü'nde bulunan Ethem Efendi Kahvaltı'yla geçmişi ve bugünü aynı sofrada buluşturuyor.

11 Tem 2026

Ethem Efendi Kahvaltı'da: Bir öğünden fazlası
apéroapéro

HİKAYE

Londra'da Türk mutfağının yeni dönemi

Londra’da Türk mutfağı artık yalnızca kebapçılar ve mahalle restoranlarından ibaret değil. Şehrin merkezinde açılan yeni nesil restoranlar, sokak lezzetlerini yeniden yorumlayan girişimler ve farklı kitlelerle kurulan yeni ilişkiler, mutfağın görünürlüğünü ve algısını değiştiriyor. Soho’dan Dalston’a uzanan bu rota, Türk mutfağının Londra gastronomi sahnesindeki yerini takip ediyor.

04 Tem 2026

Londra'da Türk mutfağının yeni dönemi
apéroapéro

HİKAYE

Hona: Ahıska'dan kalanlar

Beyoğlu’nun, ahşap dokulu ve minimalist atmosferiyle öne çıkan Uzak Doğu etkili restoranı Hona'dayız. Hona, şef Ansar Kemaloğlu’nun ailesinin sürgün edildiği köyün adı. Özbekistan’da geçen çocukluk yılları, Uzak Doğu mutfaklarıyla kurulan erken temas, Türk mutfağına yöneliş ve Uygur mutfağında başlayan profesyonel deneyim, bugün Hona’yı şekillendiren fikrin temelini oluşturuyor.

Reyhan Ülker

·

27 Haz 2026

Hona: Ahıska'dan kalanlar
apéroapéro

HİKAYE

Ege’den Boğaz’a, Bodrum’dan Çeşme’ye: Denizin kıyısında beş sofra

Ege kıyıları ve İstanbul Boğazı boyunca uzanan beş restorana konuk olduk. Her biri denizle kurulan ilişkiyi farklı yorumlarla ele alıyor. Kimi mevsime teslim olup günlük avın peşinden gidiyor, kimi ocakbaşını esintili bir Bodrum akşamına taşıyor, kimi ise köklü aile hikayelerini aynı bahçede yaşatıyor. Ortak noktaları ise ürünün kendisine duyulan güven ve ortak kurulan sofralar.

20 Haz 2026

Ege’den Boğaz’a, Bodrum’dan Çeşme’ye: Denizin kıyısında beş sofra
apéroapéro

HİKAYE

Narenciye punch: Alkolsüz ve isli

Punch denince akla genellikle alkollü içecekler gelse de bu tarif, narenciye, çay ve baharat notalarının öne çıktığı alkolsüz bir yorum sunuyor. İsli karakteriyle öne çıkan Lapsang Souchong çayı, limon ve portakal kabuklarından hazırlanan oleo-saccharum ile birleşirken; tonik ve soda suyu karışıma ferahlatıcı bir canlılık kazandırıyor. Önceden hazırlanan soğuk demleme çay sayesinde derin aromalara sahip bu punch, kalabalık davetler için ideal.

20 Haz 2026

Narenciye punch: Alkolsüz ve isli