Bozcaada Uluslararası Ekolojik Belgesel Festivali: 'Yerel, küçük, yavaş'

Bozcaada Uluslararası Ekolojik Belgesel Festivali’nin etkinlik koordinatörü Nigar Mat ile festivalin yerelle kurduğu bağı, adanın ekolojik sorunlarını ve dayanışmayla bir festival sürdürmenin koşullarını konuştuk.
Bozcaada Uluslararası Ekolojik Belgesel Festivali: 'Yerel, küçük, yavaş'

Duende

Duende

Her hafta müzik, sinema, eğlence ve sanat dünyasından söyleşiler, incelemeler, öneriler, podcast’ler ve keşif notları e-posta kutunda.

Bazı festival davetleri, sizi neden orada görmek istediklerini hissettirmesiyle daha ilk mesajdan heyecanlandırıyor. BİFED ekibinden Beyza Aksoy’un daveti de böyleydi: Sinemayla toplumsal ve kültürel bağlam arasında kurmaya çalıştığım ilişkiyi önemsediği belliydi ve bunun festivalle nasıl kesişebileceğini düşündüğünü söylüyordu. 

  • Adaya vardığımda tam da mesajında tarif ettiği Bozcaada’yı buldum. Turizm sezonu sona ermiş, birçok mekan kapanmıştı; açık kalanların bir kısmı da kapılarını festival için açık tutuyordu. Sokaklarda karşılaştığımız insanlar ya adalıydı ya da bizim gibi, festival için gelmişti.

Yerel halkla iç içe geçen Ayvalık ve Kaş gibi festivalleri sevmemin nedenlerini burada da buldum ama sezonun gerçekten bitmiş olması bambaşka bir his yaratıyordu: Ada, kalabalık bir turizm destinasyonundan çok festivale ayrılmış küçük bir dünya gibiydi. Sonuna kadar kalamasam da BİFED’in “Yerel, Küçük, Yavaş” mottosunun nasıl bir karşılığı olduğunu görebildiğim, bu dünyanın havasını birkaç günlüğüne soluyabildiğim için mutluyum.

Bu birkaç gün, ekolojinin tanımı ve kapsamı üzerine düşünmemi de sağladı. Ekoloji deyince aklıma öncelikle doğayla daha doğrudan ilişkili sorunlar geliyor; oysa izlediğim birkaç belgesel bu çerçeveyi genişletti. 

Seablindness, ekonomik ve bürokratik nedenlerle limanlarda demir atmış gemilerde uzun süre mahsur kalan denizcilerin yaşadıklarına bu gözle bakmamı sağlarken Green Desert, insan eliyle dikilmiş çam ormanlarıyla kaplı bir alanın da ekolojik bir tehdit oluşturabileceğini gösterdi. 

Açılış filmi Time Amongst Olive Trees’in ardından yapılan soru-cevapta ise Endülüs’teki bir zeytin üreticisinin kaygılarının Bozcaada’daki bir üreticide nasıl karşılık bulduğuna tanık oldum. Dünyanın farklı yerlerinden gelen hikayelerle adanın gündemi arasındaki bu yakınlık, festivalin yerelle kurduğu bağı daha da anlamlı kılıyordu. 

BİFED’in etkinlik koordinatörü Nigar Mat ile söyleşimizde de bu bağın nasıl oluştuğunu, filmlerin Bozcaada’nın ötesindeki izleyicilere nasıl ulaştığını, adanın ekolojik sorunlarını ve dayanışmayla bir festivali sürdürmenin güçlüklerini konuştuk.

Sadece üç yıldır festivalin organizasyonunda yer alıyormuşsunuz ama açılış törenindeki konuşmanızdan BİFED’i ne kadar iyi bildiğinizi ve benimsediğinizi hissettim. Sizin festivalle ilişkiniz nasıl başladı? BİFED’in kuruluş hikayesini bir de sizden dinlemek isterim.

Nigar Mat: Son üç yıldır aktif olarak organizasyonda varım ama ondan önceki on yılda izleyici olarak vardım. Festivalin kuruluşunu anlatırken de yönümüzü Ethem Özgüven ve Petra Holzer’e dönmek zorundayız. Çünkü kurucu mimarlar onlar. Belgesel dünyasından geliyorlar; belgeselle ilgili her şeyi yapıyorlar: Çekiyorlar, gösteriyorlar, öğretiyorlar. Bu anlamda belgesel sinemaya çok hakimler. Kafalarındaki “ekolojik belgesel”i ayrıca bir alan olarak düşünmek lazım. Yani sadece belgesel değil, net olarak ekolojik belgesel.

Petra ile Ethem burada yazlarını geçirirken adanın, bu ölçekte bir yerin böyle bir festival için çok uygun olabileceğini düşünüyorlar. O dönemki belediye başkanıyla, yardımcısıyla ve buradaki insanlarla oturup görüşüldüğünde bunun uygun olabileceği düşünülüyor. 2014’te festival “Yerel, Küçük, Yavaş” mottosuyla başlıyor.

Şu anda kurduğumuz bağlarla dünyanın pek çok yerinde BİFED belgeselleri gösteriliyor; keza yurt içinde. Ama biz o “Yerel, Küçük, Yavaş”tan hiç vazgeçmiyoruz. Bugüne kadar hiç ödün vermedik. İşbirliği yaptığımız, gittiğimiz her yerde bu anlayışı koruyoruz. Onu gittiğimiz her yere götürmeye, yerelden de mümkün olduğu kadar çok beslenmeye çalışıyoruz.

Çok kısa bir zaman içerisinde Bozcaadalı festivali anlamış ve çok ciddi şekilde sahiplenmiş. Sezon tamamen bitmiş olduğu hâlde burada gerek ekibimiz gerek konuklarımız için konaklama, yeme içme hiç problem olmuyor. Onların dayanışması ve desteğiyle bugünlere gelmiş olduk.

Türkiye’de tekrar tekrar gitmekten zevk aldığım festivaller çoğunlukla büyükşehirlerden ziyade küçük destinasyonlarda, yerel bir anlayışla düzenlenen festivaller. BİFED’in ekibinde ne kadar adalı var? Yerel halk ve işletmelerle işbirlikleriniz nasıl ilerliyor?

Nigar Mat: Ekipte adalı insanlar var ama nispeten sayıları az. Farkındaysanız çok genç bir ekiple çalışıyoruz. Adada ise çok genç bir nüfus yok. O sebeple o kadar çok adalı ekip arkadaşımız yok. Fakat işletmelere, dayanışmaya, desteğe gelince hemen hemen tamamı adadan. Kahvecisi de dahil, lokantası da dahil, oteli de dahil, pastanesi de dahil; hemen herkes dahil.

Büyük kentlerde o kadar çok şey var ki. Dikkat edecek olursanız kimi festivallerin izleyicisi de giderek azalıyor. Ben eskiden İstanbul’daki festivalleri hatırlıyorum; buna film festivalleri de müzik festivalleri de dahil. İnsanlar deliler gibi onları bekler, ders çalışır, notlar alırdı. Muhakkak hâlâ gidenler var ama nasıl diyeyim, doygunluk mu, enflasyon mu, böyle bir şey var.

Bizim niyetimiz ise hep yerelde insanla buluşmaktı. Bunu sadece filmleri götürmek olarak algılamayalım. Filmleri götürüyoruz ama oradan da o kadar çok besleniyoruz ki. Zaten niyetimiz de bu: Yerele gidelim, yereldeki o bilgiyi biz de öğrenelim. Mümkünse taşıyıcı olalım, bir yerlere taşıyalım.

Bu yerelle buluşma anlayışını Bozcaada dışına da taşıyorsunuz. Festival filmlerini başka izleyicilerle nasıl buluşturuyorsunuz?

Nigar Mat: BİFED bu filmleri getirirken aslında büyük bir problemi çözerek getiriyor. Mesela bu yıl Brezilya’dan Yanomami dilinde, Hindistan’dan birçok yerel dilde film var. Bunların İngilizceye tercümeleri, İngilizceden Türkçeye tercümeleri, altyazıları hazırlanıyor. Yani aslında izleyenler için kılçıksız balıklar hazırlıyoruz.

Yapımcılarla, dağıtıcılarla ya da yönetmenlerle yıllar içerisinde karşılıklı bir güven ilişkisi oluşmuş. Filmler hazır hâle gelmiş. Niçin bu filmleri başka insanlarla, bunları hiçbir yerde göremeyecek insanlarla paylaşmayalım?

Geçen yıl Ocak sonu, Şubat başında Akşehir’de düzenlenen üniversitelerarası bir kış şenliğine konuk olduk. Altıncısı yapılıyormuş. Altı belgeselle gittik. Anadolu’daki üniversitelerden pek çok genç vardı. Ulaşabildiğimiz kadarına o filmlerle ulaştık. Bu gençler bu filmleri herhangi bir platformda ya da sinemada göremezler. Buna “hizmet” demek istemiyorum ama bu da bir destek, bir dayanışma örneği.

İstanbul Büyükşehir Belediyesi ile yaptığımız bir işbirliği de var. İstanbul diye düşünülmesin; orada da aslında yerel bir şey yapıyoruz. Beyoğlu Sineması’nda ayda bir kez, “BİFED’den Bir Ada Esintisi” kapsamında ücretsiz bir belgesel gösteriliyor. Oradaki çalışanlarla ortaklaşa karar verip seçiyoruz filmi.

Her yıl eylül ayında İPA Havuz’da da beş altı filmlik bir seçki hazırlıyoruz. “Kentte Ekolojik Belgesel Günleri” adı altında gösteriliyor. İstanbul’da da yerele ulaşmaya çalışıyoruz. Biz bunu biliyoruz, bunu yapmaya çalışıyoruz.

Dünyanın farklı yerlerinden ekolojik belgeseller gösteriyorsunuz ama anlattıkları meselelerin burada da bir karşılığı var. Açılış filminden sonraki soru-cevapta, İspanya’daki zeytin üreticisinin kaygısını buradaki zeytin üreticisinin de paylaştığını gördüm; buna ilişkin sorular, yorumlar geldi. Filmlerle adanın gündemi arasında nasıl bir etkileşim oluşuyor?

Nigar Mat: Geçenlerde sosyal medyada adalı birinin yazdığı bir şey çok önemliydi. Şu anda Bozcaada’da bir liman projesi tartışılıyor. Bu projenin getireceği sonuçlar var ve insanlar çok kaygılı. Hem denizdeki hem karadaki canlı hayat, insanların geleceği, adanın, toprağın, suyun geleceği açısından çok endişeliler.

Seçkide buna değinen, yurt içinden ve yurt dışından çeşitli filmler var. Bu bir tesadüf değil aslında. Sosyal medyada birkaç gün önce çıkan o yazıda adalı birisi, “Biz direnmeyi, mücadeleyi, birlik olmayı ve birlikte mücadele etmeyi BİFED’den öğrendik” diyor. Ben bunu gerçekten çok önemsiyorum.

Dolayısıyla burada karşılıklı bir etkileşim söz konusu. Bozcaada BİFED’i, BİFED Bozcaada’yı olumlu anlamda, her anlamda çok iyi besliyor.

Liman projesi dışında adalıların kaygılandığı başlıca ekolojik sorunlar neler?

Nigar Mat: Liman projesi çok gündemde ve çok taze olduğu için önce ondan söz ettim. Ama bir kere vahşi turizm Bozcaada için çok ciddi bir tehlike. Bütün bu süreçte buna ilişkin o kadar çok film gösterdik ki. Olabilecekleri tahmin ediyoruz, görüyoruz. Muhakkak bundan ilham alan insanlar vardır adada.

Aslında en önemli problem turizm; o yiyip yutan turizm. Burası küçücük bir yer, gördünüz. Böyle bir şeyi kaldıramaz. Kaldırması gerekmiyor zaten. Sonra bağcılık var. Bağcılık burada nispeten çok güç bir hâle gelmiş durumda. Şarapçılık, bağcılık, adanın ekolojik problemleri... Anakaradan uzakta olduğu için ulaşım problemi de var.

Adanın limanı antik bir liman. Dünyanın başka bir yerinde bu kadar temiz, herkesin denize girebildiği bir liman var mı, bilmiyorum. Teknik olarak çok bilmiyorum ama burada çok iyi bir akıntı söz konusu. Bir de daha önemlisi, posidonia denilen deniz çayırları var. Bunlar ormanlardan daha çok oksijen üreten canlılar. Ege ve Akdeniz’de çok az kalmış durumdalar. En çok görüldükleri yerlerden biri bu bölge, Bozcaada. Yapılacak projelerin bunlara da büyük zarar vereceği düşünülüyor, tahmin ediliyor.

Temiz enerji konusu da var. Bu adanın enerjisini temiz bir şekilde elde etmesi gerekiyor. Ama nasıl, onu tartışmak gerekiyor. Rüzgar, güneş; her birinin avantajları, dezavantajları var. Ada böyle ekolojik problemlerle uğraşıyor.

Özellikle Türkiye’de festival yapmak giderek zorlaşıyor. BİFED gibi tematik ve niş bir festival düzenlemenin ek zorlukları var mı? Sponsor ya da katılımcı bulmak açısından nasıl bir tabloyla karşı karşıyasınız?

Nigar Mat: Bir şey söyleyeyim mi? Katılımcı bulmakta güçlük çekmiyoruz. Siz de görüyorsunuz, bütün salonlar dolu. Jüri üyelerimiz, yönetmenler, yurt içinden ve yurt dışından davetli konuklarımız var. Ama onların dışında pek çok insan da sadece BİFED’de izleyici olmak, festivale katılmak üzere geliyor.

Finansal destek bulmakta ise çok güçlük çekiyoruz. Söylediğiniz gibi çok niş bir alan olmasından mı kaynaklanıyor, yoksa hiçbir festival mi destek bulamıyor, hakikaten bilemiyorum. Ama biz bulamıyoruz. Destekçi, sponsor bulmakta çok zorlanıyoruz. Bu yıl ilk defa kitlesel fonlama işine girdik. Hedeflediğimiz yere ulaştık, destekçilerimiz oldu ve kampanyayı başarıyla tamamladık. Fakat bu çok yorucu bir şey. Gerçekten hepimiz çok yorulduk. Çünkü o zaman festivalin içeriğine, yapmak istediğiniz şeylere odaklanamıyorsunuz. Derdimizi nasıl anlatırız, onu da çok bilemiyoruz galiba. En çok kanayan yaramız orası.

Katılımcı bulmakta zorlanmadığınızı söylediniz. Ben de adaya gelirken otobüsün yarısının Erasmus öğrencileriyle dolu olduğunu gördüm. Onlara nasıl ulaştınız?

Nigar Mat: Aslında her yıl Erasmus öğrencilerimiz oluyor. Fakat ilk defa bu kadar büyük bir katılım var. Koordinatörümüz Ethem Özgüven’in Bilgi Üniversitesi’ndeki bağlantıları aracılığıyla haber gönderildiğinde çok sayıda Erasmus öğrencisi katılımcı olarak gelmek istedi. Bu yıl elliye yakın öğrenci burada. Onlar da çok mutlu; ara sıra sohbet ediyorum. Biz de onları görmekten çok mutluyuz. Adalılar da mutlu bence. Moda tabiriyle bir "kazan kazan" durumu var ortada.

Festivalin turizm sezonu bittikten sonra düzenlenmesi ilk anda adayla iç içe olmayı biraz zorlaştırıyor gibi geldi bana; birçok yer kapalı. Ama açık olanların da festival için açık kaldığı hissediliyor. Tarihi özellikle bu karşılaşmayı yaratmak için mi seçiyorsunuz?

Nigar Mat: Evet, çok doğru söylüyorsunuz. Bu özellikle, bilerek, isteyerek seçilmiş bir tarih. Festival başlangıcından beri ekim ayında yapılıyor. Fırtına takvimine bakılarak üç beş gün önceye ya da sonraya kayabiliyor ama daima ekim ayında.

Mesele sezonun kapanmış olması; bunu özellikle istiyoruz. Çünkü o zaman sadece BİFED için burada kalanlarla sadece BİFED için buraya gelenler karşılaşmış oluyor. Biz de böyle bir alan yaratmak istiyoruz. Bütün bunların turizmin karmaşası, o kaos içerisinde yitip gitmesini istemiyoruz. Madem bu kadar özel bir iş yapıyoruz, destekçisi de özel oluyor, katılımcısı da.

Hikâyeyi paylaşmak için:

Kaydet

Okuma listesine ekle

Paylaş

Duende

Duende

Her hafta müzik, sinema, eğlence ve sanat dünyasından söyleşiler, incelemeler, öneriler, podcast’ler ve keşif notları e-posta kutunda.

YAZARLAR

Emre Eminoğlu

Sinema, kültür, sanat yazarı. 2021’den beri sinema editörlüğünü üstlendiği Aposto başta olmak üzere çeşitli dijital ve basılı yayınlarda sinema yazıları yazmaya, röportajlar yapmaya ve podcast'ler üretmeye devam ediyor. SİYAD ve FIPRESCI üyesi, Golden Globes seçmeni.

Duende

Her hafta müzik, sinema, eğlence ve sanat dünyasından söyleşiler, incelemeler, öneriler, podcast’ler ve keşif notları e-posta kutunda.

İLGİLİ OKUMALAR

DuendeDuende
∙

HİKAYE

Altın Portakal'ın ardından: Türkiye sineması nereye gidiyor?

24-31 Ekim tarihleri arasında düzenlenen 63. Antalya Altın Portakal Film Festivali, yarışma seçkisi ve Film Forum etrafındaki tartışmalarla Türkiye sinemasının bugününü, geleceğini ve festivalin prestij iddiasını sorgulamaya açtı.

Emre Eminoğlu

·

02 Kas 2026

Altın Portakal'ın ardından: Türkiye sineması nereye gidiyor?
DuendeDuende
∙

HİKAYE

Norm: The Tale of Norm Macdonald: Şakanın sonunu beklerken

"Norm: The Tale of Norm Macdonald" bazen tanıdık görüntülerin rahatlığına fazla güveniyor, bazı güç soruların üzerinde daha uzun durabilecekken yeni bir şakaya geçiyor. Yine de Norm’la vakit geçirme duygusunu yakalıyor.

Ömer Şentürk

·

02 Kas 2026

Norm: The Tale of Norm Macdonald: Şakanın sonunu beklerken
DuendeDuende
∙

HİKAYE

Sinopale’nin kurucuları, küratörleri ve sanatçılarıyla bienalin kentte yarattığı değişim üzerine

İlki 2006'da düzenlenen Sinopale, yirmi yılda Türkiye’nin en uzun soluklu bağımsız sanat oluşumlarından birine dönüştü. Bienalin kurucuları, küratörleri ve sanatçılarıyla 10. edisyon vesilesiyle biraraya gelerek Sinopale’nin kentle kurduğu ilişkiyi ve yerel bilginin çağdaş sanatla buluşma biçimlerini konuştuk.

Melike Bayık

·

02 Kas 2026

Sinopale’nin kurucuları, küratörleri ve sanatçılarıyla bienalin kentte yarattığı değişim üzerine
DuendeDuende
∙

HİKAYE

Liz Harris’in solo projesi 'Grouper' üzerine: Müzikte gizem hâlâ mümkün mü?

Amerikalı sanatçı Liz Harris’in solo projesi "Grouper", 4 Kasım’da Fiba Salon İKSV sahnesinde. Sanatçı ile konser öncesi Zoom’da biraraya geldik; günümüz müziğini ve karanlıktan nasıl beslendiğini konuştuk.

Eda Solmaz

·

02 Kas 2026

Liz Harris’in solo projesi 'Grouper' üzerine: Müzikte gizem hâlâ mümkün mü?
DuendeDuende
∙

HİKAYE

Roger Crowley: 'Portekiz'in kurduğu imparatorluk, kendi yoksulluğunun ürünüydü'

Roger Crowley, "Deniz Canavarları" kitabında Portekiz’in küçük bir donanmayla Hint Okyanusu’nda nasıl kalıcı bir imparatorluk kurduğunu, deniz ticaretinin küresel güç ilişkilerini nasıl dönüştürdüğünü ve bu sürecin sömürgecilik tarihindeki yerini anlatıyor. Yazarla küreselleşmenin başlangıç dönemindeki ticaret, askerî güç ve şiddet arasındaki ilişki üzerine konuştuk.

Ömer Çeşit

·

29 Eki 2026

Roger Crowley: 'Portekiz'in kurduğu imparatorluk, kendi yoksulluğunun ürünüydü'