Bugünü anlatan mitler: 'Emanet/Troya' üzerine bir sohbet

DuendeHer hafta müzik, sinema, eğlence ve sanat dünyasından söyleşiler, incelemeler, öneriler, podcast’ler ve keşif notları e-posta kutunda.
Yazı: Burcu Dimili
Vuslat'ın Homeros'un emaneti İlyada'dan aldığı ilhamı, doğduğu topraklara taşıdığı Troya Müzesi'ndeki Emanet / Troy sergisi, 25 Mayıs'tan beri izleyiciyi mit ve hafıza üzerine düşünmeye davet ediyor. Sergi, 25 Temmuz'da kapanmadan önceki son haftasına girerken geçen hafta sergiye eşlik eden bir de konuşma düzenlendi.
Merve Çağlar moderatörlüğünde, Daphne Vitali (Atina Ulusal Çağdaş Sanat Müzesi (EMST) Küratörü), Dr. George Manginis (Atina Benaki Müzesi Akademik Direktörü), Deniz Erbaş (Çanakkale Bienali Yürütücü Küratörü), Paolo Colombo (Emanet/Troya Sergisinin Küratörü) ve Vuslat’ın (Sanatçı) katılımıyla hayata geçirilen konuşma, İlyada’nın kadim anlatılarının çağdaş sanat pratiğinde nasıl yankı bulduğunu tartışmak üzere küratörleri, akademisyenleri ve sanatçıyı biraraya getirdi; mitin yalnızca geçmişe ait bir anlatı değil, günümüzü anlamak için canlı bir çerçeve olarak nasıl işlev gördüğünü ele aldı.
Emanet sergisinin bu konuşmanın çıkış noktası olduğuyla sözlerine başlayan Merve Çağlar, konuşmanın “İlyada'nın kadim anlatılarını ve bunların Vuslat'ın eserlerinde ve daha geniş çağdaş sanat pratiklerinde nasıl yankılandığını derinlemesine inceleyen bir fikir araştırması olmasını planladıklarını” söyleyerek söze başladı.
“İlyada, öfkeden, kaderden ve ölümsüzlük özleminden bahseder; bunlar, günümüzde insan deneyimini şekillendirmeye devam eden güçlerdir. Emanet bağlamında bu temalar edebi eserler olarak değil, yaşayan sorular olarak yeniden ele alınıyor. Kayıp, göç ve dönüşümün damgasını vurduğu bir dünyada, sanatsal ve küratöryel pratiklerin hafıza, sorumluluk ve yenilenme için nasıl birer araç görevi gördüğü üzerine düşünmeyi umuyoruz.”

Burada çok etkileyici ve tatminkar bir ortam bulduğunu söyleyen Atina Benaki Müzesi Akademik Direktörü Dr. George Manginis ise Vuslat ve Paolo’ya teşekkürlerini sunduktan sonra bu alanda ihtisas yapmamış arkeologlar için bile Troya’da bulunmanın çok duygusal bir deneyim olduğunu söyledi ve ekledi:
“Arkeologlar olarak bazen tarihî alanlara duyarlılığımızı yitirebiliyoruz. Mesleğimiz sırasında insan hayatının fosilleşmiş birçok hâlini gözlemliyoruz. Bazen çok duygusal olamayabiliyoruz ancak Troya’da duygusal olmamak ve derinden etkilenmemek imkansız. Bir sanatçının gözünden görmek bu deneyimi daha da eşsizleşiyor.”

Konuşmasına MÖ 6. yüzyıl görsel betimlemelerinin yer aldığı bir sunumla devam eden Manginis, İlyada’nın nesillerden nesillere aktarılan bir hediye olduğundan bahsediyordu:
“İlyada’da kimliği oluşturan özgünlük simgesi, öyküydü. Sözlü gelenekti. Bunu yapmak üzere eğitim almış insanlar tarafından aktarıldı. Belirli bir şekilde tekrar etmek suretiyle ezberden anlattılar. Seslendirmeyle tekrar ederek paylaşılan kimliğin kurucu unsurları ve yapı parçalarıydı. Çok uzun süre geçmeden yazıldı. Sözlü gelenekle yüzyıllar boyu ağızdan ağıza, nesilden nesile inanılmaz bir hürmetle aktarılması ve açılması zamanda dondurulmuş gibi getirilmesi emanet kavramına çok benziyor. Vuslat’a anlatıyordum, ‘emanet’in Yunancası ‘amanáti’, nerdeyse olumsuz bir hâlde donup kalmış. Taşımak zorunda kalınan bir zahmet, yük gibi. Bu ozanlar da bir parça zor buluyorlar mıydı acaba, 25.000 satırı ezberde tutmak kendilerine ağır bir vazife miydi?”
Serginin bir diğer önemli kısmının umut ve geleceğe dair olması olduğunu hatırlatan Merve Çağlar, hikayenin Baksı Müzesi’nde başladığını, Vuslat’ın hayatın göbekbağına ve kendi tarihçesine, kökenlerine uzandığını hatırlattı. Troya’da ise, Batı edebiyatının başlangıç noktasında olduğumuzu ve “emanet”in bununla evrildiğini belirtti. Buradan hareketle çağdaş sanatçılar için mit, savaş, tutku, sevgi, ölümsüzlük ve korku konularını konuşmanın neden önemli olduğuna dikkat çekti. Bu yolculuğun eserlerde nasıl görünür olduğunu tartışmaya açtı.
Üretim pratiğinde kadim anlatıları görsel sanatçılar ve müzisyenlerle biraraya getiren Atina Ulusal Çağdaş Sanat Müzesi (EMST) Küratörü Daphne Vitali, küratör araştırmaları ve pratikleri çerçevesinde, sergi kapsamında bu kadar katman ve tabaka ile karşılaşmanın kendisi için ilginç bir durum olduğundan bahsetti:
“Bu kadar katmana şahit olmak son beş yıldır arayış içinde olduğum bir çalışma. Bir sanatçının geçmişle çalışması çok önemli. Mitoloji ve tarih elele gidiyor. Çağdaş sanatçının gözüyle baktığınızda geçmişi yeniden yorumlamak, şekillendirmek önemli. Doğayla ilişkiniz, ekolojik bir dönem hüküm sürüyor. Doğaya geri dönmek, çevremizle doğaya ek olarak toplumun yapısıyla bağlantılı olmak. Siz eserinizle bu bağa bakıyorsunuz aslında. Sarmalları görüyorsunuz. İnsanoğlu ve doğa iç içe. Sanat günümüzde bizi düşünmeye, tekrar yorumlamaya, yeni yollarla hayat vermeye, bağlantı yaratmaya itmeli. Çağdaş ve arkeolojiçok büyük alanlar üretebilir. Hepimiz için harekete geçme zamanı.”
Çanakkale Bienali ve Troya Müzesi perspektifinden birkaç yorumda bulunan Çanakkale Bienali Yürütücü Küratörü Deniz Erbaş ise arkeoloji ile çağdaş sanatın işbirliğine değindi:
“Bienal çerçevesinde çok sayıda sanatçı kurum ve kuruluşa ev sahipliği yaptık. Troya hep bunların merkezinde konumlandı. Çanakkale tarihçesinde, 2018’de yapılan müze açılışı dönüm noktasıydı. Troya’nın dünya miras listesine girmesinin 20. yılıydı, adeta bir kutlamaydı müze. O dönemden bu yana Troya’dan ilham alan sanatçıları davet ettik. Fiziksel ev sahipliği ve ilham, çabalarımızı besledi. Müzenin açılışından beri sanatçılar geldi, hâlâ kazı ekibiyle işbirliği hâlindeyiz. Çağdaş sanatın arkeoloji müzelerinde yer almasının dünyada çok örneği var. Rüstem Aslan ve Rıdvan Gölcük ile arkeoloji ve çağdaş sanatı biraraya getirmeyi öncelikli tuttuk. Vuslat’ın davetiyle herkese ait mirasın kucaklanması amaçlandı.”
Vuslat’ın emanetinin sayısız çatışma ve mücadeleye sahne olmuş bu topraklarla birleştirmenin önemine değinenen sergi küratörü Paolo Colombo, değişim zamanının geldiğini söyledi. Geleceğin iyi olacağından ve umutlu olduğundan bahseden Colombo sergiye dair şu ifadelerde bulundu:
“Vuslat’ın etrafında olup bitenlere doğaya dair muazzam bir ilgisi var. Sergi adeta kendi kendine kapanan bir çember gibi. Başlangıç noktası dışarıda konumlanan, Vuslat’a büyükaannesi tarafından verilen bir zincir. Geleceğin DNA’sı ve hayatın göbekbağı gibi.”
Paolo, Troya’nın önemine de dikkat çekiyordu:
“Dünyada çok az yer var ki hayatın, dünyanın göbekdeliği diyebiliriz. Troya bu anlatıya, söyleme can verdi. Bir halkın kimliğini mühürledi. Dünya kimliğinin bir parçası hâline geldi. Vuslat’ın pozitif enerjisini alıp bu sıçramayı yapmak çok önemli. Vuslat’ın anlatısı ve söyletisini bu topraklara getirmek çok anlamlıydı. Eserlerinde mutlak bir çeşitlilik var. Tamamlanmış hissi. Açık nefes gibi. Kendisiyle çalışmaktan büyük keyif aldım. İfade edilmesi daha zor ipuçlarını da görüyorum. Kıvanç, keyif ve sonsuza kadar metal ve gümüşte mühürlenmiş durumda. Bir yandan uçan, gökyüzünde süzülen kuşlar var, sıcak samimi huzur, spirütellik ve ruhanilik var. Bir yandan şiir, bir yandan düzyazı var. Serçenin öyküsünü dinlediğimizde her ne kadar düzyazı da olsa bir ilahi hissediyoruz.”

Vuslat'a gelince... Sanatçı, emanet kavramının kendisi için ifade ettikleriyle sözlerine başladı:
“Emanet çok zengin ve kapsayıcı bir kavram. Emanet kavramını çalışmaya başladığım Bayburt’taki ilk sergiden itibaren beni farklı bir yolculuğa taşıdı. İlk sergide kendi aile köklerim ve coğrafyanın tarihi ile ilgili çalışırken toprak bitki, kökler, mitler ve masallara odaklanmıştım. Ben de kendi köklerimi arıyordum. Troya üzerine konuşmaya ve çalışmaya başladığımda insanlık tarihi ve doğası ile çalışmaya başladım. İlyada, okuması ve kabullenmesi belki de en zor öykülerden biri; yıkım, aşk, tutku, kudret her kültürün ve hepimizin içinde var. Paolo’ya da bu doğrultuda tekrar teşekkür etmek istiyorum. Beni bu serginin küratörü olarak olağanüstü bir yolculuğa çıkardı ve çalışmalarıma yön verdi. Bu sayede belki de benim için Emanet’in içinde bulunan sorumluluk ve yükün çoğunu kurtarıp özgür bırakmış oldu.”
Bu noktada sözü alan Merve Çağlar, Hüthüt'ün çağrısı masalını İlyada'nın anlatısıyla bütünleştirme fikrinin nasıl ortaya çıktığını sordu:
“Daha önce anneannenin senin için yazdığı bir masalı yeniden yazmış ve seslendirmiştin. Bu sergide ise savaş, hırs, kıskançlık, sahiplik gibi duyguların işlendiği bir destanın yanında bir de ‘Hüthüt’ün Çağrısı Masalı, 2025, Troya Savaşı ve Ferîdüddin Attâr’ın Mantıku’t Tayr’ından (12.yy) esinle Vuslat tarafından yazıldı ve seslendirildi' şiirini yeniden yazıyorsun ve ses enstelasyonu olarak dinletiyorsun. Bu, sanıyorum sergiyi gezen herkesin içinde bir umut hissetmesini sağladı. Bu eseri tekrar yorumlarken sana ilham ve motivasyon veren neydi? Bu öyküyü tekrar yazmak ve İlyada’nın anlatısıyla bütünleştirmek fikri nasıl bir niyet ile ortaya çıktı?”
Vuslat, “Yaşamaya devam edebilmek için en büyük isyan göstergesi dirençli ve dayanıklı olmak olabilir” diye başladığı sözlerine şöyle devam etti:
“Günümüzde umut, direnişin vücut bulmuş hâli. Ancak umutlu olduğumuzda dayanıklı olabiliriz. Dünyanın bugün geldiği noktada belki de kalan tek umut alanının bu olduğunu düşünüyorum. Belki bir parça umutsuz bir yaklaşım gibi görünebilir ama bugünlerde dirayetli olmak hayati bir konu. Bütün dünyada olup bitenlerle eşzamanlı olarak çalışırken, araştırma ve okumalarımı yaparken karşıma bu muazzam şiir çıktı ve bu serginin olmazsa olmazı olarak bu eser şekillendi.”
Peki teknolojinin ve yapay zekanın egemen olduğu bir çağda, İlyada gibi kadim destanlar miras, tanınma, savaş veya ölümsüzlük arzularımıza nasıl hitap ediyor? Vuslat, yapay zekayı eserlerine neden ve nasıl dahil ediyor? Şöyle cevap veriyor sanatçı:
“Her şey niyetle başlar. Yapay zekanın niyeti ne bilmiyoruz. Acaba yapay zeka insanoğlunun ölümsüzlük arzusunun bir sonucu olabilir mi? Burada da bir belirsizlik var. Kendi belleğimizi ‘indirme’ şansımız var mı? Ölümün ardından 4.000 yıl daha anılmak mümkün mü? Bizden sonra da DNA ve ayakizimizin devam edeceği kuşkusuz. Bir sanatçı olarak yapay zekayı anlamaya ve keşfetmeye çalıştım. Vardığım sonuç son derece tehlikeli olduğu... Ancak bir yandan kaçınılmaz durumda. Bu konuda dikkatli ve temkinli olmak önemli diye düşünüyorum. Her sorumuzda onu besliyoruz. Bizler için yapıcı bir araç mı yoksa yıkıcı mı olduğu onu nasıl kullandığımızla ilgili.”
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
DuendeHer hafta müzik, sinema, eğlence ve sanat dünyasından söyleşiler, incelemeler, öneriler, podcast’ler ve keşif notları e-posta kutunda.
İLGİLİ BAŞLIKLAR
YAZARLAR

Duende
Her hafta müzik, sinema, eğlence ve sanat dünyasından söyleşiler, incelemeler, öneriler, podcast’ler ve keşif notları e-posta kutunda.
İLGİLİ OKUMALAR

