Şehir, insan, hafıza ekseninde Kundura Sinema’nın beş yılı: S. Buse Yıldırım


İşte geldi: Reflect Studio X Socrates Koleksiyonu Sahaların, kortların, salonların, pistlerin, rotaların yakın takipçilerinin kalp atışlarını hızlandıran o iş birliği… Reflect Studio X Socrates Koleksiyonu şimdi satışta. Nedir? Farklı sporlara, sporculara ve spor tarihindeki önemli anlara saygı duruşunda bulunan tasarımların yer aldığı koleksiyon soyunma odalarından sokaklara taşıyor; aktif ruhlardan ekran başı takipçilerine dek spor tutkunlarını bir araya getirecek oldukça heyecan verici bir birliktelik sunuyor. Sweatshirt ’ten hoodie ’ye, bez çantadan bereye tüm tasarımlar Socrates Dergi baskılarından ikonik spor anlarına kadar kalplerde yer etmiş bir hikâye anlatıyor. Dahası: #MoreThanSports ; çünkü bu koleksiyon kaliteli ve doğa dostu malzemeler bir araya getirilerek özenle tasarlandı. Dikkat dikkat: Sevgili Aposto okuru, yılın son galibiyeti tadındaki bu koleksiyonu APOSTO20 koduyla %20 indirimli keşfedebilirsin. Reflect Studio X Socrates Koleksiyonunu incelemek için burayı ziyaret etmen yeterli.
Daha fazlasını öğren →
DuendeHer hafta müzik, sinema, eğlence ve sanat dünyasından söyleşiler, incelemeler, öneriler, podcast’ler ve keşif notları e-posta kutunda.
İlk buluşma. “İstiklal Caddesi’nde, Botter Apartmanı’nda buluşmaya ne dersin?” diye soruyor Buse. İnanılmaz biliyorum ama İBB Miras’ın uzunca süren bir restorasyon sonrasında Casa Botter adıyla yeniden açtığı binayı herkesin akın ettiği o dönemde ziyaret etmekten kaçındığım için tamamen aklımdan sildiğimi o an fark ediyorum. Buse’nin seçimi benim bahanem oluyor. Önce bunun sadece fotoğraflara güzel bir fon oluştursun diye yapılmış, rastgele bir seçim olduğunu düşünüyorum aslında. Botter Apartmanı’nın komşusu Türk Alman Kitabevi’nde buluşup konuşmaya başladığımız anda anlıyorum: Yanılmışım.
Botter Apartmanı’nda. Yirminci yüzyılın ilk yıllarında dönemin padişahı 2. Abdülhamit’in isteği üzerine sarayın resmî terzisi Jean Botter için inşa edilen binanın üst katları konut, alt katları ise atölye ve modaevi olarak tasarlanmış. Buraya kadarına ben de hâkimim; Botter Apartmanı’nın mimarının dönemin yıldız mimarlarından Raimondo D’Aranco olduğunu ise Buse’den öğreniyorum. Buse’nin binayla yolları ilk kez Sainte Pulchérie Fransız Lisesi’nde eğitim gördüğü yıllarda sınıfa oynattırılan, okulun çevresini ve sokakları keşfetmeyi amaçlayan, hazine-avı-vari bir oyunla olmuş. İpuçlarından biri onu o zamanlar atıl durumdaki Botter Apartmanı’na götürmüş. Yıllar sonra tasarım eğitimi aldığı yıllarda bina ve mimarisi üzerine çalışmış. Merdivenler, asansör, kapılar, döşemeler, duvarlar... Restorasyon sonrasında ortaya çıkan mükemmel detayları birlikte inceliyoruz. Tasarım ve mimariyle başlayan sohbetimiz, biraz sonra kendimizi bırakacağımız sinemaya kaymaya Buse’nin kurduğu şu cümleyle başlıyor: “Restorasyonu belgesel sinemaya benzetiyorum. Var olan bir gerçeklik var, belli bir malzeme var ve sen bir hikaye anlatıcı olarak ona şekil veriyorsun.”

S. Buse Yıldırım, Casa Botter’in detaylarını incelerken kendi geçmişini ve hafızasını da gözden geçiriyor. | Fotoğraf: Deniz Sabuncu
Bir adım geriden. 2022’nin Temmuz ayı. Beykoz Kundura’nın Bir Yaz Gecesi Festivali başlamak üzere. Buse’yle festivali konuşmak için Beykoz Kundura’ya ilk kez gidiyorum. Eskinin Sümerbank Deri ve Kundura Fabrikası’nın giriş kapısından geçtikten sonra yol, platoların yanından geçerek devam ediyor. Buse’nin rehberliğinde geçmişle günümüz arasında gidip gelmeye, tarihi solurken sanatı hissetmeye başlıyorum. O yaz Salomé (1922, Alla Nazimova ve Charles Bryant) ile Breakfast at Tiffany’s’i (1961, Blake Edwards) izleyeceğim Bir Yaz Gecesi Festivali hakkındaki röportajımızın giriş metninde şöyle yazıyorum:
Beykoz Kundura’ya girdiğimde başka bir dünyada hissediyorum. Sanki burası yokmuş gibi geliyor ki bunun nedeni sadece geniş bir yer kaplayan platolardaki sahte bina cepheleri değil. Güneş bir başka parlıyor, rüzgar bir başka esiyor. Tarihî Beykoz Kundura fabrikası, bugün üretim hatlarını kültür ve sanat için çalıştırıyor. Fabrikanın kazan dairesinden dönüştürülmüş ve sezon boyunca kullanılan sinema salonuyla Kundura Sinema ve yaz aylarında İstanbul Boğazı’nın kıyısında, açık havada müzik ve sinemayı kesiştiren Bir Yaz Gecesi Festivali de bunun sonuçlarından.
Buse’yi keşfetmek.
Aslan Kral’dan Yeni Dalga’ya. Çocukluğunu sorduğumda “Sanatın hiç eksik olmadığı bir ev yaşamamız vardı” diyor Buse. 8 yaşına kadar yaşadığı Samsun’da, artık yerinde olmayan Konak Sineması’nda The Lion King’i izlediğini hatırlıyor. Ailesi de sinemaya çok meraklıymış, düzenli olarak özellikle yaygın akım sinemayı takip ederlermiş. Fransız lisesine gitmiş olmanın sonuçlarından birinin o kültürün, dilin ve edebiyatın bir parçası olarak Fransız sinemasını keşfetmek olduğunu söylüyor. Bağımsız sinemayla, Fransız Yeni Dalgası ve Amerikan bağımsızlarıyla bu dönemde tanışmaya başlamış. Fakat sinemadan ziyade plastik sanatlarla büyüdüğünden bahsediyor. Çocukken müze dolaşmayı sevmesini “bir beslenme aracı” olarak tanımlaması özellikle hoşuma gidiyor.

Buse ve Emre, Casa Botter’in merdivenlerinde ve koridorlarında moda, mimari, tasarım ve sinemaya dair konuşuyor. | Fotoğraf: Deniz Sabuncu
Sanat, tasarım, sinema. Buse’nin özgeçmişinde sanat, tasarım, kuramsal sanat tarihi ve belgesel sinema gibi konu başlıkları var. Eğitim hayatı onu İstanbul’a, Brighton’a, Londra’ya ve Paris’e sürüklemiş. “Lisans eğitimimiz ne okursak okuyalım bizim vizyonumuzu sağlayan bir zemin alanı oluşturuyor ve zaman içinde onun üstüne neler inşa ediyorsak o bizim yaşam pratiğimizdeki kimliğimiz oluyor.” cümlesinin yansımalarını bugün kültür ve sanat direktörü olarak görev aldığı Beykoz Kundura’da ve burada hayata geçirdiği projelerde, etkinliklerde görmek de mümkün.
Kundura’nın hafızası. Kundura Hafıza projesi, Beykoz Kundura’nın bir fabrika tesisi olmanın ötesinde kreş, sinema, lokal, sağlık ocağı, kütüphane gibi birimleriyle nüfusu üç bini bulan bir yaşam alanı oluşundan ilhamla hayata geçmiş bir arşiv ve tarih projesi. Buse, Kundura Hafıza’da da konu edinilen sosyal yaşamı soruşturmanın bugünkü Kundura Sinema’nın kürasyon politikasına ışık tuttuğunu söylüyor: “O dönem izlenen filmleri keşfederek ve neden bu filmleri yeniden burada izlemiyoruz diye sorarak başladık. Açık hava sineması, Bir Yaz Gecesi Festivali diye tanımladığımız etkinlik de o döneme dayanıyor.”

S. Buse Yıldırım | Fotoğraf: Deniz Sabuncu
Buse’yle keşfetmek.
Keşif yolculuğu. Bu sezon beşinci yaşını kutlayan Kundura Sinema, Aralık 2023 boyunca Kundura Sinema’nın Hafızası başlıklı bir gösterim programı kapsamında sekiz filmlik bir seçkiye yer veriyor. Kundura Sinema’nın ilk yılındaki gösterimlere bir referans niteliğindeki bu seçkide şehre odaklı ya da karakterlerin şehirle ilişkilendiği filmler yer alıyor. “Bazı filmler farkında olmadan kente ve gündelik hayata dair bir arşiv kazandırıyor” diyor Buse.
Dassin, Jarmusch. Seçkideki, Jules Dassin imzalı The Naked City (1948) benim için yeni bir keşif. Özünde bir cinayet soruşturması filmi olan The Naked City’nin dönemin stüdyo filmlerinin aksine şehirle iç içe olması, arka plana bakmaya teşvik etmesi, adeta 1940’ların New York’una dair bir rehberli tur olması beni daha ilk dakikalarından içine çekiyor. Buse de kurmaca bir hikayenin gerçek bir sette, şehri gözlemleme imkanı sunarak işlenmiş olmasının bir belgesel sinemacı olarak onu çok etkilediğini, bunun savaş sonrası ABD sineması için ezberbozan bir iş olduğunu söylüyor.
Taksiler. İstanbul’un dinmek bilmeyen taksi(ci) sorununu bir kenara bırakırsak, taksilerin şehir yaşamına dair özel, simgesel ve ilham verici bir atmosfer yarattığında hemfikiriz. “Her şehirdeki her taksinin içinde yaşanan, o coğrafyanın bir temsiliyetini yaratan kişilerarası bir iktidar ilişkisi ve hikaye temsili var” diyor Buse. Martin Scorsese’den Jim Jarmusch’a kadar birçok sinemacı da böyle düşünmüş belli ki. Sevdiğim filmlerden, Jarmusch’un eşzamanlı olarak dünyanın beş farklı kentindeki beş takside geçen Night on Earth’ü (1991) de seçkideki filmlerden. Ben filmdeki Avrupa hikayelerindense Los Angeles ve New York taksilerinde geçenleri daha samimi bulduğumu söylüyorum, Buse katılıyor. Bu iki hikayedeki zıt karakterlerin birbirleriyle olan ilişkisinin iki şehrin sakinleriyle olan ilişkisini çok iyi simgelediğini düşünüyorum.

Emre ve Buse şehir, insan ve hafıza ilişkisi üzerine sohbet ediyor. | Fotoğraf: Deniz Sabuncu
İstanbul’un hafızası. Merak ediyorum–bu seçkiye Türkiye sinemasından bir film ekleyecek olsak ne olurdu? Buse sesli düşünmeye bir Ankara filmiyle, Yılmaz Güney’in Umut filmiyle başlıyor. Sonra Scorsese’nin, Jarmusch’un taksilerinin yanına Şoför Nebahat’i eklemenin iyi bir fikir olacağını düşünüyor; gülüyoruz. Bense İstanbul’da yaşamanın doğulaştırılmış bir batı masalının içinde yaşamak gibi olduğunu düşünmekten hareketle Anlat İstanbul diyorum. New York’a, Paris’e, Londra’ya dair çekilmiş filmlerdeki tanıdıklık hissinin, değişen detaylara ve insanlara rağmen kent hafızasının, ruhunun ve yaşantısının neredeyse aynı kalışının İstanbul’da geçen filmlerdeki yokluğu beni öfkelendiriyor. Hafızayla kurduğumuz ilişkinin bizim toplumumuzdaki sorunlarından konuşurken buluyoruz kendimizi. “Her şey çok sert, çok keskin oluyor. Çok ani” diyor Buse ve ekliyor “Değişim nedenselliğinin altını dolduramıyor, meşrulaştıramıyor. Bu da toplumsal bağlamda farklı travmalar yaratabiliyor. Bu, coğrafyamızın bir özelliği. Gündelik yaşadığımız için gelecekle kurduğumuz ilişki de daha kaygılı ve kopuk oluyor.” Botter Apartmanı’nı ve Beykoz Kundura’yı günümüze taşıyan o hatırlama ve restorasyon ruhunu beslemeye, hafızamızı canlandırmaya ve kente dair anıları ayakta tutmaya ihtiyacımız olduğu çok belli. Sinema da bunun araçlarından, rehberlerinden, ilham kaynaklarından sadece biri.
Nerede izleyebilirsin? Kundura Sinema’nın beşinci yaş özel seçkisi kapsamındaki Kundura Sinema’nın Hafızası gösterimleri 24 Aralık 2023’e dek Beykoz Kundura’da devam edecek.
Diyor ki...
“Restorasyon geçiren binalarda, restore edilmiş kopyalardan film izliyoruz. İzlediğimiz filmler de hafızamızı tazelememize sebep oluyor. [Kundura Sinema’da] böyle döngüsel, katmanlı ve hatırlama pratiğine dayalı bir program yapmayı merkezimize aldık.”

Adı geçen filmler:
- The Naked City (1948, Jules Dassin)
- Taxi Driver (1976, Martin Scorsese)
- Night on Earth (1991, Jim Jarmusch)
- Umut (1970, Yılmaz Güney)
- Şoför Nebahat (1960, Metin Erksan)
- Ağır Roman (1997, Mustafa Altıoklar)
- Anlat İstanbul (2005, Ümit Ünal, Ömür Atay, Selim Demirdelen, Yücel Yolcu ve Kudret Sabancı)
Kundura Sinema seçkisinde yer alan filmler:
- The Naked City (1948, Jules Dassin)
- The Apartment (1960, Billy Wilder)
- Alphaville (1965, Jean-Luc Godard)
- Taxi Driver (1976, Martin Scorsese)
- Blade Runner (1982, Ridley Scott)
- Night on Earth (1991, Jim Jarmusch)
- Sin City (2005, Frank Miller, Quentin Tarantino ve Robert Rodriguez)
- Blade Runner 2049 (2017, Denis Villeneuve)
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
DuendeHer hafta müzik, sinema, eğlence ve sanat dünyasından söyleşiler, incelemeler, öneriler, podcast’ler ve keşif notları e-posta kutunda.
NEREDE YAYIMLANDI?
Buse Yıldırım’la Kundura Sinema’nın beş yılı ve Beykoz Kundura’nın hafızası üzerine. | Keşif: Dassin’den Jarmusch’a şehir, insan ve hafıza ilişkisine dair filmler.
15 Ara 2023

YAZARLAR

Emre Eminoğlu
Sinema, kültür, sanat yazarı. 2021’den beri sinema editörlüğünü üstlendiği Aposto başta olmak üzere çeşitli dijital ve basılı yayınlarda sinema yazıları yazmaya, röportajlar yapmaya ve podcast'ler üretmeye devam ediyor. SİYAD ve FIPRESCI üyesi, Golden Globes seçmeni.

Duende
Her hafta müzik, sinema, eğlence ve sanat dünyasından söyleşiler, incelemeler, öneriler, podcast’ler ve keşif notları e-posta kutunda.
İLGİLİ OKUMALAR
Ölüm’ün hikayesi, İzmir’den The Strokes’un ön grubu olarak çıktıkları Red Rocks sahnesine uzanıyor. Türkçe sözlü saykodelik rock grubu Ölüm’ün arkasındaki isim olan Aykut Özen; Los Angeles’taki hayatını, 70’lerin parlatılmamış çiğ ruhunu ve ABD müzik sahnesinde ses getiren kırılma anlarını anlatıyor.

İlki 2018’de düzenlenen Bergama Tiyatro Festivali bu sene 7-8-9 Ağustos’ta yapılacak. Peki kendi kaderine terk edilmiş bir Ege kasabası nasıl tiyatroya, kolektif emeğe, yeni ihtimallere ve yerelden yükselen umudun ta kendisine dönüştü?

"İşe Yarar Bir Hayalet", daha ilk dakikalarında bütün derdini anlatıyor. Bir sanat merkezinde, Tayland toplumunun kolektif belleğini temsil eden bir rölyefin yapımını izliyoruz. Keşiş, asker, işçi, köylü, öğrenci, atlet, çocuk, keçi... Bir toplumun hafızasını oluşturan figürler tek bir yüzeyde buluşuyor. "İşe Yarar Bir Hayalet"te kabul görmenin ölçüsü kim olduğunuz değil, kimin işine yaradığınız. Filmin adındaki ironi de tam burada yatıyor.

Spider-Man’in radyoaktif örümcek ısırığından gizli kimliğine, kayıplarından kendini kabullenme mücadelesine uzanan hikayesi, farklı hisseden herkesin kendisinden bir şeyler bulabileceği bir büyüme anlatısı aynı zamanda. "Brand New Day" ise Peter Parker’ın yetişkinlikte de değişmeye, bedel ödemeye ve şu soruyla yüzleşmeye devam ettiğini gösteriyor: İnsanlar gerçek benliğiyle tanışsalar onu yine de severler miydi?

'Çizgili Pijamalı Çocuk'un yazarı John Boyne, dört kitaplık "Elementler" serisinde insan ruhunun karanlık ve fırtınalı topografyasını çıkarıyor. Boyne, her biri bir solukta okunabilecek serisinde, dijital çağın üzerimize yağdırdığı sosyal virüslerin cirit attığı ortamda travmalara ve insanlığın kurtuluş reçetelerine değiniyor. Her romanda "suç"u farklı bir yönüyle ele alıyor, birbiriyle iç içe geçmiş metinleri birbirinden özgür kılarken bir yandan da her birini ötekine sımsıkı bağlıyor.




