78. Primetime Emmy Ödülleri: Apple TV’nin tahttaki yeri kalıcı mı?

Korku komedisi "Widow’s Bay"in 14 ödülle rekor kırdığı 78. Primetime Emmy Ödülleri’nde Apple TV, HBO ve Netflix’i geride bıraktı; drama kategorilerinde "The Pitt", mini-dizi kategorilerinde "DTF St. Louis" öne çıktı.
78. Primetime Emmy Ödülleri: Apple TV’nin tahttaki yeri kalıcı mı?

Duende

Duende

Her hafta müzik, sinema, eğlence ve sanat dünyasından söyleşiler, incelemeler, öneriler, podcast’ler ve keşif notları e-posta kutunda.

Bir ödül törenini ilgi çekici kılan yalnızca kimlerin kazandığı değil; o zarflar açılana kadar sahnede yaşananlar, sunucunun salondaki ve ekran başındaki izleyiciyle kurduğu bağ ve gecenin bütününe yayılan heyecandır. 14 Eylül’de düzenlenen 78. Primetime Emmy Ödülleri, sonuçlarıyla televizyon dünyasındaki dengelerin değişmekte olduğuna işaret etse de, ne yazık ki törenin kendisi aynı ölçüde heyecan verici değildi. 

Törenin sunuculuğunu üstlenen Mariska Hargitay, 15 yıl sonra Primetime Emmy Ödülleri’ni tek başına sunan ilk kadın olmasıyla önemli fakat şaşırtıcı derecede gecikmiş bir ilke imza attı. NBC’nin 100. yılını kutladığı ve töreni yayımladığı bu yılda, kanalın en uzun soluklu dizisi Law & Order: Special Victims Unit’in 27 sezondur başrolünü üstlenen Hargitay’ın seçilmesi kağıt üzerinde anlamlıydı; onu gece boyunca bir komedyen gibi konumlandırmaya çalışmaksa hiç doğru bir tercih değildi belli ki.

Hargitay’ın enerjisi ve sahnedeki varlığı, başta Taylor Swift skeci olmak üzere zorlama bölümleri ya da gereğinden fazla uzatılan şakaları taşımaya yetmedi. Eğlendirmekten uzak sunumu, zaten sürprizlere pek açık olmayan bir gecenin temposunu daha da düşürdü. Neyseki törenin kendisinden çok daha ilgi çekici bir şey vardı: Kazanların oluşturduğu tablo.

Mariska Hargitay | Kaynak: NBC

Sevdik mi tam seviyoruz

Creative Arts Emmy Ödülleri’yle birlikte değerlendirildiğinde, bu yıl kazananların belirli yapımların etrafında toplandığı görülüyor. Komedi dizilerinin galibi Widow’s Bay 14, En İyi Mini-dizi seçilen DTF St. Louis 7, drama dizilerinin galibi The Pitt ve bilimkurgu dizi Pluribus ise 6’şar ödül kazandı.

Rekorların giderek daha kısa ömürlü olması da bu yoğunlaşmayı görünür kılıyor. Daha geçen yıl The Studio, ilk sezonunda kazandığı 13 ödülle bir komedi dizisinin tek bir sezonda elde ettiği en yüksek Emmy sayısına ulaşmıştı. Bu yıl rekor, 14 ödülle Widow’s Bay’e geçti. Neredeyse her sene yeni bir adaylık ya da ödül rekorundan söz ediyor oluşumuz, yalnızca televizyon yapımlarının giderek daha iddialı bir hâle gelmesiyle açıklanabilir mi?

Politikadan spora, hayatın hemen her alanında daha fanatik ve kutuplaşmış hâle geldiğimiz bir dönemdeyiz. Bu eğilim akademiler gibi daha küçük seçmen topluluklarına da yansıyor olabilir mi? Bir yapımı sevdiğimizde, onu kendi kategorisinin en iyisi seçmekle yetinmeyip önümüze çıktığı her yerde destekliyor; bir bakıma aynı diziye "basıp geçiyor" muyuz? Elbette tek bir ödül tablosundan hareketle kesin bir yanıt vermek mümkün değil. Fakat The Studio’nun rekorunun yalnızca bir yıl sonra kırılması, en azından bu soruyu sormayı gerektiriyor.

Yanlış anlaşılmasın: Widow’s Bay bu ödüllerin hiçbirini hak etmediğini düşündüğüm bir dizi değil. Aksine, New England açıklarındaki küçük bir adada geçen dizi; korku, komedi ve gizemi ustalıkla harmanlayan dünyası, birbirinden tuhaf ada sakinlerinden kurduğu kalabalık oyuncu kadrosu ve karakterlerinin kusurlarına şefkatle yaklaşan anlatımıyla yılın en sevdiğim yapımlarından biriydi. Emmy seçmenleri de belli ki aynı fikirdeydi; Widow’s Bay En İyi Komedi Dizisi ödülünün yanı sıra yönetmenlik, senaryo ve üç oyunculuk kategorisi dahil, aday olduğu 19 dalın 14’ünde ödüle uzandı.

Widow’s Bay | Kaynak: IMDb

Apple TV’nin yükselişi değil, zaferi

Widow’s Bay’in rekoru, yalnızca tek bir dizinin kazandığı ödüller açısından değil, televizyon dünyasındaki güç dengeleri açısından da önemli. 78. Primetime Emmy Ödülleri’nin adayları açıklandığında, Apple TV’nin 1-2 yıl içinde HBO Max ile Netflix arasındaki yarışa üçüncü bir rakip olarak yerleşeceğini öngörmüştüm. Görünüşe göre platformun o kadar beklemeye niyeti yokmuş.

Adaylık sayısında 122 adaylıkla HBO Max ve 111 adaylıkla Netflix’in gerisinde kalan Apple TV, 87 adaylığını 28 ödüle dönüştürerek bu yılın en başarılı platformu oldu. HBO yapımları toplam 21, Netflix yapımları ise 16 ödül kazanabildi. Üstelik Apple TV’nin üstünlüğü teknik ve yaratıcı kategorilerin dağıtıldığı Creative Arts Emmy Ödülleri’nden de kaynaklanmıyor: Platform, ana törende dağıtılan ödüllerin 8’ini kazanırken, HBO 5, Netflix ise 3 ödülde kaldı. Widow’s Bay’in 14 ödülüne Pluribus’un 6 ödüllük başarısı da eklenince, Apple TV adaylık sayısındaki üçüncülüğünü ödül sayısında liderliğe çevirdi.

Peki Apple TV’nin tahttaki yeri kalıcı mı? Tek bir yılın sonuçlarından hareketle bunu söylemek için henüz erken. Ödül yarışlarının dengesi, güçlü dizilerin yayın ve uygunluk takvimlerine göre her sezon değişebiliyor. Fakat gelecek sezonlarda daha önce Emmy Ödülleri’nde büyük başarı yakalamış Severance ve The Studio’nun dönüşüne, Widow’s Bay ile Pluribus’un yeni sezonları ve platformun henüz tanışmadığımız yapımları eklenecek. Apple TV’nin her yıl zirvede kalacağından emin olamasak da, HBO ve Netflix’in yıllardır sürdürdüğü ikili yarışın sona erdiğini artık rahatlıkla söyleyebiliriz: Emmy’lerin artık üçüncü bir büyük oyuncusu var.

Dahası, bu zaferin Türkiye’deki izleyiciler için zamanlaması da oldukça manidar. Apple TV, yıllardır Türkiye pazarında yer almamayı seçtiği gibi, orijinal dizilerinin yayın haklarını buradaki diğer dijital platformlara da satmıyordu. Yasal olmayan yöntemlerin önüne geçmek için öncelikle talep edileni erişilebilir kılmak gerektiğini Shrinking ve Widow’s Bay gibi çok sevdiğim diziler hakkındaki yazılarımda uzun uzun hatırlatmıştım. Müjde: Apple TV, tam da en büyük Emmy zaferini kutladığı hafta, 18 Eylül itibarıyla Türkiye’de erişime açıldı. Böylece Widow’s Bay, Pluribus, Slow Horses, Severance ve Shrinking gibi Emmy ödüllü ya da adayı birçok diziyi artık yasal yollarla izleyebileceğiz.

Matthew Rhys | Kaynak: NBC

Komedi dizileri: Rekorlar ve buruk bir veda

Widow’s Bay’in komedi kategorilerindeki hakimiyeti, gecenin oyunculuk ödüllerine de yansıdı. Kate O’Flynn ve Stephen Root yardımcı oyuncu ödüllerini kazanırken, dizinin başrol oyuncusu Matthew Rhys de kariyerinin en dıra dışı Emmy gecesini yaşadı. Rhys, Widow’s Bay ile En İyi Erkek Oyuncu - Komedi ödülünü almadan kısa süre önce The Beast in Me ile En İyi Erkek Oyuncu - Mini-dizi ödülünü kazanmıştı. Böylece aynı Emmy sezonunda iki farklı başrol oyunculuğu ödülüne uzanan ilk oyuncu oldu. 

Bu iki ödül, Rhys’e bir başka tarihî unvan daha kazandırdı. The Americans ile 2018’de En İyi Erkek Oyuncu - Drama seçilen oyuncu; drama, komedi ve mini*-dizi kategorilerindeki üç başrol oyunculuğu ödülünü de kazanmayı başaran ilk kişi oldu. Emmy tarihindeki bu benzersiz başarı, Rhys’in The Americans’ın ketum ve karanlık Philip Jennings’inden Widow’s Bay’in beceriksiz belediye başkanı Tom Loftis’ine uzanan oyunculuk yelpazesini de kanıtlıyor.

Jean Smart | Kaynak: NBC

Gecenin komedi cephesindeki diğer tarihî başarısı ise Jean Smart’a aitti. Smart, Hacks’in beşinci ve final sezonuyla beşinci kez En İyi Kadın Oyuncu - Komedi seçildi; böylece bir dizinin yayınlanan her sezonundaki performansıyla bu ödülü kazanan ilk kadın oldu. Toplam oyunculuk Emmy’si sayısını 8’e çıkararak Cloris Leachman ve Julia Louis-Dreyfus’ın rekorunu da yakaladı. Louis-Dreyfus Veep’in 7 sezonunun 6’sıyla ödüllendirilmişti; Smart ise Deborah Vance karakteriyle hiçbir sezonda kaybetmedi.

Yine de Hacks’in vedası benim için biraz buruk kaldı. Dizinin final sezonu, Deborah ve Ava’nın yıllar içinde geçirdiği dönüşümü tam da umduğum noktaya taşıyan, karakterlerin ilişkisini ve dizinin komediye duyduğu tutkuyu kendi ruhuna yaraşır biçimde tamamlayan harika bir sezondu. Yalnızca iki ödül kazanarak veda etmesindense Emmy sahnesinde daha fazla kutlanmasını isterdim. Fakat hiç değilse Jean Smart’ın beşinci zaferi Deborah Vance’e ve onu televizyonun unutulmaz karakterlerinden birine dönüştüren performansa yakışan bir son oldu.

Noah Wyle | Kaynak: NBC

Drama dizileri: Beklenen zafer, beklenmeyen oyuncular

Drama kategorilerinde gecenin büyük ödülü hiç şaşırtmadı: 25 adaylıkla yarışın en güçlü yapımı olan The Pitt, üst üste ikinci kez En İyi Drama Dizisi seçilirken Noah Wyle de başrol ödülünü tekrarladı. Benim de desteklediğim bu iki zaferin aksine, yardımcı oyuncu ödülleri gecenin sürprizleri arasındaydı. 

The Pitt’in aynı kategorilere çok sayıda oyuncu sokması oyların bölünmesine yol açmış olacak ki, ödüller Task’teki etkileyici performansıyla Tom Pelphrey ve The Diplomat’taki rolüyle Allison Janney’e gitti. Her iki sonuca da sevindim fakat Pelphrey’in konuşması, Tanrı’yı tahmin ettiğimden çok daha fazla sevdiğini öğrenmemizi sağlayacak ölçüde dindardı.

Mini-diziler: Gerçekten yılın en iyisi bu muydu?

Mini-dizi kategorilerinde Emmy seçmenlerinin DTF St. Louis sevgisine hâlâ ikna olabilmiş değilim. Oyuncu performansları ve iyi yazılmış karakterleriyle öne çıkan dizi, toplam 7 ödül kazanarak gecenin en başarılı yapımlarından biri oldu; fakat Half Man neredeyse tamamen görmezden gelinir, Love Story: John F. Kennedy Jr. & Carolyn Bessette ise beklentilerin çok altında kalırken gerçekten yılın en iyi mini-dizisi bu muydu?

Stephen Colbert ve ekibi | Kaynak: NBC

Trump etkisi

Adaylık listesinde, 2025-2026 televizyonsezonunda Donald Trump’ı en çok öfkelendiren iki yapımın kendi alanlarının zirvesinde yer almasının hak edilmişlik kadar tepkisel de olduğunu yazmıştım. Kazananlar, bu gözlemi daha da güçlendirdi: Bad Bunny’nin Super Bowl devre arası gösterisi 7, The Late Show with Stephen Colbert ise 6 ödülle Emmy sezonunun en başarılı yapımları arasına girdi.

Bad Bunny’nin gösterisi En İyi Canlı Özel Program, Trump’ı eleştiren sivri dili nedeniyle iptal edildiği düşünülen The Late Show ise En İyi Talk Show seçildi. Elbette bu ödülleri yalnızca politik tepkiye indirgemek, her iki yapımın başarısına da haksızlık olur. Fakat çeşitlilikten giderek uzaklaşan bir televizyon endüstrisinde, Trump’ın doğrudan hedef aldığı iki ismin Akademi tarafından böylesine güçlü biçimde desteklenmesi de tesadüf olarak görülemez. Emmy seçmenleri, oylarını yalnızca beğendikleri yapımları ödüllendirmek için değil, hangi tarafta durduklarını göstermek için de kullanmış gibi görünüyor.

Macaulay Culkin, Annie Murphy ve Dan Levy, Catherine O’Hara’yı anıyor. | Kaynak: NBC 

Tandığımız yüzler çoğaldıkça...

Geçen yılki Emmy töreni, favorilerimin birbiri ardına kazanmasıyla gerçekten mutlu hissettiğim, neden ödül törenlerini bu kadar sevdiğimi bana hatırlatan bir gece olmuştu. Bu yıl aynı coşkuyu duymadım. Gecenin beni en çok duygulandıran anlarıysa kazananlardan değil, kaybettiklerimizden geldi.

In Memoriam bölümleri her yıl biraz daha üzücü oluyor. Bunun her geçen yıl daha fazla ismi tanıyor olmamla da, bazılarının kariyerlerinin benim izleyici olarak gelişimimde kapladığı yerle de ilgisi var. Bu yıl Dolly Parton, Rob Reiner ve Catherine O’Hara için hazırlanan özel anmaların her biri duygulandırdı; fakat O’Hara’nınki bambaşka bir yere dokundu. Home Alone filmleriyle büyümüş bir 90’lar çocuğu ve yetişkinliğinde en sevdiği dizilerden biri Schitt’s Creek olmuş biri olarak, onu yalnızca sevdiğim bir oyuncu olarak değil, hayatımın farklı dönemlerine eşlik etmiş tanıdık bir yüz gibi uğurladım.

Belki de In Memoriam bölümleri her yıl daha üzücü olmuyor. Ekrandaki yüzlerle paylaştığımız geçmiş büyüdükçe, o birkaç dakikanın içine sığan kendi hayatımız çoğalıyor.

Hikâyeyi paylaşmak için:

Kaydet

Okuma listesine ekle

Paylaş

Duende

Duende

Her hafta müzik, sinema, eğlence ve sanat dünyasından söyleşiler, incelemeler, öneriler, podcast’ler ve keşif notları e-posta kutunda.

YAZARLAR

Emre Eminoğlu

Sinema, kültür, sanat yazarı. 2021’den beri sinema editörlüğünü üstlendiği Aposto başta olmak üzere çeşitli dijital ve basılı yayınlarda sinema yazıları yazmaya, röportajlar yapmaya ve podcast'ler üretmeye devam ediyor. SİYAD ve FIPRESCI üyesi, Golden Globes seçmeni.

Duende

Her hafta müzik, sinema, eğlence ve sanat dünyasından söyleşiler, incelemeler, öneriler, podcast’ler ve keşif notları e-posta kutunda.

İLGİLİ OKUMALAR

DuendeDuende
∙

HİKAYE

Bibliyoterapi'de bu hafta: Kendini ifade etmekte zorlanan ergenler için kitap reçetesi

Duygularımızı düşünmekle onları ifade etmek arasında sandığımızdan daha uzun bir mesafe var. Hatta bazen düşünmek, ifade etmenin alternatifi hâline geliyor. İnsan kendi zihninde o kadar uzun zaman geçiriyor ki başkalarıyla konuşmak zorunda kalmıyor. Ergenlikte bütün bunlara bir de başkalarının ne düşündüğüne dair hassasiyet ekleniyor. Kendini ifade etmekte zorlanan ergenler için üç kitap.

Aslı Perker

·

09 Eki 2026

Bibliyoterapi'de bu hafta: Kendini ifade etmekte zorlanan ergenler için kitap reçetesi
DuendeDuende
∙

HİKAYE

'Animals' kadrosuyla sohbet: Ayrıcalıklar ahlaki seçimlerimizi nasıl şekillendiriyor?

Ben Affleck’in yönettiği ve başrolünü üstlendiği Animals, bir çocuğun kaçırılması üzerinden sınıfsal ayrıcalığı, ırksal önyargıları ve bir insan hayatına biçilen değeri sınıyor. Filmin yıldız oyuncularla dolu kadrosundan Ben Affleck, Kerry Washington, Adriana Paz, Luis Gerardo Méndez ve Gillian Anderson’a bağlanıp filmden hareketle önyargılar, ayrıcalıklar ve kriz anlarında empati kurmanın sınırları üzerine konuştuk.

Emre Eminoğlu

·

09 Eki 2026

'Animals' kadrosuyla sohbet: Ayrıcalıklar ahlaki seçimlerimizi nasıl şekillendiriyor?
DuendeDuende
∙

HİKAYE

Emin Hitay: 'Gerçek destek, sanatçının odada kalabilmesini sağlamaktır'

Hitay Vakfı Kurucu Başkanı Emin Hitay’ın 2013’te üç sanat öğrencisini Art Basel’e götürerek başlattığı genç sanatçı destek programı, bugün sekiz ülkeden öğrencileri buluşturan uluslararası bir yarışmaya dönüştü. Emin Hitay’la bir sanatçıya ilk fırsatı vermenin ötesine nasıl geçilebileceğini, uluslararası görünürlüğün sınırlarını ve Türkiye’de gençlerin sanatsal üretimini sürdürülebilir kılmanın yollarını konuştuk.

Deniz Kaynak

·

09 Eki 2026

Emin Hitay: 'Gerçek destek, sanatçının odada kalabilmesini sağlamaktır'
DuendeDuende
∙

HİKAYE

İstanbul Modern’den 'Aynı Mavinin Altında': Çok sesli bir sanat tarihi

İstanbul Modern’in yeni koleksiyon sergisi Aynı Mavinin Altında, Türkiye sanat tarihini geçmiş ve çağdaş üretimler arasında yeniden düşünmeye açılan canlı bir alan olarak ele alıyor. Serginin eş küratörleri Çelenk Bafra ve Deniz Pehlivaner ile bir müzenin sanat tarihini nasıl yeniden yazabileceğini, imkan ve olasılıkların neler olduğunu konuştuk.

Melike Bayık

·

09 Eki 2026

İstanbul Modern’den 'Aynı Mavinin Altında': Çok sesli bir sanat tarihi
DuendeDuende
∙

HİKAYE

Yıldız Tozu | Maneviyatı özgürleştirmek: Kieślowski sineması

Kieślowski kendisini agnostik olarak tanımlar. "Dekalog" gibi, On Emir’i doğrudan çıkış noktası alan bir eser yaratmasına rağmen Katolik öğretisini filmlerinin ahlaki otoritesine dönüştürmez. Kendi anlatımında da gördüğümüz gibi, ahlaki dünyasının oluşumunda Katoliklikten çok, bağımsız düşünme deneyimi belirleyicidir; “etik” kavramının tacı, onu hak eden krala, maneviyata iade edilir.

Mehmet Sindel

·

09 Eki 2026

Yıldız Tozu | Maneviyatı özgürleştirmek: Kieślowski sineması