Çatal ve çetrefilli tarihçesi

Antik Çağ uygarlıklarından beri hayatımızda olan çatalın sofraya kabulü, eşlikçileri bıçak ve kaşık kadar kolay olmadı.
Çatal ve çetrefilli tarihçesi

9 Haziran - Coffee Department - Apéro
Coffee Department ile birlikte

Coffee Department’ın en yenisiyle tanışın

İsveç Gothenburg Üniversitesi tarafından yapılan bir araştırma filtre kahvenin sağlık için yararlı olduğuna, hatta ömrü uzatabileceğine işaret ederken filtre edilmiş kahvenin hiç kahve içmeyenlere kıyasla herhangi bir nedenden ölüm riskini…

Daha fazlasını öğren →

apéro

apéro

İştah ve ufuk açan yemek yayını. Her çarşamba ve cumartesi önlüğünü giyer.

Günümüzde sofra takımının vazgeçilmez parçalarından olan çatal, insanlığın Paleolitik dönemden beri aşina olduğu bıçak ve kaşıktan binlerce yıl sonra ortaya çıkmıştır. Çatal kullanımı başlamadan önce de binlerce yıl yemek yeme ritüellerinin başarıyla tamamlanabildiği düşünülürse, çatal kullanımı sonradan öğrenilen bir beceridir. Tarihte din adamları tarafından günahkâr ve uğursuz olarak tanımlanan, şeytan dirgenine (pitchfork) benzetilen, "rahatsız edici bir kadınsılığa" sahip olduğu düşünülen, kullanışsız ve snob bulunan çatalın günümüzdeki görünümünü ve işlevini kazanması hem görgü kurallarının evrimi ve modern yemeğin başlamasıyla hem de önemli bir tutum değişimiyle ilişkilendirilir. 

Tarih sahnesine ne zaman çıktı? Yemeklerin çoğunlukla elle veya bıçak yardımıyla yendiği Antik Mısır, Yunan ve Roma uygarlıklarında aslında çatal da kullanılıyordu. Fakat burada kullanılan çatallar, modern çatallardan hem şekil hem işlev olarak oldukça farklıydı. Çatallar, yemek pişirirken kullanılan büyük ve uzun araçlardı. 7. yüzyılda Bizans İmparatorluğu’nda yalnızca saraylarda kullanılan sofra çatalları, birkaç yüzyıl sonra bölgenin zengin aileleri arasında da yaygınlaştı. 

Soylu evliliklerin etkisi: Sofrada çatal kullanımının yaygınlaşmasında tarihteki bazı soylu evlilikleri kültür elçisi görevi gördü. 11. yüzyılın başlarında Bizans İmparatoru II. Basil’in yeğeni Maria Argyropoulina’nın, Venedik Dükü Pietro II Orseolo'nun oğlu Giovanni ile olan düğün ziyafetinde kullanılması için altın çatal getirtmesi, dönemin din adamları tarafından kınanarak Tanrı'nın verdiği doğal çatallara (ellere) ihanet olarak tanımlandı. Argyropoulina’nın evlendikten yalnızca iki yıl sonra vebaya yakalanarak ölmesi, küstah davranışı sebebiyle Tanrı tarafından cezalandırılması olarak yorumlandı.

16. yüzyılın başlarında çatal kullanımının benimsenmesine önayak olacak bir başka soylu evlilik gerçekleşti. II. Henri ile evlenerek Fransa Kraliçesi olan Catherine de' Medici, İtalya’dan gelirken kullanımına aşina olduğu gümüş bir çatal koleksiyonu getirdi. II. Henri’nin saray mensupları, kullanmayı bilmediği bu aletle yemek yemeye çalışırken zorlanıp alay konusu olsalar da kısa zamanda çatal kullanımı Fransız Sarayı ve zengin aileler tarafından benimsenmeye başladı.

İngiltere’ye çatalı tanıtan adam "Furcifer": Gezgin Thomas Coryat, 17. yüzyılın başında yaptığı denizaşırı seyahatteki gözlemlerini anlattığı Coryat's Crudities kitabını yazdı. Bu kitapta, özellikle İtalya’dan bahsederken gezdiği çoğu bölgede yerel halkın ve orada yaşayan yabancıların yemeklerde küçük çatallar kullandığından ve yemeğe parmaklarla dokunmanın hijyenik görülmediğinden bahsetti. Başta çatal kullanımı alay konusu olup Coryat’a "Furcifer" takma isminin verilmesine sebep olsa da kısa sürede kullanımı kabul gördü. Özellikle Victoria Devri'nde çatal kullanımı sosyal statüde önem kazandı ve farklı yemekler için farklı çatallar üretildi.

Çatalın yükselişi: Çatal kullanımının Avrupa’da yaygınlaşmasıyla şeklinde de değişimler oldu. Eski düz ve iki uçlu çatallara eklenen eğim ve ekstra uçlar, ona yeni bir işlev katmış oldu. Bu değişiklik, sofra bıçaklarının tasarımını da etkiledi. Bir rivayete göre, Kardinal Richelieu’nün bir misafirin bıçağın uç kısmıyla dişlerini temizleme alışkanlığından iğrenmesi sebebiyle, yeni yemek bıçaklarındaki sivri uç yuvarlanmaya başlandı. 1669’da ise Fransa Kralı XIV. Louis tüm sivri uçlu bıçakları yasakladı. Bu yasağa göre tüm yemek bıçaklarının sivri uçları yuvarlatıldı ve üretilen yeni bıçaklar kör uçlu olarak yapıldı. Şiddet potansiyelini azaltan bu yeni bıçak tarzı, tüm Avrupa’ya yayıldı ve Amerika-Avrupa kıtaları arasında günümüzde de devam eden bir yemek ayrımına yol açtı.

ABD'de henüz çatal kullanımının yaygın olmadığı 18. yüzyılda, ithal edilen bıçakların kör uçlu olması "American Shuffle" ve "zigzagging" denilen yemek yeme biçimini ortaya çıkardı. Keskin ucu olmayan bıçaklarla kesme işlemi zorlaştığından, bir elle bıçağı tutarken diğer ellerindeki kaşıkla bıçağı sabitleyip, yemeğin kalanına kaşık kullanarak devam etmeye başladılar. 1850’lerde ABD'de çatal yaygınlaşmış olmasına rağmen bu yeme biçimi devam etti.

Paslanmaz çelik devrimi: Geçmişte çatalların yapımında kullanılan malzemeler; altın, gümüş, bakır, bronz, demirdi. Bunların arasından elektrot potansiyeli en düşük olması sebebiyle altın, yiyeceklerle ve ağızdaki sıvılarla kimyasal reaksiyona girmediği için yemeğin tadında bir değişim yaratmıyordu. Fakat daha ulaşılabilir metaller olan bakır, bronz ve demirden yapılan çatallar ağızda belirgin metalik bir tat oluşturuyordu. 1743’te Sheffield’da gümüş tabak ismi verilen, metalik tadı azaltmaya yarayan bir yöntem bulundu ve bu yöntemle bakırın üzerinde gümüş kaplama yapılmaya başlandı. Fakat kalıcı çözüm doğrudan elektrik akımı vasıtasıyla yapılan galvanik kaplamanın bulunmasıyla sağlandı. 

Plastik tehlike: 20. yüzyıldan itibaren üretilen tek kullanımlık plastik çatal bıçak takımları, metaller gibi yemeklerle kimyasal etkileşime girip tat değişimi yaratmasa da oluşturduğu atıklar geri dönüştürülemediğinden çevre için ciddi bir tehlike oluşturuyor. Yemek siparişi ve hazır yemek kültürlerinin güçlendiği günümüz dünyasında bilinçsiz ve savurganca gelişen yoğun bir plastik kullanım alışkanlığı söz konusu. Sadece ABD'de yılda 40 milyar plastik kap boşa harcanıyor. #CUTOUTCUTLERY gibi kampanyalarla yemek siparişlerinde tek kullanımlık plastik çatal bıçağın talebe bağlı olarak gönderimi sağlanıyor ve plastik kullanımı azaltma yollarında bireysel mücadelenin önemi vurgulanıyor.

Saray sofralarından dini vaazlara, ağızda kötü tat bırakan metallerden çevrede atık bırakan plastik alternatiflere; çatal, bıçak ve kaşığın hikâyeleri yüzyıllardır devam ediyor. Son hâllerini buldular mı yoksa gelecekte insanlığın sofrasında nasıl yardımcılarımız olacak göreceğiz. 

Hikâyeyi paylaşmak için:

Kaydet

Okuma listesine ekle

Paylaş

apéro

apéro

İştah ve ufuk açan yemek yayını. Her çarşamba ve cumartesi önlüğünü giyer.

NEREDE YAYIMLANDI?

apéroapéro
∙

BÜLTEN SAYISI

∙

PREMIUM'A ÖZEL

🍴 Sofralarımızın en yeni misafiri

Haftanın menüsü: Çatalın sofralara gelişinin hikâyesi, Marmara'daki çevresel felakete bir bakış

09 Haz 2021

Coffee Department ile birlikte
İllüstrasyon: Ece Tugay

YAZARLAR

apéro

İştah ve ufuk açan yemek yayını. Her çarşamba ve cumartesi önlüğünü giyer.

İLGİLİ OKUMALAR

apéroapéro
∙

HİKAYE

Daday'da iki gün: Hasattan kışa

Batı Karadeniz’in iç kesimlerindeki Daday, deniz etkisinin azaldığı, yüksek rakımlı ve ormanlık bir coğrafyada yer alıyor. Ormanlar, meralar, tarım arazileri ve köyler birbiriyle iç içe. Üretim ise iklimin ve mevsimlerin çizdiği sınırlar içinde ilerliyor. İki gün boyunca ziyaret ettiğimiz çiftlikler, bu koşullarla kurulan farklı ilişkileri anlamak için iyi birer durak.

Reyhan Ülker

·

24 Eki 2026

Daday'da iki gün: Hasattan kışa
apéroapéro
∙

HİKAYE

İstanbul’da mevsimi balık söylerdi

Bir zamanlar İstanbul’un takvimi deniz üzerinden tutulurdu. Palamutun, lüferin ve uskumrunun gelişi mutfakta neyin pişeceği kadar, kayıkların ne zaman suya ineceğini, balıkçı tezgahlarının görünümünü ve şehrin gündelik akışını da belirliyordu. Bazı şeyler hiç değişmiyor. Ekim geldiğinde İstanbul’da gözler hâlâ yeniden denize çevriliyor.

Büşra Soydemir

·

17 Eki 2026

İstanbul’da mevsimi balık söylerdi
apéroapéro
∙

HİKAYE

Londra gastronomi rotası: Borough Market’tan Bermondsey Street’e

Londra’yı gastronomi üzerinden tanımak için her zaman şehrin en yeni restoranlarının peşine düşmek gerekmiyor. Bazen birkaç sokaklık bir rota, şehrin yemek kültürünün nasıl değiştiğini görmek için yeterli. Borough Market’tan Bermondsey Street’e kadarki bu bölge de bunun iyi örneklerinden biri. Emre Onar, sevdiği duraklar ve kendi deneyimleri üzerinden bu kısa mesafeyi adım adım anlatıyor; kahveyle başlayan rotayı pazar tezgahlarından restoranlara, oradan da Bermondsey Street’in sakinliğine taşıyor.

Emre Onar

·

10 Eki 2026

Londra gastronomi rotası: Borough Market’tan Bermondsey Street’e
apéroapéro
∙

HİKAYE

Hasat, Mutfak ve Sofra: WMF ile Urla’da bir akşam

Urla’da sofraya giden yol, toprağın ve mevsimin sunduklarıyla başlıyor. WMF işbirliğiyle, Şef Dilek Yetkiner eşliğinde lavantalardan Ege otlarına uzanan bir hasadın ardından mutfağa geçtik. Doğada başlayan akşamı, uzun bir yaz akşamına yakışan sofrada, Bi’ Masa Akademi’de pişirdiklerimizle tamamladık.

05 Eki 2026

Hasat, Mutfak ve Sofra: WMF ile Urla’da bir akşam
apéroapéro
∙

HİKAYE

Şef Kanji Kobayashi’nin İstanbul notları

İki Michelin yıldızlı Villa Aida’nın kurucu şefi Kanji Kobayashi, Vakko L’Atelier’in “Guest Chef Dinner” serisi için İstanbul'daydı. Şef Kobayashi, sohbetimizde İstanbul’da karşılaştığı malzemeleri kendi mutfak diliyle yeniden düşünürken şehrin yemek kültüründe kendisine tanıdık gelen ve ayrışan noktaları anlattı.

Reyhan Ülker

·

03 Eki 2026

Şef Kanji Kobayashi’nin İstanbul notları