Çevrim içi tiyatro dönüşümü
DuendeHer hafta müzik, sinema, eğlence ve sanat dünyasından söyleşiler, incelemeler, öneriler, podcast’ler ve keşif notları e-posta kutunda.

Pandemi kuşkusuz pek çok sektörü olumsuz etkilemiş durumda. Bu süreçte sanat camiası ise faaliyetini çevrim içi ve sanal ortamlara yönlendirerek salgının etkilerinden kendini korumaya ve takipçisiyle buluşabileceği yeni ortamlar yaratmaya çalışıyor. Tiyatro da bu alanlardan bir tanesi. Devlet Tiyatroları Sanatçıları Derneği Başkanı Pınar Gün ile tiyatro ve tiyatroculuk eksenin çevrim içi dönüşümü ve sektördeki son durumu konuştuk.
Bir tiyatrocu olarak olarak, pandemi sizi nasıl etkiledi? Düşünce dünyanız ve çalışmalarınız üzerindeki etkileri neler oldu?
Gezegen yoruldu, dinlenmek istiyor dedim. Her şeyin ruhunu dinleme alışkanlığım olduğundan belki de. İlk günlerde hatta haftalarda televizyon karşısında rakam dinlemekten ibaret bir döngüye girdim. Aklıma üretim yapmaya dair en ufak bir fikir gelmedi. Bazı günler tek bir satıra dahi odaklanamadım. Sonra “sanal ortamlarda” açılan müzeleri, dünya tiyatrolarından eserleri, operaları, baleleri, konserleri izler oldum birçoğumuz gibi. Canlı yayınlarda birçok sohbete dâhil olup video ve görüntülü konuşmalarla kucakladım sevdiklerimi. Yadırgama duygum yerini bir kabullenişe, “belki de artık hep böyle olacak” tümcesine bıraktı sanırım.
Tiyatronun da kaymış olduğu çevrim içi yaşam hakkında neler düşünüyorsunuz?
Enteresan zamanlardan geçiyoruz ve artık artık pek çok şey, uzunca bir zaman eskisi gibi olmayacak. Peki o zaman tiyatroya ne olacak? Ben; dünyanın en saygın sanat kurumlarından evlerimize gelen ve bir tık ile ulaştığımız eserlerin nefes nefese, yüz yüze, ten tene izlediğimiz ve oynadığımız zamanki lezzetini koruyabileceğini düşünmüyorum. Daha önceden fiziksel mekânda ve karşılıklı alıp verdiğimiz duygular, sanal ortamda soğumaya yatkın.
Tiyatro adına her şey bu kadar keskin ayrımlara tabi mi?
Tiyatro ve tiyatroculuk mesleğinin en temel unsuru olan insanı, insana yalnızca kanlı canlı anlatabiliriz. Mekân, metin, oyuncu, seyirci tiyatro sanatının dört ana elementi. Mekân veya metin olmadan tiyatro yapılabilir; fakat oyuncu ile seyirci olmadan yapılamaz. Oyuncu ve seyirci arasındaki iletişim, etkileşim çok büyülü bir atmosferdir. Temsil boyunca sanki gözle görülür bir bağ kurulur aramızda. İsteseniz elle tutar, dokunursunuz o bağa. O bağı koparırsanız bitkisel hayata girer tiyatro. Oyuncu olarak bizler temsil sonunda göz göze gelmeliyiz bizi onurlandıran seyircimizle. Biz gücünü, heyecanını seyircisinden alan bir sanat dalıyız. Organik olarak birbirimize bağlıyız. Birbirimizi görmeden, hissetmeden o aşkın ateşini diri tutamayacağımız inancındayım.
Peki sizce kısa ve orta vadede tiyatrolara ne olacak?
Sosyal mesafe gerçeği bizi ayırdı. Birçok tiyatro perdelerini kapatmak zorunda kaldı. Önümüzdeki günlerde de açabilecek gücü bulabilecekler mi emin değilim. Ödenekli tiyatrolar insan sağlığı ile ilgili riskleri göze alarak perde diyebilecekler belki. Peki özel tiyatrolar? Onların oyuncuları, teknik kadroları, gişe görevlileri? Eğer devlet bu tiyatrolara sahip çıkmaz, maddi ve manevi anlamda desteklemezse maalesef tablo çok aydınlık görünmüyor. Devlet taşıdığı kelime anlamının hakkını vererek kol kanat germeli sanatına ve sanatçısına.
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
DuendeHer hafta müzik, sinema, eğlence ve sanat dünyasından söyleşiler, incelemeler, öneriler, podcast’ler ve keşif notları e-posta kutunda.
İLGİLİ BAŞLIKLAR
NEREDE YAYIMLANDI?
Bu hafta İstanbul Photo Awards 2020’yi, Oscar Akademi’nin yeni üyelerini, Galata Kulesi’nin restorasyonunu, Nazım Hikmet’in yayımlanmayan şiirlerini ve çok daha fazlasını ele aldık.
03 Tem 2020

YAZARLAR

Duende
Her hafta müzik, sinema, eğlence ve sanat dünyasından söyleşiler, incelemeler, öneriler, podcast’ler ve keşif notları e-posta kutunda.
İLGİLİ OKUMALAR
Beyazperdede yılın ilk yarısına Phil Lord ve Christopher Miller imzalı "Project Hail Mary" ve korku sinemasının yükselişi damga vurdu. 2026'nın ilk altı ayını geride bırakırken gişede ve festivallerde öne çıkan filmleri ve bazı keşifleri yeniden hatırlıyoruz.

"Bir şey olmak zorunda mıyız? Hayır, ama amaçsızca nehirde akarken karşımıza çıkacak her şeye hazırlıklı olacak kadar da olgun muyuz?" Bibliyoterapi'de hayat amacı peşine düşmeden yalnızca var olarak hayatta kalan karakterlere odaklanan üç kitaplık bir reçete var bu hafta.

Kitapların mevsimleri vardır. Ya da mevsimlerin kitapları. Yağmurlu bir sonbahar günü elimiz istemsizce hüzünlü kitaplara gider. Selim İleri’nin "Her Gece Bodrum"uyla yazlıktan döneriz, günlerimiz yavaş yavaş "Aylak Adam"ın gri gökyüzüyle boyanır. Peki yazın sıcak günlerinde ne okuruz? Bir kitabı yaz kitabı yapan nedir? Hangi kitaplar denizden gelen esintiyle yaprakları çevrilsin ister?

Pink Martini, 22 Temmuz’da bir kez daha Harbiye Cemil Topuzlu Açıkhava Tiyatrosu’nda sahne alacak. “Üsküdar’a Gider İken” ve “Aşkım Bahardı” şarkılarına albümlerinde yer veren ve Türkiye ile güçlü bağları olan gruptan Storm Large ile biraraya geldik.

Sanat tarihçi İnci Aydın’ın hazırladığı uzun soluklu bir araştırmaya dayanan, "Renklerin Diyojen’i: Ressam Agop Arad" isimli kitap, Aras Yayıncılık tarafından Mayıs ayında yayımlandı. Kitabın editörlerinden Betül Bakırcı ile 1940’lı yılların kültürel ve politik ikliminde Agop Arad’ın hayat yolculuğu; ressam, grafiker ve gazeteci kimlikleri ve bugün onun arşiviyle karşılaşmanın anlamı üzerine konuştuk.
13 Tem 2026



