Duygusal yapay zeka: Makineler anne gibi davranırsa ne olur?

QuandoHer salı ve cuma girişimcilik ve teknoloji ekosistemlerinden öne çıkan gelişmeler, paradigma değişimleri, inovasyon trendleri ve dijital dönüşüm e-posta kutunda.
“Yapay zekanın babası” olarak bilinen ve sık sık yapay zekadaki ilerlemenin kontrol altına alınması gerektiğini savunan Geoffrey Hinton, Las Vegas’daki “Ai4” konferansında insanlığın zamanının giderek daraldığını açıkladı ve 10 yıl içinde insanlardan daha zeki makineler ortaya çıkmasının çok muhtemel olduğunu dile getirdi.
- Konuşmanın en ilginç noktası ise Hinton’ın yapay zekayı kontrol altına alabilmek için ona annelik içgüdüsü kazandırılmasını önermesiydi.
Profil: Hinton, 1947 doğumlu Kanadalı bir bilgisayar bilimci. Toronto Üniversitesi’nde uzun yıllar araştırmacı olarak görev aldıktan sonra Google Brain ekibinde çalışan Hinton, yapay zekanın merkezinde yer alan “yapay sinir ağları” fikrini ilk geliştiren isimlerden biriydi. 2018’de Yoshua Bengio ve Yann LeCun ile birlikte bilgisayar biliminin Nobel’i sayılan Turing Ödülü’nü kazanan Hinton, geliştirdiği yöntemlerle bugün sık sık kullandığımız Midjourney ve Sora gibi görsel analiz ve üretim araçlarını mümkün hâle getirdi. Hinton’ın alana en önemli katkısı, yapay sinir ağlarının çalışma mantığını tespit etmiş olması.

Geoffrey Hinton
Anlamı: Beynimizde milyonlarca nöron var. Her biri, yeni bir karar vermeye çalıştığımız ya da yeni bir bilgi öğrendiğimiz zaman ışık düğmeleri gibi açılıp kapanıyor. Bu nöronlar birbirine kablolarla bağlı ve yeni bir şey öğrendiğimiz zaman bu kablolar daha da güçleniyor.
Yapay zeka da tam olarak bu şekilde çalışıyor. Bilgisayarın içinde binlerce küçük “düğme” var ve yapay zeka çok sayıda örnek gösterdiğinizde eğitilmeye başlıyor.
Örneğin: Yapay zekaya kedi fotoğrafları gösteriyorsunuz. Başta hata yapıyor, köpeği kedi sanıyor; ancak her hatada düğmelerin bağlantısı değişmeye başlıyor. Sistem, tekrar tekrar denedikçe doğruyu buluyor ve sonunda kediyi köpekten ayırmayı öğreniyor.
Bunun daha ileri seviyesi AlphaGO programının mükemmel derecede Go oynamayı öğrenmesi ve dünya Go şampiyonunu yenmesiydi. Bunu belgeselleştiren bir yapım, proje ekibindeki herkesin bilgisayarın insanı yenmesini çok istediğine, tüm insanlığın ise Dünya Go şampiyonu Lee Sedol’un kazanmasını istediği için yenildiğinde onunla birlikte üzüldüğüne işaret etmişti. Ancak burada durum, insanlığın makineye olan yenilgisine duyulan üzüntüden kaynaklanıyordu.
2016 yapımı AlphaGo belgeselinin proje ekibinde tanıdık isimler de var. Yapay zekanın gelişimine başından beri büyük katkı sağlayan, OpenAI’dan olaylı bir şekilde ayrılan, aynı zamanda da Hinton’ın öğrencisi olan Ilya Sutskever, Microsoft’un yapay zeka biriminin CEO’su Mustafa Suleyman ve Google’ın baş yapay zeka mimarı Koray Kavukçuoglu da ekipte mevcut.

Hinton’ın bugünkü derdi ise şu: Eğer bu yapay beyinler, öğrenmeye devam ederse bir noktada bizden çok daha hızlı düşünecekler. Çünkü biz bilgiyi yavaş yavaş öğreniyoruz. Ancak makineler, aynı bilgiyi saniyeler içinde kopyalayabiliyor ve bu öğrenme hızı, yapılan yatırımlar, açılan veri merkezleri ve çip teknolojisindeki gelişmelerle birlikte çok daha fazla hızlandı.
Öte yandan: Society for Consumer Psychology’de yayımlanan bir araştırma, insanların güçlü duygusal zekaya sahip sohbet robotları, robotlar veya sanal asistanlar gibi otonom araçlarla etkileşime girdiklerinde bu makineleri daha insansı görme eğiliminde olduklarını gösteriyor. Ancak bu değişimin beklenmedik bir sonucu da var… Bu dönüşüm sonucunda insanlar, diğer insanları daha az insan olarak görmeye başlayabilir ve bu da bireysel olarak bağların zayıflamasından toplumsal kopuşa kadar birçok kötü senaryoya neden olabilir.
Neden insanın üstünlüğü işe yaramaz?
Peki duygusal olarak yetenekli makinelerle etkileşime girdiğimizde diğer insanlarla ilgili algılarımıza ne oluyor? Yapay zekaya verdiğimiz komuta rica ederek başlayıp teşekkür ederek bitiren bizler, birbirimize de bu kadar özenli davranmaya devam edebilecek miyiz?
Bu sorularla ilgili teknoloji dünyasında sıklıkla dile getirilen bir düşünce var. İnsanlar, kontrolü hep elinde tutmalı. Hinton’a göre bu mümkün bile değil:
“Onlar, bizden çok daha zeki olacak. 3 yaşındaki çocuklarla dolu bir oyun parkında çalıştığınızı ve onların öğretmenleri olduğunuzu düşünün. Ama bu çocuklar sizden daha akıllı. Sizi atlatmaları hiç zor olmazdı.”
Hinton, burada insanın öğrenme hızına dikkat çekiyor. Bu hız, saniyede birkaç bit. Yapay zeka ise bir şey öğrendiğinde bunu aynı anda binlerce kopya hâlinde aktarabiliyor. Hinton, bu duruma şu şekilde örnek veriyor:
“Üniversitede bir kişi sadece matematik dersleri, diğer kişi ise biyoloji dersleri aldığında sonunda herkes aldığı dersi çok iyi bilir. İnsanlar belli bir süre boyunca öğrenmedikleri bir konuda makineler kadar iyi ve hızlı olamazlar ama makineler bunu çok kısa sürede yapabilir.”
Bu noktada Hinton’ın önerisi, yapay zekayı üreticiliğimizi artıran, seçimler yapmamıza olanak tanıyan, bir asistan gibi değil de arama motoru gibi kullandığımız bir “anne” formunda tasarlamak.
Peki bu ilginç ve herkesi şaşırtan öneri gerçekten işe yarayabilir mi?
Perspektif: Hinton, bunun nasıl yapılacağını bilmediğini kabul ediyor ama bu konuda araştırma yapmanın yapay zekayı geliştirmek kadar önemli olduğunu vurguluyor. Üstelik Hinton, bu araştırma alanının farklı ülkeleri biraraya getirme potansiyeli taşıdığını düşünüyor. Türk annelerinin burada başı çekeceğine sanırım hiçbirimizin şüphesi yoktur…
Yine de yapay zeka yarışının, özellikle ABD ve Çin arasında hızlandığını ve işbirliğinin oldukça sınırlı kalacağını vurgulamakta fayda var.
Öte yandan: Hinton, ABD’deki siyasi iklimden umutsuz. DNA sentez laboratuvarlarının tehlikeli patojenleri filtrelemesi gibi basit önerilerin bile ABD Kongresi’nden geçemediğini hatırlatan Hinton, karanlık bir tablo çizse de umutlu olduğu alanlar da bulunduğunu söylüyor. Kanadalı bilgisayar bilimci, yapay zekanın özellikle sağlık alanında teşhisleri hızlandıracağından ve hastaya özel tedavi geliştirilmesini mümkün kılacağından emin. Ölümsüzlüğe ise pek sıcak bakmayan Hinton, “200 yaşında beyaz erkekler tarafından yönetilen bir dünya ister miydiniz?” sorusuyla salonda kahkahalara yol açıyor.
Sonuçta Hinton’ın mesajı net: Eğer makineleri çocuklarını koruyan anneler gibi tasarlayabilirsek insanlık sadece hayatta kalmakla kalmaz, aynı zamanda yapay zekanın gözetiminde gelişebilir.
Yapay zekaya duygu eklemek mümkün mü?
Hinton’ın “annelik içgüdüsü” benzetmesi, bizi farklı bir soruya daha götürüyor: Yapay zekaya gerçekten duygu eklemek mümkün mü?
Bugün kullandığımız sistemler, sevinç ya da üzüntü hissetmiyor, sadece verilerden öğreniyor. Ancak araştırmacılar, artık “duygusal yapay zeka” üzerinde de çalışıyor. Bu alanın amacı, makinelerin insanların yüz ifadelerini, ses tonlarını ve davranışlarını anlayıp ona göre tepki vermesini sağlamak.
AlphaGo belgeselini yeniden hatırlayacak olursak esasında dünya Go şampiyonunun makineye karşı tek dezavantajı insan olmasıyıdı. Yani duyguları, korkuları, endişeleri, hormonları olan biyolojik bir yapı... Ya da salonda hissettiği ve kafasında kurduğu minicik bir düşüncenin bile tüm oyunu etkileyeceği bir yapı.
Yapay zeka sistemleri ise oldukça avantajlı; çünkü kararlar kolektif zekadan süzülerek veriliyor ve en doğru yanıt bulunuyor. Bu yanıtı bulurken yapay zeka, birden küçükken yaşadığı tatsız deneyimi hatırlamıyor ya da maçtan sonra kendisini bekleyen basın ordusunun baskısını hissetmiyor.
Gerçek hayat: Gerçek hayatta ise bir çocuk ağladığında annesi refleksle çocuğunu teselli ediyor. Eğer bir gün yapay zeka da aynı şekilde insanların duygusal ihtiyaçlarını fark edip harekete geçebilirse belki “koruyucu zeka” fikri gerçek olmaya yaklaşabilir. Ancak bu noktada büyük bir ikilem de akıllara geliyor: Empatiyi yalnızca taklit eden bir makine, gerçekten bizi önemseyebilir mi? Yoksa o makine, yalnızca programlandığı için mi öyle davranır?
Teknik olarak yapay zekanın gerçek duygular geliştirmesi zor. Bilim insanları, duygunun sadece biyolojiye özgü olduğunu savunuyorlar. Ancak duyguları taklit eden sistemlerin, sağlık, eğitim ve yaşlı bakımı gibi alanlarda devrim yaratabileceği düşünülüyor. Belki de Hinton’ın önerdiği “annelik içgüdüsü” fikri, yalnızca korumayı değil, insan duygularını anlayabilmeyi de gerektiriyor. Bu önerme, yapay zeka araştırmalarında yepyeni bir perspektif açabilir.
Duygusal yapay zeka: Bugün “duygusal yapay zeka” adı verilen alan hızla gelişiyor. MIT Media Lab’in “Affective Computing” ekibi, makinelerin yüz ifadelerini, ses tonlarını ve davranışları anlaması için uzun süredir çalışmalar yürütüyor. Hume AI gibi girişimler de insanın sesindeki duygusal tonu algılayıp ona uygun şekilde cevap verebilen “empatik” sesli asistanlar geliştiriyor.
- Benzer şekilde eski bir OpenAI araştırmacısı tarafından kurulan WaveForms AI, insanla duygusal bağ kurabilen sesli yapay zeka asistanları geliştirmeyi amaçlıyor.
Henüz makinelerde gerçek duygular üretmek mümkün görünmese de empatiyi taklit ederek bakım, eğitim ve psikoloji gibi alanlarda yeni atılımlar yapılması bekleniyor. Bu alanlara akan yatırımlar gerçekten ortak bir amacı mı temsil ediyor, yoksa paranın el değiştirmesinin başka bir yolu mu; onu bekleyip göreceğiz.
Günün sonunda yapay zekayı anlamak, yalnızca birbirimize değil, kendimize nasıl davrandığımızı da görmekten geçiyor. Bu bakış açısı, yapay zeka hayatımızda daha fazla yer edindikçe kritikleşiyor.
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
QuandoHer salı ve cuma girişimcilik ve teknoloji ekosistemlerinden öne çıkan gelişmeler, paradigma değişimleri, inovasyon trendleri ve dijital dönüşüm e-posta kutunda.
İLGİLİ BAŞLIKLAR
YAZARLAR

Çiğdem Öztabak
Teknoloji ve kültür yazarı, serbest gazeteci. New York'da yaşıyor.

Quando
Her salı ve cuma girişimcilik ve teknoloji ekosistemlerinden öne çıkan gelişmeler, paradigma değişimleri, inovasyon trendleri ve dijital dönüşüm e-posta kutunda.
İLGİLİ OKUMALAR
Silikon Vadisi’ni bir dönem sallayan Theranos skandalı, yakın zamanda yeniden teknoloji, medya ve iş dünyasının merkezine yerleşti. Girişimin kurucusu Elizabeth Holmes, 11 yıl hapis cezasına çarptırılmasının ardından bu kez dünyayı sallayan bir belgeselin ana konusu oldu. Üstelik kendi talebiyle…

Bugüne kadar en azından bir kez bir işi ChatGPT ile yapıp bir daha asla yapay zeka olmadan yapamaz hâle geldiyseniz yalnız değilsiniz. “Beceri atrofisi” olarak adlandırılan bu durum, yapay zekanın hayatımızı kolaylaştırırken bizi nasıl ona bağımlı hâle getirdiğini de açıklıyor. Uzmanlara göre asıl risk, yapay zekanın işimizi elimizden alma potansiyelinde değil, kendi becerilerimize ihtiyaç duymayacak kadar yapay zekaya bağımlı hâle gelmemizde yatıyor.

Yapay zeka modellerinin sayısının artması ve kullanım maliyetlerinin farklılaşması, şirketleri ihtiyaçlarına en uygun modeli bulabilecekleri platformlara yönlendiriyor. Farklı modelleri tek bir çatı altında buluşturan yapay zeka pazaryerleri, geliştiricilere esneklik ve maliyet avantajı sunarken sektörde rekabetin dinamiklerini de değiştiriyor.

Son üç yılda yapay zeka hep pırıltılı manşetlerin diliyle anlatıldı; şimdiyse herkes dönüp bilançoya bakmaya ve bu kadar paranın nereye gittiğini ve ne zaman döneceğini sormaya başladı. 1840’ların demiryolu çılgınlığını hatırlatan bu fiyatlama ve sabır krizi, insan uzmanlığını yok sayarak her problemin üzerine bilgi işlem gücü boca etmenin mucizevi kârlar getireceği inancını da sarsıyor.

Apple, 28 Ekim Çarşamba günü düzenlediği “Pro and Tell” lansmanında dokunmatik ekranlı yeni MacBook Pro modelini tanıttı. OLED ekranlı yeni iPad mini ile M6 çipli iMac ve MacBook Pro da lansmandan hemen önce duyurulan ürünler arasında yer aldı.




