
Punto Punto, gazetecilikten beslenirken, spor kültürünü şekillendiren olayları neden ve sonuçlarıyla geniş perspektiften ele alır. Futbol, tenis, atletizm, voleybol ve basketbol başta olmak üzere tüm atletik branşların etrafında gelişen hikayeler, gelen kutunda.
Muhammed Ali’nin “I am the greatest” söyleminden evrimleşen G.O.A.T. terimi, bugünlerde bütün spor dallarında en iyiyi belirleme trendine dönüştü. Konu motor sporları olduğunda ise otoriteler tarafından bile bir uzlaşmaya varılabildiğini söylemek zor.
- F1metrics adında bağımsız bir blog, uzunca bir çalışma sonucunda geliştirdiği modelle, bu konuda bir sonuca gitmeye çalıştı. Analizin temelinde, birbiriyle takım arkadaşlığı yapan sürücülerin gösterdiği nispi performanslar yatıyor. Örneğin, Schumacher’in Barrichello, Barrichello’nun Button, Button’ın da Hamilton’la aynı takımda yarıştığı sezonlar sayesinde Schumacher ve Hamilton arasında kıyaslamaya gidilebiliyor.
- Modelin 6 temel parametresi mevcut: Sürücü performansı, takım performansı, müşteri aracı statüsü (1950-80), sezon, yaş ve deneyim. Bu parametreler, 1950-2019 Japonya Grand Prix arasındaki tüm yarışlara uygulanmış. Sonuçta, her sürücü için kullandıkları araç ve bahsettiğimiz diğer etkenlerden bağımsız, Ppr denilen sezon bazlı performans skorları belirlenmiş.
Çalışmanın, farklı bakış açılarını yansıtan üç farklı çıktısı mevcut.
- Bunlardan ilki, her 10 yıl için en iyilerin seçildiği dönemsel analiz. Bunun için, sürücülerin 2 yıllık zirve performansları baz alınıyor. Buna göre, 50’lerde yarışan en iyi sürücü Juan Manuel Fangio, 60’larda Jim Clark, 70’lerde Jackie Stewart, 80’lerde Alain Prost, 90 ve 2000’lerde Michael Schumacher, ve 2010’larda ise Fernando Alonso olarak gösteriliyor.
Peki bunlar arasından tek bir ismi, tüm dönemlerin en iyisi olarak seçebilir miyiz? İki yerine üç yıllık zirve performanslar baz alınarak bu soru da cevaplanmış. Buna göre, tarihin en iyileri sıralaması, aldıkları puanlar ve zirve performans yılları şu şekilde:
- 1- Michael Schumacher (8,91, 2000-02): Almanya doğumlu pilot, sporun dünya üzerinde popülerleşmesine öncülük eden isimdi. Ölüm riskinin yüksek olduğu günlerden, sürücülerin atletlere evrildiği geçişin önderliğini yapan Schumi, Ferrari’nin dirilişinde de önemli bir paya sahipti ve sporda kalıcı bir etki bıraktı.

- 2- Jackie Stewart (8,85, 1969-71): 21 yaşına kadar keskin nişancı olarak eğitim gören Stewart, döneminin tartışmasız kıyas noktasıydı. Formula 1’deki güvenlik uygulamalarına öncülük ettiği için bazıları onu “spordaki romantizmi öldüren isim” olarak gördü. Ancak, kendisinden sonra yarışan bütün isimler, bir anlamda hayatlarını ona borçlular.
- 3- Fernando Alonso (8,80, 2012-14): 2’den daha fazla sayıda şampiyonluk alabilecek bir kalibrede olan İspanya doğumlu pilotu, hatalı kariyer tercihleriyle ve telsiz konuşmalarıyla hatırlıyoruz. Alonso’nun başyapıtı olarak gösterebileceğimiz 2012 sezonunda, yıla en iyi beşinci araç olarak başlayan Ferrari’yle neredeyse şampiyon oluyordu. 2021 yılında, Renault (Alpine) ile spora geri dönecek ve yarım kalan hikâyesini tamamlamaya çalışacak.
- 4- Juan Manuel Fangio (8,67, 1953-55): Kasksız yarışmasıyla bilinen cesur Arjantin doğumlu pilot, Hamilton’un tanımıyla sporun Godfather’ıydı. Hayatının (o günlerde kariyer yerine bu kelime daha uygundu) önemli kısmını Güney Amerika’da uzun mesafe yarışlarıyla geçirdi ve F1’i domine ettiğinde 40’lı yaşlarındaydı.
- 5- Alberto Ascari (8,66, 1950-52): Alberto’nun soyadı, bugün Monza’daki Ascari şikanında yaşatılıyor. Enzo Ferrari’nin deyişiyle, önden başladığı zaman durdurulamayan bir isimdi. Çıktığı yarışlarda elde ettiği %16’lık Grand Slam rekoru da bunu doğruluyor. (Aynı yarışta pol, en hızlı tur, her turda liderlik, galibiyet).
- 6- Jim Clark (8,58, 1962-64): En iyi yıllarında çıktığı 29 yarışta 16 galibiyet alıp 13 kez yarış dışı kalan Clark, aslında bir açıdan en baskın dominasyonun sahibi. Öyle anlatılır ki Ayrton Senna ünlü bir ressamdan Fangio, Moss, Stewart, Fittipaldi, Lauda ve kendisinin olduğu bir grid tablosu sipariş eder ve iki kural belirler: “Prost’u çizmeyeceksin, pol pozisyonunda Clark olacak.”
- 7- Lewis Hamilton (8,48, 2017-19): Tarihteki tartışmasız en iyi çaylak sezonunu geçirerek 2007 yılında Alonso’yu yenen Lewis, sonraki yıl kazandığı şampiyonluğu takiben istikrarsız yıllar geçirdi. Ancak, spor tarihindeki en iyi kararı vererek 2013’te Mercedes’e katıldı ve Schumacher’in rekorlarını kırmakla meşgul.
- Çalışmada son olarak zirve performansların es geçildiği bir bakış açısı da yansıtılmış. Buna göre, her sezon sürücüler tamamen aynı şartlarda yarışsaydı, kim ne kadar şampiyonluk alırdı sorusu da cevaplanıyor:

- Analiz sonuçlarında dikkat çeken yegâne detay, Prost ve Senna gibi 80’li yılları domine eden isimlerin, genel sıralamada çok gerilerde kalmış olması. Bu duruma getirilen açıklama -yetersiz de olsa- 80’lerdeki sürücülerin, 90’lardaki rakipleri karşısında nispeten zayıf performans göstermiş olmaları. Aslında bu bile, aynı dönemde yarışmayan isimleri kıyaslamanın çok da sağlıklı olmadığını gösteriyor.
- Formula 1’in ilk yıllarında başlı başına bir hayat mücadelesi olan Grand Prix yarışları, bu günlerde bu romantizmden fazlasıyla uzak. Nihayetinde, her bir efsaneyi kendi dönemiyle ve hikâyesiyle hatırlamak iyi bir seçenek.
“Eskiden sürücüler birbirlerine daha saygılıydı. Yakıt depoları o kadar riskli bir yerdeydi ki birine çarptığınızda bu, rakibinizin ölmesi anlamına gelebilirdi. Bu günlerde her şey çok güvenli ve aptalca şeyler yapabiliyorsunuz.” – Kimi Räikkönen
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
Punto Punto, gazetecilikten beslenirken, spor kültürünü şekillendiren olayları neden ve sonuçlarıyla geniş perspektiften ele alır. Futbol, tenis, atletizm, voleybol ve basketbol başta olmak üzere tüm atletik branşların etrafında gelişen hikayeler, gelen kutunda.
İLGİLİ BAŞLIKLAR
NEREDE YAYIMLANDI?
Burak Yılmaz, Alex Morgan, Sümeyye Boyacı, Emre Sakçı ve Rafael Nadal. Pazartesi spor gündeminiz hazır.
09 Kas 2020

YAZARLAR

Talha Arslan
Michael Schumacher’i izleyerek büyüdü. Kendisini ikinci babası, Vettel’i de abisi zannediyor. Koç Üniversitesi mezunu, danışmanlık yapıyor. Çok gezdi, fotoğraf çekiyor, yazıyor.

Punto
Punto, gazetecilikten beslenirken, spor kültürünü şekillendiren olayları neden ve sonuçlarıyla geniş perspektiften ele alır. Futbol, tenis, atletizm, voleybol ve basketbol başta olmak üzere tüm atletik branşların etrafında gelişen hikayeler, gelen kutunda.
İLGİLİ OKUMALAR
Dünya Kupası futbolcular kadar spor yazarları için de önemli bir kariyer noktasıdır. Futbolcuları takip etmek, maçları stadyumda izleyip yazmak veya anlatmak büyük anlam taşır. The Athletic yazarı Aslı Pelit için mesleki deneyim ve tatminin yanında bir önemi daha vardı 2026 Dünya Kupası’nın. Turnuvayı yeni anne olmuş bir muhabir olarak takip etti. Bir yandan maçlar hakkında yazarken ve basın toplantılarında soru sorarken diğer yandan da altı buçuk aylık kızı Milo’nun bakımını planlamakla meşguldü. Aslı’dan son bir ayın öyküsünü dinledik…

Dünya Kupası'nda Fransa-İspanya, Arjantin-İngiltere maçlarıyla finalistler belirleniyor. Fransa-İspanya eşleşmesi futbolun gördüğü en üst düzey takımlardan ikisini karşı karşıya getirirken Arjantin-İngiltere köklü bir rekabete yeni bir sayfa ekleyecek.

Arjantin'de Javier Milei hükümeti, nafaka borcu olan ebeveynleri tribünlerden uzaklaştırarak ilk bakışta alkışlanabilecek bir uygulamaya imza attı. Öte yandan aynı hükümet, kadınlara ve çocuklara yönelik sosyal destek mekanizmalarını da tasfiye etmeye devam ediyor. Arjantin'deki yeni uygulama, kadın ve çocuk haklarını gerçekten güçlendiren bir politika olabilir mi, yoksa sağ popülizmin yeni gösterilerinden biri mi?

Trump’ın FIFA Başkanı Infantino’yu arayarak Balogun’un kırmızı kart cezasını askıya aldırması futbol dünyasının tepkisini çekti. Ama aynı zamanda FIFA’nın bu tip liderler karşısında ne kadar zayıf bir karnesi olduğunu da yeniden hatırlattı.
07 Tem 2026

Dünyanın en hızlı büyüyen sporlarından biri olan padel, artık bir sporun ötesinde bir yaşam biçimi. Kariyeri boyunca 230 şampiyonluk kazanan, tam 16 yıl boyunca dünya sıralamasının zirvesini kimseye bırakmayan Fernando Belasteguín de bu dönüşümün en yakın tanıklarından biri. Nano Padel'in davetiyle 3 Temmuz'da Lucca Beach Bodrum'da sporseverlerle buluşacak Arjantinli efsane; padelin hızlı yükselişinin arkasında yatan nedenler, iş dünyasının bu spora ilgisi, zirvede kalmanın psikolojisi ve Türkiye'nin potansiyeline dair sorularımızı yanıtladı.




