FIFA ofsaytta: Futbol gerçekten dünyayı birleştiriyor mu?

Punto Punto, gazetecilikten beslenirken, spor kültürünü şekillendiren olayları neden ve sonuçlarıyla geniş perspektiften ele alır. Futbol, tenis, atletizm, voleybol ve basketbol başta olmak üzere tüm atletik branşların etrafında gelişen hikayeler, gelen kutunda.
Yazı: Ruhat Sena Akşener (Uluslararası Af Örgütü Türkiye Şube Direktörü)
Futbolun dünyayı birleştirdiği söylenir. Bu ifade yalnızca bir slogan değil, küresel spor düzeninin kendisini meşrulaştırma biçimlerinden de biri. Milyarlarca insanın aynı anda, aynı oyuna bakabildiği, aynı duyguda birleşebildiği bir dünyada, bu iddia ilk bakışta ikna edici de görünebilir. Ancak bu söylem, futbolun neyi görünür kıldığı kadar neyi sistematik biçimde görünmez kıldığını da sorgulamayı gerektiriyor.
- Çünkü futbol, sadece bir oyun değil, bir sahne, bir perde. Görünmeyeni gizleyen, görünür olanı estetize eden bir düzenin parçası.
Bugün futbol, özellikle de FIFA Erkekler Dünya Kupası, bir spor etkinliği olmanın ötesinde küresel kapitalizmin, devlet egemenliğinin ve uluslararası hukukun sınırlarının kesiştiği yoğun bir politik alan da. Bu nedenle onu anlamak, oynandığı dünyayı da anlamayı gerektiriyor. İçinden geçtiğimiz çağın ve yaşadığımız dünyanın giderek daha fazla eşitsizlik, adaletsizlik, çatışma ve insan hakları ihlalleriyle şekillendiği ortadayken futbol da bunlardan ayrı düşünülemez. David Goldblatt’ın The Ball is Round: A Global History of Soccer kitabında altını çizdiği şekliyle, futbol her zaman oynandığı toplumların bir yansıması olmuştur, yani eşitsizliklerin, çatışmaların ve hiyerarşilerin sahaya yansıyan biçimi.
2026 FIFA Dünya Kupası bu çelişkilerin yoğunlaştığı bir eşik olarak karşımıza çıkıyor. Kanada, Meksika ve ABD’nin ev sahipliğinde düzenlenen bu turnuva, tarihin en büyük organizasyonu olarak sunulurken aynı zamanda ciddi insan hakları riskleriyle çevrili bir bağlamda yükseliyor. Taraftarlardan, sporculardan, işçilerden, yerel toplulukların üyelerinden ve insan hakları örgütlerinden oluşan Sports & Rights Alliance (Spor ve Haklar Birliği) hareketinin de bir parçası olan Uluslararası Af Örgütü’nün 30 Mart’ta yayımladığı “İnsanlık Kazanmalı: 2026 FIFA Dünya Kupası’nda hakları savunmak, baskılarla başa çıkmak” raporu, bu turnuvanın yalnızca sportif bir etkinlik değil, derin bir “insan hakları sınavı” olduğunu da ortaya koyuyor.
- Geniş açı: FIFA, Kuzey Amerika pazarının satın alma gücü ve turnuvanın 36 takımdan 48 takıma genişletilmesi sayesinde 2026 Dünya Kupası’nın kuruluş tarihindeki en kârlı turnuva olacağını öngörüyor. Turnuvayı stadyumlarda 6,5 milyon kişinin izlemesi, dünya çapında ise ekran başında 6 milyar izleyiciye ulaşılması hedefleniyor. 2026 Dünya Kupası ile sona erecek dört yıllık döngü için toplam 11 milyar ABD doları gelir bekleniyor ve bu gelirin “büyük ölçüde 2026 Dünya Kupası'ndan elde edileceği” belirtiliyor. Takımlara dağıtılacak toplam ödül miktarı 2022’ye göre yüzde 50 artışla 727 milyon dolar olarak belirlendi.
Ayrımcı politikaların yarattığı risk
Turnuvaya katılan milyonlarca taraftarın özellikle ABD’de uygulanan ayrımcı ve suistimale açık göç politikaları nedeniyle risk altında olması, bu sınavın son derece somut olduğunu gösteriyor. 2025’te 500 bini aşkın, yani MetLife Stadyumu’nda finali izleyecek taraftar sayısının altı katından fazla kişinin sınır dışı edilmesi, yalnızca bir istatistik değil, hukuki güvencelerin aşındığı, keyfî gözaltıların ve etnik profillemenin normalleştiği bir güvenlik rejiminin de ispatı.
Bu rejim, Dünya Kupası gibi kitlesel hareketliliğin yaşandığı bir dönemde sadece göçmenleri değil, taraftarları, sporcuları ve gazetecileri de kapsayan geniş bir kontrol mimarisine dönüşüyor. Trump yönetiminin seyahat yasaklarından mağdur olan başta Fildişi Sahili, Haiti, İran ve Senegal vatandaşı futbolseverlerler olmak üzere birçok ülkenin vatandaşı müdahaleci gözetime maruz kalıyor.
Mesele yalnızca güvenlik politikalarıyla da sınırlı değil elbette. İfade özgürlüğü ve barışçıl toplanma hakkı üç ev sahibi ülkede de ciddi baskılar altında. Protestoların bastırılması, gazetecilere yönelik müdahaleler ve politik ifadelerin sınırlandırılması, FIFA’nın vadettiği “kapsayıcı ve güvenli turnuva” söylemiyle açık bir çelişki oluşturuyor. Bu noktada futbol, aynı zamanda politik olanın sınırlandırıldığı, disipline edildiği ve yeniden çerçevelendiği bir alan hâline de geliyor.
- Bilgi notu: 2021 yılında FIFA, BM’nin İklim Eylemi için Spor Çerçevesi’ni onaylayarak, 2030 yılına kadar karbon emisyonlarını yüzde 50 azaltmayı ve 2040’ta net sıfır emisyon hedefine ulaşmayı taahhüt etti. Ancak turnuvanın 9 milyon tonun üzerinde karbondioksit (6,5 milyon aracın bir yıllık emisyonuna eşdeğer) üreterek, gelmiş geçmiş en kirletici Dünya Kupası olacağı da öngörüler arasında.
Soykırım sahadayken FIFA tribünde

Bu tablo, daha derin bir yapısal soruna, futbolun küresel düzen içindeki rolüne işaret ediyor. FIFA’nın kendisini “siyaset dışı” bir kurum olarak konumlandırma çabası, bu yapıyı görünmez kılmanın bir aracı. Oysa futbol hiçbir zaman nötr bir alan olmadı. Yine Goldblatt’ın ifadesiyle söyleyecek olursak, futbolu anlamak aynı zamanda gücü anlamaktır, yani kimin sahip olduğunu, nasıl kullandığını ve kimlerin sistematik olarak dışarıda bırakıldığını.
Bu güç ilişkilerinin en çarpıcı tezahürlerinden biri, İşgal Altındaki Filistin Toprağı’nda faaliyet gösteren futbol kulüpleri. Birçok insan hakları kurumu gibi Uluslararası Af Örgütü olarak biz de FIFA ve UEFA’ya gönderdiğimiz mektupla, İsrail Futbol Federasyonu’nun (IFA), İşgal Altındaki Filistin Toprağı’nda yer alan yasa dışı yerleşim kulüplerini lig sisteminden çıkarmadığı sürece turnuvalardan men edilmesi çağrısında bulunduk.
- Çünkü bu kulüplerin varlığı, yalnızca sportif bir düzenleme meselesi değil, doğrudan uluslararası hukukun ihlali. Futbol sahası burada bir oyun alanı olmanın ötesinde işgalin, soykırımın, yasadışı yerleşimin ve hukuksuzluğun normalleştirildiği bir coğrafyanın temsiline de dönüşüyor.
İsrail millî futbol takımı, Dünya Kupası elemelerine hazırlanırken İsrail devleti Gazze’de Filistinlilere karşı soykırımını sürdürüyor. İsrail güçlerinin sivillere yönelik soykırımı, yaygın yıkımı, zorla yerinden etme ve aç bırakma fiilleri kapsamında öldürdüğü 65 binden fazla kişi arasında 800’den fazla sporcu, futbolcu ve spor yetkilisi de bulunuyor.
- FIFA Tüzüğü’nün 64.2 maddesi çok açık oysa: “Üye federasyonlar ve bunlara bağlı kulüpler, ilgili federasyonun onayı olmadan başka bir üye federasyonun topraklarında maç yapamaz.”
Ancak İsrail, Batı Şeria’daki yasa dışı yerleşimlerini genişletmeyi sürdürürken, on yılı aşkın süredir yapılan uyarılara rağmen bugün en az altı yerleşim kulübü, hem uluslararası hukuka hem de FIFA’nın kendi kurallarına aykırı biçimde İsrail liglerinde yer alıyor. Üstelik FIFA’nın bu konuya yaklaşımında ve çağrılara yanıtında açık bir çifte standart görülüyor.
Ukrayna’yı işgali sonrası Rusya’ya hızlı ve sert yaptırımlar uygulanırken, İsrail’in Filistin’deki eylemleri karşısında benzer bir refleks gösterilmemesi, uluslararası hukukun teoride evrensel, pratikte ise seçici olduğunu bir kez daha gözler önüne seriyor.
- Bu seçicilik tesadüfi değil, yapısal. İşgal Altındaki Filistin Toprağı’nda faaliyet gösteren kulüplerin varlığı sürdükçe, bu durum yalnızca hukuki bir ihlal olarak kalmıyor, işgalin gündelik hayatta normalleştirilmesine de katkıda bulunuyor.
Böylece futbol, mevcut güç ilişkileriyle uyumlu şekilde hareket ederek, bu ilişkilerin yeniden yeniden üretilmesine katkı sağlayan bir araç hâline dönüştürülüyor. Anlayacağınız FIFA’nın büründüğü sessizlik “tarafsızlığın” ötesinde, aktif bir politik pozisyon. Zira bu ölçekte bir küresel aktör için hareketsizlik, mevcut düzenin fiilen onaylanması demek.
Futbolun ruhu tehdit altında
Eduardo Galeano’nun Gölgede ve Güneşte Futbol kitabındaki sözleri bu dönüşümü çarpıcı biçimde özetliyor:
“Futbolun tarihi, oyunun keyfinden zorunluluğa doğru bir yolculuktur.”
Spor bir endüstriye dönüştükçe, politik olarak da disipline edilen bir alan, ürün hâline geldikçe, oyunun neşesinden doğan güzellik kökünden sökülüyor. Çocukluğumuzdaki hâliyle hayal gücünün değil, kontrolün sahası oluyor. Hukukun askıya alındığı yerde futbol ruhu da askıya alınıyor, hâliyle de geriye yalnızca güç kalıyor.
Tam da bu nedenle 2026 Dünya Kupası bir turnuva olmanın çok ötesinde, futbolun hangi değerler üzerine kurulu olduğunu gösterecek küresel bir eşik. Turnuvanın merkezinde taraftarların, toplulukların, işçilerin ve sporcuların hakları yer almadığı sürece futbol, küreselleşmenin sadece parlak yüzünü değil, aynı zamanda karanlık gölgesini de taşıyan bir gösteriye dönüşecek. Soykırımın görünmez kılındığı, göçmenlerin hedef alındığı, protestoların şiddetle bastırıldığı, evsizlerin yerinden edildiği ve ayrımcılığın sürdüğü bir bağlamda, Dünya Kupası’nın FIFA’nın iddia ettiği gibi “kapsayıcı” bir etkinlik olması mümkün değil.
Çok bilinen tabirden biraz uzaklaşacak olursak mesele artık futbolun politik olup olmadığı değil, bu zaten net. Şu dönemde mesele futbolun hangi politik gerçekliği yeniden ürettiği. Eğer futbol gerçekten küresel bir dilse bu dilin adaletle konuşması gerekiyor. Eğer futbol gerçekten birleştiriyorsa bu birlikteliğin hak temelli olması gerekiyor. Aksi hâlde futbol, birleştirici bir güç olmaktan çok, adaletsizliğin, eşitsizliklerin üzerini örten renkli, ışıltılı ve yalancı bir vitrine dönüşme riski taşıyor.
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
Punto Punto, gazetecilikten beslenirken, spor kültürünü şekillendiren olayları neden ve sonuçlarıyla geniş perspektiften ele alır. Futbol, tenis, atletizm, voleybol ve basketbol başta olmak üzere tüm atletik branşların etrafında gelişen hikayeler, gelen kutunda.
İLGİLİ BAŞLIKLAR
YAZARLAR

Punto
Punto, gazetecilikten beslenirken, spor kültürünü şekillendiren olayları neden ve sonuçlarıyla geniş perspektiften ele alır. Futbol, tenis, atletizm, voleybol ve basketbol başta olmak üzere tüm atletik branşların etrafında gelişen hikayeler, gelen kutunda.
İLGİLİ OKUMALAR
Serena Williams’ın dört yıllık aranın ardından Wimbledon’la birlikte kortlara dönüşünü mümkün kılan fiziksel değişim, spor dünyasında yeni bir tartışmanın da kapısını açtı. Serena, profesyonel tenise dönmeye hazırlanırken yeni nesil zayıflama ilaçlarından yararlanarak yaklaşık 15 kilo verdi. Peki bir madde sizi doğrudan daha güçlü veya hızlı yapmıyorsa da ideal kabul edilen vücuda ulaşmanızı kolaylaştırıyorsa doping kapsamına alınmalı mı?

Dünya Kupası futbolcular kadar spor yazarları için de önemli bir kariyer noktasıdır. Futbolcuları takip etmek, maçları stadyumda izleyip yazmak veya anlatmak büyük anlam taşır. The Athletic yazarı Aslı Pelit için mesleki deneyim ve tatminin yanında bir önemi daha vardı 2026 Dünya Kupası’nın. Turnuvayı yeni anne olmuş bir muhabir olarak takip etti. Bir yandan maçlar hakkında yazarken ve basın toplantılarında soru sorarken diğer yandan da altı buçuk aylık kızı Milo’nun bakımını planlamakla meşguldü. Aslı’dan son bir ayın öyküsünü dinledik…

Dünya Kupası'nda Fransa-İspanya, Arjantin-İngiltere maçlarıyla finalistler belirleniyor. Fransa-İspanya eşleşmesi futbolun gördüğü en üst düzey takımlardan ikisini karşı karşıya getirirken Arjantin-İngiltere köklü bir rekabete yeni bir sayfa ekleyecek.

Arjantin'de Javier Milei hükümeti, nafaka borcu olan ebeveynleri tribünlerden uzaklaştırarak ilk bakışta alkışlanabilecek bir uygulamaya imza attı. Öte yandan aynı hükümet, kadınlara ve çocuklara yönelik sosyal destek mekanizmalarını da tasfiye etmeye devam ediyor. Arjantin'deki yeni uygulama, kadın ve çocuk haklarını gerçekten güçlendiren bir politika olabilir mi, yoksa sağ popülizmin yeni gösterilerinden biri mi?

Trump’ın FIFA Başkanı Infantino’yu arayarak Balogun’un kırmızı kart cezasını askıya aldırması futbol dünyasının tepkisini çekti. Ama aynı zamanda FIFA’nın bu tip liderler karşısında ne kadar zayıf bir karnesi olduğunu da yeniden hatırlattı.
07 Tem 2026



