Formun, bedenin ve zamanın kesişimi: Melek Zeynep Bulut 'Açık Anıtlar' ile the Design Museum’da

DuendeHer hafta müzik, sinema, eğlence ve sanat dünyasından söyleşiler, incelemeler, öneriler, podcast’ler ve keşif notları e-posta kutunda.
Sanatçı Melek Zeynep Bulut’un Açık Anıtlar adlı serisi, 1-14 Aralık tarihleri arasında the Design Museum’da ziyaret edilebiliyor. Sonsuz bir çizgiden yola çıkan Açık Anıtlar, kent içinde açık uçlu bir kamusal deneyim sunuyor. Toprak, geometri ve beden arasında kurulan bu oyun alanı; izleyiciyi dokunmaya, durmaya ve mekanı yeniden keşfetmeye davet ediyor. Melek Zeynep Bulut ile serinin çıkış noktaları ve kavramsal çerçevesi üzerine sohbet ettik.
Açık Anıtlar serisini “sonsuz bir çizginin uzantısı” olarak tanımlıyorsunuz. Başlangıcı ve bitişi olmayan bir formu, anıt kavramıyla ilişkilendirirken hangi felsefi ya da duygusal katmanlardan hareket ettiniz?
Açık Anıtlar’da araştırdığım şey, daha çok varoluşun kendisine dair bir alan açmak; sürekli akan, dönüşen, yorumlanabilen bir hâl. Bunun insanlığın doğası ile daha senkronize bir tasarlama, kurgu hâli olduğunu düşünüyorum. Sonsuz uzantılar tam da bu yüzden kıymetli. Başlangıcı ve sonu olmayan sonsuz bir çizgiden türüyor her şey ve tanımlı mekanla, hafızayla ve yer yer bedenle kurulan ilişkiyi katı bir biçimde ele almak yerine yerine “açık” bırakıyor. Ziyaretçinin her teması, çizginin yeni bir devamı. Böylece bu oyuncu anıtlar, sabit birer nesne olmaktan çıkıp; karşılaşmalarla genişleyen bir varlık hâline geliyor.

Design Museum avlusunu bir “deneyim alanı”na dönüştürürken, mekanın kendi belleğiyle diyalog kurma süreci nasıl gelişti?
Design Museum tasarım tarihini ve kült tasarımları arşivinde barındıran ikonik bir müze ve marka. Şehirler için kurgulanmış bu ucu açık objeleri ilk kez burada sergilemek, Design Museum’un vizyonu inanılmaz değerli küratörlerine temas etmek bir tasarımcı için çok değerli tecrübeler. Yapıya müdahaleyi tasarlarken; John Pawson’ın her noktada gözettiği işlevsel, güçlü yalınlık benim için iyi bir başlangıç noktası oldu. Yarı işlevli, yarı sahne ürünü olan bu soyut anıtlar yapıyla bu kontrast ile senkronize oldu. Müzenin o ikonik girişinden itibaren anıtları yatırarak, bir çocuk oyun alanı gibi yerleştirmeye başladık ve bir ikinci dolaşım oluşturduk. Malzemenin getirdiği dokunma hissi ve davet, yavaşlamanın planlanması, elbette sahnelerin oluşturulması eşlik etti. Bundan sonrasını da ziyaretçiye devrettik.
Eserlerinizde soyut ile somut, sanat ile tasarım arasındaki çizgiyi bilinçli olarak muğlak bırakıyorsunuz. Bu muğlaklık sizin için ne ifade ediyor?
Bu eserlerin hiçbir zaman tek bir anlama, tanıma sıkışmaması; her karşılaşmada yeniden kurulabilmeleri benim için çok değerli. Ziyaretçinin bedeniyle, ritmiyle, merakıyla tetiklenen bu yeniden-kuruluş hâli beni en çok cezbediyor.
Bu bilinçli muğlaklık da nesnenin rolünü sabitlemek yerine ziyaretçinin kullanımına ve mekanın ihtiyaçlarına göre açılmasına imkan veriyor, yani versin isterim. Böylece iş, yalnızca bir izleme nesnesi değil; etkin bir kamusal unsur, bir performans hâline geliyor. Bu esneklik ve eserlerdeki “etkinlik” hâli yaşamda olmakla ilgili.

"Rammed earth" tekniğini seçmeniz hem kadim hem sürdürülebilir bir yaklaşım. Toprakla kurduğunuz ilişki nedir?
İlk parçaları toprak üzerinden ele almamın sebebi insan bedenine ve madde varlığına bir atıf. Ancak beraberinde şehirlere toprağı ürünler üzerinden çekmek fikri bana heyecan verici geldi ve bunu denemek istedim. Rammed earth’ı daha kuvvetli hâle getirmek için mühendislerle ve üniversite ile çalıştık-çalışıyoruz, çeşitli testler ve reçeteler üzerinden ilerledik, kendi güncel ar-gemizi oluşturuyoruz. Zira malzeme, bu koca, makine şehirler için narin, onu en iyi nasıl ele alabileceğimizi araştırıyoruz. Elbette sürdürülebilirliğe katkısı tartışılmaz. Yani toprağı hem çok anlamlı buluyorum hem de teknik olarak onu üretimlerimde nereye kadar götürebileceğimi heyecanla araştırıyorum.
Ziyaretçiyi yavaşlamaya çağıran bu seri, hız odaklı kent deneyimine nasıl bir alternatif sunuyor?
Açık Anıtlar, şehir içinde programlanmamış bir kamusal alan öneriyor. Bu parçalar, işlevini kullanıcı tanımladıkça değiştiren esnek bir yapı sunuyor: Oturma, bekleme, buluşma, gözlemleme. Uzaktan üçüncü bir izleyici için ise bir sahneleme, performans.
Bu esneklik, kentsel mekanın çoğu zaman izin vermekte güçlük çektiği bir yavaşlık ve açık uçluluk yaratmayı deniyor. Dolayısıyla seri, hız ve verimlilik odaklı kentsel ritmin arasına yerleştirilmiş farkında ya da farkında olmadan dahil olunan küçük yavaşlamalar, daha geçirgen bir deneyim öneriyor.

Tekil olarak heykel, birlikteyse ütopik bir şehir sahnelemesi oluşturuyorlar. Bu kompozisyon içinde sizin tahayyül ettiğiniz şehir nasıl bir şehir?
Adı üstünde açık, potansiyeller ve karşılaşmalarla şekillenen ütopik bir şehir. Bu elbette yalnızca bir güzelleme. Önceden belirlenmiş ve kullanıcının dahil olarak şekillendiği bir sonuç şehri değil, kullanıcının ihtiyacının ve potansiyelinin şekillendirebildiği bir ucu açıklık. Açık Anıtlar, bu yaklaşımın küçük ölçekli bir modeli, bir deneme. Temel geometrik formlar, boşluk ve malzeme üzerinden kurulan, biçimiyle oynanabilen ama anlamı insan akışıyla tamamlanan bir şehir senaryosu. Bir Açık Anıtlar sahnelemesi.
Eserlerinizi performatif nesneler, deneysel mimarlık ve görsel sanat arasında gezinen çok dilli bir üretim olarak tanımlıyorsunuz. Bu disiplinler arası yaklaşım, Açık Anıtlar'da nasıl bir senteze ulaştı?
Bu proje farklı disiplinlerin doğal bir kesişimi. Form dili heykelden, soyut mekan kurgusu deneysel mimarlıktan, kullanım senaryoları ise kullanıcı deneyimini önceleyen ve bedeni ele alan tasarım disiplinlerinden geliyor. Bu disiplinler birbirini sınırlamıyor; aksine apaçık onurlandırıyor ve proje her birinin araçlarını kullanarak daha bütüncül bir kamusal deneyim sunuyor.
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
DuendeHer hafta müzik, sinema, eğlence ve sanat dünyasından söyleşiler, incelemeler, öneriler, podcast’ler ve keşif notları e-posta kutunda.
İLGİLİ BAŞLIKLAR
YAZARLAR

Burcu Dimili
İletişim danışmanı, editör, sanat yazarı.

Duende
Her hafta müzik, sinema, eğlence ve sanat dünyasından söyleşiler, incelemeler, öneriler, podcast’ler ve keşif notları e-posta kutunda.
İLGİLİ OKUMALAR
Duygularımızı düşünmekle onları ifade etmek arasında sandığımızdan daha uzun bir mesafe var. Hatta bazen düşünmek, ifade etmenin alternatifi hâline geliyor. İnsan kendi zihninde o kadar uzun zaman geçiriyor ki başkalarıyla konuşmak zorunda kalmıyor. Ergenlikte bütün bunlara bir de başkalarının ne düşündüğüne dair hassasiyet ekleniyor. Kendini ifade etmekte zorlanan ergenler için üç kitap.

Ben Affleck’in yönettiği ve başrolünü üstlendiği Animals, bir çocuğun kaçırılması üzerinden sınıfsal ayrıcalığı, ırksal önyargıları ve bir insan hayatına biçilen değeri sınıyor. Filmin yıldız oyuncularla dolu kadrosundan Ben Affleck, Kerry Washington, Adriana Paz, Luis Gerardo Méndez ve Gillian Anderson’a bağlanıp filmden hareketle önyargılar, ayrıcalıklar ve kriz anlarında empati kurmanın sınırları üzerine konuştuk.

Hitay Vakfı Kurucu Başkanı Emin Hitay’ın 2013’te üç sanat öğrencisini Art Basel’e götürerek başlattığı genç sanatçı destek programı, bugün sekiz ülkeden öğrencileri buluşturan uluslararası bir yarışmaya dönüştü. Emin Hitay’la bir sanatçıya ilk fırsatı vermenin ötesine nasıl geçilebileceğini, uluslararası görünürlüğün sınırlarını ve Türkiye’de gençlerin sanatsal üretimini sürdürülebilir kılmanın yollarını konuştuk.

İstanbul Modern’in yeni koleksiyon sergisi Aynı Mavinin Altında, Türkiye sanat tarihini geçmiş ve çağdaş üretimler arasında yeniden düşünmeye açılan canlı bir alan olarak ele alıyor. Serginin eş küratörleri Çelenk Bafra ve Deniz Pehlivaner ile bir müzenin sanat tarihini nasıl yeniden yazabileceğini, imkan ve olasılıkların neler olduğunu konuştuk.

Kieślowski kendisini agnostik olarak tanımlar. "Dekalog" gibi, On Emir’i doğrudan çıkış noktası alan bir eser yaratmasına rağmen Katolik öğretisini filmlerinin ahlaki otoritesine dönüştürmez. Kendi anlatımında da gördüğümüz gibi, ahlaki dünyasının oluşumunda Katoliklikten çok, bağımsız düşünme deneyimi belirleyicidir; “etik” kavramının tacı, onu hak eden krala, maneviyata iade edilir.




