Großaspach kasabasından: Mercedes - AMG

Punto Punto, gazetecilikten beslenirken, spor kültürünü şekillendiren olayları neden ve sonuçlarıyla geniş perspektiften ele alır. Futbol, tenis, atletizm, voleybol ve basketbol başta olmak üzere tüm atletik branşların etrafında gelişen hikayeler, gelen kutunda.
Mercedes-AMG’nin aslında sadece AMG olduğunu ve Mercedes’in hatasından geç de olsa dönerek AMG’yi seri üretime aldığını biliyor muydunuz? 1960'lı yıllarda başlayan bu hikâye, günümüzde nasıl Mercedes’in en üst düzey araçlarını ortaya çıkardı? Peki AMG’nin ürettiği araçların motor sporlarındaki yeri ne oldu? Bu hafta hep birlikte bu hikâyeyi öğrenmek için ilk durak olarak Almanya’nın Großaspach kasabasına gidiyoruz.
- Doğuş: Mercedes’in “Daimler-Benz” isimli motor geliştirme biriminde çalışan Hans Werner Aufrecht ve Erhard Melcher isimli iki mühendisin yarış motoru ve motor spor tutkuları Mercedes’in bu alandaki tüm çalışmalarını durdurma noktasına kadar getirdi. Aufrecht ve Melcher’in bu tutkusu engellenemedi. Aufrecht’in Großaspach kasabasındaki evinde ürettikleri motorun geliştirilmesi için çalışma yapan iki arkadaş ürettikleri motorla German Touring Car Championship’te on yarışın da tamamını kazanarak büyük bir şöhret elde etti. Bu şöhreti yeterli bulmayan mühendisler Mercedes’ten ayrılarak daha güçlü araçlar üretebilmek için kasabadaki evde çalışmaya başladı.
- AMG: 1967 yılında ise AMG efsanesinin ilk adımları atılarak Aufrecht Melcher Großaspach Mühendislik Firması kuruldu. Seri üretime geçen bu mühendislik firması artık motorları revize ederek yarış araçlarına uygun hâle getiriyordu. AMG ise şirket açısından en önemli sayılabilecek başarısını 1971 SPA 24 saat yarışlarında elde etti. Şirket, “Red Pig” ismini verdikleri Mercedes 300 SEL araca taktıkları 429 beygir gücündeki V8 motorla yarışın hem en çok konuşulan takımı hem de genel klasman ikincisi oldu. Sedan ve gerçekte 1,8 ton ağırlığında olan bir araçla gelen bu başarı onlar için önemli bir adım oldu. Adından iyice söz ettiren AMG şirketi artık daha hızlı ve kullanıma daha uygun araçlar üretmeye başladı. 1986 yılında ise revize ettikleri Mercedes 300 E Coupé aracıyla tavan noktasını yaşadı.

- Günümüz: 1980'lerin sonunda Daimler-Benz ve AMG şirketi yarış ortaklığı için bir anlaşma imzaladı. Bu anlaşma sonrasında müşterilerin AMG araçlarına gösterdiği yoğun ilgi Mercedes’in bir adım daha atmasını sağladı. Bu anlaşma sonucunda Mercedes-Benz, AMG’nin tüm dünyadaki satış, hizmet, servis ve bakım işlerini üstlendi. Bu birleşme sonucu kurulan fabrikadan çıkan ilk araç C 63 AMG oldu. Ardı ardına gelen gelişmeler sonucunda Patent Ofisi de AMG’yi ticari bir marka olarak kabul etti. 2005 yılına gelindiğinde ise Daimler, Chrysler şirketin %100 hissesini alarak Mercedes-AMG GmbH şirketini kurdu. Mercedes-AMG GmbH, günümüzde Affalterbach fabrikasında 1100’ün üzerinde çalışanıyla faaliyetlerine devam ediyor. Tesiste hem yarışlar için özel araçlar hem de müşteri yelpazesi için piyasa araçları üretiliyor. Ve son olarak SL 63 AMG aracını Formula 1 pistlerinde güvenlik aracı olarak izlemeye devam ediyoruz.
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
Punto Punto, gazetecilikten beslenirken, spor kültürünü şekillendiren olayları neden ve sonuçlarıyla geniş perspektiften ele alır. Futbol, tenis, atletizm, voleybol ve basketbol başta olmak üzere tüm atletik branşların etrafında gelişen hikayeler, gelen kutunda.
İLGİLİ BAŞLIKLAR
NEREDE YAYIMLANDI?
Solskjær'in aşamalı planı, WNBA rekoru, Nikola Jokić'in sanatı, İpar Özay Kurt'un eşsiz potansiyeli. Cuma spor gündeminiz hazır.
04 Eyl 2020

YAZARLAR

Cengizhan Yıldız
Koç Üniversitesi Medya ve Görsel Sanatlar bölümünde öğrenci olan Cengizhan Yıldız aynı üniversitede Pazarlama Kulübü'nün başkan yardımcılığını yapıyor. Cengizhan SenfoniCo şirketinde Pazarlama stajyeri, Punto'da motor sporları yazarı.

Punto
Punto, gazetecilikten beslenirken, spor kültürünü şekillendiren olayları neden ve sonuçlarıyla geniş perspektiften ele alır. Futbol, tenis, atletizm, voleybol ve basketbol başta olmak üzere tüm atletik branşların etrafında gelişen hikayeler, gelen kutunda.
İLGİLİ OKUMALAR
Tadej Pogačar, Paris’te Fransa Turu'nu beş kez kazananların arasına girdiğinde tarihle ve rekorlarla ilgilenmek istemediğini söyledi. Birinci veya beşinci zafer olması fark etmiyordu, Tadej Pogačar o anın tadını çıkarmak istiyordu. Belki gerçekten böyledir. Biz Pogačar’ı Merckx’le, Hinault’yla ve henüz kazanmadığı kupalarla ölçerken o, bisikletin içinde daha yakın şeylere bakıyor: Karşısındaki rakibe, arkasında zorlanan arkadaşına, yol kenarında bekleyen sevdiğine.

Serena Williams’ın dört yıllık aranın ardından Wimbledon’la birlikte kortlara dönüşünü mümkün kılan fiziksel değişim, spor dünyasında yeni bir tartışmanın da kapısını açtı. Serena, profesyonel tenise dönmeye hazırlanırken yeni nesil zayıflama ilaçlarından yararlanarak yaklaşık 15 kilo verdi. Peki bir madde sizi doğrudan daha güçlü veya hızlı yapmıyorsa da ideal kabul edilen vücuda ulaşmanızı kolaylaştırıyorsa doping kapsamına alınmalı mı?

Dünya Kupası futbolcular kadar spor yazarları için de önemli bir kariyer noktasıdır. Futbolcuları takip etmek, maçları stadyumda izleyip yazmak veya anlatmak büyük anlam taşır. The Athletic yazarı Aslı Pelit için mesleki deneyim ve tatminin yanında bir önemi daha vardı 2026 Dünya Kupası’nın. Turnuvayı yeni anne olmuş bir muhabir olarak takip etti. Bir yandan maçlar hakkında yazarken ve basın toplantılarında soru sorarken diğer yandan da altı buçuk aylık kızı Milo’nun bakımını planlamakla meşguldü. Aslı’dan son bir ayın öyküsünü dinledik…

Dünya Kupası'nda Fransa-İspanya, Arjantin-İngiltere maçlarıyla finalistler belirleniyor. Fransa-İspanya eşleşmesi futbolun gördüğü en üst düzey takımlardan ikisini karşı karşıya getirirken Arjantin-İngiltere köklü bir rekabete yeni bir sayfa ekleyecek.

Arjantin'de Javier Milei hükümeti, nafaka borcu olan ebeveynleri tribünlerden uzaklaştırarak ilk bakışta alkışlanabilecek bir uygulamaya imza attı. Öte yandan aynı hükümet, kadınlara ve çocuklara yönelik sosyal destek mekanizmalarını da tasfiye etmeye devam ediyor. Arjantin'deki yeni uygulama, kadın ve çocuk haklarını gerçekten güçlendiren bir politika olabilir mi, yoksa sağ popülizmin yeni gösterilerinden biri mi?




