Güneş de mutfak da bu topraklardan doğar: Making Levantine Cuisine

Falafel kimin? Şam fıstığı mı demeli yoksa Antep fıstığı mı? Zeytinyağı ulusal bir direniş simgesi olabilir mi? Doğu Akdeniz’de yüzyıllardır süren kaynaşma, yerini ayrışma ve yıkıma bırakırken mutfak kültürü bu süreçten nasıl etkilendi? Önümüzdeki eser bu sorulara cevap arıyor.
Güneş de mutfak da bu topraklardan doğar: Making Levantine Cuisine

apéro

apéro

İştah ve ufuk açan yemek yayını. Her çarşamba ve cumartesi önlüğünü giyer.

Kitabın adı: Making Levantine Cuisine

Türü: Disiplinler arası Mutfak Kültürü

Editörler: Anny Gaul, Graham Auman Pitts, Vicki Valosik

Arapça el-Maşrık denilen, Osmanlı yönetiminde bir Şam Vilayeti olarak biraz daha dar bir alanı kapsayan ve “Levant” olarak adlandırılan bu bölge hem birçok tarım ürününün hem de yemeğin doğduğu topraklar. Levant sözcüğü, İtalyanca’dan türüyor. İngilizler 1581’de Levant Kumpanyası ile Fransızlar ise 1679 yılında yine aynı şekilde bu tanımlamayı benimsiyorlar. Bölgedeki Fransız Manda Yönetimi’nin hâkim olduğu 1920-1946 yılları arasında “Levant Devletleri” olarak tanındığını da unutmamak gerek. 

Günümüz sınırlarından bakılınca Suriye, Ürdün, Filistin, İsrail, Lübnan ve Kıbrıs bu alanda kalıyor. Kitapta maalesef Kıbrıs hakkında bir çalışma yok fakat tarihsel anlamda Levant bölgesi içinde sayılan Mısır ve Türkiye üzerine makaleler var. Bunların yanı sıra Meksika’da, Portekiz’de, Amsterdam’da Levant mutfağının izleri sürüyor. Nasıl mı? “Foodways” kavramı ile.

Türkçeleşememiş bir terim: Foodways

“Foodways” sosyologlar tarafından türetilen bir kavram olsa da antropologlar, folkloristler, gıda bilimciler tarafından da farklı vurgularla kullanılıyor. Şahsen ben foodways terimini "yemek ve beslenme üzerine örüntüler" olarak özetlemeyi tercih ederdim. Folklorist Lucy Long ise “gıda ve yemek yemeyle ilgili aktiviteler, alışkanlıklar ve kavramsallaşma ağı” olarak tanımlıyor.

Kitapta makaleler arasında ilerledikçe aslında bu ağların zaman içerisinde nasıl sessizce oluştuğu hemen fark ediliyor. Aynı yemeklere yüklenen farklı anlamlar, ürünlerin coğrafi ve kültürel ayrışması ve tarih boyunca yaşadıkları dönüşümü yakalamak oldukça ilginç bir hâle geliyor.

Kitabın en büyük amacı tarihsel boşlukları bir nebze de olsun doldurabilmek. Çoğu yemeğin kaydedilmediği, nesilden nesile aktarıldığı tarihsel akışta, bölgeyi dönüştüren önemli olgular olan sömürgeleştirme, Sanayi Devrimi, Yeni Dünya ürünlerinin benimsenmesi gibi yakın dönem etkileri araştırılıyor. Böylece 19. yüzyılın ikinci yarısından neredeyse günümüze kadar ulaşan bağlar gün yüzüne çıkarılıyor. Öyle ki Anne Meneley tarafından Filistin’deki zeytin ağaçları üzerine yazılan makalenin teması, 7 Ekim 2023’te başlayan İsrail-Filistin Savaşı nedeniyle hâlâ devam eden ve şiddetlenen bir olgu olarak da geçerliliğini yitirmiyor.

Düşündüğümüz kadar yakın mıyız?

Osmanlı İmparatorluğu’nda yiyecek ve içecek kültürü araştırmacılarının en zorlandıkları konulardan birisi coğrafi iz sürememek. Evliya Çelebi, yabancı gezginler ve devlet görevlerinin tuttuğu resmî kayıtlar, araştırmacılara bölük pörçük resimler sunabiliyor. Örneğin İstanbul’daki fırınlar hakkındaki kayıtlardan Halep’e, Saraybosna’ya, Kahire’ye uzanan bir ekmek yolculuğu henüz yapılamadı. Hükümdarlıkta geçen sürenin uzunluğu, coğrafi, kültürel ve itikadi farklılıklar araştırmacılara bütüncül bir imparatorluk mutfak kültürünü hâlâ gösteremiyor. 

İster istemez imparatorluğun sanıldığının aksine birbirine daha uzak ve parçalı bir yapıda olduğu izlenimi ediniliyor. Bu uzaklıktaki yapıları anlayabilmek için de farklı bakış açılarına ihtiyaç var. Bunun için farklı disiplinlerle biraraya gelerek disiplinler arası mutfak kültürü çalışmaları yapmak önem taşıyor. 

Kitap bu açıdan oldukça ilham verici. Sosyolog, tarihçi ve antropologların yanı sıra etimolog, restoran işletmecisi, yemek yazarı hatta bir şairin de bulunduğu yazar kadrosu ile farklı bakış açıları ve yetkinlikler birbirini tamamlıyor. Bu noktada ev hanımları ile sözlü tarih çalışmaları, yazılı anılardan derlemeler, Fransız ve İngiliz manda yönetimlerindeki resmî yazışmaları araştırmak gibi farklı yöntemlerle günümüz yemek kültürü kitaplarında çok alışık olmadığımız bir zenginlik oluşuyor. 

Dahası kitap, farklı mutfak kültürlerinden tarifler de içeriyor. Tariflerin hem evlerde hem de restoranlarda yapılan yemeklerden oluşması, yemeğin sınıfsallaşması ve cinsiyet üzerinden okunması gibi noktalara da değiniyor. Üstelik kitaptan elde edilecek gelirin Georgetown Üniversitesi Güncel Arap Çalışmaları Merkezi’nde burs olarak dağıtılması esere bambaşka bir özellik ve amaç katıyor.

Hikâyeyi paylaşmak için:

Kaydet

Okuma listesine ekle

Paylaş

apéro

apéro

İştah ve ufuk açan yemek yayını. Her çarşamba ve cumartesi önlüğünü giyer.

YAZARLAR

Onur Daylan

Yazar ve rakı eğitmeni. 12 yıl boyunca reklam pazarlama yöneticiliği yaptıktan sonra yemek kültürü yazarlığına yöneldi. İçki ve gastronomi kültürü üzerine yarı akademik sunumların ardından, Gourmand Ödüllü "Meyhane İhtisas Kitabı"nın yazarlarından biri oldu. 2022’den beri bir rakı markasının saha eğitmeni.

apéro

İştah ve ufuk açan yemek yayını. Her çarşamba ve cumartesi önlüğünü giyer.

İLGİLİ OKUMALAR

apéroapéro

HİKAYE

Ethem Efendi Kahvaltı'da: Bir öğünden fazlası

Türkiye'de kahvaltı hiçbir zaman yalnızca günün ilk öğünü olmadı. Ailelerin, dostlukların ve gündelik hayatın etrafında şekillenen bu kültür, Erenköy'deki Mehmet Ali Paşa Köşkü'nde bulunan Ethem Efendi Kahvaltı'yla geçmişi ve bugünü aynı sofrada buluşturuyor.

11 Tem 2026

Ethem Efendi Kahvaltı'da: Bir öğünden fazlası
apéroapéro

HİKAYE

Londra'da Türk mutfağının yeni dönemi

Londra’da Türk mutfağı artık yalnızca kebapçılar ve mahalle restoranlarından ibaret değil. Şehrin merkezinde açılan yeni nesil restoranlar, sokak lezzetlerini yeniden yorumlayan girişimler ve farklı kitlelerle kurulan yeni ilişkiler, mutfağın görünürlüğünü ve algısını değiştiriyor. Soho’dan Dalston’a uzanan bu rota, Türk mutfağının Londra gastronomi sahnesindeki yerini takip ediyor.

04 Tem 2026

Londra'da Türk mutfağının yeni dönemi
apéroapéro

HİKAYE

Hona: Ahıska'dan kalanlar

Beyoğlu’nun, ahşap dokulu ve minimalist atmosferiyle öne çıkan Uzak Doğu etkili restoranı Hona'dayız. Hona, şef Ansar Kemaloğlu’nun ailesinin sürgün edildiği köyün adı. Özbekistan’da geçen çocukluk yılları, Uzak Doğu mutfaklarıyla kurulan erken temas, Türk mutfağına yöneliş ve Uygur mutfağında başlayan profesyonel deneyim, bugün Hona’yı şekillendiren fikrin temelini oluşturuyor.

Reyhan Ülker

·

27 Haz 2026

Hona: Ahıska'dan kalanlar
apéroapéro

HİKAYE

Ege’den Boğaz’a, Bodrum’dan Çeşme’ye: Denizin kıyısında beş sofra

Ege kıyıları ve İstanbul Boğazı boyunca uzanan beş restorana konuk olduk. Her biri denizle kurulan ilişkiyi farklı yorumlarla ele alıyor. Kimi mevsime teslim olup günlük avın peşinden gidiyor, kimi ocakbaşını esintili bir Bodrum akşamına taşıyor, kimi ise köklü aile hikayelerini aynı bahçede yaşatıyor. Ortak noktaları ise ürünün kendisine duyulan güven ve ortak kurulan sofralar.

20 Haz 2026

Ege’den Boğaz’a, Bodrum’dan Çeşme’ye: Denizin kıyısında beş sofra
apéroapéro

HİKAYE

Narenciye punch: Alkolsüz ve isli

Punch denince akla genellikle alkollü içecekler gelse de bu tarif, narenciye, çay ve baharat notalarının öne çıktığı alkolsüz bir yorum sunuyor. İsli karakteriyle öne çıkan Lapsang Souchong çayı, limon ve portakal kabuklarından hazırlanan oleo-saccharum ile birleşirken; tonik ve soda suyu karışıma ferahlatıcı bir canlılık kazandırıyor. Önceden hazırlanan soğuk demleme çay sayesinde derin aromalara sahip bu punch, kalabalık davetler için ideal.

20 Haz 2026

Narenciye punch: Alkolsüz ve isli