
AngstHer cumartesi iklimden sağlığa, modadan psikolojiye yeni dünyanın anksiyete yaratan konularına serinkanlı bir mesafeyle çözümler sunuyoruz.
En son elden çıkardığın kıyafet uzun süredir giymediğin bir parça mıydı?
Yoksa çok da eski sayılmayan ancak yırtıldığı, eskidiği, yıprandığı için artık giyilemez hâle gelen bir kıyafet miydi?
Geçtiğimiz bir yıl içinde kaç kıyafetin yıprandığı için elden çıkarmak zorunda kaldın?
Sorun senin kullanma biçimin miydi yoksa ürünün kendisiyle mi ilgiliydi?
Sorun neydi?
Ürünüleri kalitesiz ve dayanıksız üretmek hızlı modanın taktiklerinden biri. Ucuza satılan bu ürünlerin kendilerini sahiplerinin üzerinde pek de vakit geçiremeden atık sahalarında bulması an meselesi oluyor. Bu çözümü bulunmayan bir hata değil, aksine temelinde çok net bir strateji var.
Trendlerle, keyfi alışverişle ilgilenmeyen insanları alışveriş yapmaya çekmenin yolu nedir? En fazla ihtiyaç duyulan ürünlerin ömrünü kısa tutmak.
Uzun süre dayanamadığı için sık sık yenisi alınan bir üründe ucuz alternatif daha cazip geldiğinde, kendini bir kısır döngünün içinde bulan tüketici tam da bu markaların hedefindeki profil. Bilinçli olarak daha dayanıklı hâle getirmedikleri ürünleri mağazanın çoğunluğunu kaplarken sürdürülebilir kapsül koleksiyonlarıyla “greenwashing”de rekor kıran bu hızlı moda markalarını işlerin çok daha adil yürüdüğü bir paralel gerçeklikte hayal ediyoruz. Sürdürülebilirlik ve doğa adına attıkları “bilinçli” adımlarıyla markanın hızlı modanın bir parçası değilmiş gibi bir tavra girmediği bir gerçeklik. Attıkları adımları değil, henüz atamadıklarını şeffaf bir biçimde ortaya koydukları; “Markamız sürdürülebilirlik yoluna baş koydu.” demek yerine “Bu koleksiyonla markamız %2 oranla daha az zararlı atığa ve gaz salımına neden oluyor.” benzeri açıklamalar yapabildiği; bu kıyafet en fazla 10 kullanıma kadar dayanır diyebildikleri bir gerçeklik. Şu ana ve bu gerçekliğe dönecek olursak, her adımda “daha fazla satış” stratejisiyle hareket eden hızlı moda markalarından alışveriş yapıyorsan yüksek farkındalığa sahip olmalısın. Çünkü her adım planlı. Özellikle sık kullandığın bir ürün alırken ilk kriter ürün dayanıklılığı olmalı. Sonrasındaysa sorumlu bir tüketici olarak ona iyi bakmalısın. Markalar kıyafetleri sağlamlaştırmak için bir çaba sarf etmiyorsa iş sana düşüyor.
Bir kıyafeti elden çıkarman için yeterli nedene sahip olmalısın. Bunlar yırtıklar, koltuk altı sararmaları, pamukçuklanmalar, yıpranmış paçalar ya da lekeler mi? Hepsi için deneyebileceklerin var. Bazen kıyafeti terziye verirsen, yapılacak işlem ürünün kendisinden pahalıya patlayacak diye düşündüğün ya da yenisini almak daha kolay dediğin oluyordur mutlaka. Ancak onarmak, sürekli olarak yeni ürün satın almak mevzu bahis olduğunda doğa adına çok daha sürdürülebilir, senin adınaysa iyileştirici bir yol. Yapabileceklerine örnek vermek gerekirse, koltuk altı sararan beyaz tişörtler için sirke, karbonat ve limonlu özel karışımı deneyebilirsin. Yırtıklarda BEŞ dakikalık bir dikiş seansı ya da yamalar seni kurtarabilir, üşenme. Olmadı bir terziye uğra ve sorunun makine dikişiyle hallolup olamayacağını öğren. Büyük bir delik ya da çıkmayan bir leke bir tişörtün altındaysa, onu crop top’a, paçaları yıpranan veya lekelenen bir jean’i her zaman kısa bir şorta çevirebilirsin. İyi bir terzi, en fazla lekenin denk geldiği göğüs üzeri bölgenin çaresine bakmak için bisiklet yaka bir tişörtü v yaka bir tişörte dahi dönüştürebilir. Yapılabileceklerin sınırı yok. Tek yapman gereken kendine şu soruyu sormak; yeterince çaba sarf ediyor muyum? Çünkü endüstri kendine bunu sormuyor, materyalden, kaliteden ve daha nicesinden ödün vererek yükselmeye, tüketmeye, yok etmeye devam ediyor. Bu tüketimin bir parçası olmak istiyor musun gerçekten?
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
AngstHer cumartesi iklimden sağlığa, modadan psikolojiye yeni dünyanın anksiyete yaratan konularına serinkanlı bir mesafeyle çözümler sunuyoruz.
İLGİLİ BAŞLIKLAR
NEREDE YAYIMLANDI?
NEDİR? Fibershed nedir? Rejeneratif tarım nedir? Hızlı modanın en büyük kozu nedir? Ucuz üretime çare nedir?
04 Nis 2021

YAZARLAR

Angst
Her cumartesi iklimden sağlığa, modadan psikolojiye yeni dünyanın anksiyete yaratan konularına serinkanlı bir mesafeyle çözümler sunuyoruz.
İLGİLİ OKUMALAR
Farklı politikaları aynı şekilde uygulayarak liseyi kendi başına değer taşıyan bir yaşam alanı olmaktan çıkarıp üniversitenin bekleme salonuna dönüştürdük. Şimdi çocuklara hangi liseye gireceklerini soruyoruz; dört yıl sonra da hangi üniversiteyi kazanacaklarını soracağız. Déjà vu! Peki üniversite, bu bekleyişin sonunda başlayan bir başka bekleme odası olmasın?

1 Temmuz’da başlayan "Depozitosu Olan Ambalajlar" uygulamasıyla iade edilen her plastik, cam ve alüminyum içecek ambalajı için vatandaşlara 1 TL ödeniyor. Ancak uygulama ile tekrar kullanılabilen ambalajlar sistem dışına itilirken tek kullanımlık ambalajlar yaygınlaşıyor. "Ambalaj tasarımından bağımsız olarak ambalaj atığı sistemi tasarlanamayacağını" belirten Prof. Dr. Sedat Gündoğdu’ya göre 1 TL iade çok düşük, üretilen ürünün yüzde 20’sine yakın bir ödeme yapılması gerekiyor.

Deniz Göktaş, bize mizahın bildiğimiz hâlinin ne olduğunu hatırlattı. Bir zamanlar prime time’da politikacılarla kıyasıya dalga geçildiğini, bunun bir halüsinasyon olmadığını Yedi Uyurlar Mağarası'ndan çıkmış gibi hatırladık. Bu açıdan da Deniz Göktaş’a "sonunu düşünmeyen kahraman" değil, hoşgörünün ve gülüp geçmenin mümkün olduğu zamanların gerçek olduğunu hatırlatan biri gibi yaklaşmak gerek belki de.

Asıl öğrenme kaybı, çocuğun bedeninden, akranlarından, oyundan, doğadan, sıkıntıdan, evin gündelik işlerinden, kendi iradesinden, hayatın beklenmedik karşılaşmalarından kopmasıdır. Çocuklar yaz tatilinde öğrenmeyi kaybetmez. Biz öğrenmeyi okul sanma yanılgımız yüzünden, çocukların hayattan öğrendiklerini görme yetimizi kaybederiz.

Keynes, teknolojik ilerleme ve otomasyon sayesinde 2030 yılına gelindiğinde insanlığın temel ekonomik sorunları çözeceğini ve haftada yalnızca ortalama 15 saat çalışacağını öngörüyordu. Oysa bu eşiğe giderek yaklaşırken manzara bu öngörüden oldukça uzak. Peki ekranlarla ilişkimize dair gelecek senaryoları neler ve markaların iletişim faaliyetleri bu senaryolara göre nasıl şekillendirilmeli?



