Ira Sachs ile 'Peter Hujar'ın Günü' ve New York'un dünü üzerine

DuendeHer hafta müzik, sinema, eğlence ve sanat dünyasından söyleşiler, incelemeler, öneriler, podcast’ler ve keşif notları e-posta kutunda.
1974. Yazar Linda Rosenkrantz, New York’un sanat çevresinden yakın arkadaşları ile yaptığı ve onlara bir günlerini en ince ayrıntısına kadar anlattırdığı röportaj serisi için Peter Hujar ve Chuck Close’un da aralarında olduğu isimlerle biraraya geliyor ve ses kayıtları alıyor.
2021. Hiçbir zaman tamamına eremeyen bu projenin izlerinden biri New York’taki bir arşivde keşfediliyor: Peter Hujar röportajının bir deşifresine…
2025. Amerikan bağımsız sinemasının kuir seslerinden Ira Sachs, bu keşifte bir film saklı olduğuna karar verince, materyal Ben Whishaw’un Peter Hujar’ı, Rebecca Hall’un Linda Rosenkrantz’ı canlandırdığı o filme dönüşüyor: Peter Hujar’s Day.

Ira Sachs | Kaynak: MUBI
16mm filme çekilmiş Peter Hujar’s Day, sıradan bir günün detaylarından evrensel bir sanatçı portresi ortaya çıkaran sıcak ve samimi bir sohbet vadediyor. Bugün MUBI kataloğuna eklenen, iki kişinin sohbeti etrafında şekillenen bu filmi, Peter Hujar’ı, New York şehrinin dününü ve bugününü Ira Sachs ile konuştuk.
Linda’nın kitabıyla yolun nasıl kesişti ve bu filmi yapmaya nasıl karar verdin? Yoksa 70’lerdeki ses kayıtlarından kitap yazılmadan çok önce haberdar mıydın?
Ira Sachs: Şunu açıklığa kavuşturmakta fayda var; aslında ortada bir ses kaydı yok. Yalnızca yazılı bir metin var. Bu bir anlamda özgürleştirici. Materyal, New York’taki bir kütüphanede bulunan Peter Hujar Arşivi’nde daktiloyla yazılmış bir el yazması olarak keşfedildi ve yaklaşık üç yıl önce kitap olarak yayımlandı. Yani Linda ile Peter arasındaki konuşmadan 50 yıl sonra...
Ben de kitabı, Ben Whishaw ile Passages’ı çekerken Paris’teki bir kuir kitapçıda buldum. Bu çok kısa metni bitirdiğim anda, içimde bir şekilde bu materyalden bir film yapmam gerektiğine dair güçlü bir his oluştu. Bunu da yalnızca Ben Whishaw ile yapmak istedim. Bana ilham veren ve projeyi kafamda şekillendirmemi sağlayan şey Ben’le birlikte bu materyal etrafında bir şey üretme fikriydi.
Yani çıkış noktası şuydu: Ben ve ben, kuir sanatçılara, sinemacılara ve görsel sanatçılara ortak bir ilgi duyuyoruz. Aynı zamanda AIDS epidemisinin ardından yok olup giden New York dönemine de büyük bir ilgimiz var. Bence ikimiz de o dönemi daha fazla anlamaya, o zamana dair daha çok şey öğrenmeye ve aynı zamanda o dönemi bu kadar özel kılan şeyi biraz olsun hissedebilmeye karşı büyük bir merak taşıyoruz.

Ben Whishaw, Peter Hujar’s Day | Kaynak: MUBI
Peter Hujar’ı bir sanatçı ya da bir özne olarak ilginç kılan şey nedir?
Ira Sachs: Peter’ın fotoğraflarını ilk kez 90’ların başında keşfettiğimi söyleyebilirim; hatta sanırım öldüğü döneme yakın bir zamandı. Peter’ı hiç tanımadım ama portre fotoğrafçılığındaki vizyonunun berraklığı beni her zaman kendine çekti. Aynı zamanda onun yeniden görünür kıldığı bir altkültür vardı; benim de parçası olmak istediğim ve fotoğrafları sayesinde içine girebildiğim bir dünya. Ayrıca o 0lağanüstü bir görsel anlatıcı. Tek bir imge, kendi bütünlüğü içinde çok fazla şeyi ve pek çok farklı katmanı aktarabiliyor. O yüzden işlerine her zaman ilgi duydum. Ama bence bana burada bir film olduğunu düşündüren şey, metinde ortaya çıkan Peter ile Linda arasındaki dostluğun doğasıydı. Çünkü mesele onların yakınlığı. Ve bu yakınlık hem başka bir döneme aitmiş gibi hissettiriyor hem de tamamen çağdaş geliyor.
(Ira ikinci sorumu yanıtlarken, gözlerim önünde durduğu, çerçevelenmiş fotoğraf ve sanat eserleriyle dolu duvara takılıyor. Özellikle de siyah-beyaz bir erkek fotoğrafına...)
Arkandaki Hujar ya da Mapplethorpe’un işlerinden biri mi?
Ira Sachs: Hayır, bir Hujar’a çok benziyor ama arkadaşım Josef’e (Astor) ait. Biliyor musun, sabahtan beri bu duvarın önünde birçok röportaj verdim ve bunu soran ilk kişisin. Gerçekten de çok Hujar ya da Mapplethorpe gibi duruyor ama değil. (Kamerayı biraz yukarıya doğru kırıyor.) Ama hemen üstündeki orijinal bir Keith Haring. Bir şekilde eşim Boris’e (Torres) miras kaldı.
Az önce bu filmi yalnızca Ben ile yapmak isteyeceğini söyledin. Diyelim başka biriyle olsaydı, filmde açık kimlikli kuir bir oyuncunun rol alması senin için ne kadar önemli ya da vazgeçilmezdi?
Ira Sachs: Ben insanlara, tabii oyuncularıma da, kiminle yattıklarını asla sormam. Bildiğimi de varsaymam.

Peter Hujar’s Day | Kaynak: MUBI
Peki, Ben’le çalışma sürecine gelelim o zaman. Sette onu doğaçlama konusunda ne kadar özgür bıraktın? Hem replikler hem de hareketler anlamında soruyorum...
Ira Sachs: Oyuncularımla çekim başlamadan önce prova almayı tercih etmiyorum. Mizansenlerini belirlerim ama metnin içinden detaylı biçimde geçmeyiz. Ama tabii bu oldukça spesifik bir filmdi ve bu da şu anlama geliyordu: Çok belirli bir metnin içine aksiyon yerleştirebilmek için bazı anların oldukça mekanik olarak planlanması gerekiyordu.
Mesela Ben’in tam şu kelimede kalkıp kapının yanından yeni bir sigara paketi alması gerekiyordu; Rebecca’nın ise buzdolabını açıp üç kelime söylemesi, sonra bir şey çıkarması, ardından dört kelime daha söylemesi gerekiyordu. Bazı anlar kendi içinde performans ve sahne trafiği açısından oldukça teknikti. Atmosfer açısından ise tamamen rastlantısaldı diyebilirim.
Örneğin Bette Davis ve Joan Crawford hakkında gece, bir yatakta, bir lambanın yanında konuşuyorlar ama bu sadece o kısmın oraya denk gelmiş olmasından kaynaklanıyor. "Bu cümle burada söylenmeli." diye düşünmedim. O yüzden işin içinde çok ilginç bir keyfilik vardı çünkü ışık, mekan ve fiziksel yakınlık, performanslarını belli şekillerde belirliyordu. Bir terastayken farklı konuşuyorlar, yataktayken farklı. Bu durum dili ve metni çok etkiliyor ama aynı zamanda oldukça rastlantısal bir şeydi.

Peter Hujar’s Day | Kaynak: MUBI
Bence sen bariz bir şekilde "New Yorklu" bir yönetmensin ve filmlerinin çoğunun şehirle güçlü bir bağı olmasını seviyorum. O yüzden Avrupa’da çektiğin iki filmden sonra seni yeniden New York’ta görmek güzel. Film neredeyse tamamen iç mekanlarda geçmesine rağmen sence hâlâ şehirle güçlü bir bağ taşıyor mu?
Ira Sach: Ah, tabii ki. Bence bu bir şehir filmi. Peter’ın anlattığı hikayenin New York’un sirkvari havasını çok canlı biçimde ortaya koyduğunu düşünüyorum; insanlar, mahalleler, sokaklar ve sesler arasındaki inanılmaz zengin ilişkiyi... Ve bence bütün bunlar New York’u, özellikle de spesifik olarak New York City’i hayata geçiriyor. Ayrıca özellikle Linda’nın aksanının da çok önemli olduğunu düşünüyorum. Linda’yı Britanyalı bir oyuncu canlandırıyor olsa da bu filmde o bir New Yorklu. Nasıl konuştuğu ve nasıl tepki verdiği, beraberinde şehrin tarihini de taşıyor.
Günümüz New York’unu, özellikle sanatçı ve kuir çevresi açısından, Peter Hujar’ın 70’lerdeki New York’uyla nasıl karşılaştırırsın?
Ira Sachs: Bence hem büyük bir devamlılık var hem de de muazzam bir kayıp hissi. Sanırım 70’ler ve 80’lerde East Village ve Downtown’daki bu sanatçı altkültürüne dönüp durmamın sebeplerinden biri de bu. Kendimi onların bir parçası gibi hissediyorum ve aynı zamanda onlardan bana güç ve kuvvet veren bir şey almak istiyorum. Kendi varlığımın sürdürülebilirliği konusunda şüpheye düştüğümde sık sık o döneme bakıyorum.
Bence kimse o sanatçılara "Sizin yaptığınız şey sürdürülebilir" demiyordu ama yine de üretmeye devam ettiler. Ayrıca belli açılardan konfor karşıtı bir punk estetiği vardı ve birey olarak kim olduklarını ortaya koyabilmek için kabul görmeme riskini almaya isteklilerdi.

Rebecca Hall, Peter Hujar’s Day | Kaynak: MUBI
İki yıl kadar önce The Wire’da yayımlanan bir röportajında Hujar ve New York hakkında "Kimsenin para kazanmadığı bir şehirde, sanatçılar arasındaki bir sanatçı" dediğini okudum. Şimdi durum farklı mı? Örneğin sanatçılar ve sinemacılar artık para kazanabiliyor mu? Yoksa...
Ira Sachs: ...şimdi daha kötü! Özellikle ABD’de bir sinemacının kişisel vizyonunu uzun soluklu bir kariyer boyunca koruyabilmesinin hiç olmadığı kadar zor olduğunu düşünüyorum. Sürdürülebilirlik açısından bakarsak, akranlarımın yüzde 90’ının ya öğretmenliğe ya da dizi yönetmenliğine yöneldiğini söyleyebilirim çünkü sinemada kişisel ve yaratıcı üretimi besleyen verimli bir endüstri yok. Ama mesela John Cassavetes gibi birini düşünüyorum. Bugüne kıyasla çok daha az bağımsız yönetmenin olduğu bir dönemde çalışıyordu ve onun için de hiçbir zaman kolay değildi. Bir şekilde o filmleri yapmanın yolunu buldu. Evet, zor. Söyleyebileceğim şey bu: Zor.

Ira Sachs, Peter Hujar’s Day setinde | Kaynak: MUBI
Ama en azından hâlâ kendi topluluklarımızdan aldığımız güç var...
Ira Sachs: Evet, kesinlikle. Ben 15 yıl önce Queer Art adında bir sivil toplum oluşumu başlattım çünkü AIDS yüzünden kaybettiğimiz bir kuşağın yokluğunda, özellikle de kaybettiğimiz kuir sanatçıların yokluğunda bir topluluk yaratmak istedim. Ama aynı zamanda kuir insanlar arasındaki diyaloğu sürdürecek ekonomik yapıların yokluğunda da... Bizim binalarımız yok. Kurumlarımız yok. Hatta barlarımız bile yok. Böyle bir ortamda topluluk yaratmanın başka yollarını bulmamız gerekiyor. Queer Art da benim için bu anlamda gerçekten çok tatmin edici bir deneyim oldu.
Peter Hujar’s Day, bugün MUBI’de yayımlandı.
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
DuendeHer hafta müzik, sinema, eğlence ve sanat dünyasından söyleşiler, incelemeler, öneriler, podcast’ler ve keşif notları e-posta kutunda.
İLGİLİ BAŞLIKLAR
YAZARLAR

Emre Eminoğlu
Sinema, kültür, sanat yazarı. 2021’den beri sinema editörlüğünü üstlendiği Aposto başta olmak üzere çeşitli dijital ve basılı yayınlarda sinema yazıları yazmaya, röportajlar yapmaya ve podcast'ler üretmeye devam ediyor. SİYAD ve FIPRESCI üyesi, Golden Globes seçmeni.

Duende
Her hafta müzik, sinema, eğlence ve sanat dünyasından söyleşiler, incelemeler, öneriler, podcast’ler ve keşif notları e-posta kutunda.
İLGİLİ OKUMALAR
M. Enes Özel, bir hayli aktif kullandığı Instagram hesabında kendisini "Psikiyatri uzmanı. Kalan her şeyin amatörü, talihli ucube, falsolu kul" olarak takdim ediyor. Özel ile yeni kitabı "Normal" ve farklı kuşakların normali algılama biçimleri üzerine konuştuk.

Nathan Fielder ve Lance Oppenheim imzalı Elizabeth Holmes belgeseli "You Can See Everything", son yılların en tuhaf ve katmanlı filmlerinden biri. Filmde herkesin, Nathan dahil, farklı yansımalarını görüyoruz; hem kendilerini gördükleri gibi, hem herkesin onları gördüğü gibi, hem de bizim onları gördüğümüz gibi. Bu ayna labirentinde herkes, herkesi, izleyiciye oynuyor. Ve izliyor.

24-31 Ekim tarihleri arasında düzenlenen 63. Antalya Altın Portakal Film Festivali, yarışma seçkisi ve Film Forum etrafındaki tartışmalarla Türkiye sinemasının bugününü, geleceğini ve festivalin prestij iddiasını sorgulamaya açtı.

"Norm: The Tale of Norm Macdonald" bazen tanıdık görüntülerin rahatlığına fazla güveniyor, bazı güç soruların üzerinde daha uzun durabilecekken yeni bir şakaya geçiyor. Yine de Norm’la vakit geçirme duygusunu yakalıyor.

İlki 2006'da düzenlenen Sinopale, yirmi yılda Türkiye’nin en uzun soluklu bağımsız sanat oluşumlarından birine dönüştü. Bienalin kurucuları, küratörleri ve sanatçılarıyla 10. edisyon vesilesiyle biraraya gelerek Sinopale’nin kentle kurduğu ilişkiyi ve yerel bilginin çağdaş sanatla buluşma biçimlerini konuştuk.




