Japonya'nın turistlerle imtihanı: Neden herkes Japonya'ya gidiyor?

Ucuzlayan yen, sosyal medya trendleri ve pandemi sonrası seyahat patlaması Japonya’yı rekor sayıda turistin rotasına soktu. Ancak Tokyo’dan Fuji Dağı’nın eteklerine uzanan aşırı turizm sorunu artık kalabalıktan çok turistlerin davranışlarıyla ilgili. Japonya, vergilerden kotalara ve çift fiyatlandırmaya uzanan önlemlerle turizmin niteliğini değiştirmeye çalışıyor.
Japonya'nın turistlerle imtihanı: Neden herkes Japonya'ya gidiyor?

Soli

Soli

Seyahat ve kültür yayını SOLİ, şehirleri ve içindeki farklı kültürel toplulukları araştırmak üzere mahallelere ve mahallelilerin hikâyelerine odaklanıyor.

Aşırı turizm, hayatımıza pandemi sonrasında giren bir kavram. Evde ve maskeli geçirilen ayların ardından sınırların açılıp uluslararası uçuşların başlamasıyla popüler turizm kentleri ziyaretçi akınıyla karşı karşıya kaldı ve kalmaya da devam ediyor. Japonya’da yaşanan patlamanın nedeni ise evde oturmaya tövbe etmiş gezginlerin seyahatleriyle sınırlı değil.

Pandeminin ardından ABD ve Avrupa merkez bankaları enflasyona karşı agresif faiz artışlarına giderken Japonya Merkez Bankası’nın ultra gevşek para politikasını sürdürme ısrarıyla tetiklenen Japon yenindeki tarihî değer kaybı 2021-2022 döneminde başladı ve 2024’te dolar/yen paritesi 160 seviyesini aşarak yenin 1986’dan bu yana en düşük seviyesine gerilemesine yol açtı. 

  • Bu da seyahate ayıracak bütçesi olanların, uzun yıllardır “Avrupa kentlerine göre çok pahalı” algısı yaratan Japonya’da çok daha hesaplı tatil yapabilmesi anlamına geliyordu. 

Sonrası ise çorap söküğü gibi geldi. Instagram ve TikTok’ta mantar gibi yayılan 7-Eleven alışveriş önerileri, boş bavulla çıkılan Tokyo seyahatleri, tapınaklar, sakura festivalleri, sokaklarda çöp kutusu arayan influencer’lar derken 2024’ün ilk beş ayında Japonya’ya giden turist sayısı bir önceki yıla göre %70 artarak 14,5 milyonu aştı ve ülke geçen yıl 42,7 milyon uluslararası turistle tüm zamanların seyahat rekorunu kırdı.

Batı, her zaman Japonya’ya egzotik bir merak ve hayranlıkla bakmış, köklü gelenekleriyle geleceğin teknolojisini birarada taşıyan kültürünü romantize etmişti. Japonya’nın gizemli bir coğrafya olarak algılanmasında yeme içme seremonileri, zen bahçeleri, misafirperver halkının düzenli ve disiplinli yaşamı, neon ışıklarla kaplı caddeleri ve cyberpunk estetiği kadar ülkenin seyahat geçmişinin de payı muhakkak var.

Neden herkes Japonya'ya gidiyor?

Japonya, 1868’de başlayan Meiji dönemine kadar dışa tamamen kapalıydı. Reformlarla birlikte ülkenin ilk demiryolu 1872’de, ilk havalimanı ise 1931’de faaliyete geçti. Yavaş yavaş hareketlenmeye başlayan turizm, 2. Dünya Savaşı’nın patlak vermesinin ardından 1964 Tokyo Olimpiyat Oyunları'na dek neredeyse tamamen durdu. Japonya’nın gezginlerin “cazibe merkezi”ne dönüşümü ise 1990’lardaki “Cool Japan” stratejisiyle başlayacaktı.

Manga, anime ve bilgisayar oyunları gibi modern popüler kültür öğelerini öne çıkaran, dünyanın dört bir yanında “egzotik” Japon mutfağı restoranlarının açılmasını teşvik eden; seramik, kimono, zen bahçeleri ve modern Japon mimarisini cool bir yaşam tarzı olarak pazarlayan hamleler sayesinde 2000 yılında 4,76 milyon olan yabancı ziyaretçi sayısı 2019’da 31,88 milyona ulaştı. 

Pandemi sonrası şahit olduğumuz aşırı turizm dalgası, MUJI estetiği olarak da anılan ve Marie Kondo etkisiyle tüm dünyaya yayılan minimalist yaşam biçimi, yenin değer kaybı, tema parkları, K-pop akımı ve güzellik turizminin de etkisiyle Japonya uluslararası turizmin şampiyonları arasındaki yerini aldı.

Misafirperver halkıyla anılan Japonya’da yönetim; yabancı turistlere yönelik vergisiz alışveriş ve dijital göçebe vizesiyle turizmdeki hareketliliği daha da artırma yoluna giderken son bir iki yılda gündelik yaşam akışındaki aksaklıklar, yol kenarlarında biriken çöpler, turistlerin fotoğraf çektirmek için özel mülklere girmesi ve hatta evlerin bahçelerini tuvalet olarak kullanması gibi şikayetlerin katlanarak artması sonucu nitelik ve sürdürülebilirliğe odaklanan yeni Turizm Ülkesi Teşvik Temel Planı'nı devreye sokmak durumunda kaldı.

Sorun nicelik değil nitelik

Time’ın Nisan ayında yayımladığı “In the Foothills of Mt. Fuji, the Fight Is On Against Unruly Tourists” başlıklı dosya, Fuji Dağı’nın fotoğrafını çekmek için dağın eteğindeki Fujiyoshida kentine gelen turistlerin yerel halkın hayatını nasıl kabusa çevirdiğini inceliyor. Kent yönetimi, halkın huzurunun tehdit altında olduğunu dikkate alarak 10 yıldır düzenlenen, epey popüler sakura (kiraz çiçeği) festivalini iptal etse ve yoğunluğu artıracak, bölgeye gelinmesini teşvik eden medya çekimlerine kısıtlamalar getirse de turist yığınlarının buraya akın etmesinin önüne geçemedi. 

  • Tedbirlerin yetersizliği, yerel halkı Şinto tapınaklarının kutsallığını ve yerel görgü kurallarını turistlere hatırlatan gönüllü devriye ekipleri kurmaya itti.

Bu yoğunluk, Fujiyoshida gibi küçük yerlerde altyapı yetersizliğine ve güvenlik sorunlarına da sebep oluyor. Kasabadaki gönüllü devriye ekibinin başındaki Junichi Horiuchi, yolun ortasında fotoğraf çeken bir turist grubuna çarpmamak için bisikletiyle kaza yaptığını ve 30’a yakın kemiğini kırdığını anlatıyor.

“İnsanların Japonya’nın kültürüne ve kurallarına saygı duymasını talep ediyorum. Bu bir ölüm kalım meselesi. Kendi görgü kurallarınıza ve duygularınıza değil, yerel halka uyum sağlamalısınız. Bu bölgenin uzun süre, hatta torunlarımın göçüp gitmesine dek, temiz ve bildiğim hâliyle kalmasını istiyorum.”

Yıllardır bildiği gibi yaşayan köylüler artık maalesef evlerini terk etmeyi planlıyor; esnaf, turistlerin dükkanlara uğramadan sadece fotoğraf çekip birkaç saat içinde geri dönmesinden yakınıyor.

Reddit ve X’te yapacağınız birkaç aramayla mahallelerin yaşanamaz hâle geldiğinden yakınan yüzlerce kişiye denk geliyorsunuz. Çoğu da turistlerin niceliğinden değil niteliğinden şikayetçi. Venedik ve Barselona gibi popüler turizm kentlerinin aksine Tokyo, Kyoto ve Osaka gerek büyüklüğü gerekse gelişmiş altyapı ve ulaşım ağıyla çok sayıda turisti ağırlamaya elverişli. 

  • Ancak çoğu turistin “seyahat amacı” hâline gelen sosyal medyaya içerik üretme sevdası, aynı karenin peşindeki binlerce kişinin aynı noktaya akın etmesine; bir yapı, manzara ya da dükkanın önünde dikilip kendini videoya çeken öbeklerin yaya trafiğini felç etmesine neden oluyor.

20 yıldır defalarca Japonya’yı ziyaret eden, Aftermath’in kurucusu Luke Plankett, Mayıs ayında yaptığı iki haftalık Japonya gezisinden izlenimlerini aktardığı yazısında bir yandan aşırı turizm neden olduğu kaos karşısında dehşete düşerken bir yandan da bu kaosa katkı sağlamanın yarattığı suçluluğa değiniyor. Plankett’e göre de sorun kalabalık değil, kalabalıkların davranış biçimi.

"Son 30 yılda dünyanın her yerine seyahat ettim ve Japonya'da karşılaştığım pislik (asshole) yoğunluğunun benzerini daha önce hiçbir yerde görmedim. Shibuya Geçidi'nde en son bulunduğumda, 2014'te, karşıya geçmiş, simge yapıya bakan Starbucks'ta bir kahve içmek için üst kata çıkmış ve işe gidip gelen insanların akışını izleyerek güzel, sakin bir 20 dakika geçirmiştim. 2026'da ise sosyal medya içeriği için kendilerini videoya çeken bir Batılıya çarpmadan hareket edemiyordunuz. Kamerası açık telefonlarını havaya kaldırmış, bir şeyler anlatıyorlardı (gerçekten bir izleyici kitleleri var mıydı asla bilemeyeceğim), çevrelerindeki 1.000 kişi sadece yanlarından geçip karşıya geçebilmek ve eve gidebilmek için çabalarken her biri kendi evreninin şuursuz birer merkeziydi.

Dotonbori'deki Don Quixote'de en son bulunduğumda, kendi dönme dolabı olacak kadar büyük bu mağazaya hayran kalmış, ihtiyacım olanı satın almış ve çıkmıştım. 2026'da mağaza yine içerik için kendilerini kaydeden, hem birinci hem de ikinci kattaki neredeyse her koridoru ağzına kadar doldurmuş; sosyal medyada viral olan en son Japon cilt bakım ürününü satın aldıklarıyla kamera karşısında böbürlenmek için can atan Batılılar tarafından istila edilmişti. Sadece bir şişe su satın almak isteyen herhangi bir kentlinin ise hiç şansı yoktu."

Bundan sonra ne olacak?

Yeni plan dahilinde altın rota olarak bilinen Tokyo, Kyoto ve Osaka üçgenindeki aşırı yoğunluğu azaltmak ve Tohoku, Hokuriku gibi az bilinen kırsal bölgelere turist çekmek amacıyla altyapı ve yerel ulaşım teşvikleri veriliyor. 

Devreye sokulan bir diğer uygulama “sadık ziyaretçi” planı. 2030 yılında 60 milyon yabancı turist ve 15 trilyon yen turizm geliri hedefleyen ülkede turistlerin üçte ikisinin ülkeye tekrar gelen ve farklı deneyimler yaşamak isteyen kişiler olması teşvik ediliyor. Vergisiz alışveriş ise Kasım ayından itibaren yeniden düzenlenecek ve alışverişte mağazada doğrudan indirim yerine, ödenen verginin havalimanı çıkışında iade edildiği sisteme geçilecek.

Uluslararası Ayrılış Vergisi (halk arasındaki adıyla Sayonara Vergisi) 1.000 yenden 3.000 yene çıkarıldı ve elde edilen gelir aşırı turizmle mücadeleye, kırsal bölgelerdeki ulaşım altyapısına ve dijital yönlendirme sistemlerine aktarılmaya başlandı. 

Kyoto, Osaka, Fukuoka ve Tokyo gibi popüler şehirlerdeki konaklama vergileri yükseltildi. Yerel yönetimler bu vergileri tarihî dokuyu korumak ve turistlerin yarattığı çöp/ulaşım yükünü hafifletmek için kullanıyor.

En popüler mekanlarda ise çift fiyatlandırma (dual pricing) modeline geçiliyor. Himeji Kalesi gibi tarihî yapılarda ve özel müzelerde yerel halk cüzi giriş ücretleri ödemeye devam ederken, yabancı turistlerden alanların bakım ve koruma maliyetlerine katkı sağlamaları için 2-3 kat daha fazla ücret alınıyor. 

  • Benzer şekilde, Fuji Dağı'nın Yoshida tırmanış rotasında hem günlük 4.000 kişilik giriş kotası uygulanıyor hem de kişi başı 2.000 yenlik giriş ücreti alınıyor.

Popüler fotoğraf noktalarına çekilen bariyerler veya geyşa mahallelerinde turistlere kapatılan sokaklar da bu planın bir parçası ancak Fuji Kawaguchiko'da fotoğraf çekilmesini engellemek için konan bariyerde birkaç gün sonra "ortaya çıkan" delikler bana sorarsanız gelecek yıl turist sayısının daha da artması beklenen Japonya'ya gelenler algoritmanın tiranlığından kurtulana dek yaşanacakların habercisi.

Hikâyeyi paylaşmak için:

Kaydet

Okuma listesine ekle

Paylaş

Soli

Soli

Seyahat ve kültür yayını SOLİ, şehirleri ve içindeki farklı kültürel toplulukları araştırmak üzere mahallelere ve mahallelilerin hikâyelerine odaklanıyor.

YAZARLAR

Deniz Aytekin

Aposto'da kültür sanat ve çevre editörü

Soli

Seyahat ve kültür yayını SOLİ, şehirleri ve içindeki farklı kültürel toplulukları araştırmak üzere mahallelere ve mahallelilerin hikâyelerine odaklanıyor.

İLGİLİ OKUMALAR

SoliSoli
∙

HİKAYE

Dünyanın ayakta kalan en eski kütüphanesi Biblioteca Capitolare'den notlar: 'Dante gibi ortasındayım zamanın'

Verona’daki Biblioteca Capitolare, 1.500 yılı aşkın geçmişiyle dünyanın hâlâ faaliyet gösteren en eski kütüphanesi kabul ediliyor. 517 tarihli elyazmalarından silinip yeniden ortaya çıkan metinlere uzanan koleksiyon, yalnızca yazının tarihine değil, kitapların yüzyıllar boyunca nasıl korunduğuna da ışık tutuyor.

Gülşen İşeri

·

25 Eki 2026

Dünyanın ayakta kalan en eski kütüphanesi Biblioteca Capitolare'den notlar: 'Dante gibi ortasındayım zamanın'
SoliSoli
∙

HİKAYE

Klişelerden uzak Reykjavík turu: Bir günde 10 yerel durak

Dünyanın en kuzeydeki başkentlerinden biri olan Reykjavík, adaya adım atan gezginler için genelde yalnızca bir konaklama noktası ya da doğa turlarına geçiş güzergahı olarak görülüyor. Oysa şehir; insan ölçeği, özgün mimari yapısı ve kamusal alan kullanımıyla adadaki yaşam kültürünün en somut özetini sunuyor. Üstelik “buralı olmanın” ve adadaki gündelik hayatın izlerini sürmek isteyenlere karşı da son derece cömert. Kentin 10 yerel durağını bir güne sığdırmak isteyenler için bir rehber.

Uraz Kaspar

·

20 Eki 2026

Klişelerden uzak Reykjavík turu: Bir günde 10 yerel durak
SoliSoli
∙

HİKAYE

'Coğrafi Rezonans Hattı'nda dijital göçebelik: Kaçtığımız şey gerçekten yaşadığımız yer mi?

Bali’den Koh Phangan’a, Goa’dan Tulum’a uzanan görünmez hatta “Coğrafi Rezonans Hattı” demek gerek belki. Burası insanların kaybettikleri ritmi yeniden bulmaya çalıştıkları bir dolaşım ağı. Fakat bir süre sonra başka bir şey fark ediliyor: İnsanlar rezonansı bulamıyor, onu bir ülkeden diğerine taşıyor sadece. Bu yüzden Coğrafi Rezonans Hattı bir çözüm haritasından çok, bir semptom haritası.

'Coğrafi Rezonans Hattı'nda dijital göçebelik: Kaçtığımız şey gerçekten yaşadığımız yer mi?
SoliSoli
∙

HİKAYE

Devir deneyim devri: Etkinlik ekonomisi kent hayatını nasıl etkiliyor?

Etkinlikler, şehrin farklı aktörlerini buluşturan, boş alanları görünür kılan, mahallelerin hikayesini değiştiren ve ekonomik hareket yaratan; üstelik bütün bunları ölçülebilir ve programlanabilir bir yapıya dönüştüren kullanışlı formatlar. Ancak bir şehrin “etkinlik sahnesi” olarak tasarlanması, her zaman doğru cevabı vermiyor. Etkinlik bittiğinde geriye ne kalıyor? Yaratılan değer, kültürel ekosistemin yanı sıra kamusal alanlara erişime, yerel işletmelere ve mahallelerin gündelik yaşamına da katkıda bulunuyor mu?

Elif Bayram

·

13 Eki 2026

Devir deneyim devri: Etkinlik ekonomisi kent hayatını nasıl etkiliyor?
SoliSoli
∙

HİKAYE

Hayalî etkinlikler, sahte manzaralar, on yıllık antik tiyatrolar: Turizmde sahtecilik nasıl yükseliyor?

İtalya'da sıfırdan inşa ettiği sözde 2.000 yıllık amfitiyatroya giriş için ziyaretçilerden 40 avroya kadar ücret alan 69 yaşındaki Franco Malosso 28 ay hapis cezasına çarptırıldı. Bu akıl almaz olaydan hareketle yapay zeka halüsinasyonları sonucu yaygınlaşan, var olmayan turizm atraksiyonlarını inceledik.

Deniz Aytekin

·

11 Eki 2026

Hayalî etkinlikler, sahte manzaralar, on yıllık antik tiyatrolar: Turizmde sahtecilik nasıl yükseliyor?