Jodi Picoult’dan ‘İki Yol Kitabı’: Yaşamadığımız hayat bizi neden bırakmaz?

Öleceğinizi anladığınız anda, aklınıza ilk kim gelir? Her şeyin biteceğini sandığınız o anda, zihniniz ilk neye tutunur? Dawn bu sorunun cevabına hiç ummadığı bir anda yakalanır. Uçağı düşerken aklına gelen ilk şey tek çocuğu, biricik kızı değildir. Hatta severek evlendiği, on beş yıldır aynı evi paylaştığı eşi de değildir. Sahip olduğu her şeyi yitireceğini hissettiği o an aklına ilk gelen şey, yıllar önce terk ettiği sevgilisi Wyatt’tır.
Jodi Picoult’dan ‘İki Yol Kitabı’: Yaşamadığımız hayat bizi neden bırakmaz?

Duende

Duende

Her hafta müzik, sinema, eğlence ve sanat dünyasından söyleşiler, incelemeler, öneriler, podcast’ler ve keşif notları e-posta kutunda.

Yazı: Şeyma YE

Öleceğinizi anladığınız anda, aklınıza ilk kim gelir? Her şeyin biteceğini sandığınız o anda, zihniniz ilk neye tutunur? Dawn, bu sorunun cevabına hiç ummadığı bir anda yakalanır. Uçağı düşerken aklına gelen ilk şey tek çocuğu, biricik kızı değildir. Hatta severek evlendiği, 15 yıldır aynı evi paylaştığı eşi de değildir. Sahip olduğu her şeyi yitireceğini hissettiği o an aklına ilk gelen şey, yıllar önce terk ettiği sevgilisi Wyatt’tır.

Wyatt’ın bedeni, ona karşı hissettiği aşk ya da derin bir pişmanlık değil, onu hiç terk etmemiş olma ihtimali doldurur zihnini. Sevgilisini bir anda öylece terk etmemiş, Mısır’dan Amerika’ya hiç dönmemiş, başka biriyle hiç evlenmemiş, çocuk sahibi olmamış olma ihtimali. Doktorasını yarım bırakmamış, binlerce kilometre uzakta hâlâ ünlü bir Mısırolog olma yolunda ilerliyor olma ihtimali.

"Belki de öyle bir dünya vardı, bunun mümkün olduğu. Wyatt’ın doktorasını bitirdiği ve üniversitede bir iş bulduğu ve senede birkaç kez kazılara gittiği, benim sahip olamadığım bir kariyerde başarılı olduğu bir dünya. O dünyada asla onun hatası olmayan bir şey için ona içerliyor olabilirdim."

Kitabı bitirdiğimde bu soruyu kendime de sordum. Ölüyor olmanın paniğini taklit etmeye çalışmadım; ama gözlerimi kapatıp düşündüm: Şu an sahip olduğum her şeyi yitirsem, neyi tutmak isterdim? Bu sorunun tek ve net bir cevabı yok benim için. Ama bunu düşünmek bana, bu soruya cevap vermenin ne kadar zor olduğunu ve cevabı yüksek sesle söylemenin ne kadar cesaret gerektirdiğini fark ettirdi. Sessizce, vazgeçtiğim yolları yürümüş olsaydım şu an nerede olacağımı düşündüm. Daha mutlu olmak gerçekten mümkün müydü? Yoksa ne seçersem seçeyim, yine bir pazar akşamı masamda oturmuş bu yazıyı mı yazıyor olacaktım?

Picoult bu romanı kurgularken Antik Mısır’a ait İki Yol Kitabı’ndan ilham almış. Tarihin ilk resimli kitapları kabul edilen bu tabut metinleri, ölülerin öte dünyada kaybolmamaları için çizilmiş bir harita gibidir. Ölülere kara ve su olmak üzere iki farklı güzergah sunulur, fakat iki yolun sonu da aynı yere varır. İnsan yalnızca öldükten sonra değil, hayatı boyunca da iki yol arasında durur. Seçtikleri kadar vazgeçtikleri de kaderini belirler.


Jodi Picoult’nun romanında bölümlerin "kara" ve "su" olarak ayrılması bu eski metni çağrıştırır. Ama burada haritası çıkarılan şey öte dünya değil, Dawn’ın iç dünyasıdır. Amerika ve Mısır, iki coğrafyadan çok, farklı iki yaşam ihtimalini temsil eder. Antik metinde yollar sonunda birleşirken, bu romanda yollar uzun süre Dawn’ın içinde ayrı ayrı yaşamaya devam eder.

"Buraya doktoramı bitirmeye gelmedim… Eğer belkilerden bir bahçe varsa, sen içimde kök salmış bir bitkisin."

Dawn’ın yıllar sonra Wyatt’ın karşısına çıktığında içinden geçenler, bir aşk itirafı değildir. Çünkü Dawn’ın asıl unutamadığı şey aşktan ziyade meraktır: Başka bir hayatta, başka biriyle, başka biri olma ihtimali. Dawn’ın kafasında dolaşan bu ihtimal zaman zaman parlıyor ama Picoult onu yüceltmiyor. Aksine, bir noktada bütün ihtimallerin cazibesini tek bir cümleyle söndürüyor:

"Olsaydı ne olurdu, hiçbir zaman olanı yenemez."

Romana ilham veren tabut metinlerindeki ölüm duygusu, Picoult’nun cümlelerine de sinmiş. Dawn, annesinin ölümünün ardından ölüm eşlikçisi olarak çalışmaya başlıyor; insanların son günlerinde yanlarında oluyor, son dileklerini yerine getirmeye çalışıyor. Ölüme yürüyenlerin elinden tutmak, ona Mısır’da binlerce yıl önce ölmüş insanların mezarlarını açarken duyduğu o sessiz ürpertiyi hatırlatıyor.

Ölümle mesleki ve tarihsel olarak bu kadar iç içeyken, Dawn’ın asıl sınavı annesinin vedasında başlar. Annesi ölmeden önce son kez okyanusa gitmek ister. Memleketi İrlanda ile arasındaki o derin suya, Atlantik Okyanusu’na. Dawn ne kadar uğraşsa da annesinin bu son dileğini yerine getiremez. Onu hastaneden çıkaramayınca, okyanustan bir kova su ve sahilden bir avuç kum getirir odasına. Ama tam o anda şunu fark eder:

"Ona okyanus anılarını getirebilirdim ama kalp monitörünün sesini yok edemezdim. Ona sahili verebilirdim ama sadece bir odaya sığdığı kadarıyla. Onu bir denizkızı yapabilirdim ama denize geri dönemezdi."

Bu fark ediş Dawn’ı derinden yaralar. Annesi Amerika’ya göç etmeseydi, İrlanda’da kalsaydı hayatı nasıl olurdu? Yoksa bu kez de karşı kıyıdan bakıp başka bir hayatın hayalini mi kurardı?

  • Bu soruları gün ortasında durup dururken düşünen milyonlarca göçmenden biriyim. Dawn’ın annesinin memleketinde, İrlanda’da ikinci yılımı tamamlarken aynı "acaba"lar dolaşıyor aklımda: Hiç gelmemiş olsaydım buraya hayatım nasıl olurdu? İlk göç ettiğim yerde, başka bir okyanusun kıyısında kalsaydım ya da ülkemden hiç ayrılmamış olsaydım hikayemde ne değişirdi?

Annesinin ölümünden sonra Dawn’ın eşlik ettiği hastalardan biri, eski bir sanatçı olan Win’dir. Ölüm döşeğinde bile eşi yanındadır; yine de Win yıllardır içinde taşıdığı bir "acaba"dan söz eder. İlk aşkıyla hiç ayrılmasaydı hayatı başka olur muydu? Dawn, Win’in bu sorularını dinlerken kendi belkilerine geri döner.

Picoult’nun dünyasında karakterlerin hayatı büyük kararlarla değil, kendi hikayelerindeki küçük çatlakları fark ettiklerinde değişir. Dawn’ın hikayesi de böyle. Mısır’ın çöllerinde dolaşan o sessiz soru, hastane odalarında duyulan cılız nefesler, annesinin vedası ve hafızanın kıyısından sızan "acaba"lar… 

Hepsi aynı yere çıkar: Yaşanmamış hayatlar geride kalmaz, insan onları sessizce yanında taşımayı öğrenir.

Hikâyeyi paylaşmak için:

Kaydet

Okuma listesine ekle

Paylaş

Duende

Duende

Her hafta müzik, sinema, eğlence ve sanat dünyasından söyleşiler, incelemeler, öneriler, podcast’ler ve keşif notları e-posta kutunda.

İLGİLİ BAŞLIKLAR

YAZARLAR

Duende

Her hafta müzik, sinema, eğlence ve sanat dünyasından söyleşiler, incelemeler, öneriler, podcast’ler ve keşif notları e-posta kutunda.

İLGİLİ OKUMALAR

DuendeDuende

HİKAYE

Sıcak günlere eşlikçi kitaplar: Bu yaz ne okumalı?

Kitapların mevsimleri vardır. Ya da mevsimlerin kitapları. Yağmurlu bir sonbahar günü elimiz istemsizce hüzünlü kitaplara gider. Selim İleri’nin "Her Gece Bodrum"uyla yazlıktan döneriz, günlerimiz yavaş yavaş "Aylak Adam"ın gri gökyüzüyle boyanır. Peki yazın sıcak günlerinde ne okuruz? Bir kitabı yaz kitabı yapan nedir? Hangi kitaplar denizden gelen esintiyle yaprakları çevrilsin ister?

Şeyma Ye

·

13 Tem 2026

Sıcak günlere eşlikçi kitaplar: Bu yaz ne okumalı?
DuendeDuende

HİKAYE

Pink Martini'den Storm Large: 'Türkiye’de çok güçlü bir müzikal hafıza var'

Pink Martini, 22 Temmuz’da bir kez daha Harbiye Cemil Topuzlu Açıkhava Tiyatrosu’nda sahne alacak. “Üsküdar’a Gider İken” ve “Aşkım Bahardı” şarkılarına albümlerinde yer veren ve Türkiye ile güçlü bağları olan gruptan Storm Large ile biraraya geldik.

Eda Solmaz

·

13 Tem 2026

Pink Martini'den Storm Large: 'Türkiye’de çok güçlü bir müzikal hafıza var'
DuendeDuende

HİKAYE

Bir hayatla yeniden tanışmak: Betül Bakırcı'nın gözünden Agop Arad arşivi

Sanat tarihçi İnci Aydın’ın hazırladığı uzun soluklu bir araştırmaya dayanan, "Renklerin Diyojen’i: Ressam Agop Arad" isimli kitap, Aras Yayıncılık tarafından Mayıs ayında yayımlandı. Kitabın editörlerinden Betül Bakırcı ile 1940’lı yılların kültürel ve politik ikliminde Agop Arad’ın hayat yolculuğu; ressam, grafiker ve gazeteci kimlikleri ve bugün onun arşiviyle karşılaşmanın anlamı üzerine konuştuk.

13 Tem 2026

Bir hayatla yeniden tanışmak: Betül Bakırcı'nın gözünden Agop Arad arşivi
DuendeDuende

HİKAYE

Max Cavalera: 'İnsanoğlu hatalarından asla ders almadı'

Sepultura, Brezilya’dan çıkıp dünyada metal müziğe en büyük katkıyı yapan gruplardan biri olarak Latin Amerika’nın köklerine sadık müziğini de bizlere tanıttı. 12 Temmuz'da Pantera’dan önce sahne alacak Cavalera Kardeşler'den Max Cavalera’yla konuştuk.

Barış Akpolat

·

10 Tem 2026

Max Cavalera: 'İnsanoğlu hatalarından asla ders almadı'
DuendeDuende

HİKAYE

78. Primetime Emmy Ödülleri: Aday listesi bize ne anlatıyor?

25 adaylıkla "The Pitt"in öne çıktığı 78. Primetime Emmy Ödülleri aday listesinde Apple TV'nin yükselişi ve çeşitliliğin azalışı dikkat çekiyor.

Emre Eminoğlu

·

10 Tem 2026

78. Primetime Emmy Ödülleri: Aday listesi bize ne anlatıyor?