Killers of the Flower Moon

DuendeHer hafta müzik, sinema, eğlence ve sanat dünyasından söyleşiler, incelemeler, öneriler, podcast’ler ve keşif notları e-posta kutunda.
Film: Killers of the Flower Moon
Yönetmen: Martin Scorsese
Yapım yılı: 2023
Süre: 206 dakika
Sinemanın ne olup olmadığı tartışıldığında ya da ana akım sinemanın günümüzde nasıl bir noktaya geldiği tartışılırken; yaşayan en büyük yönetmenlerden Martin Scorsese’nin adını anmadan olmaz. Bugüne dek Amerikan kültürünün ve sinemasının gelişimine Taxi Driver’dan (1976) Goodfellas’a (1990), Casino’dan (1995) Gangs of New York’a (2002), The Wolf of Wall Street’ten (2013) The Irishman’e (2019) epik filmlerle katkıda bulundu yönetmen ve yapımcı Scorsese. ABD ideali dendiğinde akla gelen güç ve paranın insanî değerleri nasıl eğip büktüğüne dair epik hikâyeler anlatırken, bir yandan da ülkenin yakın geçmişine dair sinematik bir tarih atlası derledi.
Bu atlas kronolojik sırayla ilerlemiyor: Bazen Manhattan’ın arka sokaklarında dolaşırken, birkaç yıl sonrasında onlarca yıl öncesine dönüp New Amsterdam’ın inşasını izleyebiliyoruz. Ve şimdi de Killers of the Flower Moon ile Scorsese tarih atlasının ilk sayfalarına eklenecek bir hikâye anlatıyor ve bizi 1920’lerin Oklahoma’sına götürüyor. Değişmeyen iki şey var: İnsan doğasındaki şiddet ve hırsın yıkıcı sonuçları ve saf sinema.

Killers of the Flower Moon | Kaynak: UIP Türkiye
David Grann’ın gerçek olayları konu alan aynı adlı romanından uyarlanan Killers of the Flower Moon, 1920’lerde Oklahoma civarında özerk bir yerleşim alanına sahip olan Osage yerlilerinin topraklarında petrol bulunduktan sonra zenginleşmesini ve ardından bölgede başlayan şüpheli ölümler ve cinayetler zincirini konu alıyor. Filmde Scorsese’nin 1990’lar ve öncesindeki gözde oyuncusu Robert De Niro ve 2000’ler ve sonrasındaki gözde oyuncusu Leonardo DiCaprio buluşuyor; bu Scorsese’nin De Niro ile onuncu, DiCaprio ile altıncı işbirliği. Onlara başrollerden birinde kendisi de Amerikan yerlisi kökenli olan Lily Gladstone eşlik ediyor. (Gladtstone yeni bir keşif değil, Kelly Reichardt’ın Certain Women’ındaki (2016) performansını izlemeni öneririm.)
Üç saati aşkın süresiyle yılların ağır ağır, sindire sindire geçtiği; gerilimin kademeli bir şekilde arttığı alışıldık bir Scorsese epiği bu. Film ve roman adını Osage kültüründe mayıs dolunayına verilen isimden alıyor. Mayıs ayında açan çiçekler, daha uzun bitkiler onlara sayıca üstünlük sağladığında ölüyor ve Osage’lar bu yüzden o aya “çiçek öldüren dolunay” adını veriyor. Oklahoma’daki Osage cinayetleri için dönüm noktalarından biri olan Anna Brown cinayetinin de mayıs ayında gerçekleşmiş olması bu metaforu güçlendiriyor. Film tam olarak bu metaforun doğal döngüsünü izliyor: Osage’lar için altın çağ denilebilecek bir dönemin ışıltısıyla başlıyor ve beyaz adamın onları devre dışı bırakmaya doğru giden, sömürücü güçlenişiyle ilerliyor.

Killers of the Flower Moon | Kaynak: UIP Türkiye
Filmin ilk sahnelerinde bölgenin nüfuzlu beyazlarından William “King” Hale (De Niro) ile tanıştığımda, tıpkı yeğeni Ernest Burkhart (DiCaprio) gibi ben de yerlilerin dilini ve kültürünü öğrenmiş, onlarla iletişimi iyi gözüken ve onlarla uyum içinde yaşamaya hevesli, saygıdeğer bir yaşlı adam gördüm. Oysa kısık ateşte pişen uzun vadeli planların esas sebebi ortaya çıkmaya, cinayet işlenmeye hatta aynı yerli ailenin kadınları göz göre göre ortadan kaldırılmaya başladığında her şey değişti hâliyle. Amerikan yerlisi sinema yazarlarının filmle ilgili yazdıklarını ve düşündüklerini okumak için ayrıca zaman ayırmak gerekir; fakat ben filmin yerlilerle kurduğu ve izleyicisine kurdurduğu empatiyi samimi buldum. Kaldı ki “Dünyanın seni bilgilendirmesine izin verirsen yaptığın iş daha iyi olur.” diyen Gladstone da Sundance Film Festivali’ndeki bir röportajında Scorsese’nin filmin yapım süreci boyunca Osage yerlileriyle fikir alışverişi yaptığını ve bu işbirliğinin filmi olumlu yönde etkilediğini söylemiş. Gerçekten de tarihi beyazları ve zaferlerini yücelterek değil, onların şeytanîliğini ön plana çıkararak aktarmayı başarıyor Killers of the Flower Moon.
Hikâyesi ve empatisi bir yana, sanatsal ve teknik açıdan diğer Scorsese epiklerini aratmayan bir sinemasal zirveye tanık olacağını eklemeliyim. Yönetmenin uzun süreli bir diğer işbirlikçisi, kurgucu Thelma Schoonmaker’ın bir kez daha harikalar yarattığı film upuzun süresine rağmen enerjisinden hiçbir şey kaybetmiyor. Kostümler ve setlerdeki detayların Osage kültürüne dair kapsamlı bir araştırmanın ürünü olduğu belli oluyor. Oyuncular arasında özellikle Lily Gladstone, Hollywood’un iki ayrı kuşağının yıldızlarının karşısında devleşiyor. Scorsese’nin The Irishman’de Netflix ile çalıştıktan sonra bu kez Apple TV+ ortaklığında imza attığı bu son filmi; iyi ki Scorsese ile aynı dönemde hayattayım dedirtiyor.
Nerede izleyebilirsin? Killers of the Flower Moon bugün IMAX seçeneğiyle gösterime giriyor.
Benzer işler:
- There Will Be Blood (2007, Paul Thomas Anderson)
- The Power of the Dog (2021, Jane Campion)
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
DuendeHer hafta müzik, sinema, eğlence ve sanat dünyasından söyleşiler, incelemeler, öneriler, podcast’ler ve keşif notları e-posta kutunda.
İLGİLİ BAŞLIKLAR
NEREDE YAYIMLANDI?
Netflix’te yayınlanan Yaratılan’ın yönetmeni Çağan Irmak ile röportaj, Martin Scorsese’nin Killers of the Flower Moon filmine dair notlar.
20 Eki 2023

YAZARLAR

Emre Eminoğlu
Sinema, kültür, sanat yazarı. 2021’den beri sinema editörlüğünü üstlendiği Aposto başta olmak üzere çeşitli dijital ve basılı yayınlarda sinema yazıları yazmaya, röportajlar yapmaya ve podcast'ler üretmeye devam ediyor. SİYAD ve FIPRESCI üyesi, Golden Globes seçmeni.

Duende
Her hafta müzik, sinema, eğlence ve sanat dünyasından söyleşiler, incelemeler, öneriler, podcast’ler ve keşif notları e-posta kutunda.
İLGİLİ OKUMALAR
İki yıllık aranın ardından geçen hafta sonu İstanbul’a dönen MUBI Fest'in atmosferine ve Cannes’dan taşıdığı dört filme yakından bakıyoruz.

Cormac McCarthy’nin 1985’te yayımlanan büyük romanı "Kan Meridyeni"ni okurken insanın aklına zaman zaman şu tuhaf düşünce geliyor: Belki "Dünya masumdu ve biz onu bozduk" anlatısı baştan beri fazla iyimserdi.

Jane Schoenbrun, yeni filmi "Teenage Sex and Death at Camp Miasma"da slasher alt türünün tüm özelliklerini ters yüz ederek ortaya türün eleştirisini de merkezine aldığı, kitsch estetikle bezeli bir anlatı ortaya koymuş. Ortaya bu eleştiriyi dört başı mamur bir şekilde görsel dünyaya taşıyan ve mizahı elden bırakmayan bir slasher filmi çıkmış.

Paris’te düzenlenen Rock En Seine festivalinin son gününde The Cure, 40 binden fazla kişiye 3 saate yakın süren bir performans sundu. 67 yaşındaki Robert Smith’in sesi, geçen yıllara rağmen daha da güçlü ve bir o kadar kırılgan. Karanlığın, yalnızlığın ve umudun şarkılarını birlikte söyleyen binlerce kişiyle birlikte yazı The Cure’un müziğiyle uğurluyoruz.

Selda Uygur, yeni romanı "Yalvaç"ta iki farklı çağdan tutkularının peşindeki iki kadının özgürleşme öyküsünü ve zaman algısını, benlik ve kişiliklerini korumak için ortaya koyduğu mücadeleyi, iki farklı zaman koridorunda işliyor. Uygur ile zamanın ruhuna ve dair söyleşirken onun hiç değiştiremediği savaşları ve tutkuları, kahramanları Gece ve Livia üzerinden anlamaya çalıştık.




