Londra’nın deli dolu düşesi: The Duchess


Sinemayla ilgilenenlerin evi: House of Yapımlab
Profesyonel hayatta bağlantılar kurmak ve çeşitli ağlara dâhil olmak, o disiplin ya da endüstrideki görünürlüğünü artırmaya yardımcı oluyor. Küçük bir selamlaşmayla başlayan iletişimler dahi profesyonel iş birliklerine, ortak üretimlere…
Daha fazlasını öğren →
DuendeHer hafta müzik, sinema, eğlence ve sanat dünyasından söyleşiler, incelemeler, öneriler, podcast’ler ve keşif notları e-posta kutunda.
Katherine ve küçük kızı Olive, bir doktor muayenehanesindedir. Doktor tuhaf bakışlarla endişesini dile getirir: “Ebeveynlerin genellikle bu randevulara çocukları getirmesini tavsiye etmiyoruz.” Katherine sinirlenir: “Nasıl o burada değilmiş gibi konuşabilirsiniz? Bu onun doğum günü hediyesi!” Önce muayenehanedeki balonları fark ederiz, sonra da Katherine’in tek başına hamile kalmaya çalıştığını anlarız. Sözü Olive alır; her geçen gün “yaşlanıyordur” ve bir an önce “annesinden bir bebeği olsun” istiyordur - lütfen bir an önce gerekli “erkek kanını” alabilirler mi?
Katherine ve dokuz yaşındaki kızı Olive’in ilişkisi, bir anne-kız ilişkisinden çok farklı. Çocukları için birer ebeveyn olduğu kadar arkadaş da olan anne ve babaların filmlerde, dizilerde ve pek tabii ki gerçek hayatta görmeye alıştığımız o arkadaşça ilişkisinden söz etmiyorum. Katherine ve Olive’in ilişkisi, birlikte geçirdikleri zamanın fazlalığı ve birlikte yaptıklarıyla, sohbetlerinin koyuluğu ve kavgalarının temalarıyla, konuştukları konular ve bu konuların sınır tanımazlığıyla, gördüğünüz hiçbir ebeveynin çocuğuyla olan ilişkisine benzemiyor. En azından dokuz yaşındaki bir çocuğuyla olan ilişkisine... Erkek arkadaşının yatıya kaldığı gecelerde onu kızının yatağında uyutup, kendi yatağını kızıyla paylaşmayı tercih eden bir anneden ve girişteki anekdotta görebileceğiniz üzere, annesinden kendine bir kardeş yapabileceğini düşünen bir kız çocuğundan söz ediyorum. Yargılarınızı ve endişelerinizi bir kenara bırakmalı - bırakın bunları Olive’in gelecekteki psikoloğu düşünsün - ve bir an önce The Duchess ile bir de The Duchess’ın yaratıcısı Katherine Ryan ile tanışmalısınız.

Mevzu nedir? 20’şer dakikalık altı bölümden ibaret ilk sezonunun son dakikalarına kadar adını nereden aldığını anlayamayacağınız komedi The Duchess, Londra’da yaşayan seramik sanatçısı Katherine ve kızı Olive’i merkezine alıyor. Olive’in babası, eski ününden eser kalmamış, Birleşik Krallık'tan bir boyband üyesi ve nehir kenarına demirlediği küçük teknesinde serseri bir hayat sürmeye devam ediyor. Katherine’in en büyük arzusu Olive’in bir kardeşi olması ve dizide bunun nasıl gerçekleşebileceğine dair türlü ihtimali gözden geçiriyoruz: Aralarında oldukça geleneksel seçenekler de birçok ahlaki sınırı aşanlar da mevcut. Diğer yandan The Duchess’ın asıl derdi, çocuğunu kendi başına büyütmüş, kendi ayakları üzerinde duran, hayatla dalga geçmesini ve hayattan keyif almasını bilen bir bekar annenin, çocuğuyla olan ilişkisinden fedakârlık etmeksizin kendi hayatına devam edip edemeyeceğini sorgulamak. Zekice espriler, iğnelemeler ve yerinde tespitlerle olduğu kadar başkası adına utanma hissi yaratarak da kahkahalar attıran hâlleri bir yana, Katherine’in bağımsızlığına duyduğu özlemi ya da Olive’in büyümeye doğru attığı adımları hissettiğiniz anlarda boğaz da düğümlüyor.

Katherine Ryan: Dizinin yaratıcısı ve başrol oyuncusu Katherine Ryan, tıpkı canlandırdığı karakter gibi, Londra’da yaşayan bekar bir anne. Kariyerine 2000'lerin başında Hooters'ta garson eğitmeni olarak başlayan Katherine Ryan, o dönemki partnerinin ısrarıyla 2007'de Londra'ya taşınmış ve buraya yerleşmeye karar vermiş. Komedi yeteneğinin doğuştan geldiğini anlamak zor değil; Londra'da kısa sürede BBC'nin Campus ve Episodes gibi dizilerinde ufak rollerde yer almış, ardından kendi komedi şovunu yazmış, çok geçmeden komedi odaklı ünlü Edinburgh Festivali'nin aranan konuklarından biri hâline gelmiş. İzlerken ve dinlerken bana Gülse Birsel’i televizyonda ilk gördüğüm zamanları ve o zamanlar attığım kahkahaları hatırlattığını eklemek isterim.
The Duchess’ın yanı sıra, Katherine Ryan’ın hem biraz daha gülmenizi hem de onun The Duchess’ın Katherine’i ile ne kadar benzediğini daha iyi anlamanızı sağlayacak iki komedi şovu In Trouble (2017) ve Glitter Room’u (2019) da Netflix'te izleyebilirsiniz.
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
DuendeHer hafta müzik, sinema, eğlence ve sanat dünyasından söyleşiler, incelemeler, öneriler, podcast’ler ve keşif notları e-posta kutunda.
İLGİLİ BAŞLIKLAR
NEREDE YAYIMLANDI?
İçindekiler: Kalıpların dışında bir anne-kız hikâyesi, tarafsız bölgenin güvenli suları, caz standartları, kadın gözünden kadın portreleri, hayalperestler ve dahası.
19 Şub 2021

YAZARLAR

Emre Eminoğlu
Sinema, kültür, sanat yazarı. 2021’den beri sinema editörlüğünü üstlendiği Aposto başta olmak üzere çeşitli dijital ve basılı yayınlarda sinema yazıları yazmaya, röportajlar yapmaya ve podcast'ler üretmeye devam ediyor. SİYAD ve FIPRESCI üyesi, Golden Globes seçmeni.

Duende
Her hafta müzik, sinema, eğlence ve sanat dünyasından söyleşiler, incelemeler, öneriler, podcast’ler ve keşif notları e-posta kutunda.
İLGİLİ OKUMALAR
M. Enes Özel, bir hayli aktif kullandığı Instagram hesabında kendisini "Psikiyatri uzmanı. Kalan her şeyin amatörü, talihli ucube, falsolu kul" olarak takdim ediyor. Özel ile yeni kitabı "Normal" ve farklı kuşakların normali algılama biçimleri üzerine konuştuk.

Nathan Fielder ve Lance Oppenheim imzalı Elizabeth Holmes belgeseli "You Can See Everything", son yılların en tuhaf ve katmanlı filmlerinden biri. Filmde herkesin, Nathan dahil, farklı yansımalarını görüyoruz; hem kendilerini gördükleri gibi, hem herkesin onları gördüğü gibi, hem de bizim onları gördüğümüz gibi. Bu ayna labirentinde herkes, herkesi, izleyiciye oynuyor. Ve izliyor.

24-31 Ekim tarihleri arasında düzenlenen 63. Antalya Altın Portakal Film Festivali, yarışma seçkisi ve Film Forum etrafındaki tartışmalarla Türkiye sinemasının bugününü, geleceğini ve festivalin prestij iddiasını sorgulamaya açtı.

"Norm: The Tale of Norm Macdonald" bazen tanıdık görüntülerin rahatlığına fazla güveniyor, bazı güç soruların üzerinde daha uzun durabilecekken yeni bir şakaya geçiyor. Yine de Norm’la vakit geçirme duygusunu yakalıyor.

İlki 2006'da düzenlenen Sinopale, yirmi yılda Türkiye’nin en uzun soluklu bağımsız sanat oluşumlarından birine dönüştü. Bienalin kurucuları, küratörleri ve sanatçılarıyla 10. edisyon vesilesiyle biraraya gelerek Sinopale’nin kentle kurduğu ilişkiyi ve yerel bilginin çağdaş sanatla buluşma biçimlerini konuştuk.




