Mahşerin dördüncü atlısı: Salgınlar

Salgınların şekillendirdiği tarih.
Mahşerin dördüncü atlısı: Salgınlar

TheLifeCo - 7 Mayıs - Duende
TheLifeCo ile birlikte

Gerçek potansiyelinizle tanışın: TheLifeCo

Pandemi gerçeğiyle yaşamayı öğrenirken bir yandan da kendimizi bu dönemde en uygun şekilde korumaya odaklanmış durumdayız. Yoğun çalışma temposuna kısa bir mola vermek isteyen iş insanları, gündelik hayatlarında sağlık arayışına yanıt…

Daha fazlasını öğren →

Duende

Duende

Her hafta müzik, sinema, eğlence ve sanat dünyasından söyleşiler, incelemeler, öneriler, podcast’ler ve keşif notları e-posta kutunda.

Raftan'da sıklıkla konu ettiğimiz literatür taramalarında bu seferki odağımız hayatımızın bir parçası hâline gelen salgınlar. En son 1918'de İspanyol Gribi olarak da bilinen ve eskilerin "nezle" dediği salgın, dünya genelinde milyonlarca insanın hayatını kaybetmesine neden olmuş, yaklaşık iki yıllık zorlu bir sürecin ardından etkisini yitirmişti. Artık ikinci yılının içinde olduğumuz koronavirüs salgının sona ermesi için bir süre daha beklemek zorunda kalacağımız aşikâr. Salgın devam ederken bu konudaki literatür de yavaş yavaş oluşmaya başlamış durumda. Ancak söz konusu salgın tarihi olunca kuşkusuz akla ilk gelen çalışmalardan biri Andrew Nikiforuk'un kaleme aldığı Mahşerin Dördüncü Atlısı kitabı. Geçmişte salgınlar ne kadar sürdü? Nasıl sona erdi? Ne gibi izler bıraktı? Bu hafta karşınızda bu soruların izini süren bir çalışma var.

“Mahşerin Dördüncü Atlısı”: İncil’deki Vahiy kısmının altıncı bölümü, kitaba adını veren “Mahşerin Dördüncü Atlısı”nı tarihin en renkli güçleri olarak tanımlar. Birinci atlı yaşam ve umudu, ikinci atlı iktidarı, üçüncü atlı refahı temsil eder. Kitabın ismine de ilham olan dördüncü atlı ise veba ve ölümü temsil eder. Bu dört atlı, kâh devrimlerle kâh kıtlıklarla ve sürekli bir biçimde değişen salgın türleriyle dünya tarihini yazar.

İstanbul'dan Avrupa'ya yayılan salgın: Orta Çağ'da Haçlı Seferleri ve Moğol İstilâsı kadar büyük travmalara yol açan, toplumları dönüştüren salgınlar, sonraki yüzyıllarda da insanlığın başını epey ağrıttı. Milattan önce 5. yüzyılda tifüs olabileceği tahmin edilen ve Atina Vebası olarak adlandırılan hadise, kayıtlara ilk salgınlardan biri olarak geçer. Bugünkü Yunanistan topraklarının büyük bölümünde etkili olan salgının ardından bu kez Justinianus Salgını tarihî bir dönemeç olarak karşımıza çıkar. Ticaret gemileri aracılığıyla İstanbul'a (o dönemki adıyla Konstantinopolis) gelen ve sonrasında da burada Avrupa'nın tümüne yayılan bu veba salgını, tarihçilerin yaptığı araştırmalara göre en az 25 milyon insanın hayatına mal olmuştu. Bu sayı, o dönemin Avrupa ve Yakın Doğu nüfusunun %40'ına eşitti.

Veba: Tarihteki en ölümcül salgınlardan biri olarak değerlendirilen bu olay ne yazık ki son da değildi. Geçmişte yaşanan tüm bu salgınlar genel olarak "plague" yani veba olarak adlandırılsa da elbette hepsinin nedeni bu mikrop değildi. Hatta bu salgınlar tek nedeni mikroplar değildi. Ancak özellikle Orta Çağ Avrupası'nda hayatın bir parçası hâline gelen ve 14. yüzyıldan itibaren "Kara Ölüm" olarak da anılan veba, uzun süre salgınların neredeyse genel bir adı olarak anılmaya devam etti.

Kitaptan: Araştırmacı gazeteci Andrew Nikiforuk'un kaleme aldığı Mahşerin Dördüncü Atlısı, titiz bir çalışmayla tarih boyunca büyük felâketlere yol açan bu salgınlara dair kapsamlı bir anlatımla karşımıza çıkıyor. "Salgınları yaratan nedenler nelerdi?", "Salgınların kökeninde hangi hastalıklar vardı?" gibi sorularla yola çıkan Nikiforuk, ağırlıklı olarak Avrupa merkezli bir anlatımla salgınları sınıflandırıyor. Yazar; mikroplar, sıtma, cüzam, veba, çiçek hastalığı, frengi, tüberküloz, grip ve günümüz dünyasında büyük kayıplara yol açan AIDS ile Ebola gibi hastalıkları ayrı bölümler hâlinde inceliyor.

1991 yılında yayımlanan Mahşerin Dördüncü Atlısı, o dönem dünya gündemini derinden sarsan AIDS üzerine de önemli saptamalarda bulunuyor. Queen grubunun solisti Freddie Mercury’nin 24 Kasım 1991’de AIDS nedeniyle hayatını kaybetmesi, bu hastalık konusunda farkındalığı arttıran en önemli olaylardan biri olmuştu. Türkçeye Selahattin Erkanlı’nın çevirisiyle İletişim Yayınları tarafından kazandırılan ve bugüne kadar da sekiz baskısı çıkan kitap, günümüzde salgınlara dair yazılan birçok kitaba da referans olmayı sürdürüyor.

Hikâyeyi paylaşmak için:

Kaydet

Okuma listesine ekle

Paylaş

Duende

Duende

Her hafta müzik, sinema, eğlence ve sanat dünyasından söyleşiler, incelemeler, öneriler, podcast’ler ve keşif notları e-posta kutunda.

NEREDE YAYIMLANDI?

DuendeDuende
∙

BÜLTEN SAYISI

İsim, şehir, albüm

İçindekiler: Berlin'de bir David Bowie, mavinin her tonuyla Elori Saxl, iPhone ile çekilmiş filmler, mahşerin dördüncü atlısı salgınlar, (V)apur.

07 May 2021

TheLifeCo ile birlikte
Denis O'Regan

YAZARLAR

İhsan Dindar

Kitap yazarı @ Duende

Duende

Her hafta müzik, sinema, eğlence ve sanat dünyasından söyleşiler, incelemeler, öneriler, podcast’ler ve keşif notları e-posta kutunda.

İLGİLİ OKUMALAR

DuendeDuende
∙

HİKAYE

Bibliyoterapide bu hafta: Yaşlanmaktan korkanlar için kitap reçetesi

Yaşlanmakla yaşlı rolünü oynamak birbirinden farklı şeyler. Yaşlanacağız. Bedenimiz değişecek. Fakat bedenimizin değişmesiyle kişiliğimizin, arzularımızın ve dünyayla kurduğumuz ilişkinin belirli bir kalıba sokulması arasında da zorunlu bir bağ yok. Yaşlanmaktan korkanlar için üç kitaplık bir reçete.

Aslı Perker

·

23 Eki 2026

Bibliyoterapide bu hafta: Yaşlanmaktan korkanlar için kitap reçetesi
DuendeDuende
∙

HİKAYE

Sevginin kusurlu mirası: Çağdaş sinemada baba-kız ilişkisine üç farklı bakış

Charlotte Wells’in "Aftersun", Joachim Trier’in "Sentimental Value" ve Rodrigo Sorogoyen’in "El ser querido" filmleri, baba-kız ilişkisinin üç farklı dönemine ve üç ayrı duygusal biçimine bakıyor. Birinde geçmişe dönerek babasını anlamaya çalışan bir kız, diğerinde geçmişin yükünü bugünkü ilişkilerine taşımış iki kız kardeş, bir diğerindeyse yıllar sonra yeniden karşılaşıp eski hesapları açan bir baba-kız.

Mehmet Sindel

·

23 Eki 2026

Sevginin kusurlu mirası: Çağdaş sinemada baba-kız ilişkisine üç farklı bakış
DuendeDuende
∙

HİKAYE

Primetime: Reyting uğruna her şey gösteriye dönüşebilir mi?

Lance Oppenheim’ın yeni filmi "Primetime" Chris Hansen’ın televizyon dünyasını güçlü oyunculuklarla yeniden kurarken reyting hırsının insani bedellerini ve gösterinin etik sınırlarını incelemekte yüzeysel kalıyor.

Emre Eminoğlu

·

23 Eki 2026

Primetime: Reyting uğruna her şey gösteriye dönüşebilir mi?
DuendeDuende
∙

HİKAYE

Riace Bronzları'ndan Türkiye’ye bir müze ekosistemi: Bir müze nerede biter?

Kültürel mirası turizmin hizmetine sokmak başka şey; turizmi kültürel mirasın daha derin ve daha sürdürülebilir biçimde deneyimlenmesine aracılık edecek şekilde tasarlamak başka. İkisini birbirine karıştırdığımızda eser kolayca bir logoya, bir hediyelik eşyaya veya sosyal medyada tüketilen bir görsele dönüşebilir.

Özge Şimşek

·

22 Eki 2026

Riace Bronzları'ndan Türkiye’ye bir müze ekosistemi: Bir müze nerede biter?
DuendeDuende
∙

HİKAYE

Yas üzerine düşünceler: Ayakkabılarını aldılar, mesajları kaldı yadigar

Ölenlerin eşyalarını dağıtıyoruz ama telefonlarımızda sesleri, mesajları, görüntüleri kalıyor. Sandra Wollner’ın "Her Defa" filminden hareketle, kapıya konan ayakkabılardan cevap beklediğimiz mesajlara uzanan yas hâlleri üzerine düşünceler.

Yasemin Kaya

·

22 Eki 2026

Yas üzerine düşünceler: Ayakkabılarını aldılar, mesajları kaldı yadigar