Nedir bu seçim ekonomisi?


Dardanel , Dünya Ton Balığı Günü’nü kutlar Dünya Ton Balığı Günü Türkiye’yi ton balığıyla tanıştıran Dardanel , 2 Mayıs Dünya Ton Balığı Günü ’nde ton balığının sağlıklı beslenmedeki yeri ve önemine dikkat çekiyor. Nedir? Her yıl 2 Mayıs’ta kutlanan Dünya Ton Balığı Günü, ton balığının hem insan sağlığına olan katkısına hem de üretimini ve tüketimini sürdürülebilir hâle getirme ihtiyacına dikkat çekiyor. Neden önemli? Besin değeri ve protein kalitesi bakımından sağlıklı beslenmenin önemli bir parçası. 100 gram tüketildiğinde günlük protein ihtiyacının %47’sini karşılayan Dardanel ton balığı; aynı zamanda yüksek miktarda Omega-3, selenyum ve çeşitli mineral ve vitaminler içeriyor. Sağlıklı balığı temiz okyanuslardan doğal avcılıkla elde eden Dardanel , Atlantik ve Hint Okyanuslarının tertemiz sularında yetişen balıklardan seçtiği ürünleri tüketiciye sunuyor. Friend of the Sea ve Dolphin Safe gibi çevre dostu belgelere sahip olan Dardanel aynı zamanda Balığını Sorgula uygulamasıyla balığın avlanma aşamasını, cinsini ve hangi gemilerle taşındığını tüketicilerin takip edebilmesini sağlıyor. Dardanel kutularının üzerinde yer alan ve her kutuya özel olan kodu internet sitesindeki “Balığını Sorgula” bölümüne girerek balığın nerede tutulduğunu öğrenebilirsiniz. Türkiye’nin balık uzmanı Dardanel ’i buradan ziyaret edebilirsiniz.
Daha fazlasını öğren →
EXANTEFinans dünyasındaki tüm önemli gelişmeler ve makro-iktisadi meseleler, derinlemesine bir perspektif ve sebep-sonuç ilişkileriyle her pazartesi ve cuma e-posta kutunda.
2023 seçimlerinin hangi tarihte yapılacağına ilişkin tahminler yürütülmeye devam ederken analizlerde sürekli atıfta bulunulan seçim ekonomisi kavramını hatırlamakta fayda var.
Nedir?
Seçim ekonomisi kavramı temel olarak, mevcut iktidarın yaklaşan seçimlerde kendine avantaj sağlama çabası olarak özetlenebilir. Bu dönemde kamu maliyesi uygulamalarının ön plana çıktığı görülür. Bu çerçevede toplumda genel olarak olumlu bir etki yaratması hedeflenen araçların devreye alınması beklenir.
Nasıl uygulanır?
Seçim ekonomisi araçlarının başında ücret ayarlamaları gelir. Toplumda büyük bir kesimi oluşturan asgari ücretli çalışanlar ile memur ve emekli maaşları buna birer örnektir. Enflasyonun üzerinde yapılan iyileştirmeler, hedef grubun satın alma gücünü artırarak seçmenin kararını etkileme potansiyeli taşır.
Ücret ayarlamaları haricinde sübvansiyonların genişletilmesi, gelir vergisi ayarlamaları, vergi cezası afları, vergi ödemelerinin ertelenmesi ya da desteklenmesi ve sosyal yardımların artırılması de akla gelen ilk örnekler olarak sıralanabilir. Bugün itibarıyla gündemimizin üst sıralarında yer alan emeklilikte yaşa takılanlar (EYT) yasası, hanehalkına odaklanan kamu bankaları kaynaklı kredi paketleri ve enerji maliyeti sübvansiyonları de seçim ekonomisi uygulamalarına güzel birer örnek konumunda.
Bunların yanında, istihdamı destekleyecek ve toplum genelinde etki yaratabilecek büyük çaplı kamu yatırımlarının devreye alınması da en bilindik seçim ekonomisi uygulamaları arasında yer alıyor.
Maliye politikalarının yanında, para politikası araçları da seçim ekonomisi sürecinde önemli yer tutar. Bu dönemlerde, kredi büyümesini desteklemek adına atılan adımlar, düşük faiz politikası, artırılan para arzı, kısaca genişletici para politikası adımları benimsenir. Bu durum kısa vadede büyümeyi destekleyen bir iklim oluşmasını sağlar.
Uygulamaların ekonomik olmayan ve bu makalenin konusu dışında kalan boyutları da (genel af, imar afları, ilave kadrolar vb) mevcuttur.
Sonuç olarak
Seçim ekonomisi küresel çapta hemen her ekonomide az ya da çok uygulanan bir metot olarak bilinir. Genel kanı ise gelişen ülke ekonomilerindeki uygulamaların daha kapsamlı olduğu yönünde.
Seçim dönemlerinde devreye alınan uygulamalar temel olarak kısa vadede olumlu etkiler yaratır. Bu etkiler kendini büyüme, istihdam ve harcanabilir gelir artışı olarak gösterir. Atılan adımların devlet bütçesi ve mali dengeler üzerindeki etkisi ise vade uzadıkça değişir. Diğer bir ifadeyle kısa vadeli olumlu etkiler genellikle uzun vadede yön değiştirir. Kısa vadeli büyüme ve istihdam artışının maliyeti genellikle enflasyon ve cari işlemler açığı olur. Ücret ayarlamaları, sosyal güvenlik düzenlemeleri ve vergi uygulama değişiklikleri ise gelir kalemlerinde kalıcı değişimlere yol açma kapasitesi taşır. Sürdürülebilir olmayan bu adımlar ise seçim dönemlerinin ardından genellikle başka düzenlemelerle dengelenmeye çalışılır.
Aslında orta ve uzun vadede faydadan çok zarar yaratma potansiyeli olan bu uygulamaları iktidar partisi ve mensupları (doğal olarak) desteklerken, muhalefet kanadı ise yine oy kaygısıyla karşı durma konusunda isteksiz davranırlar. Politik miyopluk olarak tanımlanan bu davranış modeli, kısa vadede faydasını maksimize etme gayretindeki hanehalkı tarafından da genel olarak görmezden gelinir.
Chicago Illinois Üniversitesi'nden Prof. Ali Akarca'nın Karar Gazetesi'nde yayımlanan 13/03/2022 tarihli yazısında yer alan "kişi başına reel gelirde meydana gelen her yüzde birlik büyüme iktidara bir puan kadar ilave oy getiriyor. Buna karşılık, enflasyonda meydana gelen her yüzde birlik artış iktidar partisinden sadece 0,13 puan oy götürüyor" tespiti ise bu uygulama setinin nasıl rasyonalize edildiğini özetliyor.
Sonuç olarak seçim dönemleri, özellikle gelişen ülke ekonomilerinde, kısa vadede hanehalkına fayda sağlayan uygulamaların devreye alındığı ancak genel olarak mali disiplinin zayıfladığı ve orta/uzun vadede farklı maliyetlerin yönetilmeye çalışıldığı dönemler olarak kayda geçer.
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
EXANTEFinans dünyasındaki tüm önemli gelişmeler ve makro-iktisadi meseleler, derinlemesine bir perspektif ve sebep-sonuç ilişkileriyle her pazartesi ve cuma e-posta kutunda.
İLGİLİ BAŞLIKLAR
NEREDE YAYIMLANDI?
Piyasalar tatil ve haber akışının çok sınırlı olmasına rağmen ilgi çekici gelişmelerin yaşandığı bir günü geride bıraktık.
02 May 2023

YAZARLAR

EXANTE
Finans dünyasındaki tüm önemli gelişmeler ve makro-iktisadi meseleler, derinlemesine bir perspektif ve sebep-sonuç ilişkileriyle her pazartesi ve cuma e-posta kutunda.
İLGİLİ OKUMALAR
Sermaye Piyasası Kurulu (SPK), yayımladığı yeni rehberle yatırım fonları ve portföy yönetim şirketlerine ilişkin bir dizi yeni düzenlemeye gitti. Yeni kurallarla özellikle serbest fonların pay piyasasındaki yatırımlarına ilişkin sınırlar yeniden belirlenirken, portföy yönetim şirketlerinin sermaye ve personel şartlarında da önemli değişiklikler yapıldı. Peki portföy yöneticileri ve sektör paydaşları bu düzenlemeyi nasıl değerlendirdi?

Suriye’de Aralık 2024’te yaşanan yönetim değişikliğinin ardından hızla büyüyen Türkiye-Suriye ekonomik ilişkileri, yeni bir aşamaya geçmeye hazırlanıyor. Türk şirketleri bugüne kadar savaşta üretim kapasitesinin önemli bölümünü kaybeden Suriye’ye gıda, makine, elektrik ekipmanı, yapı malzemesi gibi temel ürünler ihraç etti. Şimdi bu ticaretin bir bölümünü Suriye içindeki üretime taşıyacak banka ve sanayi altyapısının kurulması gündemde.

Bu hafta hem yurt içi hem de yurt dışı piyasalarda yoğun bir veri takvimi izlenecek. Yurt içinde Pazartesi günü açıklanacak ikinci çeyrek büyüme ve Temmuz ayı işgücü verileri ile Perşembe günü açıklanacak Ağustos ayı enflasyonu ön plana çıkarken, yurt dışında Salı günü Avro Bölgesi'nde açıklanacak Ağustos ayı enflasyonu ile Cuma günü ABD'de açıklanacak Ağustos ayı istihdam verileri takip edilecek.
31 Ağu 2026

Verim eğrisi kontrolü (YCC), merkez bankalarına belirli vadelerde faizi doğrudan sabitleme gücü veriyor ancak bu güç, taahhüt sorgulanmaya başladığında hızla bir tuzağa dönüşebiliyor. ABD’den Japonya’ya, İngiltere’den Avustralya’ya uzanan örnekler YCC’nin asıl sınavının girişte değil çıkışta verildiğini, başarının ise büyük ölçüde zamanlama, kademelilik ve iletişime bağlı olduğunu gösteriyor.

TCMB’nin haftalık repo ihalelerine beklenenden erken dönmesi teknik olarak bir normalleşme adımıydı ancak piyasa aynı karardan Eylül’de faiz indirimi, Ekim’e kadar bekleme ve erken gevşeme olmak üzere üç farklı sonuç çıkardı. Merkez bankacılığında iletişim doğrudan bir politika aracıysa belki de asıl soru kararın kendisinden çok piyasanın neden TCMB’nin hangi gelişmeye nasıl karşılık vereceğini hâlâ ortak bir çerçeveden okuyamadığıdır.



