Ocak'ı Şubat'a bağlayan hafta ekonomi gündemi yoğun


Patronsuz, yöneticisiz, hiyerarşisiz: Latro Kimya Günümüz ekonomik sistemi ve şirket yapıları, karmaşık iş tanımları ve çalışanlar arası performans kıyaslamaları hata yapma korkusuyla dolu bir iş ortamı yaratabiliyor. Bu durum, adaletli olarak tanımlanamayan ve döngüsel bir yapıya sahip geleneksel iş dünyasının bir parçası. Öte yandan Latro Kimya için bu sisteme uyum sağlamak; 'Arkadaşların uçurumdan atlasa sen de mi atlayacaksın?' sorusunu sormak gibi, bu sistem aslında bir uçurum anlamına geliyor. Kendi yolunu çizmeye ve yeni fırsatlar yaratmaya odaklanan Latro ’ya; fikirlerine ve yaklaşımlarına kulak vermeye davet ediyoruz. Latro, bugün yenilikçi kimyasal çözümlerle yeni olasılıklar yaratıyor. Türkiye'nin ilk kolektif yönetim sistemiyle çalışan organizasyonu Latro , dönüşümün kapılarını aralayan cesarete sahip. Latro sıradan bir hammadde tedarikçisi değil; tıpkı bir ekosistem gibi sürekli öğrenme, gelişme ve değişim sürecinde olan, hata yapmayı ve ardından yeniden öğrenmeyi seven insanların bir araya geldiği bir ekosistem. Dönüşüm için çok sesliliğin sağlanması, belki hiç olmadığı kadar önemli. Bu ekosistemde birkaç müdürden geçen kontrol mekanizması veya hiyerarşi yok ; kaşiflere, yaratıcı düşüncelere, beyin fırtınalarına ve girişimcilere ev sahipliği yapan, kolektif zihniyetin sunduğu benzersiz çözümler var. Tüm gelir tabloları, bilançolar, nakit akışları, maliyetler ve hatta maaşlar radikal bir şekilde şeffaf ve Latro ekosistemi tarafından erişilebilir. Mevcut pastayı adil bölüşmeye çalışmak yerine sürekli pastayı büyütmeyi, geliştirerek bütüne değer yaratmayı seçen Latro’da herkes bir kaşif ve otonominin; gelişmiş şeffaflık düzeyine sahip, meraklı kaşiflerle sağlanabileceğine inanıyor. Kimyanın kalbinde deneysellikle beslenen Latro Kimya , sizi uçurumun tam tersi istikamette bekliyor.
Daha fazlasını öğren →
EXANTEFinans dünyasındaki tüm önemli gelişmeler ve makro-iktisadi meseleler, derinlemesine bir perspektif ve sebep-sonuç ilişkileriyle her pazartesi ve cuma e-posta kutunda.
Yurt içinde TCMB, küresel piyasalarda ise Avrupa Merkez Bankası'nın faiz kararlarının açıklanmasının ardından piyasalar, veri bakımından oldukça yoğun bir haftaya başlıyor. Geçen hafta ne TCMB'den ne de ECB'den sürpriz çıkarken yeni haftanın odağında Fed'in faiz kararı bulunuyor. Ocak ayını kapatıp Şubat ayını açacağımız haftada yurt içinden de dış ticaret ve İstanbul enflasyonu başta olmak üzere kritik veriler gelecek.
ABD’de geçen hafta başlayan bilanço sezonu Türkiye için de bu hafta bankalarla başlayacak.
Fed faizi sabit ama mesajlar önemli
Fed başta olmak üzere söz sahibi merkez bankalarının faiz indirimlerine başlayacağı tarih sürekli ötelenirken küresel ekonomide yumuşak iniş olasılığının güçlenmesi piyasaları yukarı taşıyor. Resesyon ihtimalini azaltan verilerin ardından Fed'in bu hafta faizi sabit tutma olasılığına neredeyse kesin gözüyle bakılıyor. Hafta ortasındaki FOMC sonrasında Fed'de faiz değişmese de piyasalar, Başkan Powell'ın değerlendirmeleri ve mesajları üzerinden geleceğe yönelik ipuçlarını yakalamaya çalışacak. Öte yandan Fed'in Mart ayında faizleri indirmeye başlayacağına yönelik beklentiler %50'lerin altında kadar inmiş durumda.
Avrupa'da İngiltere'den faiz kararı ve Euro Bölgesi büyüme verileri izlenecek
Fed'in ardından Şubat ayının ilk gününe denk gelen Perşembe günü, TSİ 15.00'de de İngiltere Merkez Bankası, faiz kararını duyuracak. Yine buradan da herhangi bir faiz hamlesi çıkması beklenmiyor. Salı günü Avrupa ekonomileri ve ardından Euro Bölgesi için geçen yılın son çeyrek öncü büyüme performansları açıklanacak.
Türkiye için 2024'ün ilk dış ticaret verileri gelecek
Bu hafta Türkiye'nin 2023 yılı geneli dış ticaret performansı belli olacak. Öncü verilerde 2023 yılı ihracatı, OVP hedefi de olan 255 milyar USD'nin üzerine çıkmıştı; 2023 genelinde ihracat, 2022'ye göre %0,6'lık artışla 255,8 milyar USD olmuştu. 2023 yılı, kırılan ihracat rekoruna rağmen, 106 milyar USD ile dış ticaret açığının en yüksek olduğu ikinci yıl oldu. Daha önce, 2022'de dış ticaret açığı 109,5 milyar USD olarak kaydedilmişti. Çarşamba günü iki hafta önce Ticaret Bakanlığı'nca açıklanan bu verilerin finalize edilmiş hâli TÜİK'ten gelecek.
Haftanın son gününde ise 2024 yılının ilk ayına ilişkin dış ticaret verilerinin paylaşılması bekleniyor.
2024'ün ilk enflasyon verisi İstanbul'dan
Türkiye ekonomisine dair haftanın öne çıkan bir diğer verisi, İstanbul enflasyonu olacak. İstanbul Ticaret Odası, Ocak ayı İstanbul enflasyonuna ilişkin verileri 1 Şubat Perşembe saat 12.00'de duyuracak. 5 Şubat Pazartesi günü gelecek Türkiye geneli enflasyonu için öncü veri olarak kabul edilen İstanbul enflasyonu, geçen yılı Aralık ayındaki %3,52'lik artışla kapatmıştı. Böylece İstanbul'un 2023 yılı enflasyonu %74,88 olmuştu.
Rezervdeki 1 aylık düşüş trendi sürecek mi?
Dış ticaret ve enflasyon dışında bu hafta Salı günü ekonomik güven endeksi, Perşembe günü imalat PMI verisi gelecek. Ayrıca her perşembe açıklanan para ve banka istatistiklerinde de rezervlerde son haftalarda yaşanan güçlü düşüşlerin devam edip etmeyeceği izlenecek. Aralık ayının 3. haftasında 145 milyar USD'yi aşan toplam rezervler, 4 haftada 138 milyar USD'ye, brüt döviz rezervleri ise 97,5 milyar USD'den 90,4 milyar USD'ye gerilemişti. Aynı dönemde net rezervler, 40 milyar USD'nin üzerinden 23 milyar USD'ye kadar çekildi.
Yine ayların trendi olan KKM'deki düşüşlerin ne kadar olacağı da piyasaların merak ettiği kritik veriler arasında.
İlk bilançolar bankalardan
Türk borsalarında işlem gören şirketler için 2023 son çeyrek bilanço açıklama dönemi de başlıyor. Bu hafta Garanti BBVA (29 Ocak), Akbank (1 Şubat) ve Yapı Kredi (2 Şubat) 2023 son çeyrek finansallarını duyuracak.
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
EXANTEFinans dünyasındaki tüm önemli gelişmeler ve makro-iktisadi meseleler, derinlemesine bir perspektif ve sebep-sonuç ilişkileriyle her pazartesi ve cuma e-posta kutunda.
İLGİLİ BAŞLIKLAR
NEREDE YAYIMLANDI?
Birkaç aylık bir ara verdiğimiz yeni nesil finans yayınımız Exante yeniden sizlerle! Bu hafta gözler ABD ve Birleşik Krallık merkez bankalarında olacak.
29 Oca 2024

YAZARLAR

EXANTE
Finans dünyasındaki tüm önemli gelişmeler ve makro-iktisadi meseleler, derinlemesine bir perspektif ve sebep-sonuç ilişkileriyle her pazartesi ve cuma e-posta kutunda.
İLGİLİ OKUMALAR
Fed, üç yılı aşkın aranın ardından politika faizini 25 baz puan artırarak %3,75-4,00 aralığına yükseltti. Yeni projeksiyonlar, 2026 sonuna kadar bir faiz artışının daha gündemde olduğunu, 2027’de ise faizin mevcut seviyesinde kalabileceğini gösteriyor. Yükselen tahvil getirileri ve enflasyon baskısı, Fed’i piyasaların beklediği daha sıkı para politikalarına doğru ittyor.

Finansal piyasalar açısından tarihi bir hafta geçiriyoruz demek sanıyorum abartı olmayacak. İçeride sermaye piyasalarımızda yaşanan sarsıntı, dışarıda tahvil faizlerinin zirveleri zorlamasıyla merkez bankalarının daha güçlü harekete geçmesi, hemen hemen her türlü finansal enstrümanda sert hareketlere yol açtı.

Sermaye Piyasası Kurulu (SPK), 17 Eylül gün içinde yayımladığı bültende Tera, Pusula, Hedef, Atlas, A1, Pardus ve Bulls olmak üzere yedi portföy yönetim şirketinin kurucusu olduğu, katılma payları TEFAS’ta işlem gören bütün yatırım fonlarını platformda alım ve satıma kapattığını duyurdu. Aynı kararla unvanları tek tek yazılan 130 fonun da SPK tarafından tayin edilecek yöntemle tasfiye ettirilmesine hükmedildi. Peki tasfiye kararı verilen bir fonda yatırımcının payına ve parasına ne olacak?

Serbest fonlarda yatırımcıların parasını ne zaman alacağı, fonun değerleme ve iade koşullarına göre belirleniyor. SPK’nın 28 Ağustos tarihli düzenlemesi, likidite riski kapsamında iade taleplerinin karşılanması için bu koşulların önceden ilan süresi beklenmeden değiştirilmesine izin veriyor. Atlas Portföy’ün DFI fonunda satış işlemlerini aylık değerleme tarihine bağlayan uygulaması da bu hüküm kapsamında yapıldı.

TÜSİAD Başkanı Ozan Diren, Dünya gazetesinden Recep Erçin’e verdiği söyleşide, Türkiye’nin kamu öncülüğünde hazırlanacak ve uygulaması yakından izlenecek 10-15 yıllık sanayi planlarına ihtiyaç duyduğunu söyledi. Türkiye halihazırda beş yıllık kalkınma planları hazırlıyor. Peki planlar ve destekler mevcutken neden yeniden planlamayı konuşuyoruz? Türkiye’nin geçmişte fabrikalar kurarak başladığı planlama deneyiminde ne değişti ve bugün hazırlanacak bir planın üretim kararları üzerinde nasıl bir etkisi olabilir?



