Okan Buruk’un yarı-modern hayalinin iflası

Punto Punto, gazetecilikten beslenirken, spor kültürünü şekillendiren olayları neden ve sonuçlarıyla geniş perspektiften ele alır. Futbol, tenis, atletizm, voleybol ve basketbol başta olmak üzere tüm atletik branşların etrafında gelişen hikayeler, gelen kutunda.
Galatasaray’ın İsviçre liginde henüz galibiyet yüzü görmemiş, kendisinden iyimser tahminle beş katı düşük bütçeyle kurulmuş Young Boys’a elenerek Şampiyonlar Ligi’nin dışında kalması ibretlik bir futbol olayıydı. Üstelik bu sonucun, kağıt üzerinde zayıf görünen tarafın reaktif oyunuyla değil rakibe kendi evinde baskın gelerek alınması daha da çarpıcıydı.
- Neden “ibretlik”: Çünkü bu sonuç; kolay yoldan, yani çalışarak, sabrederek, elindeki oyuncuları kıymetlendirerek değil sürekli para harcayarak ve transfer yaparak ilerleyebileceğini düşünen, buna karşılık ev ödevini dahi yapmaya üşenen obez bir futbol anlayışına karşı kazanıldı. Ve bu anlayış, sadece Galatasaray’ın değil çok uzun süredir Türk futbolunun ezici çoğunluğunun temel problemi.
- "Neden “çarpıcı”: Çünkü rakibine karşı büyük bir kalite avantajına sahip olan Galatasaray, aleyhindeki eleştirileri fazla ciddiye alan, kontrolü kaybetmiş kulüp yönetiminin talimatıyla onları da savunmak üzere mesai harcamak zorunda kalan, son 2 sezonun rekortmen teknik direktörünün “inat”larıyla rakibinin gerisine düştü.
Evet, Buruk’un özellikle rövanş maçındaki kadro ve taktik tercihini futbolun içinde kalarak açıklamak imkansız. Buruk, futbolu hepimizden daha iyi bildiğine göre atletik, delici, disiplinli rakibe karşı orta sahayı boşaltarak çift santrfor oynaması, sağ açığa savunma ve pres becerisi olmayan Ziyech’i, orta ikiliden birine de hücumcu Sara’yı koymasının ve bu dizilişten galibiyet umabilmesinin tek mantıklı açıklayıcısı “inatlarına yenik düşmesi” olabilir.
Nitekim 5. dakika itibarıyla bu kurgunun Young Boys tarafından kolaylıkla alt edilebileceği ortaya çıktı. İsviçre ekibi, sarı-kırmızılıları sahanın her alanında sürklase etti ve gol üstüne gol kaçırdı. Ama teknik heyet, devre olana kadar ne oyuncu ne de taktik değiştirme gereği duydu. Devre arasında yapılan oyuncu değişiklikleri ise temel problemi, yani Galatasaray’ın topun oyuna sokmaya çalıştığı alanlarda hep eksik kalmasını, geriden pasla çıkamamasını çözmeye yönelik değişiklikler değildi. Okan Buruk hâlâ sahadaki sorunu personel sorunu zannediyordu. Maç bittiğinde de bu yanlış teşhisini koruyordu. Oyuncu seçimlerinde hata yaptığı için bu sonucun ortaya çıktığını düşünüyordu! Oysa hata oyun anlayışıyla başlıyor, oyuncu tercihleri sadece bunu katmerlendiriyordu.
Okan Buruk'un oyunu
Okan Buruk, başından beri orta saha çizgisine kadar çıkan stoperlerinin daralttığı rakip sahada uygulattığı ön alan presiyle kazanılan topların başrolü oynadığı bir hücum sistemini işletiyor. Bu sistemde, kazanılan ve hızla sonuca gitmek üzere kurgulanan toplar, hücum oyuncularının yüksek kalitesiyle skor tabelasına yansıyor ve bu, özellikle kalitenin iyice düştüğü Süper Lig’de sarı-kırmızılıların önüne geleni yenmesini sağlıyor. Buruk, özellikle geçen sezon Şampiyonlar Ligi’nde Bayern Münih’e karşı bu oyunu cesurca sahaya yansıtmasıyla takdir topladığından beri bu oyuna deyim yerindeyse “âşık olmuş” durumda.
Galatasaray’daki ilk sezonunda, gerektiğinde alternatif oyun planlarını da devreye sokabilen ve bu yolla örneğin Fenerbahçe deplasmanında unutulmayacak bir galibiyete imza atan Buruk, artık böyle emsaller sergileyemiyor. Galatasaray’ın rakiplerin çok iyi bildiği bu yarı-modern planı da ne zaman fizik gücü ve organizasyon seviyesi yüksek bir takım görse tekliyor. Galatasaray bu tip maçlarda kılpayı kaybetmiyor, hiçbir şey üretemeyerek kaybediyor. Bu da net bir taktiksel iflasa işaret ediyor. Fenerbahçe’ye karşı 70 dakikası 1 kişi fazla oynanan geçen sezonki maç, Kopenhag, Sparta Prag ve son olarak Young Boys maçları bunun en net örnekleriydi.
Ufukta oyunu ileriye taşıyacak vizyon görünmüyor
Okan Buruk’un geçen sezon Şampiyonlar Ligi’nde sergilediği oyun, birçoklarının övgüsünü toplar ve “2000 model Galatasaray” vurguları yapılırken bir şerh düşüyordum. Bu şerh, UEFA Kupası şampiyonu Galatasaray’ın birçok Avrupa takımının da önünde, çağın en modern futbolunu oynuyor oluşuna idi. Buruk’un takımı ise modern oyunun gerekliliklerinin yalnızca bir kısmını; topsuz oyundaki alan daraltması, presi ve topu geri kazanma süresiyle karşılıyor, toplu oyunda, özellikle de oyunu kendi sahasından kurması gerektiğinde çağ dışı kalıyordu.
Bu yüzden bu oyun yarı-modern bir oyundu. Yine de sarı-kırmızılıların ligde 2 sene üst üste şampiyon olmasında önemli paya sahip olan Buruk’un bu oyunun handikaplarının farkında olduğunu, buna yönelik adımlar atacağını düşünüyorduk. 2024/25 sezonunun başlangıcı tamamen yanıldığımızı kanıtladı. Torreira’nın partneri olarak Gabriel Sara’yı, yani Kerem Demirbay’ın daha gencini kadroya katmakla yetinen, sık sık 4-2-3-1’i çift santrforla 4-2-4’e evriltme hayalleri kuran, oyununun Barış Alper Yılmaz, Sacha Boey, Lucas Torreira gibi fiziksel-atletik anomaliler olmadan teklediğini görmeyen Okan Buruk’un bu oyunu “modern” hâle getirecek vizyonu olduğu bir hayli şüpheli. Bu da zaten yönetimsel sebepler nedeniyle bir hayli çalkantılı durumda olan Galatasaray için önümüzdeki sezonun “kayıp yıl” olarak anılma ihtimalini kuvvetlendiriyor.
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
Punto Punto, gazetecilikten beslenirken, spor kültürünü şekillendiren olayları neden ve sonuçlarıyla geniş perspektiften ele alır. Futbol, tenis, atletizm, voleybol ve basketbol başta olmak üzere tüm atletik branşların etrafında gelişen hikayeler, gelen kutunda.
İLGİLİ BAŞLIKLAR
NEREDE YAYIMLANDI?
Hayatını kaybeden Christoph Daum'u şükranla anıyor, mirasını hatırlatıyoruz. Galatasaray'ın Devler Ligi'ne vedasını masaya yatırıyoruz.
30 Ağu 2024

YAZARLAR

Punto
Punto, gazetecilikten beslenirken, spor kültürünü şekillendiren olayları neden ve sonuçlarıyla geniş perspektiften ele alır. Futbol, tenis, atletizm, voleybol ve basketbol başta olmak üzere tüm atletik branşların etrafında gelişen hikayeler, gelen kutunda.
İLGİLİ OKUMALAR
Dünya Kupası futbolcular kadar spor yazarları için de önemli bir kariyer noktasıdır. Futbolcuları takip etmek, maçları stadyumda izleyip yazmak veya anlatmak büyük anlam taşır. The Athletic yazarı Aslı Pelit için mesleki deneyim ve tatminin yanında bir önemi daha vardı 2026 Dünya Kupası’nın. Turnuvayı yeni anne olmuş bir muhabir olarak takip etti. Bir yandan maçlar hakkında yazarken ve basın toplantılarında soru sorarken diğer yandan da altı buçuk aylık kızı Milo’nun bakımını planlamakla meşguldü. Aslı’dan son bir ayın öyküsünü dinledik…

Dünya Kupası'nda Fransa-İspanya, Arjantin-İngiltere maçlarıyla finalistler belirleniyor. Fransa-İspanya eşleşmesi futbolun gördüğü en üst düzey takımlardan ikisini karşı karşıya getirirken Arjantin-İngiltere köklü bir rekabete yeni bir sayfa ekleyecek.

Arjantin'de Javier Milei hükümeti, nafaka borcu olan ebeveynleri tribünlerden uzaklaştırarak ilk bakışta alkışlanabilecek bir uygulamaya imza attı. Öte yandan aynı hükümet, kadınlara ve çocuklara yönelik sosyal destek mekanizmalarını da tasfiye etmeye devam ediyor. Arjantin'deki yeni uygulama, kadın ve çocuk haklarını gerçekten güçlendiren bir politika olabilir mi, yoksa sağ popülizmin yeni gösterilerinden biri mi?

Trump’ın FIFA Başkanı Infantino’yu arayarak Balogun’un kırmızı kart cezasını askıya aldırması futbol dünyasının tepkisini çekti. Ama aynı zamanda FIFA’nın bu tip liderler karşısında ne kadar zayıf bir karnesi olduğunu da yeniden hatırlattı.
07 Tem 2026

Dünyanın en hızlı büyüyen sporlarından biri olan padel, artık bir sporun ötesinde bir yaşam biçimi. Kariyeri boyunca 230 şampiyonluk kazanan, tam 16 yıl boyunca dünya sıralamasının zirvesini kimseye bırakmayan Fernando Belasteguín de bu dönüşümün en yakın tanıklarından biri. Nano Padel'in davetiyle 3 Temmuz'da Lucca Beach Bodrum'da sporseverlerle buluşacak Arjantinli efsane; padelin hızlı yükselişinin arkasında yatan nedenler, iş dünyasının bu spora ilgisi, zirvede kalmanın psikolojisi ve Türkiye'nin potansiyeline dair sorularımızı yanıtladı.



