

Vodafone Business ile bulut tabanlı yazılımlar artık tek noktada: Red Bulut Pazaryeri İşletmelerin dijitalleşme yolculuklarında öncülük eden Vodafone Business , Türkiye’nin hiçbir noktasında teknolojiye ulaşamamış KOBİ kalmasın hedefiyle, bulut tabanlı yazılım ve çözümleri tek bir noktadan ön yatırım maliyeti olmadan satın alabilecekleri, ürünlerle ilgili detaylı bilgilere ve eğitim içeriklerine erişebilecekleri B2B pazaryeri platformu hizmeti sunuyor: Red Bulut Pazaryeri . Neler var? Red Bulut Platformu ’nda KOBİ’lerin ihtiyacı bulunan 3 ana konuda ürünler yer alıyor: İş ve Süreç Yönetimi: Akıllı Ekip Takip, Akıllı Süreç Yönetimi, Ön Muhasebe ve Microsoft 365 ürünleri bulunuyor. İşletmeler, çalışanlarının iş yükünü doğru planlayabilecekleri, kaynaklarını verimli yönetebilecekleri, muhasebe ve e-fatura altyapısı için en etkili araçları bulabiliyor. Güvenlik ve Yedekleme: Antivirüs, Veri Kurtarma ve Yedekleme ve Vodafone Drive Güvenli depolama çözümleriyle işletmeler, yüksek güvenlik, düzenli yedekleme ve hızlı veri kurtarmayı kurumundaki tüm cihaz ve sunucularda etkinleştirirken dokümanlarına istediği cihazdan erişebiliyor. E-ticaret ve Satış Sonrası Destek: WebSitesi Barındırma Çağrı merkezi kurabilecekleri Bulut Santral ve E-ticaret çözümleriyle işletmeler, ürünlerini internet üzerinden kitlelere ulaştırabiliyor, satışlarını artırabiliyor, satış sonrasında müşterilerine en yüksek seviyede memnuniyeti sağlayabiliyor. Neden önemli? Araştırmalar Bulut yazılımlarını kullanan KOBİ’lerin verimliliğini %11,8 artırdığını gösteriyor. Türkiye’nin %98’ini oluşturan KOBİ’lerin bulut tabanlı yazılım kullanım oranı %11. 261 bini küçük ve orta ölçekli, 3 milyonu mikro ölçekli olan işletmelerin dijitalleşme yolculuğunda önemli bir desteğe ihtiyacı var.
Daha fazlasını öğren →
QuandoHer salı ve cuma girişimcilik ve teknoloji ekosistemlerinden öne çıkan gelişmeler, paradigma değişimleri, inovasyon trendleri ve dijital dönüşüm e-posta kutunda.
Teknoloji şirketlerinin çalışma ortamlarını düşündüğümüzde çoğumuzun aklında canlanan resim genellikle şirket içi ortak oyun ve spor alanları, lezzetli atıştırmalıklar ve içeceklerin bulunduğu kafeteryalar gibi yüksek profilli olanakların bulunduğunu eğlenceli bir ortamı tasvir ediyor olabilir; bu belki de izlediğimiz dizi ve filmlerin yarattığı bir algıdır, bilemiyoruz. Ancak şirketlerin sunduğu avantajlar ile teknoloji çalışanlarının asıl istedikleri arasında temel farklılıklar olduğunda, bu ayrıcalıkların çalışanların büyük bir kısmı için pek de bir şey ifade etmediği söylenebilir. Özellikle de pandemi gibi çoğu sosyal ve profesyonel olguyu yerle bir eden bir deneyimden sonra.
Covid-19 pandemisinin en çok değiştirdiği alanların başında belki de iş dünyası geliyor. Pandemi, pek çok farklı sektörden çalışanlar için verimli sonuçlar ortaya koymak adına belirli saatler içerisinde ofiste bulunmalarını gerektirmeyen bir senaryonun da mümkün olduğunu tüm dünyaya göstermiş bulunuyor. Hâl böyle olunca teknoloji çalışanları arasında da iş ortamları ve nasıl çalışacaklarına dair yeni talep ve anlayışlar oluşuyor.
Peki, teknoloji şirketlerinde neler değişiyor?
2 yıllık uzaktan çalışmanın ardından pandeminin etkisinin zayıflamasıyla teknoloji şirketleri kapılarını çalışanlarına geri açmaya başladı; ancak çalışanların uzaktan da gayet çalışabildiklerini keşfetmeleri nedeniyle ofise tam anlamıyla dönmeye isteksiz olmaları sonucunda şirketler, çalışma politikalarında bazı değişikliklere gitti. Pandemi öncesinde varsayılan olarak kabul edilen ofis düzeni, yerini hibrit ve uzaktan çalışma modellerine bırakmaya başladı.
Mesela Spotify, bulundukları konumlardan kaynaklanan zaman dilimi farklılıkları ya da bir yasal engel olmadığı sürece çalışanlarının diledikleri herhangi bir yerden çalışabileceklerini açıkladı. Bununla birlikte Airbnb, Slack ve çalışanlarının isterlerse “sonsuza kadar” evden çalışmayı tercih edebileceklerini söyleyen Twitter da benzer çalışma koşulları sağlayacaklarını duyurdu.
Bazı şirketler ise çalışanların haftanın belli günleri ofiste olmalarını gerektiren, daha esnek çalışma programına sahip hibrit iş modelini benimseyeceklerini bildirdi. Amazon, çalışanların ofiste tam olarak kaç gün geçirmek isteyeceğine karar vermenin bireysel ekiplere bağlı olduğunu belirterek bu esnekliğin işin doğasına göre değişebileceğini söylerken; Facebook da tüm tam zamanlı çalışanların evden çalışmak için başvuruda bulunabileceklerini, ancak şirketin donanım cihazları veya veri merkezi altyapısı gibi alanlarında çalışan kişilerin ofiste olması gerektiğini açıkladı. Apple çalışanlarının haftada iki gün ofise gelmelerini isterken; haftanın 3 günü ofiste, 2 günü ise evde çalışma modelini uygulayan Google ise aynı zamanda uzaktan çalışma uzantıları, yeni bir yere transfer isteme veya uzaktan çalışmaya devam etmek için başvuru yapma gibi imkanlar tanıdı.
Öte yandan tüm teknoloji şirketlerinin çalışma konusunda aynı esnek sistemleri desteklediği söylenemez. Çalışanların bir araya gelmemesini tam bir “olumsuzluk” olarak değerlendiren Netflix CEO’larından Reed Hastings, Netflix’in “şirket kültürünü” sürdürmesinin önemli olduğunu belirterek çalışanları ofise dönmeye teşvik etmeye çalışırken; Tesla CEO’su Elon Musk çalışanlarını çok daha sert bir şekilde ofise dönmeye çağırdı. Tesla çalışanlarına haftada en az 40 saati ofiste geçirmeleri gerektiğini söyleyen bir e-posta gönderen Musk, ofise gelmeyen çalışanların istifa etmiş varsayılacağını söyleyerek epeyce tepki çekti.
Dünyanın önde gelen teknoloji şirketlerinde durum böyle; peki ya teknoloji çalışanları? Onlar ne istiyor?
Eden tarafından ABD’de yaşayan 1000 teknoloji çalışanı ile gerçekleştirilen "Where Tech Works" isimli rapora göre teknoloji çalışanlarının büyük bir kısmı hibrit çalışma modelinden yana bir duruş sergiliyor. Teknoloji çalışanlarının %18’inin tamamen uzaktan, %34’ünün ise tamamen ofisten çalışmak istediğinin belirtildiği raporda çalışanların %48'lik bölümü ise hibrit modeli tercih ediyor. Rapora göre daha çok ofiste vakit geçirmek isteyen kısmın Z kuşağı olması ise ayrıca dikkat çekiyor.
Bununla birlikte, teknoloji çalışanlarının büyük bir bölümü “seçme hakkı”na sahip olmanın oldukça önemli olduğunu belirtiyor. Buna göre çalışanların %95’i dilediklerinde uzaktan çalışabilme hakkına sahip olmayı istediklerini; %63’ü ise bu hakkın kendilerine tanınmamasının bir işe girme ya da o işte çalışmaya devam etme kararını etkileyeceğini söylüyor. Öyle ki ankete katılanların %64’ü haftanın 5 gününü ofiste geçirmek için %20’lik bir zam talep edeceğini bildiriyor.
Raporda belirtildiği üzere iş ile özel yaşam arasındaki dengeyi korumak adına esnek çalışma saatlerine sahip olmak da teknoloji çalışanları için büyük önem arz ediyor. Buna göre çalışanların %37’si evdeki sorumluluklarını halletmeye, %28’i ise çocukları ve aile üyelerine zaman ayırmaya yardımcı olduğu için esnekliğe önem verdiğini belirtirken, %22’si de her gün işe gidip gelmekten kaçınmak için esnek bir çalışma modeli istediklerini ifade ediyor.
Ivanti tarafından ABD, Fransa, Birleşik Krallık, Almanya, Hollanda, Belçika, İspanya, İsveç ve Avustralya'da 1609’u bilişim teknolojileri uzmanı olan 6100’den fazla çalışan ile gerçekleştirilen bir diğer anketin sonuçlarına göreyse çalışanların %87’si tamamen ofisten çalışma taraftarı olmadığını ve hibrit çalışma sistemini tercih ettiğini belirtiyor. Ankete göre tam zamanlı bir şekilde ofise dönmeye zorlanmaları halinde istifa edeceklerini söyleyen çalışanların oranı %24 iken, istedikleri yerden istedikleri zaman çalışabilme rahatlığına sahip olmaları karşılığında bir terfiden vazgeçeceklerini söyleyen çalışanların oranı ise %71.
McKinsey’in düzenlediği 25 bin ABD vatandaşını kapsayan "The American Opportunity Survey" de uzaktan ve esnek çalışma imkanlarına karşı çalışanların ne hissettiğine ışık tutuyor. Katılanların %87’sinin esnek çalışma saatleri imkanı sunması halinde bir iş teklifini kabul ettiğinin belirtildiği ankette ayrıca kişileri yeni bir iş arayışına iten en önemli 3 faktörden birinin, daha iyi maaş ya da çalışma saatleri ile daha iyi kariyer fırsatlarının ardından esnek çalışma düzeni olduğu ifade ediliyor.
Teknoloji çalışanları, pandemi öncesine dönmek istemiyor
Buraya kadar bahsettiklerimizi kısaca sonuca bağlayacak olursak: 2 yıllık pandemi süresince iş hayatını eve taşıyan ve ailesi ya da yakınlarıyla daha fazla vakit geçirirken de profesyonel hayatlarını sürdürebildikleri bir düzene alışan teknoloji çalışanları, pandemi öncesinde kurulu olan düzene geri dönmeye pek de istekli değil. İncelediğimiz verilerden yola çıkacak olursak teknoloji çalışanları, kişisel ve profesyonel hayatları arasındaki dengeyi korumak adına zorunda olmadıkları sürece uzaktan çalışabildikleri, gerektiğinde ya da istediklerinde ise ofise gidebildikleri hibrit bir sistem ve daha esnek bir çalışma düzeni istiyor. Çalışanlarının isteklerini göz ardı ederek eski düzeni sürdürmeye kararlı olan teknoloji şirketleri ise, daha iyi bir fırsat yakalamaları halinde çalışanlarını kaybetmeye mahkûm gibi gözüküyor.
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
QuandoHer salı ve cuma girişimcilik ve teknoloji ekosistemlerinden öne çıkan gelişmeler, paradigma değişimleri, inovasyon trendleri ve dijital dönüşüm e-posta kutunda.
NEREDE YAYIMLANDI?
Teknoloji çalışanları pandemi sonrasında nasıl bir çalışma düzeni bekliyor? Tepkilerin odağındaki Instagram, TikTok'a benzemeye çalışarak ne hedefliyor?
01 Ağu 2022

YAZARLAR

Quando
Her salı ve cuma girişimcilik ve teknoloji ekosistemlerinden öne çıkan gelişmeler, paradigma değişimleri, inovasyon trendleri ve dijital dönüşüm e-posta kutunda.
İLGİLİ OKUMALAR
Çin geçen hafta, medyaya “Çin’den yapay zeka aşklarına yasak” tarzı başlıklarla yansıyan bir düzenlemeyi uygulamaya koydu. Düzenlemenin hedefi gayet net: Kişinin kişilik özelliklerini, düşünce kalıplarını ve iletişim tarzını taklit ederek sürekli duygusal etkileşim sağlayan hizmetler. Peki yasanın arkasındaki gerekçe neydi, dünyanın geri kalanının bu yasağı takip etmesi olası mı ve tabii artık bir halk sağlığı sorununa dönüşen "yalnızlık salgını"nın önüne bu şekilde geçilebilir mi?

OpenAI, güvenlik testi sırasında kapalı bir test ortamından (sandbox) kendiliğinden çıkan iki yapay zeka modelinin internete erişim sağlayarak açık kaynak kodlu yapay zeka yazılımlarının açık kütüphanesi Hugging Face'in sistemlerine sızdığını açıkladı. Peki bu olay gerçekten yapay zekanın bilinç kazandığını gösteren bir dönüm noktası mı?

Yapay zekayla konuşurken onların yalnızca son cevabını görürüz. Sohbet robotlarına güç veren büyük dil modellerinin o yanıta nasıl ulaştığını, hangi ihtimalleri elediğini ya da cevabını oluştururken "zihinlerinde" nelerin canlandığını bilmeyiz. Anthropic’in yaptığı yeni bir çalışma ise ilk kez bu "kara kutunun" içinde neler yaşandığını ortaya koyuyor.

Kullanıcılar artık, günün giderek daha büyük bir bölümünü düşünmekten, alışılmışın dışına çıkmaktan ve kendi yolunu çizmekten uzaklaştıran sistemlerin içinde geçiriyor. Fakat uzmanlara göre karşımıza çıkan her engeli aşılması gereken bir sorun olarak görmemek gerekiyor. Hayatın içinde her zaman engeller, bekleme anları ve aksilikler oluyor. Fakat tam da bu sürtünmeler, insanı düşünmeye, mücadele etmeye, problem çözmeye, sabretmeye ve kendi yolunu çizmeye zorluyor.

Yapay zeka devi Anthropic, milyonlarca ikinci el kitabı satın aldı. Ciltlerini hidrolik bıçaklarla kesti, sayfaları yüksek hızlı tarayıcılardan geçirerek dijitalleştirdi ve kağıt kopyaları imhaya gönderdi. Yapay zeka şirketleri, kitaplar yok olsa da metnin milyonlarca insana cevap veren bir sistemin içinde yaşadığını savunuyor. Asıl soru ise şu: İnsanlığın en az 200 yıllık kolektif entelektüel birikimi özel modellere aktarılırken, bunun ne kadarı kamuya geri dönecek ve buna kim karar verecek?



