Petrol yükselirken altın neden düşmüş olabilir?

EXANTEFinans dünyasındaki tüm önemli gelişmeler ve makro-iktisadi meseleler, derinlemesine bir perspektif ve sebep-sonuç ilişkileriyle her pazartesi ve cuma e-posta kutunda.
Ortadoğu’da her geçen gün tırmanan ABD-İran gerilimi, enerji tesislerine ilişkin yoğun tehditlerle farklı bir faza geçiş yaparken, bu sırada piyasalar da bu gelişmelerin gölgesinde güçlü bir biçimde sarsıldı. Hürmüz krizinin üçüncü haftasında petrol fiyatları çift haneli bir artışla 110 dolar seviyesinin üzerine çıkarken, savaş dönemlerinde yükselmesi beklenen ons altın ise %10’un üzerinde kayıpla 4 bin 491 dolar seviyesinden kapandı ve savaş primi hayaliyle yatırımda bulunan değerli emtia yatırımcısının büyük kayıp yaşamasına neden oldu.
Oysa ki piyasadaki genel kanı, jeopolitik risklerin tırmanması durumunda altın gibi değerli emtianın güvenli liman algısı nedeniyle yükselmesi yönündeydi. Peki petrol yükselince altın ve değerli emtia fiyatları neden çakıldı?
Neden?
Petrol gibi kritik emtiada bir arz şoku yaşandığında akla gelen ilk soru, bu şokun küresel ekonomide bir durgunluğa yol açıp, açmayacağıdır. Petrol arzında yaşanan herhangi bir şok, genellikle doğrudan manşet enflasyona yansır. Manşet enflasyonun yükseldiği zamanlarda ise finansal sıkılaşma eğilimi artar ve küresel merkez bankalarına ilişkin faiz artırım beklentileri güçlenir.
Konuyla ilgili Fed ekonomistleri tarafından yayımlanan bir araştırma notuna göre küresel petrol fiyatlarında yaşanan %10’luk bir artış, ABD’de manşet enflasyonu en az 15 baz puan yukarı çekiyor. Ülkemizde ise TCMB tarafından yapılan araştırmaya göre petrol fiyatında her 10 dolarlık artış cari açığı yaklaşık 2,6 milyar dolar büyütüyor ve yıl sonu enflasyon tahminini 1,2 puan yukarı itiyor.
Geride bıraktığımız hafta toplantılarını yapan Fed, ECB, BoE ve BoJ’nin de dahil olduğu bütün majör merkez bankaları, politika faizlerini sabit bırakma kararı aldı ve açıklama metinlerinde petrol şokunun yaratabileceği potansiyel fiyat baskılarına değinerek ihtiyatlı tavır sergiledi.
Fed’in Mart ayı toplantısından sonra piyasanın 2026 yılı için iki olan faiz indirim beklentisi tek düşerken, swap piyasasında ECB ve BoE’nin bu yıl iki faiz artırımına gitmesi ihtimali fiyatlanmaya başladı.
Faizlerin yükseldiği ve ekonomik aktivitenin yavaşladığı durumlarda ise genellikle emtiaya olan talebin azalması ve faiz getirisiyle öne çıkan enstrümanların cazibesinin artması beklenir. Bu akımlar genellikle dolar endeksinin güçlenmesine de neden olur ve altın, dolar üzerinden fiyatlanan bir varlık olduğu için dolar değer kazandığında, ABD dışındaki her alıcı için altın pahalılaşır ve talep daha da azalır.
İşin teknik tarafı da var. Petrol ve doğalgaz fiyatlarında ani yükseliş, hem enerji hem de hisse piyasalarında sert kayıplara ve alınan kaldıraçlı pozisyonlar nedeniyle yüklü teminat tamamlama çağrılarına neden olabilir. Bu tür durumlarda yatırımcılar, genellikle ellerindeki en likit varlığı satarak oluşan açığı kapatmayı tercih ederler. Altın ise günlük 260 milyar dolarlık hacimle dünyanın en likit varlıklarından bir tanesidir. Dolayısıyla sert kayıp kaynaklı açığını kapatmak isteyen opsiyon yatırımcıları, bunun için altın satmaya yönelmiş olabilir.
Nitekim 19 Mart günü sabah saatlerinde teminat tamamlama çağrıları nedeniyle COMEX’te altın emir defterinin derinliği bir anda %98 düşmüş ve oluşan boşluk ons altın fiyatını dakikalar içinde 4 bin 557 dolar tabanına çekmişti.
Gümüş tarafı içinse tablo daha da vahim. Altına kıyasla endüstriyel kullanım oranı çok daha yüksek olan gümüş talebinin %55’i sanayi ve sanayi bağlantılı sektörlerden geliyor. Şayet Hürmüz krizi vadede çözülemez ve petrol fiyatları 110 dolar seviyesinin üzerinde kalmaya devam ederse, yaşanabilecek bir küresel durgunluk senaryosu sanayi üretimini sert biçimde daraltıp, gümüşün sınai talep ayağını vurabilir.
Sonuç olarak
ABD-İsrail ve İran arasında çıkan çatışmalar, jeopolitik risk dengesi üzerinden değerli emtiaya dair yükseliş beklentilerini tetiklemiş olsa da piyasa bambaşka bir denge üzerinden hareket etti. Petrol ve doğalgaz kaynaklı arz şoku enflasyon beklentilerini bir anda yukarı çekerken, aynı anda faizlerin daha uzun süre yüksek kalacağı algısını güçlendirdi ve bu durum dolar talebini artırarak likidite ihtiyacını öne çıkardı.
Böyle bir ortamda yatırımcılar güvenli limana yönelmek yerine zararlarını kapatmak ve teminat yükümlülüklerini karşılamak için en hızlı nakde çevrilebilen varlıkları satmayı tercih etti ve altındaki sert düşüş de bu zincirin doğal bir sonucu olarak ortaya çıktı.
Bu tablo bize, jeopolitik risklerin tırmandığı dönemlerde dahi değerli emtianın her koşulda yükseleceği yönündeki yerleşik algının her zaman geçerli olmadığını gösteriyor. Piyasa her zaman tek bir denklem üzerinden işlemiyor ve kör noktada kalan yan etkiler, bazen yatırımcıyı en beklenmedik yerinden vurabiliyor.
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
EXANTEFinans dünyasındaki tüm önemli gelişmeler ve makro-iktisadi meseleler, derinlemesine bir perspektif ve sebep-sonuç ilişkileriyle her pazartesi ve cuma e-posta kutunda.
YAZARLAR

Emircan Yaman
Piyasalar ve Finans Editörü

EXANTE
Finans dünyasındaki tüm önemli gelişmeler ve makro-iktisadi meseleler, derinlemesine bir perspektif ve sebep-sonuç ilişkileriyle her pazartesi ve cuma e-posta kutunda.
İLGİLİ OKUMALAR
Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB), piyasa beklentilerine paralel olarak politika faizinde, faiz koridorunun alt ve üzerinde herhangi bir değişikliğe gitmedi. Karar metni incelendiğinde ise enflasyon görünümüne ilişkin iki önemli unsur dikkat çekiyor. Bu iki unsur, Merkez Bankası'nın önümüzdeki dönemde karar alırken oldukça hassas bir denge gözetmek zorunda kalacağını gösteriyor.

Cumhuriyet'in 1930'lardaki sanayi atılımı bir milli güvenlik, kalkınma ve aydınlanma hareketiydi. 2030'ların Cumhuriyeti de aynı şiarlar ile elektro-devlet yolunda programlı biçimde ilerlemelidir.

Küresel ticaret denklemi yeniden yazılırken, uzun yıllar Çin'in gölgesinde kalan Hindistan artık küresel üretim, yatırım ve ticaret zincirlerinde başlı başına bir güç merkezi olarak öne çıkıyor. Peki yükselen bu fil, küresel ticaretin ejderhası Çin'e gerçek bir alternatif olabilir mi? Bu sorunun yanıtı yalnızca Asya'nın değil, Türkiye'nin de ekonomik ve jeopolitik geleceği açısından da giderek daha kritik hale geliyor.

Türkiye ekonomisinde son dönemde birbiriyle çelişiyor gibi görünen iki tablo aynı anda oluştu. İhracat her yıl yeni bir rekor kırarken sanayicilerin finansman, maliyet ve rekabet gücü konusunda verdiği uyarılar giderek sertleşiyor. İlk bakışta aynı anda doğru olamayacakmış gibi görünen bu iki tablo, aslında Türkiye’nin üretim yapısında yaşanan değişimin farklı sonuçlarını yansıtıyor.

Bu hafta takvim yurt içinde kalabalıklaşırken, yurt dışında bir miktar sakinliyor. Yurt içi piyasalarda TCMB kararı ve Moody’s Türkiye değerlendirmesi ön plana çıkarken, yurt dışında gözler ECB kararında olacak.
20 Tem 2026




