‘Senden çok var’ Rober Hatemo: Algoritmalar zihnimizi mi okuyor, mikrofonlar bizi mi dinliyor, ne oluyor?

QuandoHer salı ve cuma girişimcilik ve teknoloji ekosistemlerinden öne çıkan gelişmeler, paradigma değişimleri, inovasyon trendleri ve dijital dönüşüm e-posta kutunda.
“Size bir şey söyleyeceğim, yani biraz komik gelebilir ama gerçekten bunu yaşadım. Size de oluyor mu bilmiyorum? Bugün yataktan kalktım, hatta yataktan kalktığım gibiyim hâlâ. Kıymalı börek yapayım dedim, ben güzel yemek yaparım. Ondan sonra ‘yufka aldırayım da’ dedim, kıymalı börek yapayım. İçimden ama yatakta düşünüyorum. Telefonu elime aldım şöyle bir bakayım diye sabah hepimizin olduğu gibi. Önüme kıymalı börek reklamı çıktı yahu. (…)
Bu nasıl bir algoritma? Ben konuşmadım ki, yalnızım zaten, kiminle konuşacağım? Algoritma düşündüğümü nasıl önüme çıkarabiliyor, bu gerçekten çok korkunç!”
Rober Hatemo, Instagram’da paylaştığı bir sabah videosunda, çoğumuzun yaşadığı deneyimin kendi versiyonunu böyle anlatmış. Kuşkusuz yalnız değil. Gönderinin altındaki yorumlar da bunu teyit ediyor.
Zaten insanın ilk ve en büyük yanılgısı bu değil mi? Farklı olduğumuzu düşünürüz. Bizim düşündüklerimizi sanki kimse düşünemezmiş gibi gelir ilkin. Bana kalırsa, insanın olgunlaşması da benzersiz olmadığını anlamasıyla başlar. Hem biraz rahatlarız hem de hayal kırıklığı yaşarız bunu anlayınca.
Başkalarının da aynı şeyleri düşündüğünü bilmek, yalnız değilim hissiyle rahatlatır ilkin. Ancak bu kadar tahmin edilebilir olmak da inciticidir. Oysa bu da bir bilimdir. Binlerce ayrı veri kümesinin içinde durmaksızın sınıflanırız gün içinde. Milyonlarca benzerimizle birlikte. Bu çok can sıkıcı bir durum.
Tahmine dayalı ekonomi
Zaten Rober Hatemo, sözlerini Yıldız Tilbe’nin yazdığı o dillere pelesenk şarkısında da bu can sıkıcı durumu hatırlatmaz mı? “Biiir çok sıkıldım, ikiiiii yerim çok dar, ooooo senden çok var!” Hakikaten "bizden çok var" tamam kabul.
- Ama bu, Rober Hatemo’nun düşündüğünü ekranında görmesini açıklar mı? Elimizdeki soru bu.
Cevabı için önce Tahmine Dayalı Ekonomi (Predictive Economy) kavramına biraz aşinalık gerekiyor. Çünkü bir düşüncenin reklam olarak karşımıza çıkması biraz da bunun sonucu. Tahminleme ekonomisinin kalbinde veri simsarları var. Acxiom, Oracle gibi şirketler her an hakkımızda binlerce veri noktası topluyor. İşin telepati veya sihir gibi görünen kısmı tam da bu öngörü kapasitesinde gizli olabilir.
Oooo senden çok var!
Bir kere sistem, Rober Hatemo’yu öyle tekil, kararları herkesten bağımsız, özel bir birey olarak değerlendirmiyor. Tıpkı “senden çok var” şarkısındaki gibi binlerce benzerinden oluşan devasa bir veri kümesinin küçük bir parçası gibi görüyor.
- Buna dijital pazarlamada "Lookalike Audiences" yani "benzer hedef kitleler” deniyor. Hatemo ile aynı yaş grubunda, aynı şehirde yaşayan, geçmişte aynı tarihte, mevsimde benzer restoran aramaları yapmış on binlerce insan veri tabanında mevcut zaten.
Sistem bu grubun genel davranışlarına bakıyor. Diyor ki mesela, “Bahar gelmiş, hava güzelleşmiş, üstelik pazar sabahı ve bu benzer profile sahip insanların %40’ı o sabah kalkar kalkmaz börek veya hamur işi araması yapmış.” Sistem anında bir örüntü yakalıyor orada. Sonra şöyle bir tahmin yapıyor: Bu veri kümesine ait bireylerin tam da şu sıralar deli gibi börek canı çekiyor, o hâlde Rober Hatemo da büyük ihtimalle börek görmekten hoşlanacak. Nihayetinde hiçbir arama yapmadan börek reklamını önüne düşürüyor.
Bu zihin okuma değil. Kusursuz ve acımasız bir istatistiksel tahminden ibaret olan biten. Bazen bire bir tuttuğu da oluyor işte. Rober Hatemo’nun “Senden çok var” şarkısını loop’a alarak bu acı gerçeği sindirmeye başlayalım bence.
Baader-Meinhof Fenomeni
Konunun ikinci ayağında "Baader-Meinhof Fenomeni" var. Başka bir deyişle frekans yanılsaması. Bir kişinin belirli bir kavramı, kelimeyi veya ürünü yakın zamanda fark ettikten sonra daha sık fark etmesiyle ortaya çıkan bir bilişsel önyargı bu.
- Alman Kızıl Ordu Fraksiyonu olan Baader Meinhof ile ne ilgisi var diye soracak olursanız bu kavram, kamuoyunda ilk keztartışılmaya başlandığında verilen örneğin Baader Meinhof olmasıyla ilgili.
Örneğin yeni bir araba almayı düşünüyorsunuz ya da aldınız, aniden trafikte ne kadar çok o arabadan olduğunu fark etmeye başlarsınız. Hâliyle trafikte o arabanın sayısı siz düşünmeye başladıktan sonra artmamıştır. Sadece algılarımız o marka arabayı seçmeye odaklıdır o anda.
Modern insan günde 4 bin-10 bin arası reklama maruz kalır. Fakat beynimiz bu devasa gürültü içinde hayatta kalabilmek için %99’unu anında çöpe atar. Öyle ki hatırlamayız bile. Ancak zihninizde kıymalı börek fikri varsa o binlerce reklamın içinden geçen tek bir börek reklamı size bağıra bağıra kendini gösterir. Nihayetinde o reklamı cımbızla ayırıp “Beni dinliyorlar” veya “Zihnimi okuyorlar” diye vehme kapılırız.
Oysa ortada bir sihir yoktur. Ancak apaçık casusluk vardır. Zihnimizi okumazlar ama bizi her anımızda izlerler ve sonunda ne kadar sıradan ve istatistiksel olarak tahmin edilebilir olduğumuzu yüzümüze vururlar. Bunu kabullenmek zor ama imkansız değil. “Senden çok var” şarkısını dinleyerek anlamlandırmaya devam.
Sürekli dinleme mümkün mü?
Peki diyeceksiniz ki konuştuklarımız, yazıştıklarımız nasıl karşımıza çıkıyor? Mikrofonlarımız dinleniyor olabilir mi mesela? Herhalde dijital çağın en büyük paranoyalarından ya da gizemlerinden biri de bu. Çoğumuzun da başına gelmiştir. Bir şeyden bahsederiz, hop karşımıza bir reklam olarak çıkar.
Bir kere şunu bilmek lazım, bir an dinleyecek bir mikrofonun açık olması teknik olarak mümkün ama fizikî olarak gerçekçi değil. Facebook’un eski ürün yöneticilerinden Antonio Garcia Martinez hesaplamış: Eğer telefonumuz sürekli açık bir mikrofonla kayıt yapsa ve bunu analiz için buluta gönderse kişi başı günde ortalama 130 mb’lık bir veri iletimine karşılık geliyor.
Kulağa oldukça küçük geliyor. Fakat sadece ABD nüfusunu düşününce bile bu günlük 20 petabaytlık veri demek. O devasa sosyal medya platformlarının bile sunucu altyapısını göçertecek bir hacim bu.
Kaldı ki, böyle bir dinleme yapmaya ihtiyaç duymadan, çok daha az maliyetle binlerce veri noktasını birleştirip bu veriye ulaşıyorlar zaten. Diğer yandan yapılan pek çok bağımsız araştırma sonucu böyle bir dinleme faaliyetine ilişkin kayıtlara da ulaşılamadığını da bilmek lazım. En ufak bir açık yakalansa rekabet veya farklı sebeplerle ifşa edilir ve binlerce dava aynı anda açılabilirdi.
'Hey Siri', 'OK Google' nasıl oluyor peki?
Dinleme konusunda “Hey Siri” ve “Ok Google” gibi yerleşik özellikler biraz kafa karıştırıcı olabiliyor. Eğer bu sözcükleri söylediğimde uyanan bir dinleme mekanizması varsa bunun sürekli dinlemeye dönüşmesi için bir neden yok diyoruz ister istemez.
Evet mümkün ama bu özellik, akıllı cihazların içinde “uyandırma kelimelerini” yakalamak için tasarlanmış özel minik bir donanımsal parçayla mümkün oluyor. Özel bir çip yani. Bu çip, sadece belli bir sese odaklı olduğu için son derece düşük bir güç tüketimiyle çalışıyor. Bu uyandırma kelimelerinin sayısını artırmak ise özellikle güç tüketimi açısından yönetilemez olabilir.
Bu konudaki komplo teorilerini besleyen örnek bir vaka da var. 2023 sonu, 2024 başları gibi ortaya çıkarılan CoxMedia Group sızıntısı güveni hayli sarstı. CMG, reklam verenlere sunduğu aktif dinleme teknolojisinin akıllı cihazlardaki mikrofonları kullanarak gerçek zamanlı anahtar kelime tespiti yaptığını iddia ediyordu. Abartılı bir vaat, bir pazarlama hilesi olduğu anlaşılan bu skandalın ardından Google, CMG’yi iş ortağı programından çıkarmış, Meta ise platformun mikrofon verilerini bu şekilde kullanmadığını teyit etmişti.
CMG muhtemelen “Hey Siri”, “OK Google” gibi uyandırma kelimelerinin sayısını artırmayı vadeden hibrit bir model geliştirmeyi denemişti ama tepkiler üzerine hızlı bir geri adım attı.
Gölge profiller meselesi
“Ben hiçbir iz bırakmadım, arkadaşımla konuştum, karşıma çıktı” tarzı endişeler için de “Gölge Profiller” (Shadow Profiles) olgusunu bilmekte fayda var.
- Diyelim ki, telefon numaranızın rehberinde kayıtlı olduğu 5 arkadaşınız olsun. Siz bir sosyal medya platformuna kaydolurken rehberinize erişim izni vermeseniz bile, onlar bu izni verdiği anda sizin de numaranız sisteme giriyor ve size de bir gölge profil açılıyor.
Sonra bu 5 arkadaşın kim olduğuna bakılıyor tek tek, diyelim ki birisi teknolojiyle ilgili, diğeri sık seyahat ediyor, bir başkasının kredi kartı lüks restoranlarda ödeme yapmış. Sistem tüm bu bilgileri birleştirip, siz hiçbir iz bırakmasanız dahi sizin gölge profilinize, bu kişi yüksek gelirli, teknolojiye meraklı biri olabilir tahminini ekleyebilir.
Yazışmalarınız uçtan uca şifreli olabilir, içeriğine ulaşamıyor diyelim ama sizin kimlerle sık sık yazıştığınız bir meta veri olarak sistemde kayıtlı. Böylece siz o ürün hakkında bir arama yapmamış olsanız dahi, aynı yerden GPS sinyali veren ya da sık yazıştığınız biri o aramayı yaptıysa o ürünün sizin ekranınızda reklam olarak belirmesi ihtimali yükseliyor.
Diğer yandan “Mağazada gördüm, elime alıp inceledim ama hiç telefonumdan aratmadım, nasıl eve gidince reklam olarak gördüm” diyorsanız o da mağazalardaki stantlarda yer alan “bluetooth beacon” (işaretçi) adlı cihazlarla mümkün oluyor. Sizin o mağazanın o reyonunda 10 dakika vakit geçirdiğiniz bilgisi, siz eve gitmeden veri simsarlarına iletilmiş oluyor bile. Mikrofonla sürekli dinlemeye göre çok daha düşük maliyetli ve pratik bir yöntem bu.
Dinleme ya da zihin okumaya gerek var mı?
Rober Hatemo'nun kıymalı börek hikayesi, dijital çağın en büyük paradoksunun sıradan bir örneği bana kalırsa. Bireysel hayatımız, her geçen gün bizi daha özel hissettiren bir konfor alanına dönüşüyor ama bunun bir bedeli var.
Bu konforu sağlayan sistem, bizi tarihin hiçbir döneminde olmadığı ölçüde gözetim altında tutuyor. Zihin okuma ya da mikrofonla dinleme bir paranoya, bir komplo teorisi olabilir ama bu her an izlendiğimiz gerçeğini değiştirmiyor.
Örneğin Northeastern Üniversitesi’nde yapılan bir araştırma, bazı uygulamaların ekran görüntülerini ve videolarını kaydedip üçüncü taraflara gönderdiğini saptamıştı. Zihnimizin okunmasına ya da cihazlarımızdaki mikrofonların habersizce açılıp kayıt yapmasına gerek bile yok. Cihazlarımız bizi, alışkanlıklarımızla, korkularımızla, arzularımızla, arkadaşlarımızla kısacası dijital varlığımızın her bir hücresiyle izliyor zaten.
Nihayetinde insanız. Maalesef birbirimize benziyoruz ve milyonlarca veri noktası birleştiğinde çok rahat öngörülebiliyoruz. Dahası öngörünün de ötesinde günler boyunca ekranda farkında bile olmadan maruz kaldığımız o dijital etkileşimler, renkler, bildirimler bazı düşünce tohumlarını önceden zihnimize ekiyor olabilir mi?
Bence öngörülebilirlikten daha korkunç bir ihtimal bu. Belki de algoritmaların işlevi, ne düşüneceğimizi tahmin etmekten öte, doğrudan ne düşüneceğimize karar verme biçimine evriliyordur. Asıl dikkat kesilmemiz gereken bu bana kalırsa.
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
QuandoHer salı ve cuma girişimcilik ve teknoloji ekosistemlerinden öne çıkan gelişmeler, paradigma değişimleri, inovasyon trendleri ve dijital dönüşüm e-posta kutunda.
İLGİLİ BAŞLIKLAR
YAZARLAR

Ümit Alan
Yazar ve iletişim uzmanı. Basın ve Yayıncılık ana bilim dalında yüksek lisans yaptı. 2000 yılından itibaren yazılarıyla basında yer almaya başladı. 2009 yılında düzenli medya eleştirisi yazıları yazmaya başladı. Yazılarının konsepti 2016’dan itibaren yeni medya ve dijital medya okur yazarlığına genişledi. Televizyonda "Heberler" (2010-2013) isimli hiciv programının senaryo yazarları arasında yer aldı. "Saray’dan Saray’a Türkiye’de Gazetecilik Masalı" (Can Yayınları, 2015) isimli bir eleştirel basın tarihi incelemesi kitabı var. Socrates Podcasts çatısı altında Can Öz ile birlikte "Yeni Medya 451"i hazırlıyor. Aposto ekibiyle birlikte ise "Ümit Alan ile Medya Tarihi" podcast serisini hazırladı. Aynı zamanda 2003 yılından bu yana iletişim sektöründe danışmanlık ve reklam yazarlığı yapıyor. Profesyonel konuşmacı olarak etkinliklere katılıyor.

Quando
Her salı ve cuma girişimcilik ve teknoloji ekosistemlerinden öne çıkan gelişmeler, paradigma değişimleri, inovasyon trendleri ve dijital dönüşüm e-posta kutunda.
İLGİLİ OKUMALAR
Silikon Vadisi’ni bir dönem sallayan Theranos skandalı, yakın zamanda yeniden teknoloji, medya ve iş dünyasının merkezine yerleşti. Girişimin kurucusu Elizabeth Holmes, 11 yıl hapis cezasına çarptırılmasının ardından bu kez dünyayı sallayan bir belgeselin ana konusu oldu. Üstelik kendi talebiyle…

Bugüne kadar en azından bir kez bir işi ChatGPT ile yapıp bir daha asla yapay zeka olmadan yapamaz hâle geldiyseniz yalnız değilsiniz. “Beceri atrofisi” olarak adlandırılan bu durum, yapay zekanın hayatımızı kolaylaştırırken bizi nasıl ona bağımlı hâle getirdiğini de açıklıyor. Uzmanlara göre asıl risk, yapay zekanın işimizi elimizden alma potansiyelinde değil, kendi becerilerimize ihtiyaç duymayacak kadar yapay zekaya bağımlı hâle gelmemizde yatıyor.

Yapay zeka modellerinin sayısının artması ve kullanım maliyetlerinin farklılaşması, şirketleri ihtiyaçlarına en uygun modeli bulabilecekleri platformlara yönlendiriyor. Farklı modelleri tek bir çatı altında buluşturan yapay zeka pazaryerleri, geliştiricilere esneklik ve maliyet avantajı sunarken sektörde rekabetin dinamiklerini de değiştiriyor.

Son üç yılda yapay zeka hep pırıltılı manşetlerin diliyle anlatıldı; şimdiyse herkes dönüp bilançoya bakmaya ve bu kadar paranın nereye gittiğini ve ne zaman döneceğini sormaya başladı. 1840’ların demiryolu çılgınlığını hatırlatan bu fiyatlama ve sabır krizi, insan uzmanlığını yok sayarak her problemin üzerine bilgi işlem gücü boca etmenin mucizevi kârlar getireceği inancını da sarsıyor.

Apple, 28 Ekim Çarşamba günü düzenlediği “Pro and Tell” lansmanında dokunmatik ekranlı yeni MacBook Pro modelini tanıttı. OLED ekranlı yeni iPad mini ile M6 çipli iMac ve MacBook Pro da lansmandan hemen önce duyurulan ürünler arasında yer aldı.




