

Dijital dönüşümde doğru teknolojiye ulaşmanın en hızlı yolu: BANDWITT Sektör ve ölçek fark etmeksizin 2017’den beri firmaların uçtan uca dijital dönüşüm süreçlerini yöneten BANDWITT , modüler yapısıyla firmalara dönüşümde hız kazandırıyor. Yaptığı çalışmalarla firmaları hızlı bir şekilde analiz ederek ihtiyaçlarını belirleyen BANDWITT, bu ihtiyaçları projelendirirken teknoloji tedarikçileri ile firmaları eşleştiriyor. BANDWITT’in firmalara sunduğu avantajlar neler ? Firmalar, teknoloji çözümlerine ve ilgili tedarikçilere ulaşırken ciddi bir hız kazanarak teknoloji satın alımlarında yaşanan belirsizliklerin ve vakit kaybının önüne geçebiliyorlar. Sunulan geniş tedarikçi havuzu sayesinde alternatif çözüm sağlayıcılarını inceleyerek platform üzerinden ilgili değerlendirmelere hızlıca ulaşabiliyorlar. Platform ve içerisindeki modüler yapıyla teknoloji ihtiyaçlarını hızlı ve etkin bir şekilde uygulamaya geçirerek kısa sürede iş süreçlerinde verimlilik ve kârlılık sağlayabiliyorlar. BANDWITT, dönüşümü teşvik etmek amacıyla firmalara piyasada karşılaşmadıkları çeşitli esnek üyelik modelleri sunuyor. Böylece firmalar teknoloji dönüşümünü sabit ve uygun bütçelerle yönetme ve ihtiyaçlarına yönelik farklı hizmetlere ulaşma fırsatına sahip oluyorlar. Neden BANDWITT? Bugüne kadar 300’den fazla firma ve KOBİ ile çalışan, iş ortakları ve geliştirdiği projeler sayesine önemli tecrübelere sahip olan BANDWITT ; üretim, gıda, tarım, akaryakıt, gayrimenkul ve perakende gibi farklı sektörlerden firmaların dijitalleşmesine katkı sağlıyor. BANDWITT hakkında detaylı bilgiye ulaşmak için burayı ziyaret edebilir, firmanıza en uygun teknolojilerle hemen eşleşmek için [email protected] adresiyle iletişime geçebilirsiniz.
Daha fazlasını öğren →
QuandoHer salı ve cuma girişimcilik ve teknoloji ekosistemlerinden öne çıkan gelişmeler, paradigma değişimleri, inovasyon trendleri ve dijital dönüşüm e-posta kutunda.
Twitter kurucusu ve eski CEO’su Jack Dorsey’in yeni sosyal medya platformu Bluesky’ı duymayanınız kalmamıştır; zira kendisi şu sıralar kafamızı ne yöne çevirsek karşımıza çıkıyor. Arkasında Dorsey’in olduğu gerçeğiyse Bluesky’ı, Elon Musk’ın devralmasından bu yana epey değişen ve çoğu kişiye göre eski tadı kalmayan Twitter’a karşı, Twitter kullanıcılarının alternatif sosyal medya ağları arayışına girdiği şu dönemde oldukça güçlü bir rakip olarak konumlandırıyor.
Şubat ayında iOS, geçtiğimiz haftaysa Android için yayınlanan ve şu an için sadece davetiye ile kaydolunabilen Bluesky’a olan talep, uygulamanın henüz çok yeni olmasına rağmen giderek artıyor gibi gözüküyor.
Peki, Bluesky’ın, doğduğu yıl olan 2006’dan bu yana sosyal medyanın mihenk taşlarından olan Twitter’ın karşısında sağlam bir rakip olması gerçekten ne kadar mümkün? Bluesky, hangi yönleriyle Twitter’a benziyor ve daha da önemlisi, hangi yönleriyle Twitter’dan ayrışıyor?
Nedir, ne değildir: Bluesky
Twitter ile olan benzerlik ve farklılıklarına girmeden önce, Bluesky’ın tam olarak ne olduğunu anlamamız gerekiyor. Bu noktada ilk olarak, Bluesky’ın Twitter’dan tamamen farklı bir boyutta var olmasını sağlayan bir özelliğine değinmemiz büyük önem arz ediyor: Merkeziyetsizlik.
İlk bakışta Bluesky, Twitter’a oldukça benziyor: Kullanıcılar en fazla 300 karakterlik gönderiler paylaşabiliyor, bu gönderileri beğenip, yanıtlayıp, yeniden paylaşabiliyor ve popüler gönderilerden oluşan algoritmik bir akış veya takip ettikleri hesapları içeren kronolojik olarak sıralanmış bir akış arasında diledikleri gibi geçiş yapabiliyor.
Gelgelelim, açık, merkezi olmayan bir ağ olduğu gerçeği Bluesky’ın Twitter’dan ayrıştığı asıl nokta olarak öne çıkıyor; çünkü merkeziyetsizlik kavramı, Bluesky’ın tek bir şirketin ya da bireyin kontrolünde olmadığı, aksine kullanıcıların kontrolde olduğu anlamına geliyor.
Tek bir ürün ya da hizmettense farklı geliştiriciler ve topluluklar tarafından uygulanabilecek bir dizi standart ve protokol olarak tanımlanabilecek olan Bluesky’ın açık kaynaklı bir platform olması, kullanıcıların platformu istedikleri gibi özelleştirebilmelerini ve hâlihazırda kendine özgü özellikler ile işlevselliğe sahip platformun farklı sürümlerini oluşturabilmelerini mümkün kılıyor. Öte yandan, tek bir varlığın kontrolü altında olmaktansa bir kullanıcı ağı tarafından yönetildiği gerçeğinin de platformda sansürün önlenmesinin ve ifade özgürlüğünün teşvik edilmesinin önünü açabileceği değerlendiriliyor.
Merkeziyetsizlik aynı zamanda Bluesky kullanıcılarının, daha önce Quando’da da ele aldığımız bir başka merkezi olmayan sosyal medya ağı Mastodon’da da olduğu üzere, kendine özgü kuralları, ilgi alanları ve kullanıcıları olan belirli bir sunucuya katılmaları gerektiği anlamına geliyor. Tabii bu noktada, şu an için Bluesky’da herkesin bulunduğu tek bir ana sunucu olduğunu; ancak gelecekte kullanıcıların Bluesky'ın temel teknolojisini kullanarak kendi algoritmalarını ve akışlarını özelleştirerek farklı sunucular yaratmasının mümkün olacağını da belirtmek gerekiyor.
- Konuya ilişkin olarak Bluesky CEO'su Jay Graber da geçen hafta Forbes'a verdiği bir demeçte “Kullanıcılar seçme, içerik oluşturucular kitleleriyle iletişim hâlinde kalma ve geliştiriciler de inşa etme özgürlüğüne sahip olacak” diyerek Bluesky’da kontrolün kullanıcılarda olmasına dikkat çekiyor.
Bununla birlikte, henüz hâlâ geliştirme aşamasında olması nedeniyle doğrudan mesajlaşma (DM) ve video paylaşımı gibi, bir sosyal medya platformunun olmazsa olmazı denebilecek özelliklerden mahrum olması, Bluesky için büyük bir eksi olarak öne çıkıyor. Ancak, bu özelliklerin de kısa süre içinde platforma ekleneceği ifade ediliyor.
Bluesky’ın oldukça büyük hedefleri olduğunu söylemek mümkün; bu hedeflerin ilk sırasındaysa Twitter ile aşık atabilecek bir sosyal medya platformu hâline gelmek yer alıyor. Evet, o noktaya varmak için henüz önünde gitmesi gereken uzun bir yol olduğu ve bu yolda Twitter için bir alternatif olmaya çalışan Mastodon ve Hive Social gibi diğer sosyal medya platformlarının olduğu doğru; ancak New York Times, Bluesky’ın Twitter’a en çok yaklaşan platform olduğunu belirtiyor.
Her ne kadar şu an için yalnızca davetiye ile kaydolunabilmesi nedeniyle henüz kendi gözlerimizle göremesek de, gelen ilk tepkilere ve ekran görüntülerine bakacak olduğumuzda Bluesky’ın hem mobil hem de web arayüzüyle Twitter’a bir hayli benzediği açık bir şekilde fark ediliyor. Buna göre, Bluesky tam olarak şöyle görünüyor:

WSJ
Rakamlarla Bluesky
Yazının başında Bluesky’ın giderek daha fazla popülerlik kazandığından bahsetmiştik; ancak bunu biz değil, veriler söylüyor. Bir tüketici veri analiz grubu olan data.ai verilerine göre Bluesky’ın, Şubat ayındaki lansmanından bu yana App Store’dan dünya çapında 375 bin kez indirildiği bildiriliyor. Ayrınca, Nisan’da ABD’de iOS’ta 8. sırada yer alan; daha yeni giriş yaptığı Google Play’de de 22. sırada bulunan Bluesky, App Store’de 5 üzerinden 4,2 puana sahip. Buna göre, bir yorumda Bluesky için “Twitter'ın ilk günlerine benziyor ama daha organik” ifadeleri kullanılıyor.
Öte yandan, Forbes’un geçtiğimiz hafta bildirdiğine göre, Bluesky bekleme listesinde tam olarak 1,2 milyon insan bulunuyor. Geçen hafta itibarıyla uygulamaya erişebilen kişi sayısı ise yaklaşık 35 bin olarak aktarılıyor.
Daha da tuhafı, şu anda Bluesky davetiyeleri eBay’de yüzlerce dolara karşılık buluyor. İlk olarak TechCrunch tarafından tespit edildiği üzere, şimdiye kadar çoğu 100 doların çok üzerinde olmak üzere 41 Bluesky davetiyesinin satıldığı; hatta bir davetiyenin 6 bin 900 dolara ek olarak 5 bin dolar kargo ücreti karşılığında satıldığı aktarılıyor.
Bir küçük “sahiplik” meselesi
Yazının bu noktasına kadar Bluesky’a çok daha güneşli bir pencereden baktığımız, platformun iyi yanlarını öne çıkardığımız doğru; ancak bu, Bluesky’ın olumsuz yönleri olmadığı anlamına gelmiyor.
Aktivist Ashley Gjøvik tarafından 27 Nisan’da atılan ve Bluesky’ın hizmet şartlarına atıfta bulunan bir tweet’e göre, platform üzerinden herhangi bir paylaşımda bulunmanız durumunda “Bluesky'a ve lisans sahiplerine, içeriği Bluesky Web Hizmetleri üzerinde veya bunlarla bağlantılı olarak kullanmak, çoğaltmak, kamuya açık olarak görüntülemek, kamuya açık olarak gerçekleştirmek, değiştirmek, alt lisans vermek ve dağıtmak için dünya çapında, kalıcı, telifsiz, münhasır olmayan bir hak ve lisans vermiş” oluyorsunuz. Bu da, olabilecek en basit hâliyle Bluesky’ın, yayınladığınız her şeyin sahibi olduğu anlamına geliyor.
Bluesky'de Strateji ve Operasyon bölümünde çalışan Rose Wang, Gjøvik’e cevap olarak “Faaliyet gösterebilmemiz için uygulamayı tanıtabilmemiz gerekiyor,” diyerek açıklamasının devamında şu ifadelere yer veriyor:
“Bu, kullanıcılarınızın içeriğini içeren Bluesky'nin ekran görüntülerini alacağımız anlamına geliyor. Bununla birlikte, topluluğumuza, içeriğinizi onaylamadığınız bir şekilde kullanıyorsak, bize e-posta göndermelerini ve isteklerinize uymak için elimizden gelenin en iyisini yapacağımızı açıkça söyledik. Bluesky, kullanıcıların verilerine sahip olması, geliştiricilerin asla ekosistemin dışında kalmaması ve içerik oluşturucuların her zaman kullanıcılarıyla olan ilişkilerine sahip olabilmesi için oluşturuldu... Bu nedenle, etik değerlerimizi onurlandırmak için [bir] ekip olarak elimizden gelenin en iyisini yapıyoruz”
Wang’in açıklaması her ne kadar kulağa hoş gelse de, Hizmet Şartları’nın bağlayıcı bir sözleşme olduğunu; şirketin içeriğinizi belirli bir şekilde kullanmak için “elinden geleni yaptığını” söyleyen bir tweet’in ise pek de bağlayıcı olmadığını belirtmek gerekiyor.
Bluesky ve Twitter, rakip oldukları kadar aynı zamanda kardeş de
Bluesky’ın Twitter’ın kurucusu ve eski CEO’su Jack Dorsey tarafından hayata geçirildiği bilgisini yazının en başında sizlere vermiştik; ancak, Twitter ile Bluesky arasındaki bağ, bundan biraz daha derine iniyor.
Halka açık beta sürümü Şubat ayı gibi yakın bir tarihte yayınlanmış olmasına rağmen Bluesky’ın kökleri, Dorsey’in “sosyal medya için açık ve merkezi olmayan bir standart” geliştirmek üzere Twitter için küçük bir ekibe fon sağladığını açıkladığı 2019 yılına kadar uzanıyor.
Buna göre, başlangıçta uygulama ve sosyal medya ağları için bir “protokol” olarak hizmet etmesi amacıyla Twitter tarafından finanse edilen Bluesky’ın, Musk’ın Twitter’ı satın almasından daha öncesinde, 2022 yılının başlarında Twitter’dan koparak bağımsız bir hâle geldiği ve günümüzde Dorsey tarafından desteklendiği aktarılıyor.
Bluesky, günün birinde Twitter’ı tahtından edebilir mi?
Bu soruyu cevaplamak için tabii ki de henüz çok erken; sonuçta burada, insanların başkalarıyla iletişim ve etkileşim kurmaktan gündemi takip etmeye, yeri geldiğinde ise bir günlük gibi kullanmaya kadar pek çok farklı ihtiyacı karşılamak için kullandığı, Aralık 2022 itibarıyla dünya çapında 368 milyondan fazla aylık aktif kullanıcısıyla kendini çoktan kanıtlamış bir sosyal medya devi olan Twitter'dan bahsediyoruz.
Gelgelelim, Musk’ın devralmasıyla yapılan, mavi tikin Twitter Blue aboneliğine dahil edilmesi gibi değişiklikler ve gelen yenilikler, birçok Twitter kullanıcısını yeni sosyal medya platformlarını keşfetmeye itiyor.
Buna göre, pazar araştırma ajansı Insider Intelligence'ın 2008 yılında Twitter’ı takip etmeye başlamasından bu yana yaptığı ilk yıllık düşüş tahminine göre, Twitter’ın küresel aylık kullanıcı sayısının önümüzdeki yıl yaklaşık %4, 2024 yılında ise %5 oranında azalacağı ve platformun toplamda 32 milyondan fazla kullanıcıyı kaybedeceği öngörülüyor.
Buradan yola çıkacak olduğumuzda, Elon Musk kullanıcıların Twitter’daki yeniliklere ilişkin şikayetlerine kulak asmadığı sürece Twitter'ın epey kan kaybedeceğini ve Twitter’dan ayrılan kullanıcıların başta Bluesky ve Mastodon olmak üzere alternatiflere sarılacağını söylemek mümkün; ancak, bu kan kaybının boyutunun Twitter’ı tahtından edecek kadar ciddi olup olmayacağını sadece zaman gösterecek.
Bütün bunlarla birlikte, şu an için böyle bir şeyin mümkün olmadığını söylemek de pek yanlış olmayacaktır.
Son olarak: Nasıl kaydolabilirim?
Daha önce de belirttiğimiz gibi, maalesef şu an için Bluesky’a kayıt olmak pek de kolay değil. Bunun için şu link üzerinden oldukça uzun bir bekleme listesine isminizi yazdırmanız veya sizi platforma davet edebilecek birini tanımanız gerekiyor. Tabii, Bluesky için bekleme listesi ve davetiye zorunluluğu kaldırılana kadar beklemek de bir seçenek.
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
QuandoHer salı ve cuma girişimcilik ve teknoloji ekosistemlerinden öne çıkan gelişmeler, paradigma değişimleri, inovasyon trendleri ve dijital dönüşüm e-posta kutunda.
İLGİLİ BAŞLIKLAR
NEREDE YAYIMLANDI?
“Twitter'ın ilk günlerine benziyor ama daha organik”
04 May 2023

YAZARLAR

İrem Denli
Teknoloji Editörü

Quando
Her salı ve cuma girişimcilik ve teknoloji ekosistemlerinden öne çıkan gelişmeler, paradigma değişimleri, inovasyon trendleri ve dijital dönüşüm e-posta kutunda.
İLGİLİ OKUMALAR
Tüketici elektroniği pazarında kullanıcıları ekrana maruz bırakan ürün sayısı her geçen gün artıyor. Ekran, pazarda doyum noktasına ulaşırken teknoloji şirketleri, ardı ardına ekransız ürün geliştirme furyasına katılıyor. Meta’nın Brain2Qwerty isimli yapay zeka teknolojisi ise ekran bağımlılığı sorununa çok daha inovatif bir çözüm sunuyor.

Influencerlık kendi döngüsünü geleneksel reklama dönüştürerek tamamladı. Pazar hâlâ büyüyor belki ama güven günden güne azalıyor. Tüketiciler ise bu kurgusal samimiyet ve aşırı tüketime karşı zırhlarını kuşanırken dijital kapitalizm illüzyonunun kalesini keşfetmekte gecikmedi elbette. Onun da adı yalnızlık. İşte tam bu noktada “yalnızlık influencer’lığı (loneliness / solitude influencer) adı verilen yeni bir içerik üreticisi profili yükselişe geçti.

Son birkaç yılda teknoloji arenası, pek çok işin yapay zekaya devredilmeye çalışıldığı bir atmosfere sahne oldu. Maliyet tasarrufu ve verimlilik artışı vaatleriyle gelen yapay zeka, birkaç yıl boyunca toplu işten çıkarmaların da ana gerekçelerinden biriydi. Yapay zekanın hâlâ gideri kadar gelir üretemediği 2026 yılında ise CEO’lar, işten çıkardıkları çalışanların, harcadıkları token’dan daha fazla maliyet yarattığını fark ettikleri bir eşiğe geldi.

Son yıllarda Amazon, Google ve OpenAI gibi pek çok şirket, kendi yapay zeka çiplerini duyurdu. Daha önce sektördeki yaygın eğilim, NVIDIA’nın rüştünü ispatlamış çiplerine güvenmek iken öncü şirketler, yakın zamanda ardı ardına bu eğilimin dışına çıkmaya başladı. Bu furya, oldukça kritik bir soruyu da gündeme taşıdı: Neden tüm teknoloji şirketleri, kendi yapay zeka çiplerini geliştiriyor?

Modern reklam hukuku, mesajın içeriğinin doğru olup olmadığına odaklanır. Ancak yapay zeka, artık mesajı ileten kişinin gerçekten var olup olmadığını da hukukun konusu hâline getiriyor. Ticaret Bakanlığı'nın 1 Ağustos'ta yürürlüğe girecek yönetmelik değişikliği de dijital kopyaların reklamlarda kullanılmasına kısıtlamalar getiriyor ve bunu yaparken dolandırıcılık içeriklerini esas alıyor. Peki ya amaç dolandırıcılık olmadığında?





