Sporun itaatsizleri: Boykotçular, Nazilere meydan okuyanlar, cuntaya direnenler

Punto Punto, gazetecilikten beslenirken, spor kültürünü şekillendiren olayları neden ve sonuçlarıyla geniş perspektiften ele alır. Futbol, tenis, atletizm, voleybol ve basketbol başta olmak üzere tüm atletik branşların etrafında gelişen hikayeler, gelen kutunda.
19 Mart’tan bu yana Türkiye sokakları 12 yıldır hiç olmadığı kadar hareketli. Üniversite gençliğinin öncülüğünde İstanbul’da başlayan protestolar tüm ülkeye yayıldı ve “uzatmalı bayram tatili”ne rağmen “boykot” gibi farklı biçimler de alarak kitlesel itirazı devam ettirdi. İktidarın demokrasiyi, anayasal hakları, eşitliği hiçe sayan uygulamalarına karşı biraraya gelen insanlar, bu tepkileri teyit eden bir tahdit furyasıyla bastırılmaya çalışıldı.
- Tüm bu atmosfer içinde kendilerini "ülkenin en büyük sivil toplum kuruluşları" olarak tanımlayan spor kulüplerinin özellikle de Beşiktaş, Fenerbahçe, Galatasaray’ın ve bu formaları terleten futbolcuların sessizliğine geçen hafta değinmiştik.
12 yıl önce Gezi Parkı eylemleri ve sonrasındaki süreçte daha cesur olabilen yönetimler, futbolcular ve hatta önde gelen taraftar grupları, bugün tamamen sessizliğe gömülmüş durumda. Sokaklarda bu takımların taraftarı gençler, futbolcuların isimlerini barındıran pankartlar (“Sizde TOMA varsa bizde Osimhen var” gibi) taşısa da bunlar ne futbolcuların ne de takımların umurunda. Ülkenin gündemi bambaşka, o bambaşkalığı büyük bir cesaret ve özveriyle yaratanlar bir umut gönül verdikleri renklerin de kendilerine ortak olmasını bekliyor ama nafile!
Türkiye’de bir kez daha “sıradan taraftar”, tuttukları, kendilerini özdeşleştirdikleri hatta uğruna aile üyelerini, arkadaşlarını karşılarına aldıkları takımlarının kendileriyle apayrı bir dünyada yaşadığını gördü. Bu bir kırılmaya yol açar mı, şimdilik sanmıyorum ama aynı zamanda protesto hareketlerini, cesur çıkışları, boykotları da kaydeden spor tarihi, Türkiye tarihinin bu önemli dönemecinde kulüplerin sessizliğini not aldı.
Bizim kulüplerin, futbolcuların ve önde gelen taraftar gruplarının mesele iktidar politikaları olunca ne kadar sessiz, uysal, itaatkar olduğundan kimsenin şüphesi yok. Peki bu “politikadan ayrı” olduğu iddia edilen sporun tarihi boyunca böyle miydi? En umutsuz, en korkunç, en baskıcı dönemlerde dahi sporun da gözardı edilenlerin sesi olabileceğine, sesi duyulmayanlara platform sağlayabileceğine dair sayısız örneğe tanıklık ettik.
Bu hafta 3 kıtadan spor sahalarında vuku bulan 3 unutulmaz başkaldırıyı hatırlayacağız.

'68 Olimpiyat Oyunları:
Her şey boykot çağrısıyla başladı
Spor tarihinin en meşhur “protest” anı 16 Ekim 1968’de 200 metre erkekler yarışı sonrası madalya podyumuna çıkan ABD’li Tommie Smith ve John Carlos tarafından yaratıldı. Smith ve Carlos, ABD'deki "Siyah Gücü" hareketini onurlandırmak için kara eldivenli yumruklarını havaya kaldırmış, açlığı ve yoksulluğu ayakkabı giymeyerek protesto etmiş, mavi yakalı işçilerle dayanışmalarını eşofmanlarının fermuarını açarak göstermiş, köle gemilerinde hayatını kaybedenleri anmak için de üzerinde “Kimsenin cesetlerine rahmet dahi okumadığı atalarımız için” yazan bir kolye takmışlardı.
- Bir adım geriden: Podyumdaki üçüncü kişi olan Avustralyalı Peter Norman’ın da Smith ve Carlos’u desteklediğini ve bu desteğin bedelini ödediğini önemle hatırlatalım.
Smith ve Carlos’un verdikleri tarihî fotoğraf, Uluslararası Olimpiyat Komitesi (IOC), ABD yönetimi ve ABD ana akım medyası tarafından hışımla karşılandı. Nazi hayranlığı tarihî kayıtlarla tescilli IOC’nin ABD’li başkanı Avery Brundage, Smith ve Carlos’u Amerikan olimpiyat takımından ve olimpiyat köyünden kovdururken Amerikan medyası da aynı sertlikle saldırıya geçti. Time, eylemi “Olimpiyat tarihine kara harflerle yazılmış nahoş bir huysuzluk” olarak tanımladı ve “Daha hızlı, daha yüksek, daha güçlü” şeklindeki olimpik sloganı “Daha kızgın, daha edepsiz, daha çirkin”le değiştirerek bu eyleme uyarladı.
Smith ve Carlos’u ABD’ye döndüklerinde de müthiş bir yalnızlık bekliyordu. “Vatan haini” ilan edilerek yoksulluğa, işsizliğe itildiler; bu dışlanma hâli tüm ilişkilerini, psikolojilerini etkiledi. Haklı olduklarının kabul edilmesi ve kamuoyu fikrinde “aklanmaları” 20 yılı buldu. 1990’lardan sonra “kahraman” olarak anılmaya başladıklarında hayatlarının en verimli yılları geride kalmıştı.
Bu, bir yanıyla acıklı bir yanıyla gurur dolu hikaye aslında sadece onların hikayesi değildi. Podyumun üçüncü kahramanı Peter Norman’ın ötesinde eylemi doğuran fikir, ABD’de 1960’lara damga vuran Yurttaş Hakları Hareketi’nin uzantısıydı. Ekim 1967’de İnsan Hakları için Olimpik Proje adıyla biraraya gelen, eski sporcu ve akademisyen Harry Edwards’ın öncülüğündeki genç sporcular ilk olarak ABD’li siyah sporcuların olimpiyat oyunlarını boykot etmesi hedefiyle yola çıkmıştı. Grup, Martin Luther King’in de katılımıyla toplantılar düzenliyor, Muhammed Ali, Bill Russell, Jim Brown, Jackie Robinson gibi artık “yıldız” kategorisinde olan profesyonel sporcular tarafından da destekleniyordu.
- Hareketin dört temel talebi vardı: Irkçı Rodezya’nın olimpiyat oyunlarından ihracı, IOC Başkanı Avery Brundage’ın görevden alınması, Muhammed Ali’ye şampiyonluk kemerinin geri verilmesi ve daha çok siyah antrenörün istihdam edilmesi.
Ancak 1968 baharıyla birlikte ABD’de karanlık günler başladı. Bir yandan medya, boykot hareketini sistemli şekilde hedef alırken bunun etkisiyle genç sporcuların evlerine kurşunlu tehdit mesajları gitmeye başladı. Bir zamanların kahraman sporcusu Jesse Owens, Amerikan Olimpiyat Komitesi’nden genç siyah sporcuları üstü kapalı tehditlerle harekete katılmaktan caydırması için görevlendirildi. 4 Nisan’da Martin Luther King, sağlık çalışanlarının grevine destek vermek için gittiği Memphis’te katledildi. 6 Haziran’da ise Demokratların başkan aday adayı Bobby Kennedy suikastla öldürüldü. Bu puslu havada başta hareketin lideri Harry Edwards olmak üzere birçok sporcu geri çekildi ve boykot askıya alındı. Smith ve Carlos, bu ruh hâli içinde “Bir şey yapmalı” duygusuyla eyleme geçti.
Yine de Smith ve Carlos’un tamamen yalnız olmadığını 4x100 yarışında şampiyon olup altın madalyalarını onlara adayan ABD’li kadın sprinterlerden biliyoruz. Hatta onlardan biri olan Wyomia Tyus, yıllar sonra Olimpiyat Oyunları'na giden süreçteki hazırlıkların kadın sporcuları tamamen dışladığı gerçeğini gündeme getirdi ve spor tarihinin en görkemli politik eyleminin aynı zamanda cinsiyetçilik sebebiyle “kaçırılmış bir fırsat” olduğunu da ortaya koydu.
- Dahası: Bir başka Olimpik sporcu Lacey O’Neal da “Hep boy-kot’tan bahsediliyordu, biz de merak ediyorduk bu işin girl-kot’u yok mu” diyerek terminolojiye daha sonra Billie Jean King tarafından kullanılacak “girl-cott” ifadesini kazandırmıştı.

Mitlerin ve masalların ötesinde:
Nazilere karşı ‘ölüm maçı’
Ukrayna’nın Nazi işgali altında olduğu 1942 yılında aynı fırında çalışmak durumunda kalan Dinamo Kiev ve Lokomotiv Kiev oyuncuları, FC Start adlı bir takım kurarak Kiev Ligi’nde mücadele etmeye başladılar. Aralarında Macar ve Romanyalı askerlerden oluşan ekiplerin de olduğu tüm takımları yenen FC Start’a Luftwaffe (Alman Hava Kuvvetleri) askerlerinin oluşturduğu Flakelf tarafından meydan okundu. İlk maçı Ukraynalılar 5-0 kazanınca rövanş SS mensubu bir hakem tarafından idare edildi ve Nazi askerlerinin hoş görülen tüm kural dışı tekmelerine rağmen Start bu maçı da 5-3 kazandı. Yerel halkın gururu olarak görülen futbolcuların bu zaferi hızla cezalandırıldı.
- Start’ın 11 futbolcusu sorguya çekildi, KGB’nin öncülü NKVD mensubu Mykola Korotkykh 20 günlük işkencenin ardından hayatını kaybederken diğer 10 kişi esir kampına gönderildi.
Nazileri sahada alt etmenin ağır bedelini gösteren bu zulüm, savaş sonrası farklı anlatılara büründü. Savaş sahasında Nazileri ağır kayıplar pahasına mağlup eden Sovyetlerin 1945 sonrası yaygınlaştırdığı resmî versiyon, Luftwaffe’nin maçı kaybettikten hemen sonra rakip futbolcuları kurşuna dizdirdiği şeklindeydi. Sovyet karşıtı kimi hikayeler ise Start oyuncularının aslında Nazi işbirlikçileri olduğunu iddia ediyor, hatta bazıları böyle bir maçın hiç oynanmadığını savunuyordu.
- Geniş açı: Yukarıda aktarırken başvurduğumuz Andy Dougan’ın Dynamo: Defending the Honour of Kyiv kitabı gerçeğe en yakın kabul edilen versiyonu oluşturuyor. Bugün Dinamo Kiev’in stadının önündeki heykellerden biri bu futbolcuları yad ederken trajedi, Escape to Victory (Zafere Kaçış) filmine de ilham vermesiyle tanınıyor.

Cuntaya kale direkleriyle direnenler
24 Mart 1976’da Arjantin’de cunta, Devlet Başkanı Isabel Peron’u devirerek yönetimi ele alırken ülkede büyük bir baskı ve terör dönemini de başlattı. Saatler içerisinde siyasi partiler, sendikalar ve parlamento kapatıldı, kitle örgütleri susturuldu. Dönemin ABD Dışişleri Bakanı Henry Kissinger’ın “Ne yapacaksanız çabuk yapın” diyerek yol verdiği cuntacılar, 30.000 kişinin gözaltında kaybedildiği “Guerra sucia” yani “Kirli savaş” dönemini başlattı. Bu süreç, Arjantinlilerin deyimiyle 25 milyon nüfuslu ülkede “tanıdığının tanıdığı” gözaltına alınmayan kimseyi bırakmadı.
Cuntanın önündeki hedeflerden biri 1966’da Arjantin’e verilen 1978 Dünya Kupası’nın bir PR aracına dönüştürülmesiydi. FIFA, ülkede olan biten tüm korkunç eylemlere karşın ev sahibini değiştirmedi ve Amerikan halkla ilişkiler şirketi Burson&Marsteller’la çalışan darbeciler, turnuvayı “Barış Kupası” olarak adlandırmaya başladı.
Bir yandan "El Barrido" operasyonuyla Buenos Aires’in yabancı medya ve turistlerin "göz zevkini bozacak" gecekondu mahalleleri dümdüz edilirken bir yandan da günde 200 kişi gözaltına alınıyor ve herkesin susturulması, hizaya sokulması hedefleniyordu. Darbe günlerinde işkencehaneye çevrilen stadyumlar şimdi festival alanı hâline getirilmişti. Finale de ev sahipliği yapan River Plate’in stadı El Monumental, Donanma Okulu’ndaki işkencehaneye çok yakındı ve burada tutulanlar stadyumdan gelen sesleri duyabildiklerini yıllar sonra anılarında yazdılar.
Cuntanın meydanlara inmesini engelleyemediği, kayıp yakınları Plaza de Mayo’da toplanarak “Unutmayacağız, affetmeyeceğiz” dedi ve direnişi sürdürdü. Arjantin’in darbecilerin siyasi görüşlerine zıt fikirlere sahip teknik direktörü Cesar Luis Menotti ise kendileri de ülkedeki travmatik hâlden nasibini alan oyuncularını kazanarak “metal işçilerini, kasapları, fırıncıları, şoförleri” sevindirmeleri için motive etti.
Bilgi notu: Yenilgiye müsamahası olmayan cuntanın, Arjantinli futbolculara doping yaptırdığı da iddialar arasında. 2003’te sesi değiştirilerek Fransız radyosuna çıkan ve Fransız millî futbolcu Marius Tresor olduğu iddia edilen kişi, amfetamin sebebiyle Arjantin soyunma odasında herkesin bağırıp çağırdığını söyleyecekti. Cuntanın faaliyetleri bununla da sınırlı kalmadı. İddiaya göre rüşvet verilen FIFA yöneticileri, finale kalan takımları belirleyecek grup maçlarında büyük bir usulsüzlüğe imza atarak Brezilya’yı Arjantin'den önce oynattı. Böylece Arjantin, Peru maçına kaç fark atması gerektiğini bilerek çıktı ve 4 farkla kazanması gereken maçı 6-0 kazanarak finale yükseldi.
En sembolik direniş mesajları ise stat görevlileri aracılığıyla verildi. In Bed With Maradona’da David Forrest’a El Monumental’in kalelerindeki siyah şeritlerin sırrını anlatan dönemin stat görevlisi Ezequiel Valentini şöyle diyordu:
“Herkes kaybedilen birini tanıyordu. Çalışanlar protesto etmek istiyordu… Cuntayı açıkça protesto etmek intihar gibi bir şeydi. Kendim için korkmuyordum ama terör öyle bir şekilde işliyordu ki aileniz ve dostlarınız için korkuyordunuz… Protestolara katılmanın en güvenli yolu, halkın yasına ortak olmaktı. Bu yüzden kale direklerinin zeminle birleştiği yere siyah şeritler geçirildi.”
Stat görevlileri, futboldan anlamayan yöneticileri bunun “ülke futbolunun geleneği” olduğunu söyleyerek kandırmışlar ve futbol tarihinde belki de ilk kez kale direklerini politize etmişlerdi!
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
Punto Punto, gazetecilikten beslenirken, spor kültürünü şekillendiren olayları neden ve sonuçlarıyla geniş perspektiften ele alır. Futbol, tenis, atletizm, voleybol ve basketbol başta olmak üzere tüm atletik branşların etrafında gelişen hikayeler, gelen kutunda.
NEREDE YAYIMLANDI?
Spor tarihine damga vuran politik eylemleri hatırlıyoruz. NCAA'de erkek ve kadınlarda dörtlü final heyecanını bekliyoruz.
04 Nis 2025

YAZARLAR

Punto
Punto, gazetecilikten beslenirken, spor kültürünü şekillendiren olayları neden ve sonuçlarıyla geniş perspektiften ele alır. Futbol, tenis, atletizm, voleybol ve basketbol başta olmak üzere tüm atletik branşların etrafında gelişen hikayeler, gelen kutunda.
İLGİLİ OKUMALAR
Serena Williams’ın dört yıllık aranın ardından Wimbledon’la birlikte kortlara dönüşünü mümkün kılan fiziksel değişim, spor dünyasında yeni bir tartışmanın da kapısını açtı. Serena, profesyonel tenise dönmeye hazırlanırken yeni nesil zayıflama ilaçlarından yararlanarak yaklaşık 15 kilo verdi. Peki bir madde sizi doğrudan daha güçlü veya hızlı yapmıyorsa da ideal kabul edilen vücuda ulaşmanızı kolaylaştırıyorsa doping kapsamına alınmalı mı?

Dünya Kupası futbolcular kadar spor yazarları için de önemli bir kariyer noktasıdır. Futbolcuları takip etmek, maçları stadyumda izleyip yazmak veya anlatmak büyük anlam taşır. The Athletic yazarı Aslı Pelit için mesleki deneyim ve tatminin yanında bir önemi daha vardı 2026 Dünya Kupası’nın. Turnuvayı yeni anne olmuş bir muhabir olarak takip etti. Bir yandan maçlar hakkında yazarken ve basın toplantılarında soru sorarken diğer yandan da altı buçuk aylık kızı Milo’nun bakımını planlamakla meşguldü. Aslı’dan son bir ayın öyküsünü dinledik…

Dünya Kupası'nda Fransa-İspanya, Arjantin-İngiltere maçlarıyla finalistler belirleniyor. Fransa-İspanya eşleşmesi futbolun gördüğü en üst düzey takımlardan ikisini karşı karşıya getirirken Arjantin-İngiltere köklü bir rekabete yeni bir sayfa ekleyecek.

Arjantin'de Javier Milei hükümeti, nafaka borcu olan ebeveynleri tribünlerden uzaklaştırarak ilk bakışta alkışlanabilecek bir uygulamaya imza attı. Öte yandan aynı hükümet, kadınlara ve çocuklara yönelik sosyal destek mekanizmalarını da tasfiye etmeye devam ediyor. Arjantin'deki yeni uygulama, kadın ve çocuk haklarını gerçekten güçlendiren bir politika olabilir mi, yoksa sağ popülizmin yeni gösterilerinden biri mi?

Trump’ın FIFA Başkanı Infantino’yu arayarak Balogun’un kırmızı kart cezasını askıya aldırması futbol dünyasının tepkisini çekti. Ama aynı zamanda FIFA’nın bu tip liderler karşısında ne kadar zayıf bir karnesi olduğunu da yeniden hatırlattı.
07 Tem 2026



