Suç makinesine dönüşen Meksikalı kız kardeşlerin hikayesi: Ölü Kızlar

Okuru provoke etmek, hassas noktalarına seslenmek dil işçiliği açısından zor olsa da bilinen ve sıkça başvurulan bir yöntemdir. Ama aynı etkiyi alabildiğine bir yalınlık içinde verebilmek… Asıl beceri sanırım bu. Edebiyat serüvenine oyun yazarı olarak başlayan Meksikalı yazar Jorge Ibargüengoitia'nın Ölü Kızlar adlı romanında yaptığı tam da bu. Sanki birilerini izlemek üzere tutulmuş bir özel dedektifin notlarını okuyorsunuz…
Ölü Kızlar, can alıcı öyküsüyle bir anda sarıyor sizi. Ekranlardaki sabah programlarında izleyip işittiklerimize benzediği için konusu da tanıdık gelecektir. Kolay ve çok para kazanma hevesiyle ve biraz da tesadüflerin yönlendirmesiyle genelev patronluğuna soyunan iki kız kardeşin yasadışı ve kanlı yöntemlerle büyük bir fuhuş imparatorluğu kurmasını, ardından bu imparatorluğun eli kanlı organize bir suç örgütüne dönüşümünü anlatan romanın dilinin yalınlığını vurgulamak önemli. Çünkü yazar, olayları bize tanık ifadeleri, polis ve savcılık kayıtlarının sadeliğiyle aktarıyor. Roman, okuru üslubundan ziyade anlattıklarıyla avlıyor.
Hoş geldin! Aposto Premium üyelerine özel bu içeriği okumak için Premium üye olabilir ya da Premium hesabına giriş yapabilirsin.
Aposto Premium
Ayda
- Aposto'nun tüm arşivine ve güncel yayınlara sınırsız erişim.
- Yükselen endüstrilerden gelişme ve içgörüleri aktaran, entelektüel dünyanı besleyecek Premium üyelere özel makale ve bültenler.
- Gündemdeki gelişmeleri küresel bir perspektifle aktaran analizler.
- Aposto Radyo için hazırladığımız podcast ve sesli belgesellere websitemiz ve mobil uygulamamızdan erişim imkanı.

DuendeHer hafta müzik, sinema, eğlence ve sanat dünyasından söyleşiler, incelemeler, öneriler, podcast’ler ve keşif notları e-posta kutunda.
YAZARLAR

Soner Can
Gazetelerin hafta sonu eklerinde, kültür-sanat servislerinde uzun yıllar haberci, yönetici ve yazar olarak çalıştı. Halen sanat edebiyat dergileri için yazarlarla söyleşiler yapıyor, okunmaya değer kitaplara dair yazılar yazıyor.

Duende
Her hafta müzik, sinema, eğlence ve sanat dünyasından söyleşiler, incelemeler, öneriler, podcast’ler ve keşif notları e-posta kutunda.
İLGİLİ BAŞLIKLAR
OKUMAYA DEVAM EDİN
İki yıllık aranın ardından geçen hafta sonu İstanbul’a dönen MUBI Fest'in atmosferine ve Cannes’dan taşıdığı dört filme yakından bakıyoruz.

Cormac McCarthy’nin 1985’te yayımlanan büyük romanı "Kan Meridyeni"ni okurken insanın aklına zaman zaman şu tuhaf düşünce geliyor: Belki "Dünya masumdu ve biz onu bozduk" anlatısı baştan beri fazla iyimserdi.

Jane Schoenbrun, yeni filmi "Teenage Sex and Death at Camp Miasma"da slasher alt türünün tüm özelliklerini ters yüz ederek ortaya türün eleştirisini de merkezine aldığı, kitsch estetikle bezeli bir anlatı ortaya koymuş. Ortaya bu eleştiriyi dört başı mamur bir şekilde görsel dünyaya taşıyan ve mizahı elden bırakmayan bir slasher filmi çıkmış.

Paris’te düzenlenen Rock En Seine festivalinin son gününde The Cure, 40 binden fazla kişiye 3 saate yakın süren bir performans sundu. 67 yaşındaki Robert Smith’in sesi, geçen yıllara rağmen daha da güçlü ve bir o kadar kırılgan. Karanlığın, yalnızlığın ve umudun şarkılarını birlikte söyleyen binlerce kişiyle birlikte yazı The Cure’un müziğiyle uğurluyoruz.

Selda Uygur, yeni romanı "Yalvaç"ta iki farklı çağdan tutkularının peşindeki iki kadının özgürleşme öyküsünü ve zaman algısını, benlik ve kişiliklerini korumak için ortaya koyduğu mücadeleyi, iki farklı zaman koridorunda işliyor. Uygur ile zamanın ruhuna ve dair söyleşirken onun hiç değiştiremediği savaşları ve tutkuları, kahramanları Gece ve Livia üzerinden anlamaya çalıştık.




