Sürüden ayrılmak mümkün mü?

DuendeHer hafta müzik, sinema, eğlence ve sanat dünyasından söyleşiler, incelemeler, öneriler, podcast’ler ve keşif notları e-posta kutunda.
Film: The Pack / La jauría
Yönetmen: Andrés Ramírez Pulido
Yapım yılı: 2022
Süre: 86 dakika
Yönetmen ve senarist Andrés Ramírez Pulido; Latin Amerika ormanlarındaki ürpertici ve tekinsiz mekânlarda gençlik, masumiyet, suç ve şiddete yönelik hikâyelere sahip kısa filmlere imza attı. Ardından gelen ve benzer temalara sahip ilk uzun metrajlı filmi The Pack / La jauría ise 2022’deki Cannes Film Festivali’nde Eleştirmenler Haftası kapsamında gösterildi ve Eleştirmenler Haftası Büyük Ödülü’nün sahibi oldu. Film, Kolombiya ormanlarının ortasındaki deneysel bir rehabilitasyon merkezinde tutulan ve burada yoğun bir terapi ve çalışma kampına tabi tutulan bir grup genç suçluya odaklanıyor. Cinayet suçuyla burada bulunan Eliú, suç ortağı El Mono’nun da aynı merkeze getirilmesinin ardından insan doğasının karanlığıyla ve kaderiyle yüzleşmek zorunda kalıyor.
Seçeneksizlik nedeniyle suça sürüklenen çocukların ve gençlerin hikâyeleri, kültür ve coğrafya fark etmeksizin özellikle çağdaş dünya sinemasının önemli bir parçası. (Bana göre son yıllarda bu özel alt-türün en başarılı örnekleri de Latin Amerika ve İtalya sinemasından çıkıyor.) Toplumsal dengesizlik ve adaletsizlikle karşı karşıya kalan gençler, para kazanmak ya da evden uzaklaşmak için alternatiflere sahip olmadığında sistemin kurbanı değil parçası olmayı seçiyorlar. Çetelere katılmak, uyuşturucu satmak, başkalarının pis işlerini yapmak onlar için bir kısa yola, bir savunma mekanizmasına dönüşüyor. Sinemada izlediğim yüzlerce örneğe bakılırsa toplumdaki cinsiyetçilik ve ataerkil düzenin de etkisiyle şiddete ve çetelere itilen genç erkekler olarak yansıtılırken genç kadınların hikâyeleri seks işçiliği, çocuk istismarı ve cinsel suçlar üzerinden ele alınıyor. The Pack / La jauría, yine bir grup genç erkeğe odaklanıyor.

The Pack / La jauría | Kaynak: IMDb
Annesine ve kendisine uygulanan fiziksel şiddete isyan edip babasını öldürme niyetiyle yola çıkan Eliú ve kendisinden çok daha başına buyruk gözüken suç ortağı El Mono, yanlış insanı öldürmüş ve yakalanmışlar. Önce Eliú, ardından El Mono; ormanın ortasında terk edilmiş ve harabeye dönüşmeye başlamış bir tesise kapatılıyorlar. Hiçbir yerin ortasındaki bu mekân, psikolojisi bozuk ve şiddete meyilli bir grup gencin varlığıyla olduğu kadar filmin doğayı yetkince kullanan görüntü yönetimi ve deneysel müziklerin desteğiyle daha da tekinsiz bir atmosfere bürünüyor.
Gençler, bu sözde rehabilitasyon merkezinde aslında tesisi onarmak ve temizlemek üzere bulunuyor; bizzat devletin organları tarafından ucuz işçi olarak çalıştırılıyorlar. Onları gerçekten tanımaya fırsatımız olmuyor; onları toplumsal düzendeki alt konumlarıyla, birer suçlu olarak görmekten başka çaremiz kalmıyor. Filmin ilk çeyreğindeki en etkileyici sahne de bir form doldurma sahnesi zaten: Her birinin kendisini katil, hırsız, ispiyoncu, yalancı, bağımlı, piç vb. etiketlerle, yüksek sesle tanımlamalarına tanık oluyoruz. Onlardan sorumlu olan ve onları terapiyle “iyileştirebileceğini” iddia eden yetişkin Alvaro’nun teknikleri, gardiyan Godoy’un silahı kadar etkili olmuyor. Alvaro’nun terapiye olan inancının ve ısrarınınsa bir vicdan rahatlatma, bir kendini aklama çabası olduğu belli. “Biz burada bir aileyiz” diyor gençlere; oysa bir aile değil, özgür bir iradeye ya da seçim şansına sahip olmayan kocaman bir sürüler. Alvaro da Godoy da suçlu gençler de bu sürünün bir parçası.
Yönetmen, “Ben inançlı biriyim, değişime inanıyorum. Ama belki de değişim bize ait değildir; affedici bir dokunuştan, bizim ötemizde bir yerden geliyordur” diyor. El Mono’nun gelişi; başlarda sistemin ve sürünün örnek bir parçasına dönüşmeye başlamış, değişmeye başlamış Eliú’nun içinde bir şeyleri tetikliyor ve sonrası çorap söküğü gibi geliyor: Sürüyü gütmekle görevli olanlar dâhil herkes sürünün bir parçası olduğunu anımsayıp sistemin her katmanına işlemiş şiddetin içlerinde kalmış kırıntılarını hatırlıyor ve çarkları döndürmeye devam ediyorlar.
Nerede izleyebilirsin? La jauría bugün Başka Sinema salonlarında gösterime giriyor.
Benzer işler:
- Monos (2019, Alejandro Landes)
- Piranhas / La paranza dei bambini (2019, Claudio Giovannesi)
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
DuendeHer hafta müzik, sinema, eğlence ve sanat dünyasından söyleşiler, incelemeler, öneriler, podcast’ler ve keşif notları e-posta kutunda.
İLGİLİ BAŞLIKLAR
NEREDE YAYIMLANDI?
Cannes’dan ödülle dönen Kolombiya yapımı The Pack ve 3 Primetime Emmy ödüllü komedi Abbott Elementary ile sürüyü eğitmek üzerine...
28 Tem 2023

YAZARLAR

Emre Eminoğlu
Sinema, kültür, sanat yazarı. 2021’den beri sinema editörlüğünü üstlendiği Aposto başta olmak üzere çeşitli dijital ve basılı yayınlarda sinema yazıları yazmaya, röportajlar yapmaya ve podcast'ler üretmeye devam ediyor. SİYAD ve FIPRESCI üyesi, Golden Globes seçmeni.

Duende
Her hafta müzik, sinema, eğlence ve sanat dünyasından söyleşiler, incelemeler, öneriler, podcast’ler ve keşif notları e-posta kutunda.
İLGİLİ OKUMALAR
Yaşlanmakla yaşlı rolünü oynamak birbirinden farklı şeyler. Yaşlanacağız. Bedenimiz değişecek. Fakat bedenimizin değişmesiyle kişiliğimizin, arzularımızın ve dünyayla kurduğumuz ilişkinin belirli bir kalıba sokulması arasında da zorunlu bir bağ yok. Yaşlanmaktan korkanlar için üç kitaplık bir reçete.

Charlotte Wells’in "Aftersun", Joachim Trier’in "Sentimental Value" ve Rodrigo Sorogoyen’in "El ser querido" filmleri, baba-kız ilişkisinin üç farklı dönemine ve üç ayrı duygusal biçimine bakıyor. Birinde geçmişe dönerek babasını anlamaya çalışan bir kız, diğerinde geçmişin yükünü bugünkü ilişkilerine taşımış iki kız kardeş, bir diğerindeyse yıllar sonra yeniden karşılaşıp eski hesapları açan bir baba-kız.

Lance Oppenheim’ın yeni filmi "Primetime" Chris Hansen’ın televizyon dünyasını güçlü oyunculuklarla yeniden kurarken reyting hırsının insani bedellerini ve gösterinin etik sınırlarını incelemekte yüzeysel kalıyor.

Kültürel mirası turizmin hizmetine sokmak başka şey; turizmi kültürel mirasın daha derin ve daha sürdürülebilir biçimde deneyimlenmesine aracılık edecek şekilde tasarlamak başka. İkisini birbirine karıştırdığımızda eser kolayca bir logoya, bir hediyelik eşyaya veya sosyal medyada tüketilen bir görsele dönüşebilir.

Ölenlerin eşyalarını dağıtıyoruz ama telefonlarımızda sesleri, mesajları, görüntüleri kalıyor. Sandra Wollner’ın "Her Defa" filminden hareketle, kapıya konan ayakkabılardan cevap beklediğimiz mesajlara uzanan yas hâlleri üzerine düşünceler.




