Suudi Arabistan'ın yapay zeka vizyonu ve Türkiye'nin durumu: Teknolojiye gecikmenin maliyeti

QuandoHer salı ve cuma girişimcilik ve teknoloji ekosistemlerinden öne çıkan gelişmeler, paradigma değişimleri, inovasyon trendleri ve dijital dönüşüm e-posta kutunda.
Birkaç yıl olmuştur. Suudi Arabistan’ın yapay zeka ile ilgili vizyonunu ilk okuduğumda çok şaşırmıştım. Benim için Suudlar, petrol parasını saçıp savuran, petrol bittiğinde ya da ona alternatif enerji kaynakları yükseldiğinde ne yapacağını bilemeyecek bir hanedandı.
Avrupa’da futbol kulüpleri, Türkiye’de arsalar, gayrimenkuller satın alabilir ya da dünya futbol yıldızlarını reddedilemeyecek kadar uçuk tekliflerle ülkelerine transfer edebilirlerdi ama bu yapay zeka merakı da nereden çıkmıştı? Nihayetinde yapay zeka, çipinden hammaddesine, geliştirme zorluklarından nadir bulunan uzmanlarına hatta elementlerine kadar oldukça komplike bir alandı.
Tamam, Suudi Arabistan’ın çok parası vardı ama bu yapay zeka da öyle “Bastırdım parayı geliştirdim işte” diye gelip geçilecek bir şey değildi. Bu alandaki stratejik derinlik ihtiyacı ve konunun jeopolitiği, kralını tanımazdı açıkçası.
Sonra tabii ki inceledim ve bu atağın ardında hiç hafife alınmayacak bir vizyon ve strateji buldum.
Trump’ın Ortadoğu ziyaretinin kaldıracı olarak yapay zeka
Suudi Arabistan’ın yapay zeka vizyonunu uzundur izlememe rağmen ancak yazma fırsatı buldum, çünkü ABD Başkanı Trump’ın son Ortadoğu ziyareti öncesi New York Times’ta Ana Swanson ve Tripp Mickle imzalı bir makale heyecanla duyuruyordu:
"Başkan Trump Ortadoğu'ya doğru yola çıkarken, ABD'nin yapay zeka çipleri üzerindeki hakimiyeti onun için güçlü bir kaldıraç hâline geldi."
Çünkü Suudi Arabistan başta olmak üzere, Körfez devletlerinin yapay zeka sistemlerini çalıştıran süper bilgisayarları barındıran veri merkezleri inşa etmek gibi bir planları vardı. Bu planların gerçekleşmesi de hâliyle Nvidia ve AMD gibi ABD şirketleri tarafından üretilen güçlü yapay zeka çiplerinin edinilmesine bağlıydı.
İşte bunun için de ABD hükümetinin izni gerekliydi. Suudlar bu konuda bağlayıcı anlaşmalar yapmak istiyordu ve görüşmelerin kalbinde de bu mesele olacaktı. Nitekim Suudi Arabistan, Trump’ın ziyaretinden hemen önce devlet destekli yapay zeka girişimi Humain’i başlattı.
- Humain, öncelikli olarak Arapça yapay zeka modelleri geliştirmeye odaklanacak, yeni nesil veri merkezleri ve bulut altyapısı kuracaktı.
Her şey Vizyon 2030 ile başladı?
Peki yapay zekada bu noktaya nasıl gelindi? Her şeyden önce Suudi Arabistan, Veliaht Prens Muhammed bin Selman’ın liderliğinde 2016’da Vizyon 2030 isimli bir proje başlattı. Bu projeyle birlikte yapay zeka ülke kalkınmasının merkezine yerleştirildi.
Hedefler o günlerde uçuk gibi görünüyordu ama netti: 2030 yılına kadar yapay zekadan GSYİH’ye 135 milyar dolar katkı sağlamak ve bu alanda ilk 15 ülke arasına girmek. Bu doğrultuda 10 milyarlarca dolarlık yatırım fonları, stratejik uluslararası ortaklıklar ve NEOM gibi mega ölçekte projelerle hızla ilerlenecekti.
- Yatırım ve altyapı geliştirmeden yetenek yönetimine, ekosistem inşa etmekten çip üretiminde kullanılan nadir toprak elementleri ve silikon üretimine odaklı madencilik projelerine kadar konunun tüm ayakları düşünülmüştü.
Vizyon 2030’un duyurulmasının üzerinden 8 yıl geçtikten sonra Suudi Arabistan, Oxford Insights 2024 endeksinde 17. sıraya kadar yükselmişti. Yani hedeflerine sadece iki basamak kalmıştı ve daha önlerinde altı koca yıl vardı. Elbette vizyon sadece parayla olmuyor ama Krallığın 100 milyar dolarlık Project Transcendence ile bu hedefe nasıl bir yatırım yaptığını da hatırlayalım. Üstelik Google, Microsoft ve Oracle gibi ABD merkezli teknoloji devleriyle kurulan ortaklıklar da cabası.
Kimileri 'şeytani bir oyun' olarak görürken
İki hafta önce yine bir Aposto yazısında işledim, Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanı Numan Kurtulmuş, yapay zekayı bir insansızlaştırma projesi, hatta şeytani bir oyun olarak görüyor ve onun gözyaşı döküp dökemeyeceğini sorguluyordu.
O yazıda en iyi ihtimalde felsefi olarak görülecek böyle tartışmalar açmak yerine, yapay zekayı artık "normal bir teknoloji" olarak görmek ve bu perspektifle alana yatırım yapmak gerektiğine değinmiştim. Suudi Arabistan’ın geldiği nokta düşünülünce, konuyu çok önce tam da bu perspektiften gördükleri söylenebilir. Onlarda da bunu "şeytani bir oyun" olarak gören yetkili insanlar var mı bilmiyorum tabii.
Şaşırtıcıdır ki, TBMM Başkanı Numan Kurtulmuş, bir teknoloji fuarında yapay zekayı şeytani bir oyunun parçası olarak tanımladıktan hemen sonra yine TBMM çatısı altında “Veriden Karara Ulusal Yapay Zeka Zirvesi” düzenlendi. Zirvenin açılışında konuşan TBMM Yapay Zekâ Araştırma Komisyonu Başkanı AK Parti Milletvekili Fatih Dönmez, Türkiye’nin küresel endekslerde ilk 20 içinde alma hedefini yineledi.
Şu anda neredeyiz?
Peki Türkiye’nin şu anki konumu ne? Öncelikle Türkiye’nin ilk yapay zeka stratejisinin, 2021 yılında 2021-2025 başlığıyla açıklandığını hatırlamak lazım.
- Stratejinin hedefleri arasında yapay zeka alanının GSYİH’ya katkısının yüzde 5’e çıkarılması, bu alandaki istihdamın 50 bin kişiye yükseltilmesi, lisansüstü mezun sayısının 10 bin kişiye çıkarılması ve uluslararası yapay zeka endekslerinde Türkiye’nin ilk 20 ülke arasında yer alması da vardı.
Bugün geldiğimiz noktada Türkiye, Oxford Insights Yapay Zekâ Hazırlık Endeksi’nde 53. sırada. Yani 2021-2025 stratejisinde ilk kez dillendirilen yirmincilik hedefinin henüz çok uzağında. Suudi Arabistan’ın 17. sırada yer aldığı bu endeksin sadece harcamayı değil, vizyonu da değerlendirdiğinin altını çizmek gerek. Bu da Türkiye’nin vizyon konusunda da sorunlu olduğunu gösteriyor. Daha doğrusu ortada bir vizyon olup olmadığı da epey tartışmalı.
Geri kalmamızın temel nedeni
Türkiye’nin yapay zeka alanında geri kalması için farklı nedenler sıralanabilir. Suudi Arabistan gibi zengin bir doğal kaynağa yani petrol gibi olağanüstü bir kaldıraca sahip değilseniz demokrasinizin iyi işlemesi gerek. Oysa Türkiye, özellikle son yıllarda demokrasi ve hukuk alanındaki gerilemeyle birlikte ekonomisini de bir türlü dengeye oturtamıyor. Bu temel nedeni dillendirdikten sonra daha spesifik nedenlere odaklanabiliriz.
Bu nedenlerden ilki yatırım açığı. ABD’de bu alana 500 milyar dolar, AB’de 200 milyar dolar, Fransa’da 109 milyar dolar ve Suudi Arabistan’da 40 milyar dolar gibi meblağlar konuşulurken Türkiye hâliyle bu sınırların yakınına bile varamıyor.
Aradaki fark sadece para değil; vizyon farkı da var. Bir diğer dezavantajımız koordinasyon eksikliği. Türkiye’de yapay zeka politikaları Sanayi Bakanlığı, Dijital Dönüşüm Ofisi, üniversiteler ve özel sektör arasında dağılmış durumda. Merkezî bir yapay zeka otoritesi hâlâ kurulmuş değil. Bu durum, kaynakların verimsiz kullanılmasına ve stratejinin sahada etkisiz kalmasına neden oluyor.
Üçüncü sorunumuz veri ve altyapı merkezleri konusu. Türkiye’de yerli veri merkezlerinin yetersizliği büyük bir eksiklik. Olası yapay zeka sistemlerimizin çalışması için gereken devasa veri setleri ve işlem gücü dışa bağımlı. Oysa Suudi Arabistan, Groq ile dünyanın en büyük AI çıkarım veri merkezini kurmaya hazırlanıyor.
Dördüncü eksikliğimiz ise insan kaynağı ve eğitim. Bu konuda beyin göçünün önemli bir etkisi var. Bu alandaki yetenekleri ülkede tutamıyoruz ki, ülkenin uzundur içinde bulunduğu olağanüstü koşullar bunun önemli bir sebebi. Diğer yandan bu alandaki mevcut taze girişimler de büyüyemiyor ve “Bir yabancı yatırım gelse de bizi satın alsa” beklentisi içine giriyor.
Peki neler yapmalıyız?
Bu alanda ilk yapılması gerekenin ekonomiyi düzeltmek olduğu açık. Ardından sadece yapay zeka vizyonuna odaklanmış bir kurumun olması, yatırımların dramatik bir biçimde artırılması, veri egemenliğinin güvence altına alınması ve hâliyle köklü bir eğitim reformunun hayata geçirilmesi ilk yapılacaklar. Bu konuda kamuoyu farkındalığını artırmak da önemli bir çarpan olabilir. Ancak acil demokrasi ve hukuk krizleri bir türlü bu gibi konulara odaklanma fırsatı tanımıyor.
Diğer yandan son dönemde bir TÜBİTAK LLM çalışması olduğu bilinse de Türkiye’nin henüz temel bir yapay zeka modeli dahi yok. Şimdiden ABD’de 109, Çin’de 20 ayrı model olduğunu ve Oxford’un Government AI Readiness Index 2024 raporuna da yansıdığı üzere ülkelerin kendi dil ve lehçelerinde LLM geliştirmeye tam kapasite odaklandığını düşünürsek bu konuda ne denli geride olduğumuz anlaşılabilir. Türkiye’de bu alandaki girişimlerin tohum aşamasının ötesinde büyüme finasmanı sağlayamaması da ayrı bir sorun.
- İleri düzey YZ modellerinin eğitimi için gerekli olan büyük ölçekli, yüksek kaliteli ve erişilebilir veri kümeleri konusunda önemli yasal engeller bulunması, aynı şekilde yapay zekaya ilişkin kapsamlı bir yasal ve etik çerçevenin henüz oluşmamış olması da eksikliklerimiz arasında.
Yine de umutlandıran gelişmeler yok değil. TBMM Yapay Zeka Araştırma Komisyonu, 4 aylık çalışmasını tamamlamış ve rapor hazırlama aşamasına geçmiş. O rapor yeterli olur mu, bu çalışmaların ardından gerçek bir vizyon ortaya konulur mu henüz net değil.
Ancak bu konunun, tüm çevresel risklerine ve yükselen itirazlarına rağmen sözgelimi bir Kanal İstanbul kadar bile konuşulamaması çok şey anlatıyor. Hiçbir şey aciliyet yaratmıyorsa yapay zekadaki gelişimin artık bir ulusal güvenlik meselesi hâline gelmesi bir aciliyet yaratmalı.
Yoksa ileride tarih sınavlarında soru olarak çıkmaya aday, matbaanın yüzlerce yıl gecikmesi benzeri yeni bir hikaye yaratmanın eşiğindeyiz. Çünkü buradaki bir yıllık gecikme bile onlarca yıla bedel bir açık yaratabilir.
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
QuandoHer salı ve cuma girişimcilik ve teknoloji ekosistemlerinden öne çıkan gelişmeler, paradigma değişimleri, inovasyon trendleri ve dijital dönüşüm e-posta kutunda.
YAZARLAR

Ümit Alan
Yazar ve iletişim uzmanı. Basın ve Yayıncılık ana bilim dalında yüksek lisans yaptı. 2000 yılından itibaren yazılarıyla basında yer almaya başladı. 2009 yılında düzenli medya eleştirisi yazıları yazmaya başladı. Yazılarının konsepti 2016’dan itibaren yeni medya ve dijital medya okur yazarlığına genişledi. Televizyonda "Heberler" (2010-2013) isimli hiciv programının senaryo yazarları arasında yer aldı. "Saray’dan Saray’a Türkiye’de Gazetecilik Masalı" (Can Yayınları, 2015) isimli bir eleştirel basın tarihi incelemesi kitabı var. Socrates Podcasts çatısı altında Can Öz ile birlikte "Yeni Medya 451"i hazırlıyor. Aposto ekibiyle birlikte ise "Ümit Alan ile Medya Tarihi" podcast serisini hazırladı. Aynı zamanda 2003 yılından bu yana iletişim sektöründe danışmanlık ve reklam yazarlığı yapıyor. Profesyonel konuşmacı olarak etkinliklere katılıyor.

Quando
Her salı ve cuma girişimcilik ve teknoloji ekosistemlerinden öne çıkan gelişmeler, paradigma değişimleri, inovasyon trendleri ve dijital dönüşüm e-posta kutunda.
İLGİLİ OKUMALAR
Influencerlık kendi döngüsünü geleneksel reklama dönüştürerek tamamladı. Pazar hâlâ büyüyor belki ama güven günden güne azalıyor. Tüketiciler ise bu kurgusal samimiyet ve aşırı tüketime karşı zırhlarını kuşanırken dijital kapitalizm illüzyonunun kalesini keşfetmekte gecikmedi elbette. Onun da adı yalnızlık. İşte tam bu noktada “yalnızlık influencer’lığı (loneliness / solitude influencer) adı verilen yeni bir içerik üreticisi profili yükselişe geçti.

Son birkaç yılda teknoloji arenası, pek çok işin yapay zekaya devredilmeye çalışıldığı bir atmosfere sahne oldu. Maliyet tasarrufu ve verimlilik artışı vaatleriyle gelen yapay zeka, birkaç yıl boyunca toplu işten çıkarmaların da ana gerekçelerinden biriydi. Yapay zekanın hâlâ gideri kadar gelir üretemediği 2026 yılında ise CEO’lar, işten çıkardıkları çalışanların, harcadıkları token’dan daha fazla maliyet yarattığını fark ettikleri bir eşiğe geldi.

Son yıllarda Amazon, Google ve OpenAI gibi pek çok şirket, kendi yapay zeka çiplerini duyurdu. Daha önce sektördeki yaygın eğilim, NVIDIA’nın rüştünü ispatlamış çiplerine güvenmek iken öncü şirketler, yakın zamanda ardı ardına bu eğilimin dışına çıkmaya başladı. Bu furya, oldukça kritik bir soruyu da gündeme taşıdı: Neden tüm teknoloji şirketleri, kendi yapay zeka çiplerini geliştiriyor?

Modern reklam hukuku, mesajın içeriğinin doğru olup olmadığına odaklanır. Ancak yapay zeka, artık mesajı ileten kişinin gerçekten var olup olmadığını da hukukun konusu hâline getiriyor. Ticaret Bakanlığı'nın 1 Ağustos'ta yürürlüğe girecek yönetmelik değişikliği de dijital kopyaların reklamlarda kullanılmasına kısıtlamalar getiriyor ve bunu yaparken dolandırıcılık içeriklerini esas alıyor. Peki ya amaç dolandırıcılık olmadığında?

YouTube, Türkiye’de de kullanıma sunacağı gözetimli çocuk hesaplarını duyurdu. Yaşa uygun içerik ayarları, gelişmiş ebeveyn kontrolleri ve yerleşik korumalarla gelen çocuk hesaplarının, YouTube’daki Aile Merkezi menüsünden aktif hâle getirilebileceği belirtildi. Platform ayrıca, ebeveynlere çocuklarının çevrimiçi güvenliğini korumaya yönelik üç ipucu sundu.




