Taciz iddialarından sonra Arcade Fire konserine gider miydiniz?

DuendeHer hafta müzik, sinema, eğlence ve sanat dünyasından söyleşiler, incelemeler, öneriler, podcast’ler ve keşif notları e-posta kutunda.
Geçen hafta e-posta adresime Arcade Fire’ın ilk albümü Funeral’ın 20. yıl özel konserinin duyurusu düştü. Grup, dünyaya sesini ilk kez duyurduğu bu albümü, Dublin ve Milano’da iki ayrı şovla kutlayacağını söylüyor; hayranlarına isterlerse smokinle gelebileceklerini söylüyordu. Tek bir sorun vardı. Arcade Fire’ın solisti Win Butler, 2 yıl önce cinsel istismarla suçlanmıştı ve bu hiç yaşanmamış gibi konserlerine devam ediyordu. Bu kutlama mesajı sonrası “Sanatçının ürettiği eserler, bu iddialardan bağımsız düşünülebilir mi?” sorusunu düşünür oldum.
Kaseti başa saracağım... İki yıl öncesine kadar büyük bir Arcade Fire hayranıydım. Mutsuz, mutlu, başarılı, kayıp hissettiğim birçok anımda şarkıları fon müziğim oldu. Grubu birçok kez canlı izledim. Hepsi de büyüleyiciydi. Çünkü sahnede devleşip müziği derinlerinde hissederek çalıyorlar. Grup üyeleri sahnede asla tek enstrüman çalmaz, hepsinin başındadırlar. Davuldaki kişiyi başka bir şarkıda gitarda görebilirsiniz. Ruhani bir şekilde hepsi bir bütün olmayı başarır ve size dünyada örneğine az rastlanır bir konser deneyimi yaşatırlar.
Amerikalı Win Butler ve Haiti kökenli Régine Chassagne liderliğindeki grup, 2001 yılında Montreal’de kuruldu. Önce küçük kulüplerde sonrasında da dünyanın en önemli festival ve konser mekanlarında sold out performanslara imza attılar. 2004’te yayınlanan Funeral albümleri de Chassagne’nin büyükannesi ve Butler’ın önemli bir müzisyen olan dedesi Alviona Rey’in hayatını kaybetmesi sonrası çıktı. Albüm, iki genç âşığın ailelerinin geçmişinden kaçışını ve onların trajedilerine maruz kalma hikayelerini içinde barındırıyordu. Neighborhood #1 (Tunnels)’ta birbirlerini görmek için evlerinden tüneller kazdıklarını anlatıyorlardı. Devamı niteliğindeki şarkılarda ise yaşanmış acılar, hayatın zorlukları, iç içe geçmiş hüzünlerle, aşklarını derin bir duygusallıkla ele alıyorlardı. Arcade Fire’ın müziğinde epik melodilerle birleşen derin sözlere rastlarsınız. Funeral albümünde ise bu çok daha belirgindir. Mesela Crown of Love, albümün en özelidir. Şarkıda, aşkın bir tür taç gibi hem güzel hem de ağrılı bir deneyim olduğu anlatılır.
Arcade Fire’ın kitlelerce tanınmasını sağlayan ise David Bowie sayesinde oldu. Funeral albümünde yer alan ve neredeyse grubun bütün konserinin kapanışını yaptığı Wake Up’ı Bowie ile 2005 yılında Fashion Rocks adlı etkinlikte New York’taki Radio City Music Hall’de seslendirdiler. Performans o kadar güçlüydü ki ertesi gün grup, artık müzik basının manşetlerindeydi. Bowie’nin de kanatları altına girmişlerdi. Şarkıda grubun en iyi şarkı sözü de yer alıyordu:
“If the children don’t grow up
Our bodies get bigger but our hearts get torn up”
Grup, verdiği röportajlar ve şarkı sözleri ile sadece aşka odaklanmıyor sosyal ve politik temalara da dokunuyordu. Neon Bible albümü; din, medya ve toplumla ilgili eleştiriler içeriyordu. Aynı zamanda da verdikleri röportajlarda gösteri toplumunun bir parçası olmadıklarını söylüyorlardı. “Sistemin yarattığı hayal kırıklıklarını onarmak istedik” dedikleri bilgelik albümü WE’de de anksiyete çağına girdiğimizi söylüyorlardı. Ayrıca sosyal sorumluluk projelerine de imza attılar. 2010 yılında Haiti’de meydana gelen büyük depremin ardından bölgedeki eğitim, sağlık ve kalkınma projelerini desteklediler. Etkinlikleri, Haitili müzisyenlerle birlikte çalışarak organize ettiler. Kanada’da Haiti yemekleri satan bir restoran açtılar. ABD’de Trump karşıtı eylemlerde yer alıp kadın haklarını da savundular.
‘Arcade Fire artık hayranlığıma layık değil’
2022’nin Ağustos ayında Arcade Fire, WE albümünün dünya turuna çıkmadan hemen önce Pitchfork’un şoke edici makalesi yayımlandı. Üç kadın, solist Win Butler’ın cinsel saldırı ve tacizine uğradıklarını iddia ediyorlardı. Ardından iki kişi daha sanatçıyla istismar içeren bir ilişki yaşadıklarını öne sürdü. Ben de tüm bu iddiaları okurken grubun Paris’teki konserine gitmeye hazırlanıyordum. Etik çerçevesinde grubu nereye oturtmam lazımdı artık?
Grup, ABD’nin kötü imajlı çoğu ünlüsünü temsil eden, güçlü PR uzmanı Risa Heller ile bir açıklama yayımladı. Butler, dört kişiyle ilişkisinin rızayla gerçekleştiğini ve kendisi tarafından başlatılmadığını söyledi. Eşi Régina ile de o dönem açık bir ilişkide olduğunu belirtti. Butler ayrıca geçmişte kendisiyle rızaya dayalı cinsel deneyim yaşayan kadınlara, yeniden temasa geçmeyi teklif etti. Bu açıklamalarda en kötüsü ise şuydu: “Seks yapıyorduk ve sonunda birkaç kez birlikte uyuduk. İlk seferinde grubumun dövmesini yaptırdığını fark ettim ki bu açıkçası biraz tuhaf geldi.” Anlayacağınız Win Butler, fandom olarak adlandırılan hayranlarıyla manipülatif bir ilişkinin içindeydi…
Kadın haklarına dair her türlü söylemin yanında olan bir grubun bu tavrı, müziğe olan kişisel bağlılığımı sorgulatıyordu. Bir hayranın “Arcade Fire’ın artık hayranlığıma layık olmadığına karar verdim” söylemi aslında çok doğruydu. Grup, 3 milyon takipçiye sahip Reddit’in “indieheads” kanalında engellendi. Buraya Arcade Fire’a dair bir şey yazdığınızda anında siliniyor. ABD, İngiltere ve Kanada’da birçok radyoda müzikleri yasaklandı.
Geri planda tutulan bir Win Butler
Peki, sanatçının eserleri ahlak-etik çerçevesinde nasıl değerlendirmeli? Bu olaylardan hemen sonra gittiğim Paris konserinde bunu çok derinden hissettim. Grup, sahnede kaybolmuş gibiydi. Ön isim olan Feist de sahnesini iptal etti. Instagram’da konserden paylaştığım bir videoya “Tacizci birini paylaşmaktan utanmıyor musun?” yorumunu aldım. Ama grup, kariyerini kaybetmekten korkmadan konser salonlarını doldurmaya devam ediyordu.

Win Butler
Peki iddiaları dile getiren mağdurlar kendi hayatlarında nasıl ilerliyordu? Toplumu ikna etme peşindeler miydi? Taciz suçlamasına maruz kalmış birçok sanatçı, patriyarkal sisteme karşı kadınların sessiz kalmaması gerektiğini savunmak yerine hâlâ kendilerine ayrılan konser salonlarını doldurup ödül törenlerinde yer alıyor.
Arcade Fire’a dair değişen ise şu oldu: Win Butler, bu iddialardan sonra yayınlanan grup fotoğraflarında hep geri planda gösterildi ya da önüne konulan bir cisimle kapatılmaya çalışıldı. Grup, hiç röportaj vermedi ve konser duyurularından başka bir söylemde bulunmadı. Win Butler’ın eşi Régina ise ön plana çıktı, hatta sahnede de grubun lideri olarak lanse edilmeye başlandı. Butler’ı görünmez hâle getirdiklerine mi inanıyorlardı acaba?
Bir sanat eseri, topluma sunulduğu andan itibaren sadece sanatçının olmaktan çıkıyor. Şarkıyı dinleyen kişi kendi bakış açısıyla bir çerçeve çiziyor. Sanatçının yarattığı eseri suçları üzerinden sorgulamak ya da hâlâ kitlelerin karşısına çıkıyor olmasını yargılamak bizi ahlakçı mı yapıyordu acaba? Fakat günümüzde bir sanat eserini yaratıcısından ayrı düşünmek pek mümkün değil. Çünkü kariyerlerine hiçbir şey olmamış gibi devam etmeleri, müzik sektöründeki bir diğer taciz iddiasının üstünün kapanmasına neden olabilir. Tacize uğrayan hayranlar ise “groupie” olarak algılanmaya devam edebilir.
Kendi adıma bundan 2 yıl önce olsa hemen Milano’ya uçak biletimi almış, en önden Funeral albümünün 20. yılını kutlayıp şarkılara eşlik ediyordum. Fakat artık Arcade Fire dinlemiyorum. Hayranların böyle manipule edilmesini kişisel olarak boykot ediyorum. Eski bir dostu kaybetmiş gibiyim, en önemlisi ise ihanete uğramış gibi hissediyorum. Şarkı sözlerinde ve verdiği röportajlarda topluma kendini yansıttığından farklı bir Win Butler ile karşılaştığım için… Funeral’ın ise bir zamanlar en sevdiğim albüm olarak hafızamın bir yerlerinde duracağı kesin! Peki, sen Arcade Fire’ın konserine gider miydin?
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
DuendeHer hafta müzik, sinema, eğlence ve sanat dünyasından söyleşiler, incelemeler, öneriler, podcast’ler ve keşif notları e-posta kutunda.
İLGİLİ BAŞLIKLAR
NEREDE YAYIMLANDI?
Bugün bültende biri taciz iddialarıyla, diğeri antisemitist söylemleriyle gündeme gelen iki müzisyen var. Peki biz bu insanları dinlemeye devam edebilir miyiz?
12 Şub 2024

YAZARLAR

Eda Solmaz
Müzik yazarı

Duende
Her hafta müzik, sinema, eğlence ve sanat dünyasından söyleşiler, incelemeler, öneriler, podcast’ler ve keşif notları e-posta kutunda.
İLGİLİ OKUMALAR
İstanbul bu ay adeta konser yorgunu. Temmuz boyunca her gün birden fazla uluslararası yıldız sahnedeydi. Farklı şehirlerden gelen dinleyiciler de büyük fedakarlıklarla bu deneyimin parçası oldu. Konser alanlarındaki müzikseverlerle konuştuk.

Yazar, akademisyen ve arkeolog İsmail Gezgin ile belli başlı kitaplarının ışığında kadim zamanları, yakın geçmişi ve bugünü konuştuk. Sıra kitabı "Ötekilerin Arkeolojisi"ni irdelemeye gelince, İsmail Gezgin "Yoksulluk bir uygarlık icadıdır" diyor ve "modern zamanlar"ı yargılayıp mahkum ediyor.

Oynadığı filmlerin türleri değişir, çalıştığı yönetmenler değişir, sinemasal anlayışlar değişir; lakin “Isabelle Huppert sineması” hep aynı sorunun etrafında döner: İnsan, kendi arzusu, iktidarı, korkusu ve özgürlüğüyle baş başa kaldığında kim olur? Bu yüzden onun filmografisi, son yarım yüzyılın ahlak, arzu, güç, sınıf ve özgürlük üzerine kurulmuş, muazzam bir sinemasal düşünce laboratuvarıdır.

Christopher Nolan uzun süredir merakla beklenen Odysseia uyarlaması "The Odyssey"de hikayeyi sözcüklerden ziyade aksiyonla anlatıyor. Dolayısıyla kitapta çok daha kurnaz, kibirli ve hatta yer yer zalim bir karakter olan Odysseus, filmde içsel çatışma ve çelişkiden yoksun bir kahramana dönüşüyor.

Günümüzde bir müzisyen aynı anda içerik üreticisi, pazarlama ve sosyal medya uzmanı da olmak zorundaymış gibi davranılıyor. James Blake, müzisyenlerin şarkılarını duyurmak için görünür olma çabasıyla ilgili sesini yükseltti ve Türkiye'den Ceylan Ertem ve Jehan Barbur gibi isimler de onu destekledi. Peki sanatçılar, sosyal medyada yeterince görünür değillerse yok mu sayılıyorlar?




