TFF seçimleri: ‘Beştepe kaybetti’ mi?

Punto Punto, gazetecilikten beslenirken, spor kültürünü şekillendiren olayları neden ve sonuçlarıyla geniş perspektiften ele alır. Futbol, tenis, atletizm, voleybol ve basketbol başta olmak üzere tüm atletik branşların etrafında gelişen hikayeler, gelen kutunda.
2013 Mayıs’ındaki Trabzonspor olağanüstü kongresinde öne çıkan iki aday vardı. Favori, Medical Park hastanelerinin patronu ve AK Parti’yle yakınlığı aleni Muharrem Usta’ydı. Plase ise 2010/11 sezonu şampiyonluğu konusundaki iddialı sözleriyle dikkatleri çeken, “Kupayı 1 ayda getireceğim” diyen İbrahim Hacıosmanoğlu’ydu. Trabzonspor camiası o dönemde şike davasının siyasi müdahaleyle yolundan çıkarıldığını, “hak ettikleri” şampiyonluğun, iktidar eliyle Fenerbahçe’ye verildiğini düşünüyordu. Bu yüzden “iktidarın adayı” Usta’ya karşı “kupayı 1 ayda getireceğini” söyleyen Hacıosmanoğlu’na büyük bir teveccüh oluşmuş nihayetinde de kazanan küçük farkla o olmuştu.
Elbette Hacıosmanoğlu, kongrenin zannettiği gibi “siyaset dışı” bir figür değildi ve bunu kısa sürede kanıtladı. İktidarın Gezi Parkı’ndan yükselen “istifa” seslerine karşı 16 Haziran’da düzenlediği Kazlıçeşme Meydanı’ndaki “Millî İradeye Saygı” mitinginde Hacıosmanoğlu da vardı.
- Neden önemli? Üç büyükler o dönemde Gezi Parkı eylemlerini selamlayan mesajlar verirken ve hiçbir başkan mitinge katılmamışken Hacıosmanoğlu’nun Trabzonspor’u “düşürdüğü” durum, kongrede kendisine “siyasetin adamı olmadığı için” destek verenleri ters köşeye yatırmıştı. Hacıosmanoğlu da Trabzon’a dönüşünde “ailesinin başörtüsü mağduru olduğunu” söyleyerek kendisini savunmuştu.
İktidarın ardında sıralanmayan kulüp başkanları, iktidara açıktan destek verdiği için eleştirilen kulüp başkanı… 11 yıl önce Türkiye’de “her şey” değil belki ama birçok şey ne kadar farklıymış değil mi? Farklı olmayan şeylerin başında devletin elinin uzandığı her kurumda mutlak siyasi kontrol sağlama arzusu geliyor.
O dönemde Fethullah Gülen cemaati hâlâ bu konuda iktidarın ortaklarından biriydi. İlişkiler çatırdama emareleri gösteriyordu ama öküz ölmemişti. Sonradan verilen isimle "FETÖ" birçok kurumda merkezî idarenin “uzattığı el” ya da “soktuğu burun” oluyordu. FETÖ sonrası da bu durum değişmedi. Türkiye’de devlet idaresi hâlâ “tek adam, partisi ve ortakları”ndan soruluyor. Beştepe’nin “zengin” danışman kadrosu, ideolojik farklılıkları da barındıran bu “siyasi ortaklar” manzumesinin en tepedeki alameti olarak belli ipuçlarını veriyor. Siyasi cephede MHP ile ortaklık, HÜDAPAR, BBP desteği, öncesinde YRP ve VP’den sağlanan mühimmat yakın dönemden bildiklerimiz. AK Parti’nin milletvekili bileşimi, bürokrasi ve devlet kadrolarının bölüşümüyle açığa çıkan parçalar da bu karmaşık “iktidar ortaklığı” haritasının tamamlayıcıları.
Hacıosmanoğlu kimin adayı?
Velhasılıkelam, Türkiye’de belli bir öneme sahip her kurum yönetimini Beştepe’den onay alarak belirliyor ve seçimlerde Beştepe’nin tek bir adayı olmasına gerek yok. Farklı fraksiyonların adayları yarışabilir, sadece seçim için fraksiyonlar arası güç birliği oluşturulabilir, fraksiyon falan dinlemeden bireysel ikbal güden figürler doğru ortaklıkları kurarak öne çıkabilir.
- Bu yüzden TFF’de Mehmet Büyükekşi’nin seçimleri kaybetmesine “Beştepe’nin adayı kaybetti”, “Dip dalganın etkisi”, “Liyakat kazandı” gibi Türkiye’de yaşamaya 14 gün önce başlamış expat tepkileri vermeyelim n’olur!
Doğrusu şu: Büyükekşi, Beştepe’den gerekli onayları almış, belli güvenceleri vermiş bir adaydı. Tıpkı Hacıosmanoğlu gibi. Büyükekşi’yle sorun yaşayan kulüplerin hepsi yönetim kurullarını Beştepe’yi memnun edecek isimlerle kuruyor, deyim yerindeyse hepsi herhangi bir telkine ihtiyaç duymadan yuvalarına en az bir “Saray amiri” atıyor. Hâl böyleyken bu isimlerin yaptığı seçimden “dip dalga”, “liyakat” beklemek “ben buldumcuk olmaya yer arıyorum” demeye benziyor.
Büyükekşi pek çok açıdan berbat bir futbol yöneticisiydi ama futboldaki sorunların %1’inin bile sorumlusu olamayacak kadar önemsizdi. Bugün Türkiye’de futbol ortamının durumunu bir yöneticiye hem de Büyükekşi gibi etkisiz bir yöneticiye bağlamak kendini kandırmaktan başka bir şey değil. Bu yüzden Büyükekşi sonrası işlerin otomatik olarak iyiye gideceğini ummak da yersiz.
Yeni başkan Hacıosmanoğlu sadece siyasi angajmanı belli bir yönetici değil aynı zamanda başkanlığı sırasında başta “hakemi soyunma odasına kilitlemek” olmak üzere akıl almaz eylemlere, demeçlere imza atmış bir isim. Böyle bir ismin bir daha futbol camiasında yer bulamayacağını düşünürsünüz ama tabii Türkiye’de yaşamaya yeni başlamışsanız!
- Editörün notu: "İçeriden" bir İbrahim Hacıosmanoğlu portresi ve unutanlar için Hacıosmanoğlu'nun skandallarından bazıları.
Önce kulüplere ‘dip dalga’ gelsin de…
Gözümüz aydın, gitti Büyükekşi geldi Hacıosmanoğlu! Ortada geçtim Türk futbolunun sorunlarının çözümüne, tespitine dair dahi bir çalışma yok! Büyük kulüplerin kısa dönemli çıkarları, işbirlikleri, Beştepe’yle münasebetleri neyi gerektiriyorsa yönetim kademesinde de o adımlar atılmaya devam edilecek. Hiç beğenilmeyen Büyükekşi döneminde olduğu gibi. Gerçek bir “dip dalga”dan bahsetmek için önce saray amirleriyle dolu kulüplerin “dip dalga”yla sarsılması gerektiği gerçeğini görmezden gelmeye ise devam edeceğiz gibi görünüyor.
Kaydet
Okuma listesine ekle
Paylaş
Punto Punto, gazetecilikten beslenirken, spor kültürünü şekillendiren olayları neden ve sonuçlarıyla geniş perspektiften ele alır. Futbol, tenis, atletizm, voleybol ve basketbol başta olmak üzere tüm atletik branşların etrafında gelişen hikayeler, gelen kutunda.
İLGİLİ BAŞLIKLAR
NEREDE YAYIMLANDI?
TFF seçimlerinde Büyükekşi'nin kaybetmesini, "Erdoğan'ın adayı kaybetti" şeklinde yorumlamak doğru mu? Shakespeare’in hâlâ pek çok yönüyle “bilinmeyen” kalabilmesinin sırrı nedir?
19 Tem 2024

YAZARLAR

Punto
Punto, gazetecilikten beslenirken, spor kültürünü şekillendiren olayları neden ve sonuçlarıyla geniş perspektiften ele alır. Futbol, tenis, atletizm, voleybol ve basketbol başta olmak üzere tüm atletik branşların etrafında gelişen hikayeler, gelen kutunda.
İLGİLİ OKUMALAR
Dünya Kupası futbolcular kadar spor yazarları için de önemli bir kariyer noktasıdır. Futbolcuları takip etmek, maçları stadyumda izleyip yazmak veya anlatmak büyük anlam taşır. The Athletic yazarı Aslı Pelit için mesleki deneyim ve tatminin yanında bir önemi daha vardı 2026 Dünya Kupası’nın. Turnuvayı yeni anne olmuş bir muhabir olarak takip etti. Bir yandan maçlar hakkında yazarken ve basın toplantılarında soru sorarken diğer yandan da altı buçuk aylık kızı Milo’nun bakımını planlamakla meşguldü. Aslı’dan son bir ayın öyküsünü dinledik…

Dünya Kupası'nda Fransa-İspanya, Arjantin-İngiltere maçlarıyla finalistler belirleniyor. Fransa-İspanya eşleşmesi futbolun gördüğü en üst düzey takımlardan ikisini karşı karşıya getirirken Arjantin-İngiltere köklü bir rekabete yeni bir sayfa ekleyecek.

Arjantin'de Javier Milei hükümeti, nafaka borcu olan ebeveynleri tribünlerden uzaklaştırarak ilk bakışta alkışlanabilecek bir uygulamaya imza attı. Öte yandan aynı hükümet, kadınlara ve çocuklara yönelik sosyal destek mekanizmalarını da tasfiye etmeye devam ediyor. Arjantin'deki yeni uygulama, kadın ve çocuk haklarını gerçekten güçlendiren bir politika olabilir mi, yoksa sağ popülizmin yeni gösterilerinden biri mi?

Trump’ın FIFA Başkanı Infantino’yu arayarak Balogun’un kırmızı kart cezasını askıya aldırması futbol dünyasının tepkisini çekti. Ama aynı zamanda FIFA’nın bu tip liderler karşısında ne kadar zayıf bir karnesi olduğunu da yeniden hatırlattı.
07 Tem 2026

Dünyanın en hızlı büyüyen sporlarından biri olan padel, artık bir sporun ötesinde bir yaşam biçimi. Kariyeri boyunca 230 şampiyonluk kazanan, tam 16 yıl boyunca dünya sıralamasının zirvesini kimseye bırakmayan Fernando Belasteguín de bu dönüşümün en yakın tanıklarından biri. Nano Padel'in davetiyle 3 Temmuz'da Lucca Beach Bodrum'da sporseverlerle buluşacak Arjantinli efsane; padelin hızlı yükselişinin arkasında yatan nedenler, iş dünyasının bu spora ilgisi, zirvede kalmanın psikolojisi ve Türkiye'nin potansiyeline dair sorularımızı yanıtladı.




